REVÂNBAHŞ (REVĀN-BAḪŞ)

nazm-ı revân-bahş, eş’âr-ı âbdâr-ı revân-bahş, elfâz-ı revân-bahş


* Sözlüklerde "ruh, can bağışlayan, hayat veren, mutlu eden, huzur veren, güzel ve canlandırıcı" gibi anlamları olan, tezkirelerde akıcı, kulağa ve gönle hoş gelen, can veren, huzur veren mısra, beyit ve şiir için kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Revân-bahş Farsça bileşik bir sıfattır. Farsça “reften” fiilinden türetilen ve sıfat olarak da kullanılmakla birlikte burada isim görevinde olan “revân” ile "bahşîden" fiilinin muzari kökü “bahş” sözcüklerinden oluşmaktadır. “Revân” sözlükte “yürüyen, giden; akan; ruh, cân; süratle, derhal” anlamlarında kullanılır. Terim olarak da “su gibi akıp giden ifade ve akıcı söz, şiir” demektir (Ayverdi, 2010, s. 1024). Farsça “bağışlamak” anlamındaki “bahşîden” fiilinin muzari kökü olan “bahş” ise sonuna geldiği kelimelere “bahşeden, bağışlayan, veren, affeden” anlamlarını katar (Develioğlu, 2017, s. 75). Ruh, safâ, hayret gibi kelimelerin sonuna geldiği gibi revân kelimesinin sonuna gelerek ona “ruh, can bağışlayan, hayat veren bir kimse veya bir şey” anlamını katar. 




Terim Anlamı

Kulağa ve gönle hoş gelen,  can bağışlayıcı, mutluluk verici, ferahlatıcı ve yaratıcı söz veya şiir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Revân-bahş kelimesi bir üslup terimi olarak ilk defa Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ adlı eserinde geçmektedir. Kelimeyi iki kez kullanan Latîfî, Şem'î ve Necâtî Bey'den bahsettiği bölümlerde onların şiirlerini “revân-bahş” nitelemesine mazhar kılıp takdir eder. İlk olarak Şem'î adlı bir şairin şiirleri üzerine değerlendirmede bulunan  Latîfî “revân-bahş” ifadesini “sulu, taze; parlak, renkli; zarif, güzel ve nükteli (söz)“ anlamına gelen ”âbdâr" ifadesiyle beraber “nazm-ı âbdâr-ı revân-bahş” olarak kullanır. Akabinde söz konusu şiirlerin su gibi aktığını ve ateşli olduğunu, okuyanların dilini mum gibi yakacağını dile getirir (Canım, 2018, s. 304). Üsluba dair yapılan bu değerlendirmede şiir-su teşbihiyle şiirlerin akıcı ve kulağa hoş geldiği belirtilir. Devamında yapılan şiir-mum teşbihiyle de onların ateşli olduğu söylenir. Bu iki teşbihle ”revân-bahş" ifadesine “akıcılık ve cana can katma, can bağışlama, gönle hoş gelme" anlamlarının verildiği görülmektedir. (Örnek 1)

Tezkirenin bir başka bölümünde ise Lâtîfî, Necâtî Bey'i "nazım meydanının hoş sesli pehlivanı" olarak niteler. Hemen ardından “eş'âr-ı âbdâr-ı revân-bahşı ile Rum vilayetinin yüzü suyu” olduğunu belirtip onun üslup bakımından eşsiz bir mucit olduğunu söyler (Canım, 2018, s. 502). Burada da Necâtî'nin şiirlerine ses, ahenk ve yaratıcılık ekseninde yaklaşıldığı, “revân-bahş” nitelemesiyle şiirlere “kulağa hoş gelen, ritimli, ahenkli ve yaratıcı” anlamlarının verildiği görülmektedir. (Örnek 2)

Ahdî de Gülşen-i Şu'arâ'da kelimeyi iki kez kullanır. İlk olarak Hayretî için “elfāz-ı revān-bahşla mānend-i hâfız-ı hoş-nevâ" (Solmaz, 2018, s. 136) ifadesini kullanan Ahdî, Hayretî'nin revân-bahş nitelemesine mazhar olan sözleriyle hoş sesli bir hafızı andırdığını söyler. Burada Ahdî'nin “revân-bahş” ifadesine ritim ve ahenkle ilgili bir anlam yüklediği açıktır.  (Örnek 3)

