* 1-Tezkireciler tarafından âşığın sevgili uğruna çektiği sıkıntıların, içindeki aşk kavgasının ve deruni ıstırabın dışa vurumu, bir nevi gürültüsü olarak değerlendirilen şiirler için kullanılan bir ifade. 2-Etkileyici bulunmayan, kıymetsiz, estetikten yoksun, laf kalabalığından, gürültüden ibaret şiir anlamında olumsuz bir değerlendirme ifadesi. 3-Mecazi olarak adını şiir âleminde duyurma, meşhur olma anlamında kullanılan ifade.
Kelime Farsça “tuzlu, kemremsi” (Muallim Naci, 1308, s. 504) anlamındaki “şûr” ve “karıştırıcı, koparıcı, tahrik edici olan” (Remzi, 1305, s. 137) anlamlarındaki “engîz” kelimelerinin birleşmesiyle oluşan birleşik sıfattır. Sözlükler kelimenin ilk anlamı olarak “gavga ve gürültü koparan, gürültüye sebeb olan” (Şemseddin Sami, 1317, s. 788) karşılığını vermiştir.
Kelimenin tezkirelerde kimi zaman sözlük anlamıyla kullanıldığı görülür. Latîfî, Harîrî Abdü’l-celîl Çelebi’nin ʿUmdetü’l-vesâyâ ve zübdetü’n-nasâyih isimli eserinde “nemmâm”, “zemmâm”, “gammâz” kimselerden uzak durmayı ve onların sözlerine kulak vermemeyi tavsiye ettiğini ve bu tür insanların “şerîr ü şûr-engîz” olduğunu söylerek kelimeyi sözlük anlamıyla kullanır (Canım, 2018, s. 225). Ali Emirî ise Ümnî’den bahsederken “…meclis-i muvâneseti bir mahşer-i şûr-engîze çevirir…” (Kadıoğlu, 2018, s. 61) diyerek kelimeyi sözlük anlamıyla kullanır.
Esrar Dede, Derviş Ferrûhî’den aldığı gazelin dördüncü beytini “şûr-engîz” olarak niteleyerek kelimeyi sözlük anlamında kullanır. Beyit bazı mutaassıp çevrelerin tepkisini çekmiş, gürültü koparmış, küfür olarak yorumlanıp fitne uyandırmıştır. Hatta şair bu beyit yüzünden kadının huzuruna bile çağrılır. Derviş Ferruhî’nin mey içip dilber sevmeyenleri kâfirlikle itham ettiği söz konusu beyit şudur:
Kâfir olsun mey içüp ‘âlemde dil-ber sevmeyen
Hey müselmânlar bu yolda ihtiyâr olmaz baña (Genç, 2018, s. 253-254).
Tezkirelerde “şûr-engiz”e ait bir tanıma rastlanmaz. Latîfî, Şehzade Korkut’tan bahsederken onun bir şiirini “Ol zamanda bu şi’r-i şûr-engîzi hasb-i hâl ve dilde makâl idinmişlerdi.” diyerek verir (Canım, 2018, s. 147). Şehzade Korkut’un taht kavgasıyla geçen ve hazin şekilde sona eren çalkantılı hayatı göz önüne alındığında şiir, bir taraftan iktidar hırsıyla tahta geçmeyi arzulayan, bir taraftan da her şeyden elini eteğini çekerek münvezi hayat yaşamak isteyen bir ruhun gelgitleri, kendisiyle hesaplaşması, iç kavgası olarak yorumlanmaya müsaittir. Şiirin Latîfî tarafından bu mücadelenin sesi, gürültüsü, dışa vurumu şeklinde yorumlanmış olması, bu yüzden de “şûr-engîz” kelimesiyle nitelendirilmiş olması muhtemeldir (Örnek 1).
