lisân-ı rûşen-beyân, nâzım-ı rûşen-beyân, vâʿiz-i rûşen-beyân, rûşen beyân
* Tezkirelerde "rûşen-beyân" şeklinde kullanıldığında "sözü açık söyleyen, fasih konuşan” kişilerin açık, anlaşılır bir biçimde konuşmasını, "rûşen beyân" biçiminde kullanıldığında ise açık ve anlaşılır anlatımı ifade eden terim.
“Rûşen” Farsça bir sıfat olup, “aydın, parlak; belli, meydanda” (Devellioğlu, 1982, s. 1078); “aydın, ziyâdâr, münevver” (Şemseddin Sami, 1992, s. 674); “beyân” ise Arapça bir kelime olup “anlatma, açık söyleme, bildirme” anlamlarında kullanılmaktadır. “Beyân” ayrıca belâgat ilminin, hakikat, mecaz, hikâye, teşbih ve istiare gibi bahislerini öğreten kısmını da ifade etmektedir (Devellioğlu, 1982, s. 118). “Rûşen” ve “beyân” kelimelerinin bir araya gelmesinden meydana gelen “rûşen-beyân” ise, Farsça kurallarla yapılmış birleşik sıfat olup açık söyleyen, fasih konuşan (Devellioğlu, 1982, s. 1079); ifadesi açık ve anlaşılır olan (Redhouse, 1993, s. 993) anlamında kullanılmaktadır. Bu tanımlar ışığında "rûşen-beyân"; açık söyleyen, söyledikleri açık, anlaşılır olan anlamında kullanılan bir terim olduğu söylenebilir. Söz konusu kelimeler açık ve anlaşılır anlatım anlamında “rûşen beyân” şeklinde Türkçe sıfat tamlaması olarak da kullanılır.
Terim, "rûşen-beyân" şeklinde kullanıldığında "sözü açık söyleyen, fasih konuşan” kişilerin açık, anlaşılır bir biçimde konuşmasını, "rûşen beyân" biçiminde kullanıldığında ise açık ve anlaşılır anlatımı ifade etmek üzere kullanılmaktadır.
“Rûşen-beyân”, tespit edilen sekiz kullanımın hemen hepsinde bahse konu şairin üslubunun bir özelliğini ifade etmektedir. Söz konusu ilk kullanımlardan biri olan Latîfî Tezkiresi’nin Elvân-ı Şirâzî maddesinde yazar Elvân-ı Şirâzî’nin üslubundan bahsederken “… Bu bâisden erbâb-ı hâle hallerin îmâ vü remzle sırran beyân ve rumûz-ı künûzı lisân-ı rûşen-beyân ider” diyerek hâl sahiplerinin durumlarını birtakım sembollerle, sırlarını da açık ve anlaşılır bir biçimde ifade ettiğini belirtir (Canım, 2000, s. 81).
Latîfî Tezkiresi’nde tespit ettiğimiz bir diğer kullanım örneği Zâtî’nin üslubuyla ilgilidir. Latîfî, Zâtî’nin şehr-engiz ve lugazlarından başka mesnevi nazım biçiminde kaleme aldığı eserlerini sıraladıktan sonra “rûşen beyân” ile yani açık ve anlaşılır bir üslupla âşık ile ma’şûkun durumunu anlattığı Şem ü Pervâne ile Hüsrev ü Şirîn tarzında Ferruh-nâme'si olduğunu belirtir. Burada "rûşen" ve "beyân" kelimelerinin daha sonra gelen “ile” edatından da anlaşılacağı üzere birleşik sıfat olarak değil Türkçe kurallarla yapılmış bir sıfat tamlaması şeklinde kullanıldığı görülmektedir (Canım, 2000, s. 229), (Örnek 1).
Latîfî Tezkiresi’nde tespit edilen üçüncü kullanım aynı zamanda Mesnevi şârihi olan Şem’î ile ilgilidir. Latîfî, şairin hangi sebeple Şem’î mahlasını seçtiğine dair bir göndermede bulunur; söz konusu kelimeyi sanatlı bir biçimde kullanarak onun “âteş-zebân” yani “ateş dilli bir mum” ve "rûşen-beyân" yani anlatımı açık, söyledikleri anlaşılır bir kişi olduğuna vurgu yapar (Canım, 2000, s. 365), (Örnek 2).
Rûşen-beyân terimi 16. yüzyılın bir başka tezkiresi olan Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında Şem’î ve Ulvî maddelerinde görülür. Hasan Çelebi, Şem’î’nin sanatından/üslubundan bahsederken “şem’/mum” kelimesinin anlamından hareketle onun şairler meclisini aydınlatan bir çerağ, tatlı ve güzel sözler söyleyerek halkı kendisine hayran bırakan, söyledikleri anlaşılır ve güzel söz söyleme kabiliyetine sahip bir kişi olarak niteler (Sungurhan, 2017, s. 478), (Örnek 3).
Rûşen-beyân teriminin geçtiği bir başka kaynak Rıza Tezkiresi’dir. Söz konusu tezkirede yine Şem’î maddesinde kullanılan terim, “bir şâ’ir-i çerb-zebân u rûşen-beyândur” denilerek tatlı, güzel ve açık sözlü bir şair olduğu dile getirilir (Açıkgöz, 2017, s. 193), (Örnek 4).
