REKÎK (REKĪK)

rekîk


* Estetikten, pürüzsüzlükten ve yücelikten uzak olma durumunu (bazen eserlere ve kişilere yöneltilen gerçek bir kusur bazen de yazarın kendi eseri için kullandığı bir alçakgönüllülük ifadesi olarak) tezkirelerde yer alan terim.



Sözlük Anlamı

Arapça kökenli olup hem isim hem de sıfat görevinde kullanılan rekîk kelimesi, temelinde barındırdığı zayıflık anlamı doğrultusunda kullanıldığı bağlama göre iki farklı durumu ifade eder. İlk olarak, kendini akıcı bir dille ifade edemeyen, konuşurken zorlanan, tutuk veya kekeme kişileri tanımlamak için kullanılır. İkinci olarak ise bir metnin, sözün veya ifadenin üslup açısından yetersiz, kopuk, kurgusu bozuk ve ahenkten yoksun olmasını niteler (Sami, 2011, s. 670; Kubbealtı Lugatı).

 




Terim Anlamı

Klasik Türk edebiyatında ve özellikle şair tezkirelerinde; bir şiirin veya metnin kelime seçimi (elfâz), anlam örgüsü (ma’ânî) ve ifade tarzı (edâ) bakımından estetikten yoksun, kaba, pürüzlü, ahenksiz ve zayıf olmasını niteleyen bir üslup kusuru kavramıdır.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Rekîk tabirinin bağlam anlamı: “Kelime yahut bir ifadenin zayıf, tutarsız, ahenksiz olması” olarak tezkirelerde kullanılan rekîk, ilk olarak Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ'sında geçer. Ahdî,  eserinde  bu terimi, tezkirelerde yaygın olarak kelimelerin (elfâz), anlamların (ma’ânî) veya ifade tarzının (edâ) estetikten uzak, edebî açıdan yetersiz ve kaba oluşunu eleştirmek amacıyla kullanılmıştır.

Tezkirelerdeki örneklerde şairlerin kullandığı kelimelerin veya anlatım biçimlerinin ahenkten yoksun, kaba, pürüzlü veya sıradan (süst ü rekîk) olduğu vurgulanmıştır (Örnek 1, 2) Bir örnekte ise klasik Türk edebiyatının ilk dönemlerinde Türkçe kelimelerin (Farsça ve Arapçaya kıyasla) şiir dili için henüz yeterince işlenmemiş, pürüzlü ve kaba (rekîk ü nâ-hem-vâr) olarak algılanması durumuna işaret edilmiştir (Örnek 5).

Ayrıca tezkirelerde “rekîk” kelimesi, şairin yaratılışını veya edebî kabiliyetini ifade eden “tab” kelimesiyle birlikte iki farklı bağlamda kullanılmıştır: Bazı örneklerde yazarlar, kendi eserlerini sunarken klasik edebiyat geleneği içerisinde alçak gönüllülükle kendi yeteneklerini “zâde-i tab‘-ı rekîkim” (benim zayıf/basit yeteneğimin ürünü) şeklinde nitelemişlerdir (Örnek 3). Bu niteleme başka bir şairin tabiatı için kullanılmış ve onun yeteneğinin gerçekten zayıf (tabî'atı rekîkdir) olduğu, güzel sözleri ancak tesadüfen söyleyebildiği belirtilmiştir (Örnek 4).

Kelime sadece edebî metinlerin üslubu için değil, insan davranışları ve olumsuz ruh halleri için de kullanılmıştır: Kin ve haset duygusunun bayağılığı ve çirkinliği (dîk-i rekîk-i bugz) (Örnek 1), bir kişinin sergilediği tuhaf, hoşa gitmeyen, zayıf hal ve hareketler (ahvâl-i rekîk), bu kelimeyle ifade edilmiştir (Örnek 6).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

“Rekîk” ifadesinin Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Riyâzî’nin Riyâzü’ş-şu’arâ’sında üç defa; Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ’sında ve Enderunlu Mehmet Akif’in Mir’ât-i Şi‘r adlı eserlerinde ikişer defa; Gelibolulu Âlî’nin Künhü’l-ahbâr’ında ve Faik Reşâd’ın Eslâf’ında bir defa geçtiği tespit edilmiştir. Ayrıca kelime, Güftî’nin Teşrifâtü’ş-şu’arâ’sında alıntılanan beyitler içinde yer almaktadır.

