şi'r-i pür-sûz, sözleri pür-sûz, pür-sûz u güdâz, pür-sûz u şerer-efken
* Farsça pür “dolu, çok” sıfatı ile sûz “yanma, tutuşma, ateş; mecazen gönül yanması, elem, ıstırap” isminin birleşmesinden oluşan; tezkirelerde aşk, dert, keder ve elem gibi duyguları içli ve dokunaklı bir söyleyişle dile getiren, gönle işleyen, yakıcı ve tesirli şiir, söz veya eseri nitelemek üzere kullanılan terim.
“Pür-sûz”, Farsça pür- "dolu, çok, pek çok" sıfatı ile sûhten "yanmak, yakmak" fiilinin muzari kökü olan sûz isminin birleşmesinden oluşan birleşik bir sıfattır. Sözlüklerde terkip genellikle pür ve sûz maddelerinin ayrı ayrı karşılıkları üzerinden açıklanır. Ayverdi, pür maddesini "dolu" (2010, s. 1007), sûz maddesini ise "yanma, yanık, ateş", mecazen “ıstırap, acı” (2010, s. 1137) olarak tarif etmiş; pür-sûz terkibini de "çok yanık, çok yakıcı" şeklinde açıklamıştır (2010, s. 1007). Müntehabât-ı Lügat-i Osmâniyye ve Lugat-ı Remzî’de sûz "bütün bütün âteş kesilip yanık olan" (Redhouse, 1852, C. 1, s. 133; Doktor Hüseyin Remzî, 1305, C. 1, s. 206) şeklinde tarif edilmiştir. Şemseddin Sâmî, sûz kelimesini "yanma, tutuşma, âteş, hararet" olarak tanımlamış ve örnek terkipler arasında pür-sûz'u da "âteşli, sûz-nâk" karşılığıyla zikretmiştir (1992, s. 746). Ferheng-i Ziyâ ile Ferheng-i Şu'ûrî de terkip "çok yanık, fazla yakıcı" anlamıyla kaydedilmiştir (Şükûn, 1984, s. 1231; Şu'ûrî Hasan Efendi, 2019, s. 1133). Redhouse'un İngilizce karşılıkları da sûz kelimesinin iki temel anlam çerçevesini ortaya koyar: Bir yandan "a burning, a conflagration, an inflammation" gibi fiziki bir yanma ve ateş anlamı, öte yandan "anguish, torment, torture" gibi mecazi/duygusal bir elem ve ıstırap anlamı (2011, s. 1090). Bu ikinci anlam pür-sûzun edebî kullanımını açıklamak bakımından belirleyicidir. Pür-sûz terkibi edebî metinlerde "çok yakan" anlamının yanı sıra gönül yakan, içli, ıstırap veren, dokunaklı anlamlarını karşılamaktadır.
Tezkirelerde pür-sûz, bir şairin şiir, söz veya eserinin gönle işleyen, içli ve yakıcı; aşk, elem, keder ve ıstırabı derinden hissettiren bir tesire sahip olduğunu belirtmek için kullanılan bir terimdir. Terim tek başına ya da âşıkâne, hâlet-bahş, şerer-efken, dil-efrûz gibi yakın anlamlı kelimelerle birlikte kullanılmış; çoğunlukla şi'r, eş'âr, söz, kelimât, mersiye gibi edebî metinleri nitelemiştir. Terim, sûz-nâk terimiyle de yakından ilişkilidir. Nitekim sûz-nâk üzerine yapılan bir çalışmada da pür-sûz, sûz-nâk anlamını destekleyen kelimeler arasında sayılmıştır (Topak, 2023, s. 424). Pür-sûzun ifade ettiği yakıcılık, şiirde hüzün, elem, aşk acısı ve ıstırap gibi farklı duygularla kendini gösterir. Terim, hüzün bildiren bir sıfat olmanın yanı sıra gönle işleyen ve içli bir söyleyişi karşılar. Pür-sûz tezkirelerde söz ve şiirin yanın da kimi zaman bir kişinin mânevî hâli (nâr-ı muhabbetu'llâh ile pür-sûz olmak gibi) ya da bir nağme/mûsiki icrâsı (nevâ-yı nây-ı pür-sûz gibi) için de kullanılmıştır.