Latîfî, Sürûri-i Şarkî’nin bir şiirini örnek verirken “şûr-engiz” ifadesini kullanır (Örnek 2). Fahri Kaplan bu şiirin “şûr-engîz” olarak nitelenmesini kelimenin kavga, gürültü anlamları etrafından birkaç ihtimal hâlinde yorumlar: “Burada aşk derdiyle âşığın iki büklüm oluşu, kanlı gözyaşı döküşü, sevgilinin savaş için sinesinde taş saklaması, aşk mahallinde âşığın dövme ve yaralarla her tarafının kanca gibi olması vb. ifadelerle âşığın aşk yolunda karşılaştığı engeller, çektiği sıkıntılar tezkire yazarınca bu yoldaki kavga, bu yolun netame ve gürültüsü olarak yorumlanmış olmalıdır ki müellif burada şûr-engîz ifadesini kullanmıştır. Yahut şairin aşk yolunda çektiklerini acıyı vurgulayan bir teşbih ve tasvirlerle anlatması, Latîfî’nin şairin içindekini dışına sesli ve doğrudan yansıtarak gürültü yapar tarzda konuşmasını ifade edişi olarak da düşünülebilir. Bir başka açıdan da şairin içindeki aşkını ortaya koyarak aşk kavgasını kopardığı da düşünülebilecek bir başka anlamdır (Kaplan, 2018, s. 409).
Latîfî, Sa’yî’nin bir şiirini de “şiʿr-i şûr-engîz ü dil-âvîz” olarak takdim eder (Canım, 2018, s. 307-308). Sa’yî’nin şiirini çok beğenen Sultan, şairin buldurup ona çeşitli hediyeler verilmesini emreder. Âşığın sevgili uğruna çektiği sıkıntıların, içindeki aşk kavgasının ve deruni ıstırabın bir dışa vurumu, bir nevi gürültüsü olan şiir “şûr-engiz” olarak nitelenir (Örnek 3).
Başka bir örnekte Latîfî, “şûr-engîz” ifadesini Safâyî’nin tüm şiirleri için genel bir ifade olarak kullanır. Şiirleri yakıcılıktan uzak ve halk arasında da kıymetsiz bulunduğu için Safayî’nin divanını yaktığından bahseder (Canım, 2000, s. 359). Burada “şûr-engîz” etkileyici bulunmayan, kıymetsiz, estetikten yoksun, laf kalabalığından, gürültüden ibaret şiir anlamında olumsuz bir değerlendirme ifadesidir (Örnek 4).
Beyânî, Hayretî’den bahsederken onun çoğu şiirini “hayâl-âmîz”, hayâl-âmiz olmayıp sade olanları ise “âşıkâne” olduğu gerekçesiyle “şûr-engîz” olarak niteler ve bunun herkesçe kabul edilmiş bir durum olduğunu söyler. Buradan hareketle bir şiirin “şûr-engîz” oarak kabul edilmesinin “hayâl-âmiz” ve “âşıkâne” olmasına bağlı olduğu anlaşılır: “Ekser-i eş’ârı hayâl-âmîz sâdesi dahı âşıkâne olmagla şûr-engîz olmagın müsellem-i âlemdür.” (Sungurhan, 2017, s. 58). Beyânî başka bir örnekte Rûhî’nin bir şiirine cevaben Bâkî’den gelen gazeli “ebyât-ı şûr-engîz ve gazeliyât-ı şevk-âmîz” olarak değerlendirir (Sungurhan, 2017, s. 81). Matla ve makta beyitlerine yer verilen gazelde şair, aşk yolunda çektiği sıkıntıları ve iç kavgasını feryat edercesine anlatır. Şiirde çektiği onca sıkıntıya mukabil, fark edilmek için çabalayan, ortalığı ayağan kaldırmaya çalışan, gürültü koparan bir âşık karşımıza çıkar. “gör” redifi de böylesi bir çağrıyı, feryadı, fark edilme çabasını içerir (Örnek 5).
