ŞÜTÜRGÜRBE (ŞÜTÜR-GÜRBE)


* Sözlüklerde iyili kötülü, birbiriyle uyumsuz ve karışık her türlü durumu ifade eden şütür-gürbe; tezkirelerde çok sayıda şiir yazan şairlerin iyi ve kötü şiirlerinin birbirine karıştığını belirten bir şiir eleştirisi terimi.



Sözlük Anlamı

Farsçada “deve” anlamındaki şütür ve “kedi” anlamındaki gürbe kelimelerinden oluşan şütür-gürbe tabiri Arapça bir mesele dayandırılmaktadır. Bu mesel, Reşîdüddîn Vatvat (ö. 573/1177)’ın Letâ’ifü’l-emsâl ve tarâ’ifü’l-akvâl adlı eserinde “çė erzân est în şutur eger bâ û nebûdî gurbe” [kedi olmasa deve ne kadar ucuz] başlığıyla yer almaktadır (Kılıç, 2023: 2394). Bu Arapça meselden hareketle sözlüklerde şütür-gürbe için şu anlamlar kaydedilmiştir: “Mecazen birbirine uymayan, münâsebetsiz, karışık” (Ayverdi, 2010, s. 1179; Parlatır, 2006, s. 1591); “birbiriyle uyumsuz olan iki şeyden kinayedir” (Amîd, 1379, s. 694); “ahenksiz, karışık” (Enverî, 1382, s. 4455; Enverî, 1383, s. 998); “çok orantısız, uyumsuz ve birbiriyle hiçbir ilişkisi olmayan iki şey” (Steingass, 1998, s. 734; Johnson, 1852, s. 740; Afîfî, 1391, s. 1558); “ıttıradsız, iyili fenalı” (Kartal, 2009, s. 641; Toparlı, 2000, s. 830); “iyili, kemli, uygunlu uygunsuz demekten kinayedir” (Öztürk ve Örs, 2009, s. 744); “nâ-mütenâsib ve nâmütecânis” (Dehhuda, 1377, s. 14160).




Terim Anlamı

Çok sayıda şiir yazımına bağlı olarak iyi şiirle ile kötü şiirin birbirine karıştığını belirten bir şiir eleştirisi terimidir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Türkçe şair tezkirelerine Herat okulu tezkireleri olarak bilinen Bahâristân, Devletşâh ve bu tezkirenin zeyli mahiyetindeki Tuhfe-i Sâmî aracılığıyla geçen bir terim olan şütür-gürbe, model aldığı yazılı kültürdeki bağlamını Türkçe metinlerde de korumuştur (Kılıç, 2023, s. 2410). Türkçe şair tezkirelerinde şütür-gürbe terimini ilk kez Latîfî kullanmıştır. Latîfî, Sabâyî’nin Kâtibî’ye nazire olarak yazdığı “Şütür ü Hücre” adlı şiiri hakkında, nazmında "şütür ü gürbe" olduğunu belirtmiştir. Şâhîdî’nin Dîvân’ında ise bazı beyitlerin kabul edilebilir nitelikte olduğunu, ancak bunların da "şütür-gürbe türünden nâ-hemvâr" olduğunu ifade etmiştir (Canım, 2018, s. 324, 289). Ahdî de Gülşen-i Şu’arâ'da Ârif Çelebi’nin şairlik yeteneği bulunduğunu ve çok sayıda şiir kaleme aldığını belirtmiş; ancak başkalarının bu şiirleri “şütür-gürbe” olarak nitelediğini ve bu nedenle Anadolu’ya gelen Fars şairlerine kıyasla beğenilmediğini kaydetmiştir. Edirneli Nazmî’nin de birçok kaside ve tarih yazmasına rağmen şiirlerinin şütür-gürbe olduğunu ifade etmiştir (Solmaz, 2018, s. 215-216, 290; Kılıç, 2023, s. 2403).

Âşık Çelebi ise Kara Fazlî’nin hem iyi hem de zayıf şiirleri bulunduğunu “şütür-gürbe” terimiyle açıkladıktan sonra, Hümâ ve Hümâyun mesnevisine kadar bu durumun sürdüğünü belirtmiştir. Gelibolulu Sun’î’nin az sayıda ancak nitelikli şiirleri olduğunu ve bunların “şütür-gürbe olmayıp düz” olduğunu kaydederek, “düz, yek-dest, hemvâr” gibi terimleri olumlu anlamda kullanmıştır (Kılıç, 2018, s. 519, 566). Hasan Çelebi, tezkiresinde Mâtemî/Hâtemî'nin şiirlerinin her ne kadar şütür-gürbe olsa da şairlik konusunda yeterli seviyede yeteneği olduğunu ve güzel şiirlerinin de bulunduğunu belirtmiştir (Kutluk, 1989, s. 325). Gelibolulu Âlî ise kendisi gibi hem şair hem de bir tezkire yazarı olan çağdaşı Ahdî’nin şairliği hakkında olumsuz değerlendirmelerde bulunmuştur. Ahdî’nin hayatıyla ilgili birkaç cümle bilgi verdikten hemen sonra onu, şütür-gürbe şiirler söylemede önde gelen biri olarak değerlendirmiştir. Kara Fazlî’nin de pür-gûy [çok şiir yazan] bir şair olduğunu belirten Âlî, onun şiirlerinin şütür-gürbe olduğunu ifade etmiş; yedi veya dokuz beyitlik bir şiirinde dahi ancak bir beytin beğenildiğini kaydetmiştir (İsen, 2017, s. 260-261; Kılıç, 2023, s. 2404).