15. yüzyıl tezkirelerinde tespit edilmeyen pür-sûz terimi 16. yüzyılda Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında 7 yerde geçmektedir. Latîfî, eserinin mukaddime kısmında insana verilen söz söyleme kabiliyetini över ve Allah'ın insan diline "elfâz-ı rengîn" ile "sözlerin âbdâr u pür-sûz" olma vasfını bahşettiğini belirtir (Canım, 2018, s. 25). Bu kullanımda terim insan sözünün genel bir niteliğini karşılamaktadır. Yine mukaddimede, semâ meclisindeki "nevâ-yı nây-ı pür-sûz"un melekleri bile vecde getirdiği anlatılır (Canım, 2018, s. 73). Bu örnek terimin mûsiki/nağme için de kullanıldığını gösterir. Latîfî'nin belirli şairler için kullandığı örneklerde ise terim bir eleştiri sıfatına dönüşür: Celîlî-i Edirnevî için "şi'ri hâlet-bahş u pür-sûzdur" (Canım, 2018, s. 176) (Örnek 1) denilirken, Mevlânâ Şem'î'nin şiiri için de "şi'r-i pür-sûzınun 'âşıkâne ve müstemendâne rengîn ve âteşîn ebyâtı çokdur" (Canım, 2018, s. 304) (Örnek 2) ifadesi kullanılır. Kâtibî için yapılan değerlendirme ise terimin övgüyle sınırlı olmadığını gösterir: "sözleri pür-sûz u şerâr-efken ve elfâz u edâsı çendân müstahsen vâki' olmamışdur" (Canım, 2018, s. 432) (Örnek 3) denilerek sözlerinin içli olmadığı gibi üslubunun da beğenilmediği belirtilir. Bu örnek pür-sûzun tek başına genel bir beğeni ölçütü olmadığını, şiirin yalnızca bir yönünü (duygusal tesirini) karşıladığını ortaya koyar.
Âşık Çelebi'nin Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'sında terim 4 kez geçer. Kış mevsiminde meclislere sunulan şitâ'iyyeler için "şem'-i kâfûrî gibi pür-sûz u güdâz" (Kılıç, 2018, s. 77) denilerek terim burada bir şiir türünün (şitâiyye) bütününü nitelemek üzere kullanılır. Yûsuf-ı Sîne-Çâk'ın, öldürülen dostu Cihân Bâlî için yazdığı mersiye "gâyet pür-sûzdur" (Kılıç, 2018, s. 293) (Örnek 4) sözleriyle tavsif edilirken Fevrî Efendi'nin anlatımı ise mecazi bir imgeyle "zebâne-i pür-sûzından bir 'alev" (Kılıç, 2018, s. 539) biçiminde, şairin ifade gücünü bir alev diline benzeterek anlatılır. Kınalızâde Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında Celîlî için Latîfî'ninkine çok yakın bir ifadeyle "şi'ri 'âşıkâne vü pür-sûzdur" (Sungurhan, 2017, s. 269) (Örnek 5) denilmesi, aynı şairin farklı tezkirelerde aynı terimle nitelendiğini ve terimin tezkireciler arasında istikrarlı bir kullanıma sahip olduğunu göstermektedir. Hâverî için "gâyetde pür-sûz olan kelimâtından bir kaç ebyât" (Sungurhan, 2017, s. 325) denilirken Halîl-i Zerd maddesinde terim, şairin duygu hâli için kullanılır: sevgilinin karşısında "pür-sûz u güdâz oldukda" bedâheten bir beyit söylediği anlatılır (Sungurhan, 2017, s. 338). Zârî-i Diger için ise "pür-melâhat u pür-sûzdur" (Sungurhan, 2017, s. 404) denilerek şiirlerinin hem güzelliğine hem yakıcılığına işaret edilir. Bağdatlı Ahdî'nin Gülşen-i Şu'arâ'sında terimin tek örneği, dönemin en önemli şairi Bâkî için kullanılmıştır: "eş'âr-ı pür-sûzı ve ebkâr-ı dil-efrûzı meşhûr-ı 'âlem" (Solmaz, 2018, s. 79) (Örnek 6) ifadesiyle Bâkî'nin şiirleri hem yakıcılık hem gönül aydınlatıcılığı bakımından övülür.
