letâʼif, letâ(y)if,
* Müellifin üslubunu, tarzını anlatmada kullanılan; eserin, metnin ya da manzumenin latifeler yani nükteler, şakalar ihtiva ettiğini anlatan terim.
“Letâ'if” Arapça bir sözcüktür. Sözlüklerde latife sözcüğünün çoğulu yani latifeler, güldürecek güzel söz ve hikâyeler (Devellioğlu, 2015, s. 631); güldürecek tuhaf, güzel söz ve hikâyeler (Sami, 1998, s. 1245); hoş, şaka, esassız lakırdı (Ahmet Vefik Paşa 1306, s. 13O7) olarak yer almaktadır. Lügat-i Nâcî'de sözcük mehâsin, bedâyi' olarak tanımlanırken Abdülhak Hamit Bey'den de sözcüğün yer aldığı bir manzume parçası örnek olarak verilmiştir (Nâcî, 1318, s. 656). Kâmûs-ı Osmanî'de sözcük tab'a hoş gelen kelamlar olarak izah edilirken Mecmû’a-i-Letâif ise güzel olan, güzel görülen şeyler olarak tarif edilmiştir (Kâmûs-ı Osmanî, 1313-1322, s. 290).
Farsça bir sıfat olan “pür” ise sözlüklerde dolu; çok fazla; sahip, mâlik gibi anlamlara gelmekte ve birleşik kelime yapmaktadır (Devellioğlu, 2015, s. 1017).
Tasavvufî ıstılahta insanın tasavvuf yolundaki gelişiminde esas alınan mertebelerin izahı bağlamında kullanılan latife, seyr ü sülukta nefsi terbiye eden, insanın hakikatini oluşturan ruhani cevher olarak görülmüştür (Türer, 2003, s. 110). Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü’nde “latifeyi” ince yumuşak şaka; son derece ince bir mana ihtiva eden, anlaşılan ama sözle anlatılamayan işaret olarak tarif etmiştir (Uludağ, 1991, s. 333). Sözcüğün tasavvufî bağlamda izahına ve değerlendirmesine pek çok kaynakta rastlansa da bunların tezkirelerdeki kullanımı ile bağlantısı yoktur.
Manzum ya da mensur bir metnin şaka, mizah gibi gülmece unsurlarını çokça ihtiva ettiğini anlatan terim.
Letâ'if/letâ(y)if, sözlüklerde latifenin çoğulu olarak yer almakla birlikte tezkirelerde müstakil olarak veya pür-letâ(y)if şeklinde geçtiği müşahede edilmiştir. "Pür" sıfatını almaksızın letâ'if sözcüğünün çok daha fazla kullanıldığı görülmüştür. “Kalem-i letâ'if”, “ashâb-ı letâ'if”, “envâ-ı letâ'if”, “letâ'if-i latîf”, “letâ'if-i nâzük”, “letâ'if-i hâs” örneklerinde olduğu gibi terkip içinde ya da müstakil olarak kullanılmıştır. Yapılan taramalarda “pür-letâ'if” terimine ise çok daha az rastlanmıştır.
Tespit edilen örneklerden yola çıkıldığında Latîfî Tezkiresinde Nihâlî bahsinde müellifin üslubunun nükteli olması karşılığında kullanıldığı görülür (Canım, 2018, s. 527). Kınalızâde Hasan Çelebi tezkiresinde yer alan sözcük Nûrî mahlaslı şairin Gencîne-i Râz’a zeyl olarak yazdığı eserin ikinci beytinde, nazmın mizah ve latifeyle dolu olmasına dikkat edilmesi gerektiği şeklinde yer almaktadır (Sungurhan, 2017, s. 866). Pür-letâ(y)if’in Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresinde yukarıdaki örnek haricinde iki kez daha yer aldığı görülmektedir. Ancak bunlardan ilkinin iftiranın, gıybetin, çirkin sözün yer almadığı sohbet ortamı için kullanıldığı görülür (Sungurhan, 2017, s. 601). Yine aynı tezkirede yer alan bir diğer örnekte de nazım, nesir, tarz, edanın nükteli olması anlamının dışında kullanıldığı müşahede edilmiştir (Sungurhan, 2017, s. 760).