Ahdî, bir başka yerde  Misâlî adlı bir şairden “sûret-i hüsn-i hattı yakût-ı revân-bahşla bî-misâl” diye bahseder (Solmaz, 2018, s. 274). Burada ise “revân-bahş” ifadesi şairin üslubuyla ilgili değil, yazısının görünüşüyle ilgilidir. Görünüşü bakımından Misâlî'nin güzel yazısının bir yakuta benzediğini ve bu yönüyle eşsiz olduğunu belirtir. Yakût, daha çok kırmızı rengiyle anılan bir mücevherdir. Burada kast edilen Misâlî'nin hattındaki kırmızı mürekkeple yazılan kısımlar olmalıdır. Görüntüyle ilgili yapılan bu değerlendirmede yakût mücevherine sıfat olarak kullanılan “revân-bahş”, güzel, can bağışlayıcı, cana can katan anlamıyla kullanılmıştır. (Örnek 4)

Beyânî, tezkiresinde Adlî mahlaslı Sultan Bayezit'in şiirleriyle ilgili olarak "…nazm-ı revân-bahşa kudret-i tammı ve mahâret-i mâ-lâ-kelâmı var idi" der (Sungurhan, 2017, s. 14). Bu ifadede “revân-bahş” vasfıyla nitelenen şiirin eksiksiz ve kusursuz bir kabiliyetle yazılan şiir olduğu anlatılmaktadır. Böyle bir kabiliyeti olanın yazacağı şiir de eksiksiz ve kusursuz olacaktır. Bu şiir, şiir olma vasfını tam anlamıyla karşılayan, estetik anlamda hiçbir eksiği olmayan, hem kulağa hem gönle hoş gelen şiirdir. Bu nedenle de "revân-bahş" ifadesinin söz konusu bu anlamları karşılayacak şekilde kullanıldığı görülmektedir. (Örnek 5)

Divan şiirinde “revân-bahş”,  “dudak”, “su”, “göz” ve “söz” gibi kelimelerle beraber onları niteler şekilde kullanılmıştır (URL-2). Can bağışlayan, hayat veren anlamıyla daha çok dudak ve su kelimelerinin sıfatıdır. Revân-bahş ile âb-ı hayvân (âb-ı hayât) kelimelerinin “can bağışlamak, hayat vermek” yönüyle aynı anlam dairesi içerisinde olmaları, suyun özünde hayat vericiliğin olması iki kavramı birçok beyitte bir araya getirmiştir. 

Revân-bahş kelimesi tezkirelerde olduğu gibi terim anlamıyla paralel bir şekilde sözün sıfatı olarak da karşımıza çıkar. Gümülcine Şehrengizi'nde memdûhtan bahsedilirken “Her lafz-ı revân-bahşı anun râfi'-i gamdur” denilerek “revân-bahş” ifadesi gamı ortadan kaldıran sözün sıfatı olarak zikredilir (URL-2).

Fars edebiyatında Hâfız Dîvânı üzerine yazılan muteber şerhlere bakıldığında da kelimenin benzer biçimde anlamlandırıldığı görülmektedir. Sûdî-i Bosnevî şerhinde can vermek, hayat vermek, canlandırmak (Kaya, 2020, s. 658); Haliki'nin şerhinde hayat bahşetmek (Halikî, 1382, s. 638), Yûsufî'de can bahşetmet (Yûsufî, 1381, s. 431) şeklinde manalandırılmıştır.

Sonuç olarak bileşik bir kelime olup sıfat olarak kullanılan revân-bahş ifadesi, mevsûfun olumlu bir niteliğini ortaya koymak için kullanılmıştır. Divan şiirinde dudak ve su gibi kelimelerin niteleyicisi olan bu kelime, tezkirelerde Latîfî'den itibaren bir terimleşme sürecine girmiş; şiirin, sözün veya manzumenin sıfatı olarak kullanılmıştır. Akıcı olma, hayat verme ve âb-ı hayât olma vasfına sahip suyla benzer bir anlam dairesinde yer almasından dolayı tezkirelerde akıcı, ahenkli ve kulağa hoş gelen şiiri anlatmak için kullanılmış; bununla beraber “can vermek, hayat vermek, canlandırmak” manasından hareketle gönle hoş gelen, canlandıran, huzur veren ve mutlu eden şiiri anlatmak için kullanılmıştır.

 

 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime terim anlamıyla Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında 2,  Ahdî'nin Gülşen-i Şu'arâ'sında 2, Beyânî Tezkiresi'nde ise 1 defa kullanılmıştır.

