* “Her gün olan, günlük, gündelik” anlamında, şair tezkirelerinde nitelediği sözün “alelade, sıradan, gündelik, her zaman kullanılan” vb. niteliklerde olduğunu belirten terim.
“Gün” anlamındaki Farsça “rûz” ve “kere” anlamındaki Arapça “merre”nin birleşmesiyle oluşan “rûz-merre”, “her günkü, günlük” anlamındadır (Ayverdi, 2011, s. 2640). Lugat-ı Remzî’de, “rûz-merre”ye: “Daima, her gün ve bir günden ibaret zaman ve beyne’n-nâs umumen malum u müstamel olan tabirât ve lisan ve dil” (Birinci, 2018, s. 607) anlamı verilir. Hüseyin Remzî’nin bu tanımının son kısmı “insanlar arasında genellikle bilinen ve kullanılan tabirler ve lisan” anlamında olup, aslında "rûz-merre"nin tezkirelerde şiir ve söz için kullanıldığında hangi anlama geldiğini sarih bir şekilde belirtir.
Her gün kullanılan, sıradan ve alelade tabirleri ihtiva eden; kullanış niteliğine göre güzel veya amiyane olabilen söz, mısra, beyit veya şiirler.
“Rûz- merre” tabiri, tezkirelerde bazen sözü/şiiri niteleyen bir ifade olarak kullanılırken zaman zaman da kelimenin şiir dışında kullanımına rastlanır. Mesela Âşık Çelebi’nin “Işkî-i Sâlis” başlığında: “Basîrî-i merhûmun ulûfesinden mahlûl olan on akçayı ta‘yîn-i kifâf-ı rûz-merre itdiler.” (Kılıç, 2018, s.473) demesi bahsedilen kişinin günlük yetirdiği akçeyi belirtir. Edebî terim anlamı taşıyan kullanımlarda ise “rûz-merre”, nitelediği sözün her an kullanılabilen tarzda, yaygın ve sıradan olduğunu belirtir. “Rûz-merre” tabirinin Türkçe şair tezkirelerindeki ilk kullanımı Sehî Beg’in Heşt Behişt’inde görülür. Sehî Beg, ifadeyi bir kez terim anlamıyla (İpekten vd., 2017, s. 11) bir kez de terim anlamının dışında (s. 29) kullanmıştır. Sehî Beg, tezkiresinin birinci tabakasını oluşturan “Tabaka-i Nuhustîn” başlıklı bölümün girişinde bu tabakada ele aldığı devrin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın sözlerini överken: “Gâyet-i fesâhat ü belâgatlarından rûz-merre söylenen her bir sözleri vezn olsa bir harf artuk eksük bulınmaz. Küllî kelimâtı mevzundur” (İpekten vd., 2017, s.11) diyerek âdeta padişahın fasih söz söyleyişinden dolayı günlük konuşmasındaki sözlerinin dahi mevzun olduğunu, onun günlük dilinin de edebî ve estetik bir değer taşıdığını belirtir.
Sehî Beg’den sekiz yıl sonra tezkiresini kaleme alan Latifî’nin eserinde, “rûz-merre” tabirinin şiir eleştiri ifadesi olarak en belirgin örneklerinden birini görürüz. Latîfî, Lâmi‘î Çelebi için: “Ammâ ittifâk-ı fuzalâ ve fusehâ budur ki egerçi zû-fünûn u mütefennindür lâkin nazm u inşâsında reng ü rûh yokdur. Kelimâtınun hâyîde ve rûz-merre elfâz u ibârâtı çokdur.” (Canım, 2000, s. 476) diyerek, Lami‘î her ne kadar çok ilim sahibi bir kişi olsa da kullandığı kelime ve ifadelerde daha önce kullanılmış, ağızda çok çiğnenmiş (hayîde), her gün görülebilen, alelade (rûz-merre) söz ve ibarelerin çok olduğu eleştirisini getirir. Burada “rûz-merre” tabirinin “söz”le ilgili olarak; “gündelik, günlük hayatta sıkça kullanılan, bir icat ürünü olmayan, alelade, estetik ve edebî bir nitelik taşımaktan uzak” (Kaplan, 2021, s. 355), sıradan, özgünlüğü bulunmayan, çokça tekrarı sözün estetiğinde daralmaya yol açan vb. niteliklere işaret ettiği görülür.
