PÜRHAYÂL (PÜR-ḪAYĀL)

beyt-i pür-hayâl, matla‘-ı pür-hayâl, makta‘-ı pür-hayâl, nazm-ı pür-hayâl


* Pür-hayâl, ince ve çarpıcı düşünce ve hayâller ihtiva eden manzumeleri vasıflandırmada kullanılan bir terim.



Sözlük Anlamı

Pür kelimesi Farsça “dolu, çok fazla; sahip, malik” anlamlarında bir kelimedir. Çoğu zaman terkipler içinde yer alarak “doluluk” ve “çokluk” beyan eder (Devellioğlu, 1999, s. 869; Şemseddin Sâmî, 1317, s. 350). Arapça “hayl” kökünden gelen “hayâl”, bir şahsın veya bir şeyin insan fikir ve zihninde tecessüm eden şekli, gerçek olmaksızın zihinde tasarlanan kuruntu, belli belirsiz görünen veya hatıra gelen şey, yansıtıcı özelliği bulunan şeyler üzerinde görünen yansıma, rüya ve hatıra gibi anlamları karşılamaktadır (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 593; Tietze, 2009, c. 2, s. 279). Ayrıca süvari anlamına gelir, bir atın ve Benî Sa’leb’e ait olan bir yerin adıdır (Dehhoda, 1377, s.10182). Karagöz Oyunu “hayâl” olarak adlandırılır (İbrâhim Cûdî, 1332, s. 473). Pür-hayâl terkibi ise “hayal ile dolu” ve “hülyalı” demektir (Devellioğlu, 1999, s. 869).




Terim Anlamı

Üstün bir edebî zevk ve itina ile seçilen ifadeler eşliğinde yansıtılan ince, renkli ve çekici mana ve hayallerle bezenmiş manzume.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Kullanıldığı tezkirelerde bazı örnek beyitlerden önce “beyt-i pür-hayâl”, “matla‘-ı pür-hayâl”, “makta‘-ı pür-hayâl” ve “nazm-ı pür-hayâl” gibi terkipler içerisinde zikredilerek ince, renkli ve çekici mana ve hayallerle bezenmiş manzume anlamı yüklenen “pür-hayâl” terimi, ilk defa Âşık Çelebi’nin tezkiresinde geçer ve kullanıldığı diğer tezkirelerde de de aynı manayı kasten yer alır. 

Terim, bulunduğu cümleden sonra verilen örnek beyitlerin bir vasfı olarak sarf edilir. Vasfedilen beyitlerin ortak özelliği tezkire yazarları tarafından muhtevalarının üstün bir edebî zevk ve itina ile seçilen ifadeler eşliğinde yansıtılan düşünce ve hayallerle bezenmiş olarak görülüyor olmasıdır. 

Âşık Çelebi, İzârî’nin “şairlikte hünerin belagat ağacından söz meyvesini koparmak” olduğu şeklindeki düşüncesini yansıttığı beytini “pür-hayâl” olarak vasıflandırır (Örnek 1). Hasan Çelebi, Emrî’nin “mu’ammeyât-ı pür-hayâlâtı”nın herkes tarafından beğenildiğini belirterek örnek olarak iki muammasına yer verir. İlgili muammaların ilkinde “güzelin aya benzeyen yüzü için ay, ülker ve güneşin baş verirken mücevher saçmasının şaşılacak bir şey olmayacağı”, ikincide ise “bir güzelin âşığı gelirken dolunaya benzeyen yüzünü can gibi gizlediği” (Örnek 2) ifade edilir. 

Terimi en çok Ahdî kullanır. Özellikle Âşık Çelebi’den seçtiği bir beyit terimin kapsamını yansıtması bakımından dikkat çekicidir. İlgili beyitte Çelebi, “yaralarının ağıza, yaralardaki fitillerin ise dile benzediği ve bunların kalpteki yaraları insanlara açıklayarak anlattıkları” (Örnek 3) şeklinde hayallere yer verir. 

Beyânî, terimi tezkiresinde Lem’î’den yer verdiği örnek beyitler hakkında kullanır.  Şairin “sevgilinin acımasızca attığı ayrılık taşının, ölüm ülkesine gitmeye rehberlik etmek üzere âşığın önüne düştüğü” (Örnek 4) mealinde hayaller bulunan beyti terimin anlam çerçevesine giren beyitlerdendir.