17. yüzyıl tezkirelerinde terime yalnızca Riyâzî'nin Riyâzü'ş-Şu'arâ'sında rastlanır. Sûzî için verilen "şi'r-i pür-sûzı germ-kün-i hengâme-i belâgatdür" (Açıkgöz, 2017, s. 187) (Örnek 7) ifadesi, terimin 16. yüzyıldaki kullanımıyla aynı doğrultuda, şiirin belâgat ortamını hararetlendiren bir tesire sahip olduğunu belirtir.
18. yüzyılda terim yalnızca Esrar Dede'nin Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye'sinde görülür. Derviş Sûzî, "fetîle-i pür-sûz-ı çerâğ-ı vücûdı ve şu'le-i kandîl-i zâd u bûdıdur" (Genç, 2018, s. 150) sözleriyle tasvir edilir. Bu örnek, 18. yüzyılda terimin tasavvufî bir söyleyiş içinde kullanılmaya devam ettiğini göstermekle birlikte şiir eleştirisi bağlamında tezkirede yeni bir örneğe rastlanmaz.
19. yüzyılda terim Esad Efendi ve Fâtîn tezkirelerinde geçmekle birlikte bu iki tezkirede kavram örnek olarak alınan beyitlerin içinde yer almaktadır. Mehmed Tevfik'in Kâfile-i Şu'arâ'sında ise terim yeniden tezkirecinin şair tavsifinde yer alır: Celîlî için kullanılan "şi'ri 'âşıkâne ve pür-sûzdur" (Kutlar Oğuz, Koncu ve Çakır, 2017, s. 162) ifadesi, Latîfî ve Kınalızâde'nin aynı şair için üç asır önce kullandığı nitelemeyi neredeyse aynı sözcüklerle tekrarlar. Bu durum, pür-sûz'un Celîlî'nin şiiri için tezkirecilik geleneğinde üç farklı yüzyılda (16. yüzyılda iki kez, 19. yüzyılda bir kez) istikrarla sürdürülen bir yargı hâline geldiğini göstermektedir.
20. yüzyıl tezkirelerinde terim Mehmed Sirâceddîn'de ve Ali Emîrî'de örnek olarak aktarılan beyitler içinde yer alır. Mehmed Sirâceddîn, Belîg için verdiği örnek beyitte "n'ola dâğ-ı dil-i pür-sûzun izhâr eylese zîrâ" (Arslan, 2018, s. 44) dizesini aktarırken Ali Emîrî de Vâlî-i Âmidî'den alınan "pür-sûz-ı tâb-ı sîne yatur zîr-i hâkte" (Kadıoğlu, 2018, s. 281) dizesini örnekler. Bu iki örnek, 20. yüzyıla gelindiğinde pür-sûz'un artık tezkirecinin kendi eleştirel sözlüğünde aktif bir terim olarak kullanılmadığını, alıntılanan şiirlerin içinde yaşayan bir söyleyiş unsuru olarak var olduğunu düşündürmektedir.
Tezkirelerde geçen örnekler bir arada değerlendirildiğinde pür-sûzun tezkirelerde üç ayrı işlevde kullanıldığı görülür: (1) bir şairin şiirini, sözünü, şiirlerini ya da belirli bir nazım türünü (mersiye, şitâiyye) nitelemek üzere kullanılan asıl eleştirel kullanım (Latîfî'nin Celîlî-i Edirnevî ve Şem'î örnekleri, Âşık Çelebi'nin Yûsuf-ı Sîne-Çâk örneği, Kınalızâde'nin Celîlî, Hâverî ve Zârî-i Diğer örnekleri, Ahdî'nin Bâkî örneği, Riyâzî'nin Sûzî örneği, Mehmed Tevfik'in Celîlî örneği); (2) bir kişinin duygu yönünü nitelemek üzere kullanılan ikincil kullanım (Latîfî'nin Sâbirî örneği, Kınalızâde'nin Halîl-i Zerd örneği, Esrar Dede'nin Derviş Sûzî örneği); (3) terimin şiir dışında musiki icrasını (Latîfî'nin nevâ-yı nây örneği) nitelemek üzere kullanıldığı daha sınırlı bir kullanım. 19. ve 20. yüzyıla doğru terimin tezkirecinin kendi değerlendirme cümlesinden çekilip örnek beyitler içinde varlığını sürdürmesi, pür-sûz'un aktif bir eleştiri terimi olmaktan çıkıp şiir dilinin kalıcı bir unsuruna dönüştüğünü düşündürmektedir.