Fatin Tezkiresinde ise İşkodralı Mustafa Pâşâzâde İzzetli Hasan Hakkı Bey’in tezkirenin tamamlanmasından dolayı düştüğü tarihte, kitabın latife, mizah hazinesi olmasına dikkat çekilmiştir (Çiftçi, 2017, s. 12)
Tezkireler dışında sözcüğün bazı mesnevilerde ve divanlarda zikredildiği görülür. Bu kullanımların ise terim anlamı ile benzer şekilde yer aldığı tespit edilmiştir:
Pür-letâyif bir hikâyet söyledüm
Adını âlemde Deh-Murg eyledüm (Derviş Şemsi, Deh-murg, 87)
19. yüzyıl şairlerinden Kabûlî, Mevlânâ’nın Mesnevi’si övgüsünde yazdığı gazelinde eserin Allah'ın sırlarını barındıran bir hazine olduğunu ve çokça nükte ihtiva ettiğini aşağıdaki şekilde belirtmiştir:
Câmî-i nâsût u gayb u âlem-i lâhût olup
Pür-letâif kenz-i esrâr-ı Hudâʾdır Mesnevî (Kabûlî Divanı, G. 93/2)
Sözcüğün pür sıfatı olmaksızın benzer manalarında kullanıldığı birkaç örneğe aşağıda yer verilmiştir:
Gehi tena''um u gehi letâyif ü eş'âr
Gehi sema' u terennüm nevâzeş-i tanbûr (Sehî Bey, K. 20/22)
Ben şol Necâtî’yim ki kelâmım letâifi
Sen pâdişâhı eyledi üryân geçen gece (Necâtî , G. 460/7)
Terimin Latîfî tezkiresinde bir, Kınalızade Hasan Çelebi tezkiresinde üç, Fatin tezkiresinde ise bir kez kullanıldığı görülmüştür. Bunlardan Latîfî tezkiresindeki tam olarak terim anlamı karşılığı ile şiirleri nitelemiştir. Kınalızâde tezkiresinden alınan Nûrî mahlaslı şairin şiirinde her ne kadar tezkire yazarı tarafından kullanılmasa da terim anlamına uygun kullanıldığı görülür. Benzer şekilde Fatin tezkiresinin yazımına düşülen tarihte de terim anlamı ile örtüşmektedir.
Tezkirelerde geçtiği örnekler ele alındığında tezkire yazarı tarafından terim anlamı ile kullanılan tek örneğin Latîfî tezkiresi olduğu görülür.
Örnek 1:
Eşâr-ı letâfet-işârı pür-letâyif ü pür-sanâyi ü rengîn ü şîrîn oldugıyçün halk arasında meşhur u şâyidür (Canım, 2018, s. 527).
Örnek 2:
Cehd idüp derc ide gör bunları sen
Pür-letâ’if ola tâ nazm-ı sühan (Sungurhan, 2017, s. 866).
Örnek 3:
Makâlât-ı kemâlâtdan kelimât-ı naks-simâta nevbet demez idi ve herkes metâ-ı fazlın arz itmekden nakz-ı arz miknet olmaz idi ve sohbet-i pür-letâif ü menâkıblarına duhûl-ı mesâvî vü mesâlibe ruhsat virilmez idi (Sungurhan, 2017, s. 601).
Örnek 4:
Rûmilinde Yenişehr ve Selanik ve bunun emsâli kazâ ile kâm-revâ olup badehû defterdârlik unvânı ile mükerrem ü muazzez ve maâtıf-ı vücûd-ı pür-letâifi tırâz-ı devlet ü ikbâl ile muallem ü mutarraz oldı (Sungurhan, 2017, s. 760).
Örnek 5:
Degil kitâb bu bir genc-i pür-letâifdir
Misâl-i kenz-i dil-i şâirân-ı muciz-edâ (Çiftçi, 2017, s. 12).
Ahmet Vefik Paşa. (1306). Lehçe-i Osmanî. İstanbul.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çelik, İsa (2009). Tasavvuf Terminolojisinde Letâif-i Ruhaniyye. Marife, S.2, 83-116.
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Devellioğlu, F. (2015). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Karadüz, S. (2000). Derviş Şemsî’nin Deh-Murg’unun Karşılaştırmalı Metni ve Benzeri Eserlerle Genel Bir Mukâyesesi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi.
Kur'ân-ı Kerîm ve Muhtasar Kelime Meâli (2017). İstanbul: Hayrat Neşriyat.
Muallim Nâcî (1318). Lügat-i Nâcî. İstanbul: Asır Matbaası.
Muhammed Fuad Abdülbakî (1984). el-Mu’cemü’l-Müfehres li Elfâzi’l-Kur’âni’l-
Kerîm, el-Mektebetü’l-İslâmiyye. İstanbul.
Salahî, M. (1313-1322). Kâmûs-ı Osmânî I-IV, İstanbul: Mahmud Bey Matbaası.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemsettin Sami (1998). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Alfa Kitabevi.
Şimşek, S. (2005). Edirne’li Kabûlî Mustafa Efendi, Hayatı, Eserleri. İstanbul: Buhara Yay.
Tarlan, Al. N. (1963). Necâtî Bey Dîvânı. İstanbul: MEB Yay.
Türer, O. (2013). Latife. İslam Ansiklopedisi (C. 27, s. 10). İstanbul: TDV Yay.
Uludağ, S. (1991). Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Marifet Yayınları.
Yekbaş, H. (2010). Sehî Bey Divânı. İstanbul: Kitabevi Yayınları.