RÂSİH (RĀSİḪ)

kâmil ü râsih, şâ'ir-i râsih, râsih ü rasîn, kadem-i râsih, 'âlim ü râsih, râsih ü mâhir


* Arapça "sabit ve sağlam olmak" anlamındaki rusûh kökünden türeyen, sözlüklerde "sabit, sağlam, metin, muhkem" ve "bir ilim veya fende otorite sayılacak derecede derinleşmiş (kimse)" anlamlarını karşılayan; tezkirelerde ise bir şairin ya da âlimin kişiliğinde, ilminde, şiirinde veya bir sanat dalında ulaştığı köklü bilgi ve sağlamlığı belirtmek için kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Kelime Arapça bir sıfat olup "sabit ve sağlam olmak" anlamındaki rusûh masdarından türeyen râsih ism-i fâilidir. Sözlükler kelimeye ittifakla "sabit, sağlam, kuvvetli, metin, muhkem, pâyidâr, üstüvâr, kavî" anlamlarını karşılık gösterir (örnek: cibâl-i râsih, i'tikâd-ı râsih) (Ayverdi, 2010, s. 1015; Şemseddin Sâmî, 1992, s. 655; Redhouse, 2011, s. 956; Muallim Nâci, 1308, s. 427; Doktor Hüseyin Remzî, 1305, s. 575; İbrahim Cûdî Efendi, 1913, s. 510). Bu sözlüklerin bir kısmı kelimeye ikinci bir anlam daha ekler: "Bir ilim ve fende, özellikle din ilimlerinde geniş ve sağlam bilgiye sahip olan, bu bilginin künhüne vâkıf olan, otorite sayılan (kimse)". “Kelimenin çoğulu olan râsihûn/râsihîn de özellikle bir ümmetin en âlî mertebedeki âlimlerine ıtlak olunmuştur.” (Ayverdi, 2010, s. 1015; Şemseddin Sâmî, 1992, s. 655; Redhouse, 2011, s. 956; Doktor Hüseyin Remzî, 1305, s. 575). Sözlüklerdeki bu iki anlam, kelimenin tezkirelerdeki terim anlamının da temelini oluşturur.




Terim Anlamı

Tezkirelerde râsih, bir şairin veya âlimin ilimde, şiirde, tarih yazıcılığında, kitâbet ya da hüsn-i hatta ulaştığı sarsılmaz, kökleşmiş yetkinliği belirtir. Kimi tezkirelerde şairin karakterindeki kararlılığa ve sağlamlığı da vurgu yapar. Terim çoğunlukla kâmil ü râsih, râsih u rasîn, râsih u mâhir, râsih u sâbit-kadem gibi ikilemeler içinde ya da şâ'ir-i râsih, üstâd-ı râsih, kadem-i râsih, meleke-i râsiha şeklindeki sıfat tamlamalarında yer almaktadır. Yer aldığı kelime grupları ve birlikte kullanıldığı kelimeler râsih teriminin ustalık, sağlamlık, kalıcılık ve kökleşmiş yetkinlik anlamlarına işaret eder. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Terimin tezkirecilik geleneğindeki ilk örneği, Herat sahasına ait Alî-Şîr Nevâyî'nin Mecâlisü'n-Nefâis'inde, Mîr Haydar için söylenen bir duâ cümlesinde görülür: "Ümîd ol kim 'âkıbet istikâmetde râsih bolgay" (Tokmak, 2017, s. 168) (Örnek 1). Bu kullanımda râsih bir ilim ya da sanat dalına yönelik olmayıp kişinin ahlâkî duruşuna, doğruluk ve dürüstlükte kararlılığına işaret eden bir sıfattır. 