Kınalızâde Hasan Çelebi, tezkiresinin münacat niteliğindeki girişinde: “Nümâyende-i tefâvüt ü ikdâr itmişdür ki ba’zınun kelimâtı mânend-i esvât-ı hayvânât ve ba’zınun edâ-yı rûz-merresi müştemil-i envâ’-ı teşbihât u isti’ârâtdur.” (Sungurhan, 2017, s.69) ifadeleriyle Allah’ın farklı farklı yaratma kudretini gösterdiğini, bu sebeple bazılarının kelimeleri hayvan sesleri misali iken bazılarının “rûz-merre” yani her gün kullandığı tabirlerdeki edalarının ise istiare ve teşbih çeşitlerini kapsayacak nitelikte yani sözü ileri derecede estetik seviyeye taşıyacak sanatlarla örülü olduğunu belirtir. Burada “rûz-merre” edası dahi sanatlarla yüklü kimselerden bahsedilmesi dikkat çekicidir. Bu, “rûz-merre” olarak tabir edilen gündelik kullanımların başarılı sanatkârlar, şairler ve münşiler elinde birer sanat metnine dönüşebileceğini gösterir. Benzer durum, Sehî Beg’in Muhibbî’ye dair yukarıda zikredilen övgüsünde de görülür. Yine Kınalızade Hasan Çelebi, Hoca Sadeddin Efendi’yi övdüğü (Sungurhan, 2017, s.9) “Vasf-ı Şerîf-i Hazret-i Hâce Efendi” başlıklı bölümdeki: “Ol hazretde olan beşâşet-i rûy ve talâkât-ı lisân ve sabahât-ı vech ve uzûbet-i beyân ve kelimât-ı rûz-merresinde olan hüsn ü halâvet ve ‘ibârât-ı fasîhasında olan lutf u melâhat letâfet-i rûy-ı mehveşân-ı pür-sabâhat gibi kâbil-i ta’bîr ve mümkin-i takrîr ü rivâyet degüldür.” (Sungurhan, 2017, s.117) ifadelerinde Hoca Sadeddin Efendi’nin rûz-merre olarak nitelenebilecek kelimelerinde dahi hüsn ü halâvet bulunduğunu söyler. Bu da hemen her gün, defalarca kullanılan ibareyi niteleyen “rûz-merre” tabirinin sadece alelade ve basit sözü belirtmeyebileceğini gösterir. Sözü fasih olan kimselerin her gün kullandığı “rûz-merre” tabirler dahi bir güzellik ve tatlılık taşıyabilmektedir.
Gelibolulu Âlî’nin kullanımları ise “rûz-merre” tabirinin basit, sıradan, alelade, çokça tekrarlanıp özgünlüğü olmayan sözü nitelediği örneklerdir (İsen, 2017: s.49, s.75, s.183). Âli, Şâmî için: “Rûz-merre edâlara mâ’il sâdece nazm söylemege kâ’il kimse imiş” (İsen, 2017: s. 75) derken şairin “rûz-merre” yani her zaman kullanılan -ve özgünlükten uzak- edalara meylettiği ve sözü de sade söylediği yönünde bir değerlendirmeyi nakleder. Âlî’nin Monla Gazâlî (Deli Birader) ile ilgili şu değerlendirmesi ise “rûz-merre”nin bir edebî eleştiri ifadesi olarak en sahih örneklerinden birini sunar: “Merhûmun eş‘ârı kendü gibi küşâdedür. Kıt‘alara itdügü dikkati eş‘ârından ziyâdedür. Cidden hüsn-i edâ ile mukayyed degüldür. Ya‘ni rûz-merre kelimâtı koyup nezâket semtine sülûka mü‘eyyed degüldür.” (İsen, 2017, s. 183). Gazâlî’nin şiirinin kendi gibi küşade (açık) -burada küşadenin rahat hatta laubali anlamında kullanılıyor olması muhtemeldir- olduğunu söyleyen Âlî, onun kıtalarındaki dikkatinin şiirlerinden -gazel kastediliyor olmalı- daha fazla olduğunu belirtir. Devamında ise Gazâlî’nin şiirde eda güzelliğini gözetmediğini belirten Âlî, şairin “rûz-merre” kelimeleri bırakıp nezaket semtine yolculuk yapamadığını ifade eder. Burada “rûz-merre” tabirinin “gündelik, sıradan, alelade” anlamının öne çıktığı söylenebilir. Bunun yanında Bursalı Gazâlî’nin laubali ve rahat tavırlı üslubunda amiyane tabirleri zaman zaman kullanıyor olmasının da şiirinin nezaket semtine gidemeyişine sebep olarak gösterildiği düşünülebilir. Bu yönüyle buradaki “rûz-merre”nin gündelik ve aleladenin yanında laubali ve amiyane tabirlerin niteleyicisi olduğu da söylenebilir.