Şütür-gürbe terimi, 17. yüzyılda ilk defa Riyâzî’nin tezkiresinde Gelibolu Âlî biyografisinde yer almıştır. Riyâzî, Âlî’nin şiirlerinin şütür-gürbe olduğunu belirtmiş ve penbe-dâne (pamuk-çekirdek) örneğinden hareketle şiirlerini kusurlu bulmuştur. Âlî’nin başarılı/değerli ve başarısız/değersiz şiirlerinin birbirine karıştığını belirten Riyâzî, bazı şiirlerinin kabul edilebilir nitelikte olduğunu da eklemiştir (Açıkgöz, 2017, s. 216). Güftî ise Teşrifâtü’ş-Şu’ârâ’da Ârif’in şiirlerini nâ-sâz [uyumsuz, aykırı] olarak değerlendirmiş, şiir satırlarının şütür-gürbe meselinden izler taşıdığını belirterek, edebî bir anlatımla bu terime yer vermiştir (Yılmaz, 2019, s. 122; Kılıç, 2023, s. 2405).

18. yüzyılda sadece Esrar Dede’nin tezkiresinde yer alan şütür-gürbe, Dervîş Nehcî biyografisinde kullanılmıştır. Nehcî’nin şiirlerinin genel olarak şütür-gürbe olduğu ancak kabul edilebilir düzeyde kelimeler barındırdığı şu şekilde ifade edilmiştir: “Şütür-gürbe eş‘ârı ve kabûle sezâ güftârı vardur” (Genç, 2018, s. 291; Kılıç, 2023, s. 2406).

Şütür-gürbe, 19. yüzyılda “son klasik Osmanlı şuarâ tezkiresi” (Akün, 1995, s. 256) olarak kabul edilen Hâtimetü’l-Eş’âr’da “Şerîf Tal‘at Efendi” biyografisinde kullanılmıştır. Fatîn, onun şiirlerinin şütür-gürbe olduğunu belirtmiş ve kelâm-ı mevzûn [vezinli söz/manzume] olarak değerlendirmiştir (Çiftçi, 2017, s. 274). Hâtimetü’l-Eş’âr’la birlikte klasik tezkire geleneğinin sona erdiği dönemden sonra yazılan biyografik kaynaklarda da şütür-gürbe terimi, şair tezkirelerindeki bağlamıyla kullanılmaya devam etmiştir. Osmanlı tarihçisi ve hattat Ahmed Bâdî Efendi’nin Riyâz-ı Belde-i Edirne’sinin Ravzatü’ş-Şu’arâ bölümünde şütür-gürbe “Edirneli Şerîf”, “Kıyâmî” ve “Münzî”nin biyografilerinde geçmektedir (Kılıç, 2023, s. 2406).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Şütür-gürbe terimi, Türkçe yazılmış biyografik kaynakların 12 tanesinde bir şiir eleştirisi terimi olarak yer almış, sadece 18. yüzyılda Âkif (ö.?)’in Mir’at-ı Şi’r (yt. 1211/1796)’inde tezkire terminolojisi dışında sözlük anlamıyla kullanılmıştır. İlk kez Latîfî’nin tezkiresiyle 16. yüzyılda kullanılan bu terim, klasik tezkire yazma geleneğinin modern biyografilere evrildiği 20. yüzyıla kadar kullanılmaya devam etmiştir (Kılıç, 2023, s. 2410). Bu kullanımlar kronolojik olarak aşağıda verilmiştir:

Latîfî'nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ'sında 2; Ahdî'nin Gülşen-i Şu’arâ'sında 2; Âşık Çelebi'nin Meşâ’irü’ş-Şu’arâ'sında 2; Hasan Çelebi'nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ'sında 1; Gelibolulu Âlî'nin Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı'nda 2; Riyâzî'nin Riyâzü’ş-Şu’arâ'sında 1; Güftî'nin Teşrifâtü’ş-Şu’arâ'sında 1; Esrâr Dede'nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye'sinde 1; Fatîn'in Hâtimetü’l-Eş’âr'ında 1 defa yer almıştır.

Klasik tezkireler dışında şütür-gürbe, terim anlamıyla Şemseddin Sâmî'nin  Kâmûsu’l-A’lâm’ında geçen biyografilerde 1; Ahmed Bâdî Efendi'nin Riyâz-ı Belde-i Edirne’sinde 3 ve İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın Son Asır Türk Şairleri'nde 1 defa yer almıştır.