“Rûşen-beyân” teriminin geçtiği bir diğer kaynak olan Fatin Tezkiresi olarak da anılan Hatimetü’l-Eş’âr adlı tezkiredir ve bu tezkirenin başında yer alan “Takrîz” bölümünde Fatin Davud’u tanıyan birçok kişinin eser ve yazar ile ilgili düşünceleri yer almaktadır. Esere takriz yazan kişilerden biri de Medîne-i Münevvere kadısı Tevhîd Efendi’dir. Tevhid Efendi tezkire ile ilgili düşüncelerini dile getirirken Kur’an-ı Kerîm’e atıfta bulunur ve onun açık, anlaşılır ve her şeyin yerli yerinde olduğuna işaret eder.
Terim ile ilgili son kaynak Fahreddin Bursevî’nin Gülzâr-ı İrfân adlı eseridir. Yazar, söz konusu eserin Eş-Şeyḫ Aḥmed Efendi El-Vâʿiz maddesinde Şeyh Ahmed Efendi’nin sözlerinin açık ve anlaşılır bir vaiz olduğu belirtilir (Güzel, 2023, s. 494), (Örnek 5).
Rûşen-beyân, Latifî Tezkiresi’nde 3, Kınalı-zâde Hasan Çelebi Tezkiresi’nde 2 ve Fatin Tezkiresi, Riyâzî Tezkiresi ve Gülzâr-ı İrfân’da birer tane olmak üzere toplam 5 farklı tezkirede 8 kere kullanılmıştır.
Örnek 1:
Şehrengîzlerinden ve lugazlarından gayrı ve manzûmâtdan ve mesneviyyâtdan kikâyet-i Ahmed ü Mahmûd’ı ve Siyer-i Nebî’si ve Kitâb-ı Mevlidi ve rûşen beyân ile âşık u maʿşûk ahvâlin beyân eyler Şemʿ ü Pervânesi ve Ḫusrev ü Şîrîn tarzında Ferruh- nâmesi vardur (Canım, 2000, s. 229).
Örnek 2:
Üsküb kurbinde Prizren nâm kasabadan ve Hazret-i Şeyh Vefâ dervîşlerindendür. Fânî-sûret ve dervîş-sîret kimesneydi. Bu devr içinde fevt oldı. Galebe-i fakr u fenâdan mikdâr-ı zerre kendüye kadr-i vücûd virmezdi ve âyîne-i enâniyyetde hod-bînlük idüp kendüyi görmezdi. Bir şemʿ-i âteş-zebân ve rûşen-beyân idi ki şemʿ-i şeb-efrûz-ı encümen-sûz gibi zebânından tutuşmuş idi ve şemʿîlük tahallusı ismen ve resmen üstine düşmiş idi (Canım, 2000, s. 305).
Örnek 3:
Üsküb yanında olan kasaba-i Prizrindendür. Çerâg-ı efrûz-ı bezm-i şu’arâ rûşeni bahş-ı encümen-i bülegâ çerb-zebân rûşen-beyân bir şâ’ir-i belâgat-’unvândur ki şu’le-i eş’âr-ı âteş-bârı hırmen-i sûz-ı sıgâr u kibâr ve kelimât-ı şevk-simâtun sûz u güdâzı şu’le-i şem’-i pür-nûr gibi nezdik ü dûr yanında rûşen ü âşkârdur (Sungurhan, 2017, s. 478).
Örnek 4:
Pirizrenî’dür. Şeyh Vefâ dervîşlerinden olup Vefâ-zâde hîz-i bâd-ı cihân-ı bî-vefâ itdükde kâyim-i makâmı olmışdı. Hakkâ ki, bir şâ’ir-i çerb-zebân u rûşen-beyândur ki Hüsrev-i belâgatden pervâne-i kabûl bulmış idi. Bu eş‘âr Dîvân’ından intihâb olınup sebt olındı.
Nazm
Uydurup çengine Zühre okur eş‘ârumuzı / Gün yüzüñ vasf ideli göklere çıkdı sözümüz
Velehu
Sen gülersin benüm agladuguma hecrüñde / Yohsa ey şûh-ı cihân saña temâşâ mı gelür (Açıkgöz, 2017, s. 193).
Örnek 5:
Merhûm-ı mezbûr gavvâs-ı bihâr-ı ulûm vâʿiz-i rūşen-beyân ve sâhib-i tahkîk ü itkân kavâʿid-i Arabiyyeʾde hem-ser-i Câhız ve mudakkık-ı kitâb hükmince vâʿiz idi (Güzel, 2023, s. 494).
Açıkgöz, N. (2017). Riyâzü’ş-Şu’arâ. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/54137,540229-riyazu39s-suarapdfpdf.pdf?0
Canım, R. (hzl.) (2000). Latifi Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ (İnceleme-metin). Ankara: AKM Yayınları.
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Devellioğlu, F. (1982). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Güzel, B. (hzl.) (2023). Gülzâr-ı İrfân. Mehmed Fahreddin Bursevî. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/118690,gulzar-i-irfan-mehmed-fahreddin-bursavipdf.pdf?0
Mütercim Âsım Efendi. (2009). Burhân-ı Katı. İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Redhouse English-Turkish Dictionary. (1993). İstanbul: Redhouse Yayınevi.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇-Tezkı̇retü’ş-şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmî (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.