Riyâzî’nin, Yahya Beg için söylediği: “Ekser eş‘ârı ‘âşık ile ma‘şûk miyânında güzerân iden rûz-ı merre-i ahvâli edâ olmagla, “Rûm’da zebân-ı vukû‘, şi‘r-i Yahyâ’dur.” dinilse revâdur.” (Açıkgöz, 2017, s.349) ifadelerinde rûz-merre tabiri doğrudan sözü nitelemese de sözün içeriğinin niteleyicisidir. Riyâzî’ye göre Yahyâ Beg, şiirlerinde aşıkla maşuk arasında geçen rûz-merre (günlük) hâlleri ifade ettiği için Osmanlı/Anadolu diyarında vukua gelen şeylerin dili (tercümanı) Yahya Beg denilse yeridir. Burada, Yahya Beg’in aşka dair, aşıkla maşuk arasındaki günlük hâllerden bahsetmesinin değerli ve dikkat çekici görüldüğü söylenebilir.
Güftî, tezkiresinin Mevlânâ Tâib Çelebi maddesinin girişinde Tâib’i fesahati ve nüktedanlığıyla över. Ancak sonrasında; çok bilinen, meclislerde konuşulan bir husus naklettiği için mana meclisini dile getirme hususunda maharetli olduğu hâlde bu tarzda “rûz-merre” edalarla meramını ifade ettiğini belirterek bir yönüyle kendisine tatlı bir eleştiri getirir:
“Çîre-destân-ı meclis-i ma‘nâ
Oldı bu nev‘a rûz-merre edâ” (Yılmaz, 2019, s. 42).
Güftî, manzum tezkiresinin bir başka beytinde ise Vecdî’nin taze elbiseler giymiş fikirlerle nazım meclisinin her günkü (rûz-merre) aşinalarından olacağını söyler:
“N’ola olsa o fikr-i tâze-libâs
Meclis-i nazma rûz-i merre-şinâs” (Yılmaz, 2019, s. 195).
Ancak buradaki “rûz-merre” ifadesinin doğrudan sözü veya şiiri nitelediğini söylemek zordur. Yine de söz ehli kişinin günlük tabirlerinin de güzel olacağına dair yukarıda zikredilmiş olan değerlendirmelerle bu beyitteki yaklaşımın ilişkili olduğu düşünülebilir.
18. yüzyıl tezkire yazarlarından Sâlim ise “rûz-merre” tabirini Sâbit ile ilgili bir değerlendirmesinde kullanır: “Sûretâ gerçi eş‘ârı yesîr görünür ammâ sehl-i mümteni makûlesi olup reftârına tanzir be-gâyet ‘asîrdir. Rûz-merre isti‘mâl olunan letâyifi bir kalıba ifrâğ ider ki zarûrî âdeme bir zevk ve tekrir-i kırâ‘at ve tecdîd-i istimâ‘ına tâze tâze şevk hâsıl olur” (İnce, 2018, s.154). Sâlim’e göre, Sâbit’in şiiri basit görünmekle birlikte esasen sehl-i mümteni tarzındadır ve ona nazire söyleyebilmek pek güçtür. “Rûz-merre” (günlük, her zaman) kullanılan latifeleri öyle bir kalıba döker ki insana zevk verir ve onları tekrar tekrar okuyup işitmeye bir şevk hasıl olur. Bu değerlendirme, nüktedan ve üstat bir şairin elinde günlük kullanılan “rûz-merre” tabirlerin estetik zevk ve haz veren bir tarza dönüşebileceğini göstermesi bakımından dikkate değerdir. Bu da bir sözün “rûz-merre” olmasının onun bir sanat metnine dönüşmesine engel olmadığını gösterir. Nitekim atasözü ve deyimlerin, gündelik hayattaki tabirlerin bol kullanıldığı mesel yüklü şiir üslubunun belli şairler elindeki başarısı da bunu gösterir niteliktedir. Bir yönüyle “rûz-merre” tabirlerin başarılı kullanımı sehl-i mümteni tarzı söyleyişlerin de kapısını açan bir anahtar olabilmektedir.