Pür-sûz; Latîfî'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ'sında 7, Âşık Çelebi'nin Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'sında 4, Kınalızâde Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-Şu'arâ'sında 4, Bağdatlı Ahdî'nin Gülşen-i Şu'arâ'sında 1, Riyâzî'nin Riyâzü'ş-Şu'arâ'sında 2, Esrar Dede'nin Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye'sinde 5, Esad Efendi'de 1, Fâtîn'in Hâtimetü'l-Eş'âr'ında 2, Mehmed Tevfik'in Kâfile-i Şu'arâ'sında 3, Mehmed Sirâceddîn'in Mecma'-i Şu'arâ ve Tezkire-i Üdebâ'sında 1 ve Ali Emîrî'nin Tezkire-i Şu'arâ-yı Âmid'inde 1 kez geçmektedir.
Örnek 1:
Erbâb-ı hirfetden bir merd-i penbe-dûz ve şi'ri hâlet-bahş u pür-sûzdur (Canım, 2018, s. 176).
Örnek 2:
Eş'ârınun sûz u selâsetine vechen mine'l-vücûh söz yokdur ve şi'r-i pür-sûzınun 'âşıkâne ve müstemendâne rengîn ve âteşîn ebyâtı çokdur (Canım, 2018, s. 304).
Örnek 3:
Gazeliyyâtına had ve kasâyidine 'aded yokdur. Lâkin sözleri pür-sûz u şerâr-efken ve elfâz u edâsı çendân müstahsen vâki' olmamışdur (Canım, 2018, s. 432).
Örnek 4:
Mezkûrun mahbûbı Cihân Bâlî'yi bir merdûd-ı cihân katl eyledükde didügi mersiye budur ki gâyet pür-sûzdur (Kılıç, 2018, s. 293).
Örnek 5:
Hıtta-i pâk-ı Edirneden zuhûr u bûrûz itmişdür. Erbâb-ı sanâyi'den penbe-dûz, şi'ri 'âşıkâne vü pür-sûzdur (Sungurhan, 2017, s. 269).
Örnek 6:
Ol bülbül-i gülzâr-ı suhen ve tûtî-i şeker-şikenün eş'âr-ı pür-sûzı ve ebkâr-ı dil-efrûzı meşhûr-ı 'âlem ve manzûr-ı dîde-i benî âdemdür (Solmaz, 2018, s. 79).
Örnek 7:
Hakkâ ki, şi'r-i pür-sûzı germ-kûn-i hengâme-i belâgatdür (Açıkgöz, 2017, s. 187).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü'ş-Şuarâ (Tezkiretü'ş-Şuarâ). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Arslan, M. (hzl.) (2018). Mehmed Sirâceddin-Mecmâ'-ı Şu'arâ ve Tezkire-i Üdebâ. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-208568/mehmed-siraceddin-mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba.html
Ayverdi, İ. (2010). Kubbealtı Lugati-Misalli Büyük Türkçe Sözlük. hzl. A. Topaloğlu, İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü'l-Eş'âr). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî (C. 1-2). İstanbul.
Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Ali Emîrî-Tezkire-i Şu'arâ-yı Âmid. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfîk, Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html
Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esad Mehmed Efendi Bâğçe-i Safâ-Endûz. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59393,esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduzpdf.pdf?0
Redhouse, J. W. (2009). Müntahabât-ı Lügât-ı Osmâniyye (hzl. Recep Toparlı, Betül Eyövge Yılmaz, Yaşar Yılmaz), Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
Redhouse, J. W. (2011). Turkish and English Lexicon. Çağrı Yayınları.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî-Gülşen-i Şuʻarâ (İnceleme-Metin). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi-Tezkiretü'ş-Şu'arâ. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-suara.html
Şemseddin Sâmî (1992). Kâmûs-ı Türkî. Çağrı Yayınları.
Şükûn, Z. (1984). Ferheng-i Ziyâ (Farsça-Türkçe Lügat, Gencîne-i Güftâr) (C. 1-3). İstanbul: Millî Eğitim Basımevi.
Şu'ûrî Hasan Efendi (2019). Ferheng-i Şu'ûrî (Haz. O. Yılmaz). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Topak, Z. (2023). Klasik Türk Şiiri Eleştiri Terimlerine Bir Örnek: "Sûz-Nâk". Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 13, 412-427.