Örnekler

Örnek 1:

Dîvân’ında kabûle kâbil gerçi ba‘zı ebyâtı dahi vardur ammâ şütür ü gürbe makûlesi nâ-hemvârdur (Canım, 2018, s. 289).

Örnek 2:

Günde beş yüz beyt dimege kâdirdür lâkin kitâbeti mümkin olmadıgı ecilden günde iki yüz beytle iktifâ itmişler idi. Nazm-ı dürer-bârı hakkında şütür-gürbe vâkı’ olmış dirler idi. Binâ’en alâ-zâlik Rûm’a gelen şu’arâ-yı ‘Acem yanında edâyı güftârı pesendîde olmamışdur (Solmaz, 2018, s. 215-216).

Örnek 3:

Nihâyet pür-gûy olmagla eş’ârı nâ-hemvârdur. İnşâsı dahi nazmı gibi perîşângüftâr idügi zâhir ü âşikârdur […] Ve bi’l-cümle eş’ârı şütür-gürbedür. Beyt diyecek mahalde ya heft-beyt ve yâhûd nüh-beyt söylese yine ancak bir beyti pesendîde bulınurdı (İsen, 2017, s. 261).

Örnek 4:

Egerçi eş‘ârı şütür-gürbe olup dânesi penbeden mümtâz olmadugı cihetden medhûldür; lâkin ba‘zısı derece-i kabûle mevsûldür (Açıkgöz, 2017, s. 216).




Kaynaklar

‘Amîd, H. (1379). Ferheng-i Fârsî-yi ‘Amîd. Kitâbhâne-yi Millî-yi Îrân.

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html [Erişim tarihi: 21.09.2025]

Adıgüzel, N. (2008). Edirneli Ahmet Bâdî'nin Riyâz-ı Belde-i Edirne adlı eserinin tezkire kısmı. Doktora tezi, Trakya Üniversitesi.

Afîfî, R. (1391). Ferhengnâme-i şi'rî. İntişârât-ı Surûş.

Akün, Ö. F. (1995). Fatîn Efendi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt12, 256- 260. TDV Yay.

Ayverdi, İ. (2010). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı Neşriyat. 

Baştuğ, İ. (2002). Son Asır Türk Şairleri Cilt IV. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay. 

Boyacıyan, A. H. (1987). A Turkish and English Lexicon. Librarie du Liban.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html [Erişim tarihi: 21.09.2025]

Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html [Erişim tarihi: 21.09.2025]

Dânişâmûz, H. (1386). Letâyifü’l-Emsâl ve Tarâyifü’l-Akvâl. Mirâs-ı Mektûb. 

Dastgerdî, V. (1314). Tuhfe-i Sâmî. Matbaa-i Armagan. 

Dehhuda, A. E. (1377). Lugatnâme-i Dehhudâ. Dânişgâh-ı Tahran Müessese-i Lügatnâmei Dehhudâ.

Enverî, H. (1383). Ferheng-i Kinâyât. 2 Cilt. İntişarat-ı Suhen. 

Enverî, H.(1382). Ferheng-i buzurg-i suhen, 8 Cilt. İntişarat-ı Suhen.

Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html [Erişim tarihi: 21.09.2025]

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html [Erişim tarihi: 21.09.2025]

Johnson, F. (1852). Dictionary Persian, Arabic and English. H. Allen and Co. 

Kahraman, D. (2008). Şemseddin Sâmi’nin Kâmûsu’l-‘lâm Adlı Eserinin III. Ve IV. Cildinde Geçen Eski Türk Edebiyatıyla İlgili Biyografiler. Yüksek lisans tezi, Atatürk Üniversitesi.

Kartal, A. (2009). Lügat-i Nâcî. TDK Yay. 

Katirai, M. (1357). Zebân u ferheng-i merdom: nakd. İntişârât-ı Tûka.

Kılcı, M. (2001). Enderunlu Mehmet Akif: Mir’ât-i Şi‘r. Yüksek lisans tezi, Çukurova Üniversitesi.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html [Erişim tarihi: 21.09.2025]

Kılıç, M. (2023). Türkçe ve Farsça Şair Tezkirelerinde Bir Eleştiri Terimi Olarak “Şütür-Gürbe”. Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 7(3), 2392-2415. https://doi.org/10.34083/akaded.1388854

Kutluk, İ. (1989). Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. TTK Yay.

Öztürk, M. ve Örs, D. (2009). Mütercim Âsım Efendi, Burhân-ı Katı. TDK Yay. 

Parlatır, İ. (2006). Osmanlı Türkçesi sözlüğü. Yargı Yay.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html [Erişim tarihi: 21.09.2025]

Steingass, F.J. (1998). A comprehensive Persian-English dictionary. Routledge.

Toparlı, R. (2000). Ahmed Vefik Paşa, Lehce-i Osmânî. TDK Yay. 

Yılmaz, K. (hzl.) (2019). Güftî Teşrîfâtü'ş-Şuʿarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html [Erişim tarihi: 21.09.2025]




Yazım Tarihi:
03/11/2025
logo-img