16. yüzyıl Anadolu tezkireciliğinde râsih bir eleştiri terimine dönüşür. Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ'sında terim beş farklı şairde ayrı bir fenne bağlanmıştır. Latîfî bu beş örnekte râsihi çoğunlukla kâmil kelimesiyle birlikte kullanır. Mevlânâ İshâk için "kemâlâtın ekserinde kâmil ü râsih" (Canım, 2018, s. 131), Harîrî Abdülcelîl Çelebi'nin münşîlik ve müverrihliği için "fünûnun ekserinde kâmil ü râsih" (Canım, 2018, s. 188), Bahârî'nin Fars dili ve gazel sahasındaki yetkinliği için de "Fenn-i Fürs'te ve tarz-ı gazelde şâ'ir-i râsih ve hûb mu'ammâyî ve müverrihtir" (Canım, 2018, s. 151) (Örnek 2) ifadeleri kullanılmıştır. Kandî-i Burûsevî'ye yönelik değerlendirmesinde tezkireci: "'inde'l-insâf fenn-i târîhte üstâd-ı râsıh ve makbûl ü müsellem hûb müverrihtir" (Canım, 2018, s. 431) (Örnek 3) kaydını düşerek terimi bir üstünlük derecesi olarak ifade etmiştir. Hâşimî maddesinde ise Latîfî, "şu'arâ-i râsihîn gibi rüsûh u melekeye mâlik idim" (Canım, 2018, s. 558) cümlesiyle şairlikteki kudretini tarif etmek için râsih terimini kullanmıştır.

Âşık Çelebi'nin Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'sında terim sekiz yerde geçerek kullanım alanı daha da genişler. Bu sekiz örneğin dördünde "râsih u rasîn" ikilemesi içinde yer alır. Sultan Selîm'in siyasetteki kararlılığı "râsih u sâbit-kadem" (Kılıç, 2018, s. 82) sözleriyle Sultan Selîm için yazdığı kendi manzumelerini de "râsih u mübrem" ve "râsih ü muhkem" (Kılıç, 2018, s. 95) ifadeleriyle niteler. Celîlî için "eş'ârı râsih ü rasîn ve nazmı kavî vü metîndir" (Kılıç, 2018, s. 210) (Örnek 4) ifadesini Muhyî için de tekrarlar (Kılıç, 2018, s. 337). Sirâcî ve Şeydâ maddelerinde terim "kadem-i râsih" tamlamasıyla ilim yolundaki sağlam duruşa işaret eder (Kılıç, 2018, s. 415, 616). Zâtî için önce "kelimâtı râsih u rasîn ve zihni şi'rde muhkem ü metîndür" (Kılıç, 2018, s. 666) denilerek şairin dili ve zekâsı övülür ardından şiirlerinin genel olarak "râsih u rasîn ve muhkem ü metîn, matbû' u makbûl" olduğu ama yer yer "bârid edâlar ve pest ta'bîrler" de taşıdığı belirtilir (Kılıç, 2018, s. 667). Bu ikinci örnekte terimin tek başına mutlak bir övgü ölçütü olmadığı şairin sadece belirli bir yönüne, dil ve üslubunun sağlamlığına karşılık söylendiği anlaşılmaktadır.