Riyâzî, Şûrî-i Diger mahlaslı şairden bahsederken ömrü vefa etseydi onun şiir vadisinde “şûr-engîz-i mızmâr-ı belâgat” olabileceğini düşünür (Açıkgöz, 2017, s.195). Şairin mahlası, “şûr-engîz”in kelime anlamı ve mizmarın nefesli bir çalgı olması birlikte düşünüldüğünde Riyâzî’nin kelimeye mecazen “adını duyurma, meşhur olma” gibi anlamlar yüklediği anlaşılır.
“Şûr-engîz” şairlerin tabiatlarına dair bir niteleme ifadesi olarak da kullanılır. Tolasa, tezkirecilerin şairlerde “taşkınlık, coşkunluk ya da dengesizlik” karşılığı olarak tespit ettiği tabirlerin arasında “şûr-engiz”i de sayar. Bu tabirlerin genellikle tek başına bulunmayıp birkaç tanesinin bir arada kullanıldığını söyleyen Tolasa, bu tabirlerle ifade edilen hâllerin sebebi olarak dünyevî ve ilâhî aşkı gösterir. Bu hâller kimi şairlerde geçici iken kimisinde devamlılık arz eder (Tolasa, 2002, s. 141). Örnek olarak Tâcizâde Câfer Çelebi’nin oğlu Caferî mahlaslı Bâlî Çelebi, “şûr-engîz” oarak nitelenen şairlerdendir. (Örnek 6)
Kelime, Latîfî Tezkiresi’nde 5 defa, Meşâ’irü’ş-şu’arâ’da 1’i şiir örneklerinde olmak üzere 4 defa, Beyânî Tezkiresi’nde 3 defa, Riyâzü’ş-Şuara’da 1 defa, Safâyî Tezkîresi’ndeki şiir örneklerinde 2 defa, Nuhbetü’l-âsâr li-zeyli Zübdeti’l-eş’âr’daki şiir örneklerinde 3 defa, Tezkire-i Silâhdâr-zâde’deki bir şiirde 1 defa, Tezkîre-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de 1 defa, Şefkat Tezkîresi’ndeki şiir örneklerinde 2 defa, Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid’de 1’i şiir örneklerinde olmak üzere 2 defa geçer.
Örnek 1:
Ol zamânki vâlidleri Sultân Bâyezîdüñ mezîd-i himmet ü ‘inâyeti kendünüñ ah-i ekberi ya’ni ki ulu birâderi Sultân Ahmede mahsûs u muhtass idügin iz’ân u ihsâs itdi. Harîmî tahallus itmişlerdi ve târik-i tâc ü taht ve fârig-ı raht u baht olup vilâyet-i Mısra gitmişlerdi. Ol zamânda bu şi’r-i şûr-engîzi hasb-i hâl ve dilde makâl idinmişlerdi.
Tâc u kabâyı terk idüp ‘üryân olayın bir zamân
Gurbetde seyrân eyleyüp mihmân olayın bir zamân
Çeng ü rebâbuñ sohbeti mutrib tamâm oldı hemân
Bezm-i belâda ney gibi nâlân olayın bir zamân
Geh düşüben gâhî turup geh gülüben gâh aglayup
Geh kan yudup sarhoş olup sekrân olayın bir zamân (Canım, 2018, s. 104).
Örnek 2:
Nesr: ve bu şi’r-i şûr-engîz dahî anuñ eş’âr-ı dürer-bârından ve güftâr-ı güher-nisârındandur.
Kâmetüm gamdan büküldi sünbül-i pür-tâb tek
Gözlerüm kan ile toldı lâle-i sîrâb tek
Ceng içün her dem dil-i hârâdan ol serv-i revân
Taş saklar sîne-i sîmîn içinde âb tek
‘Aşk kûyında nemed-pûşum ki na’l ü dâgdan
Cismüm üzre her taraf olmış durur kullâb tek (Canım, 2018, s. 269-270).