“Pür-hayâl” ifadesine şiirin muhtevasını vasfetmeye özgü terimlerden biri olarak divanlarda da rastlamak mümkündür. Bursalı Rahmî, güzelin dudağı ve yanaklarını vasfedip gazelini renkli bir tarzda “pür-hayâl” ettiğini söyler ve bu suretle ifadeyi ele aldığı konu ve konunun anlatım tarzının güzelliği ile ilişkilendirir (Erdoğan, 2017, s. 168). Mu’îdî, terimi sevgilinin beli ile de tenasüp oluşturacak şekilde ve şiirinin bir vasfı olarak zikreder. Böylece ince mana ve hayaller ile dolu şiiri kasten kullanır (Tanrıbuyurdu, 2018, s. 323). Fehîm, şiirin sırlarının düğümlerini çözmesi sayesinde güzel ve hayal dolu şiirler yazdığını söyler. Dolayısıyla, “pür-hayâl” şiirler yazmanın üstün bir gayret neticesinde elde edilen tecrübeye bağlı olduğu düşüncesini dile getirmiş olur (Süleyman Fehîm, 1262, s. 40).  

Sonuç olarak “pür-hayâl”, tezkire yazarı tarafından ince hayal ve manaların ustaca yansıtıldığı düşünülen beyitler hakkında kullanılan bir terimdir. Bazı şairlerin de ifadeyi kendi şiirleri hakkında aynı manayı karşılayacak ve şiirin muhtevası ile ilgili terimlerden biri olacak şekilde zikrettiği görülmektedir.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Meşâirü’ş-Şu’arâ’da 1, Kınalızâde Hasan Çelebı̇’nin Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ’sında 1, Gülşen-i Şu’arâ’da 6 ve Beyanî’nin Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ’sında 1 defa kullanılmıştır.




Örnekler

Örnek 1:

Merâtîb ü menâzil-i şu‘arâda mihrâsâ derece-i ‘ulyâ ve nahl-i belâgatden söz mîvesin koparmada yed-i tûlâsı vardur ve bu makâl-i sâhihü’l-memâlik sübûtına zikr olan makta‘-ı pür-hayâl şâhid-i hâldür ki zikr olınur 

‘İzârî bâg-ı nazmun şâ‘iri çok ser-firâz ammâ

Koparmakdur hüner söz mîvesin nahl-i belâgatden (Kılıç, 2018, s. 460).

Örnek 2:

Çünki mu’ammeyât-ı pür-hayâlâtı mihr ü mahabbet gibi meşhûr-ı cumhûr olmış ve bûyı dil-cûy-ı nezâket ü letâfeti kubbe-i meşâmm-ı halk-ı cihâna tolmışdur ve her biri âftâbı ‘âlem-tâb gibi şeyh ü şâbb yanında ve ekser-i mecmû’alarda mestûrdur. Îrâd ü iksârına ihtiyâc yog idügi cây-ı ‘inâd ü lecâc degüldür. Lâkin kitâbımuz hâlî olmasun diyü bu bir iki mu’ammâsı tastîr ü tahrîr olındı.

Mu’ammâ Be-ism-i Bektâş:

Mâh u Pervîn ü güneş başın virür çünkim sana

Her biri meh-rûna bir gevher-nisâr itse n’ola

Be-ism-i Nûh: 

Gelür görüp beni karşudan ol meh-i tâbân

Nikâb ile yüzini itdi cân gibi pinhân (Sungurhan, 2017a, s. 206).

Örnek 3:

Mâsadak-ı hâl bu matla‘-ı pür-hayâl ol şîrîn-makâlündür sebt olundı. Matlaʿ :

Olup her zahm agız her bir fitil anda zebân yir yir

Derûnum çâkin eyler âleme şerh ü beyân yir yir   (Solmaz, 2018, s. 218).

Örnek 4:

Bu ebyât-ı pür-hayâl anun makâlidür. Ebyât-ı û: 

Şu seng-i tefrika kim atdı dest-i bî-dâdı

Önüme düşdi adem mülkine olup hâdî   (Sungurhan, 2017b, s. 173).




Kaynaklar

Dehhoda, A. E. (1377). Lugatname-i Dehhoda. c. 7. Tahran : Müessese-i İntişarat ve Çap-ı Danişgah-i Tahran.

Devellioğlu, F. (1999). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.

Durusoy, A. (2007). “Hayal”. TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 17. İstanbul: TDV Yayınları. 1-3.

Erdoğan, M. (2017). Bursalı Rahmî Dîvânı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195643/bursali-rahmi-divani.html 

İbrâhim Cûdî (1332). Lugat-i Cûdî. Trabzon.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html

Süleyman Fehîm (1262). Dîvânçe-i Fehîm. İstanbul. Erişim adresi: https://acikerisim.tbmm.gov.tr/items/f5cfae9c-3c15-45a7-bff6-4ac2af91bdeb

Şemseddin Sâmî (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.

Tanrıbuyurdu, G. (2018). Kalkandelenli Mu'îdî Dîvânı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-215366/kalkandelenli-mu39idi-divani.html 

Tietze, A. (2009). Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı. Wien: Osterreichischen Akademie der Wissenschaften.




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
04/12/2024
logo-img