 




Örnekler

Örnek 1:

Ümmīddür ki ol cānibde arkası üzre yatup anda huzūr itmiş ola ve ittifāk-ı zurafā-yı Rūma budur ki musāhabet ile hānendeligi eşʿārına gālib ola. Feemmā her kaçan kim şuʿarā ile şiʿr ü şuʿūr itse elfāz-ı rekīk ile yārānı rencīde idüp bī-huzūr itmeden berī degüldi (Solmaz, 2018, s. 186).

Örnek 2:

Mezkūruñ tarīk-ı hicvde maʿānī-yi rekīk ile mukattaʿātı çokdur yazmasını terk-i edeb bilüp tesvīd olmadı lākin cümlesinden bu kıtʿa ki çendān elfāz-ı mühmelesi yok kahve fincānı husūsunda Küçük Tābi vasfında dimişdür sebt olundı (Solmaz, 2018, s. 232).

Örnek 3

… beyt-i sûziş-me‘âlı me‘âlınca ifâde-i irâde-i akdâh hasb ü hâle meveddet ü muvâlât ve tetâbu‘-ı devâvîn-i eşcâr ile gerdiş-i piyâle-i muhabbet ü muvâlât ile güzârende-i ezmine ve evkât itdigimiz hilâlında hum-ı pür-cûş-ı tab‘ndan kadehçe-i ‘irfâna çekîde olan sensiz redîfinde gazel-i rengîn-pesendîdesi muvâfık-ı hasb ü hâl-i pür-melâl olmagın güstahâne tahmîsine teşmîr-i sâ‘id-i himmet olunan zâde-i tab‘-ı rekîküm tahmîs-i tastîr-ı sahîfe-i beyân kılındı gazel-i u tahmîs-i hakîr: ((Kılcı, 2001, s. 98).

Örnek 4:

Dîvân-ı Lütfî, maʿnevî nekâʾis mecmûʿasıdır dinilebilir. Tabîʿatı rekîkdir. Baʿzen oldukça güzel söz söylerse de tesâdüfî olarak söyler (Aydemir ve Özer, 2019, s. 239).

Örnek 5:

Evvel mahlası Mâtemî olup anlaruñ işareti ile Hâtemî itmişdi. Egerçi îcâd-ı ma‘nîye kâdir şâ‘irdür ammâ edâsı süst ü rekîk oldugı cihetden makbûl-i düşvâr-pesendân olur bir sözi nâdirdür. Bu eş‘âr ol şâ‘ir-i şöhret-şi‘âruñdur (Açıkgöz, 2017, s. 130).

Örnek 6:

Vâlid-i ‘aliyyü’ş-şân mezbûr ile Merhabâ Efendide şerîk olmagla evzâ’-ı ‘acîbe ve ahvâl-i rekîkine ıttılâ’ları olmagın ‘acâ’ib ü garâ’ibini rivâyet ü hikâyet buyururlar idi (Sungurhan, 2017, s. 807).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (2017). Riyâzî Muhammed Efendi Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/54137,540229-riyazu39s-suarapdfpdf.pdf?0.

Aydemir, E. ve Özer, F. (hzl.) (2019). Faik Reşâd Eslâf. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/64564,eslafpdf.pdf?0.

İsen, M. (hzl.) (2017). Gelibolulu Mustafa Âlî Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55739,kunhul-ahbarin-tezkire-kismpdf.pdf?0.

Kılcı, M. (2001). Enderunlu Mehmet Akif: Mir’ât-i Şi‘r. Yüksek lisans tezi, Çukurova Üniversitesi.

Kubbealtı Lugatı. https://lugatim.com/s/rek%C3%AEk. 

Solmaz, S. (2018). Gülşen-i Şuʿarâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56733,ahdi-gulsen-i-suarapdf.pdf?0.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi (Tezkiretü’ş - şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf?0. 

Şemsettin Sami (2011). Kâmûs-ı Türkî. (hzl. Ömer Faruk Akün). İstanbul: Kapı Yayınları.




Yazım Tarihi:
14/10/2026
logo-img