Örnek 3:
Rivâyet iderler ki bir gün Sultân Bâyezîd-i mağfiret-mezîd merkûmuñ bir gazeline râst gelür ki ol şi’rün kâ’ili bu fennüñ kâmili idügin bilür. Emr-i ‘âlî-birle mezbûrı her kande ise buldurup şâhâne himmetler ve melikâne ‘inâyetler ider. Ol şi’r-i şûr-engîz ü dilâvîz budur.
Şi’r:
Sûretüñ nakşını yazınca göñül nâmesine
Kanlar aglatdı gözüm kirpügümüñ hâmesine
Şeref-i şemsde yazıldugıyçün hatt u ruhuñ
Nüsha-i mihr ü mahhabbet didiler nâmesine
Bir gümüş serv-i kabâ-pûşdur ol mâh k’anuñ
Güneş altunlu gül olsa yaraşur câmesine (Canım, 2018, s. 277).
Örnek-4
Mesmûʿdur ki mezbûruñ şi’r-i şûr-engîzi dâyire-i sûz u güdâzdan bîrûn ve meyân-ı nâsda kadr ü i’tibârı pest ü dûn oldugı bâʾisden evrâk-ı pejmürdesin eş’âr-ı efsürdesiyle kesb-i harâret idüp sûz-nâk olsun içün evrâk-ı ebter misâlinde oda bucâgından getürüp götürüp oda bırakmış ve sözleri bî-sûz olup derûnı yakmadugıyçün dîvânın oda yaḳmış (Canım, 2018, s. 329).
Örnek 5:
Bâkî Efendi dahı harâret-i mahabbet ve âteş-i ışk-ı meveddet ile ebyât-ı şûr-engîz ve gazeliyât-ı şevk-âmîz dimişdür. Cümleden bu gazel anlardandur.
Kûyun gedâsı oldı dil-i mübtelâyı gör
Sevdâ-yı mülk ü saltanat eyler gedâyı gör
Gögsin gererdi zühd ile Bâkî bu arsada
Nâ-geh tokındı tîr-i mahabbet kazâyı gör
diyü gazeli cevâne cevâb içün göndermişdür (Sungurhan, 2017, s. 80-81).
Örnek 6:
Kendü dahı şûh-tab’ u şûrîde-şân u şûr-engîz, pür-‘akl u temyîz ‘işve-sâz u ‘âşık-nevâz, vefâ-pîşe vü şikâr-endîşe hüsnine magrûr ve her kemâl ile ma’mûr, hânesi melce’-i yârân u mecma’-ı rindân, hem-demleri ehl-i ‘irfân, her şeb meclisi gûyendeler ü sâzendeler ile reşk-i gülşen-i pür-bülbül ve bülbüleler ile pür-gulgul ve her gün bezmi sâgar-ı pür-mey ve çihre-i sâkî-i lâle-’izâr ile gül gül idi (Kılınç, 2018, s. 202).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzî Muhammed Efendi, Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html (Erişim tarihi: 04.09.2025)
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html. (Erişim tarihi: 04.09.2025)
Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî 1-2. İstanbul.
Genç, İ. (hzl.) (2018). Esrâr Dede, Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html. (Erişim tarihi: 04.09.2025)
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Ali Emîrî Efendi, Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html (Erişim tarihi: 04.09.2025)
Kaplan, F. (hzl.) (2018). “Latîfî Tezkiresi’nde Edebî Eleştiri Terimleri ve Edebiyat Eleştirisi”, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, SBE (Basılmamış Doktora Tezi).
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html. (Erişim tarihi: 04.09.2025)
Muallim Nâcî (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Beyânî, Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html. (Erişim tarihi: 04.09.2025)
Şemseddin Sâmî (2004). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Tolasa, H. (hzl.) (2002). Sehî, Lâtîfi ve Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi. Ankara: Akçağ Yayınları.