“Rûz-merre” ifadesi şiir veya sözle ilgili bir sıfat olarak Sehî Beg (s. 11), Latîfî (s. 457), Kınalızâde Hasan Çelebi (s. 69, 117), Gelibolulu Âlî (s. 49, 75), Riyâzî (s. 349), Güftî (s. 42, 195) ve Sâlim (s. 154) tarafından kullanılmıştır. Kelimenin şiir terimi ifade etmeyen kullanımları da Sehî Beg (s.29), Latîfî (s. 117), Âşık Çelebi (s. 337, 447, 473), Gelibolulu Âlî (s. 143) ve Ali Emîrî Efendi’nin (Kadıoğlu, 2018, s. 33) tezkirelerinde görülmektedir. Genel bir bakışla tezkirelerde bir edebî niteleme ifadesi olarak “rûz-merre” tabirinin nadir kullanıldığı, hatta bazı tezkirelerde hiç kullanılmadığı söylenebilir.
Örnek 1:
Gâyet-i fesâhat ü belâgatlarından rûz-merre söylenen her bir sözleri vezn olsa bir harf artuk eksük bulınmaz. Küllî kelimâtı mevzundur (İpekten vd., 2017, s.11).
Örnek 2:
Ammâ ittifâk-ı fuzalâ ve fusehâ budur ki egerçi zû-fünûn u mütefennindür lâkin nazm u inşâsında reng ü rûh yokdur. Kelimâtınun hâyîde ve rûz-merre elfâz u ibârâtı çokdur (Canım, 2018, s. 459).
Örnek 3:
Egerçi ol devrün rûz-merre ‘ibârâtı ve evâ’il-i ‘ibârâtı mülk-i Rûmun mu‘ayyen olan ıstılâhâtı vadisinden çıkamayup çendân edâ-yı bülende meyelân ve tumturak-ı elfaz-ı şâ‘ir-pesende sarf-ı kudret ü tüvân eylememişdür (İsen, 2017, s. 49).
Örnek 4:
Merhûmun eş‘ârı kendü gibi küşâdedür. Kıt‘alara itdügü dikkati eş‘ârından ziyâdedür. Cidden hüsn-i edâ ile mukayyed degüldür. Ya‘ni rûz-merre kelimâtı koyup nezâket semtine sülûka mü‘eyyed degüldür (İsen, 2017, s. 183).
Örnek 5:
Sûretâ gerçi eş‘ârı yesîr görünür ammâ sehl-i mümteni‘ makûlesi olup reftârına tanzir be-gâyet‘asîrdir. Rûz-merre isti‘mâl olunan letâyifi bir kalıba ifrâğ ider ki zarûrî âdeme bir zevk ve tekrir-i kırâ‘at ve tecdîd-i istimâ‘ına tâze tâze şevk hâsıl olur (İnce, 2018, s.154).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzî Muhammed Efendi - Riyâzü’ş-Şu‘arâ (Tezkiretü’ş-Şuarâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Ayverdi, İ. (2011). Misalli Büyük Türkçe Sözlük (3 cilt) -Kubbealtı Lugatı-. İstanbul: Kubbealtı İktisadi İşletmesi.
Birinci, A. (hzl.) (2018). Hüseyin Remzi Altınbilek - Lugat-i Remzî. İstanbul. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî - Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
İnce, A. (hzl.) (2018). Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi - Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
İsen, M. (hzl.) (2017). Gelibolulu Mustafa Âlî - Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kadıoğlu, İ. (2018). Ali Emîrî Efendi - Tezkire-i Şu‘arâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü -Latîfî Tezkiresi Örneği-. İstanbul: DBY Yayınları.
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi - Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi - Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Yılmaz, K. (hzl.) (2019) Güftî - Teşrîfatü’ş-Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html