Kınalızâde Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında terimle ilgili on dört örnek yer almaktadır. Bu on dört örneğin yedisinde râsih, mâhir kelimesiyle ikileme kurmuştur (İshak Çelebi, Sırrî, Kâdirî, Kemâlî, Mustafâ, Monlâ Çelebi, Hâşimî maddeleri). Geri kalanında üstüvâr, dâ'im, kâ'im, ber-karâr gibi sağlamlık bildiren kelimelerle bir arada kullanılmış ('Âlî, Sun'î, Fazlî maddeleri) ya da kadem-i râsih, 'alemü'r-râsih gibi tamlamalar içinde yer almıştır ('Özrî, 'Alî Çelebi maddeleri). Terim bu on dört örnekte ilme (Sun'î, 'Âlî, 'Özrî, Kâdirî, Kemâlî, Monlâ Çelebi, Vâlihî, Hâşimî maddeleri), şiire (Mustafâ, Fazlî maddeleri), kitâbet ve hüsn-i hatta (Sırrî maddesi: "kitâbette râsıh u mâhir ve kalem-misâl her gûne hattı yazmaga kâdir idi", Sungurhan, 2017a, s. 436) (Örnek 5) dair kullanılmıştır. Bir yerde de terim, Sultan Selîm'in Mısır seferi sırasında yanına aldırdığı "envâ'-ı ma'ârifde râsih u mâhir bir kaç kimesne" (Sungurhan, 2017a, s. 192) ifadesiyle, sarayın himayesindeki ilim adamlarının ortak bir vasfı olarak geçer. Kınalızâde'deki bu kullanımlar, râsihin seçkin birkaç şairi ayıran bir nitelik olmaktan çıkarak kâmil bir âlimde aranan bir vasfa dönüştüğünü de göstermektedir. Beyânî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında terim üç kez, üçünde de "kadem-i râsih" tamlamasıyla kullanılmıştır: Özrî için "meydân-ı ma'rifette kadem-i râsihi ka'b-ı şâmihi var idi" (Sungurhan, 2017b, s. 123), Vâlihî-i Diger için "fenn-i şiirde dahi yed-i tûlâsı ve kadem-i râsihi" (Sungurhan, 2017b, s. 224) denilirken Vasfî için hüsn-i hat ve nazımdaki yetkinliği aynı tamlamayla ifade edilmiştir (Sungurhan, 2017b, s. 228). Beyânî'nin üç örnekte de aynı kalıbı tercih etmesi, "kadem-i râsih" tamlamasının 16. yüzyıl sonunda tezkirecilik diline yerleşmiş bir söz kalıbı olduğunu göstermektedir.

17. yüzyıl tezkirelerinde (Riyâzü'ş-Şu'arâ, Rızâ Tezkiresi, Teşrîfâtü'ş-Şu'arâ) terime rastlanmamıştır. Bu durum, râsihin 16. yüzyılda kazandığı yaygınlığın bir sonraki yüzyılda aynı ölçüde sürmediğini göstermektedir.

18. yüzyılda terimin tek örneği Esrar Dede'nin Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye'sinde görülür. Bu örnek, terimin önceki yüzyıllardaki tamamen olumlu kullanımından ayrılır. Yûsuf Dede maddesinde, Hasan Dede'nin ona halef yazılmasının bir istinsah hatası olmadığı takdirde "ke-bakarihi min-kademi'r-râsihtir" (Genç, 2018, s. 305) (Örnek 6) denilerek sarsılmaz bir ilmî duruştan tamamen uzak, cahilce bir tutum kastedilir. Râsih, "min-kademi'r-râsih" ifadesinde olumsuz bir tamlama içinde anlam üretmekle birlikte terimin kökleşmiş ilmî otorite anlamını tersinden doğrular.

19. yüzyılda terim Mehmed Tevfik'in Kâfile-i Şu'arâ'sında Latîfî'nin Kandî-i Burûsevî için üç asır önce kullandığı "fenn-i târîhte üstâd-ı râsih" ifadesine benzer bir kullanımla İshâk için: "fünûnun her birinde 'âlim ü râsih olduğu gibi pek güzel müverrih imiş" (Kutlar Oğuz, Koncu ve Çakır, 2017, s. 82) (Örnek 7) denilir. Râsih terimi bu ifadede müverrihlik vasfıyla birlikte anılarak "ilimde derinleşmiş olmak" ile "tarih yazıcılığındaki ustalık" arasında tezkirecilik geleneği boyunca kurulan ilişkiyi teyit eder.

20. yüzyılda Ali Emîrî'nin Tezkire-i Şu'arâ-yı Âmid'inde şair Derviş’ten bahsedilirken Arapça kitapları sürekli okuması sayesinde “meleke-i râsiha peydâ kılıp” (Kadıoğlu, 2018, s. 382) ifadesinde râsih terimi, bir kişiyi vasfetmek için değil sürekli çalışma ve öğrenme sonucunda kazanılan, zamanla yerleşen bir melekeyi nitelemiştir.