 




Örnekler

Örnek 1: 

Eşʿârınun sûz u selâsetine vechen mine’l-vücuh söz yokdur ve şiʿr-i pür-sûzınun ʿâşıḳâne ve müstemendâne rengîn ve âteşîn ebyâtı çokdur. Egerçi naẓm-ı âbdâr-ı revân-bahşı selâset-i elfâzda âb-ı revân gibi akar ammâ eşʿâr-ı âteşîni cihet-i sûz u güdâzda okuyanlarun zebânın fitîle-i şemʿ gibi yakar (Canım, 2018, s. 304). 

Örnek 2: 

Meydân-ı nazmun pehlevân-ı hoş-gûyı ve eşʿâr-ı âbdâr-ı revân-bahş ile şuʿarâ-yı vilâyet-i Rûmun yüzi suyıdur. Tarîk-ı durûb-ı emsâlde müteferrid ü muhteriʿ ve üslûb-ı şîve-i makâlde mûcid ü mübdiʿdür(Canım, 2018, s. 502). 

Örnek 3:

Rind-i lāubāli ve pāk-meşreb ve peyrev-i ehl-i mezheb ve dervīş-sıfāt ve nīkūhilkat tabʿ-ı nāzüki fünūn-ı maʿrifetle müretteb her vechile esnāf-ı şiʿre kādir ve ʿilm-i tasavvufun ıstılāhātında māhir elfāz-ı revān-bahşla mānend-i hāfız-ı hōş-nevā ve tarz-ı gazelde misāl-i Hayretī sāhib-edā hayfā ki evāhir-i ʿömründe dīde-i cihān-bīni ʿalīl ve beyne’l-akrān zār u zelīl olup bu cihān-ı pür-āşūbdan göz yumup görmez den evvel çeşm-i iʿtibār ile nazar itmeden göz yumup nīk ü bedden geçüp kūşe-i ʿuzletde nişīmen tutup kendü hasb-i hālin bu matlaʿda derc itmişdür (Solmaz, 2018, s. 136). 

Örnek 4:

…ve sīret-i pāk ile cevān-ı nīkū-hısāl ve sūret-i hüsn-i hattı yakūt-ı revān-bahşla bī-misāl ve güftār-ı lezīz ile tūtī-i şīrīn-makāl ve mazmūn-ı gūn-ā-gūn ile mānend-i dürr-i meknūn ve kendü dahi fi’l-hakīka şuʿarā-yı suhendān içre hüsn-i edā ile Rūm’un Hasan’ı ümmīddür ki … (Solmaz, 2018, s. 274). 

Örnek 5:

Ve kendülerün dahi fünûn-ı ma’ârifden hatt-ı vâfiri ve nasîb-i bâhiri olup nazm-ı revân-bahşa kudret-i tammı ve mahâret-i mâ-lâ-kelâmı var idi (Sungurhan, 2017, s. 14). 




Kaynaklar

Ali Seydî, (1330/1912). Resimli Kâmûs-ı Osmânî. C. 2. İstanbul: Matbaa ve Kütüphane-i Cihan

Ayverdi, İ. (2010). Kubbealtı Lugatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Seçil Ofset.

Canım, R. (2018). Latîfî Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Devellioğlu, F. (2017). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.

Dihhudâ, A. E. (1345). Lugatnâme-i Dihhudâ. C. 8. Tahran: Müessese-i Lugatnâme-i Dihhudâ.

Halikî, M. R. B. (1382). Şâh-ı Nebât-ı Hâfız. Tahran: Zevvar Yayınları.

Kaya, İ. (2020). Şerh-i Divan-ı Hâfız Sûdî’nin Hâfız Dîvânı Şerhi. C.1.  İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Yayınları.

Kestellioğlu, R. N. (2011). Resimli Türkçe Kamus. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Redhouse, Sir James W. (2001). Turkish and English Lexicon. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Sami, Ş. (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdam Matbaası.

Solmaz, S. (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şu'arâ'sı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Sungurhan, A. (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü'ş-şu'arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

Yûsufî, H. A. (1381). Dîvân-ı Hâfız Ber-Esâs-ı Nusha-i Kazvinî ve Hanlari. Tahran: Rüzgar Yayınları

URL-1: https://vajehyab.com/?q=%D8%B1%D9%88%D8%A7%D9%86%20%D8%A8%D8%AE%D8%B4 (Erişim tarihi: 05.06.2024)

URL-2: https://lehcediz.com/tarama/pages/arama/arama_sonuc.php?s=rev%C3%A2nbah%C5%9F (Erişim tarihi: 15.06.2024)




Yazım Tarihi:
04/11/2024
logo-img