rûşen-edâ, rûşen edâ
* Açık ve anlaşılır üslubu veya açık ve anlaşılır bir üsluba sahip olmayı ifade etmek için kullanılan bir terim.
Sözlüklerde “rûşen” kelimesi, “Aydın ziya ve bellü, bedihî ve âşikâr olan ve revnaklu ve ziyâdar olan” (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, c.1, s. 608), “Aydın, ziyâdâr, münîr” (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 674), “Aydınlık, parlak, açık (renk), yanan (lamba), belli, âşikâr, açık” (Kanar, 2015, s. 797); “edâ” ise “Tarz, üslub, şive, naz” (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 83), “Arabiyyeden ma’hûz Türkce ta‘biratdan ma‘dûddur: Tavr.” (Ebuzziyâ Mehmed Tevfik, c.1, s. 73), “Tarz, ifade, üslub” (Resimli Türkçe Kamus, 1928, s. 5) anlamlarında geçmektedir. “Rûşen” ve “edâ” kelimeleri “rûşen-edâ” şeklinde bir araya geldiğinde açık, anlaşılır bir üsluba sahip olmayı ifade eden ve bir ismi nitelemek amacıyla kullanılan Farsça birleşik sıfat; “rûşen edâ” şeklinde bir araya geldiğinde ise açık ve anlaşılır üslup anlamında Türkçe kurallarla elde edilmiş bir sıfat tamlaması olur.
Farsça birleşik sıfat olarak bir ismi nitelediğinde veya adlaşmış sıfat görevinde kullanıldığında (rûşen-edâ) “üslubu açık ve anlaşılır olan”; Türkçe kurallarla elde edilmiş sıfat tamlaması olarak kullanıldığında (rûşen edâ) ise “açık ve anlaşılır üslup” anlamını verir.
Terimin kullanımına tezkirelerde sadece Lâtîfî’de ve sadece iki yerde rastlanmaktadır. Her iki örnekte de terimin “rûşen edâ” şeklinde ve Türkçe kurallarla elde edilmiş bir sıfat tamlaması olarak kullanıldığı görülmektedir. Latifî, Elvân-ı Şirâzî maddesinde şairin Şeyh Mahmûd Şebüsterî’nin Gülşen-i Râz adlı eserini Türkçeye tercüme edip, tasavvuf ilminin gizli sırlarını ima yoluyla "rûşen edâ, sarih lafız ve fasih ibarelerle keşf ve izah" ettiğini belirtir (Canım, 2018, s. 81). Yetim Ali Çelebi maddesinde de, denizde meydana gelen savaş ve gazaları şairin “rûşen edâ ve pak lafız ile nazma çektiği” belirtilerek, eserin açık ve anlaşılır bir üslupla kaleme alındığı anlatılmıştır (Canım, 2018, s. 567).
Latifî’de yer alan her iki örnekte de terimin kullanıldığı bağlam onun birleşik sıfat olarak ele alınmasına imkân vermemektedir. Çünkü örneklerde “rûşen edâ” ifadesi anlam bakımından birbirini tamamlamak üzere her biri sıfat tamlaması olan elfâz-ı sarîh, ‘ibârât-ı fasîh, elfâz-ı pâk ifadeleri ile bir arada zikredilmiştir. Sıfat tamlamalarının ardında bir örnekte “… birle keşf ü îzâh it-”, diğerinde "… ile nazma getür-" ifadelerinin gelmesi de bunu göstermektedir. Buna göre terim, tezkirede “açık, aşikâr ve anlaşılır anlatma üslubu” anlamında kullanılmıştır.
Terim az sayıda olmakla birlikte divanlarda da geçmektedir. Divanlardaki kullanımda terimin tezkiredekinin aksine bir ismi nitelemek üzere “rûşen-edâ” şeklinde Farsça birleşik sıfat olarak kullanıldığı görülmektedir. 17. yüzyıl şairlerinden Nev’zâde Atâî, Şeyhülislam Sun’ullah Efendi için yazdığı kasidede Sun’ullah Efendi’nin âlimliği ve ilimde üstat olmasını âşikâr ve görünür olması bakımından parlaklığı ile güneş ve ay benzetmesiyle “rûşen-edâ” terimiyle ifade etmiştir (Örnek 3).
“Rûşen-edâ”, 18. yüzyıl şairlerinden Neccârzâde Rızâ’da bir beyitte bülbül sesi, diğer beyitte ise şairin kaleminden çıkan yazı ile ilişkilendirilerek sözlü ve yazılı ifadede "âşikâr, açık, duyulur ve anlaşılır üsluba sahip olan" anlamında kullanılmıştır (Örnek 4 ve 5).
Terim, sıfat tamlaması olarak tezkirelerden sadece Latîfî’nin Latifi Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ'sında iki yerde geçmektedir.
Örnek 1:
Mezkûr Şeyh Şîrâzî kitâb-ı Gülşen-i Râz’ı manzûmât-ı Fürsde mü’ellefât-ı Şeyh Mahmûd Şebüsterîden –kuddise rûhahû–) lisân-ı Türkîye terceme idüp ‘ilm-i tasavvufun esrâr-ı gâmızasın ve mermûzât-ı mektûmesin rûşen edâ ve elfâz-ı sarîh ü ‘ibârât-ı fasîh birle keşf ü îzâh itmişdür (Canım, 2018, s. 81).
Örnek 2:
Deryâda Magrib câniblerinde ve Frengistân taraflarında küffâr-ı hâk-sâr ile vâki olan gazâlarını ve heycâ vegâların bahr-i serî‘-i matvîde rûşen edâ ve elfâz-ı pâk ile nazma getürüp çok tahayyül ü tasannu‘ derc itmişdi (Canım, 2018, s.567).
Örnek 3:
Neyyir-i burc-ı Hüdâ ‘allâme-i rûşen-edâ
Gevher-i kân-ı safâ üstâd-ı gerdûn-âsitân (Karaköse, 2017, s. 49).
Örnek 4:
Cânâ çemende nâle vü efgân iden bu şeb
Savt-ı Rızâ-yı bülbül-i rûşen-edâ mıdur (Özdemir, 1999, s.130).
Örnek 5:
Rûşen-edâ-yı kilk-i Rızâ hatt-ı yârile
Ser safha-i hünerde bedî’u’l-cemâldür (Özdemir, 1999, s.290).
Canım, R. (hzl.) (2000). Latifi Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ (İnceleme-metin). Ankara: AKM Yayınları.
Doktor Hüseyin Remzi (1305), Lugat-i Remzî, C.1. İstanbul. Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/lugatiremzi/tafsil-123992-n52.html
Ebuzziyâ Mehmed Tevfik, |Lugât-i Ebuzziyâ. C.1. Erişim Adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/ebuzziya/tafsil-510623-ng4.html
Kanar, M. (2015). Farsça Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Karaköse, S. (hzl.) (2017). Nev’î-zâde Atâyî Dîvânı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194357/nevi-zade-atayi-divani.html
Lügat-nâme-i Dehhudâ. Erişim adresi: https://www.parsi.wiki/fa/wiki/searchresult?searchtype=0&word=2KfYr9in
Özdemir, M. (hzl.) (1999). Neccâr-Zâde Rızâ Divanı’nın Edisyon Kritiği. Yüksek Lisans Tezi, Afyon: Kocatepe Üniversitesi.
Resimli Türkçe Kâmûs. Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/turkcekamus/tafsil-2 76471-s98.html
Şemseddin Sâmî (1318) Kamus-ı Türkî. İstanbul.