Bütün bu örnekler bir arada değerlendirildiğinde râsihin tezkirecilik dilinde sözlük anlamındaki sabitlik ve sağlamlık fikrini, ilmî ve edebî yetkinliğin sınanmış ve kökleşmiş olmasına taşıdığı görülür. Terim 15. yüzyılda kişinin ahlaki duruşuna işaret eden genel bir sıfatken 16. yüzyılda ilim, şiir, tarih yazıcılığı ve hüsn-i hat gibi farklı fenlerde kullanılan yaygın bir övgü kalıbına dönüşmüştür. "Râsih u rasîn" ve "kadem-i râsih" gibi tamlamaların belirli tezkirecilerin dilinde bir kalıba dönüşmesi terimin bir âlim ya da şairi vasfeden yerleşik bir söz kalıbı içinde yer aldığına da işaret etmektedir.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Râsih; Alî-Şîr Nevâyî'nin Mecâlisü'n-Nefâis'inde 1, Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ'sında 5, Âşık Çelebi'nin Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'sında 8, Kınalızâde Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında 14, Beyânî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında 3, Esrar Dede'nin Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye'sinde 1, Mehmed Tevfik'in Kâfile-i Şu'arâ'sında 1 ve Ali Emîrî'nin Tezkire-i Şu'arâ-yı Âmid'inde 1 defa terim olarak geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1:

Ümîd ol kim 'âkıbet istikâmetde râsih bolgay (Tokmak, 2017, s. 168).

Örnek 2:

Fenn-i Fürs'te ve tarz-ı gazelde şâ'ir-i râsih ve hûb mu'ammâyî ve müverrihtir (Canım, 2018, s. 151).

Örnek 3:

Ammâ 'inde'l-insâf fenn-i târîhte üstâd-ı râsih ve makbûl ü müsellem hûb müverrihtir (Canım, 2018, s. 431).

Örnek 4:

Eş'ârı râsih u rasîn ve nazmı kavî vü metîndir (Kılıç, 2018, s. 210).

Örnek 5:

Kitâbette râsih u mâhir ve kalem-misâl her gûne hattı yazmaga kâdir idi (Sungurhan, 2017a, s. 436).

Örnek 6:

O kadar var ki Hasan Dede cenablarını bunlara halef yazmak eger sehv-i nâsih degil ise ke-bakarihi min-kademi'r-râsihtir (Genç, 2018, s. 305).

Örnek 7:

Fünûnun her birinde 'âlim ü râsih oldugu gibi pek güzel müverrih imiş (Kutlar Oğuz, Koncu ve Çakır, 2017, s. 82).




Kaynaklar

Ayverdi, İ. (2010). Kubbealtı Lugati-Misalli Büyük Türkçe Sözlük. (hzl. A. Topaloğlu), Kubbealtı Yayınları.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî (C. 1-2). İstanbul.

Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html

İbrahim Cûdî Efendi (1913). Lügat-ı Cûdî. Kitapçı Hamdi Matbaası.

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Ali Emîrî-Tezkire-i Şu'arâ-yı Âmid. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html 

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfîk, Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html

Muallim Nâci (1308). Lugat-ı Nâci. [İstanbul].

Redhouse, J. W. (2011). Turkish and English Lexicon. Çağrı Yayınları.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebi-Tezkiretü'ş-Şu'arâ. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-suara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü'ş-Şu'arâ). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html

Şemseddin Sâmî (1992). Kâmûs-ı Türkî. Çağrı Yayınları. 

Tokmak, A. N. (hzl.) (2017). Ali Şîr Nevâi-Mecâlisü’n Nefâis Herâti ve Hekîmşâh Çevirisi Mülkahatı. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
13/10/2026
logo-img