netîce-yi güftâr, netâyic-i güftâr
* “Sözün neticesi" anlamından hareketle, tezkire geleneğinde şairin biyografisinin ardından edebî şahsiyetini temsil eden şiir örneklerini sunmak amacıyla kullanılan kalıplaşmış bir geçiş terimi.
Arapça netîce (bir olay veya durumun sonunda meydana çıkan olay veya durum, sonuç) kelimesi ile Farsça güftâr (söz, kelâm, konuşma) kelimesinin birleşimden meydana gelen “netîce-i güftâr” tamlaması, “sözün neticesi”, “sözün ürünü”, “konuşmanın sonucu” anlamına gelmektedir (bk. Ali Nazîmâ ve Fâik Reşâd, 1901; Kubbealtı Lugati; Osmanlıca Sözlükler). Mecazi kullanımda ise bir kimsenin söz söyleme faaliyetinin ürünü ve neticesini ifade eder. Bu yönüyle özellikle şairin ortaya koyduğu şiir, beyit veya manzume anlamında kullanılmaktadır.
“Netîce-i güftâr” tamlaması genelde Klasik Türk edebiyatı ve özelde tezkire geleneğinde, bir şairin biyografisinin ardından verilen şiir örneklerini tanıtmak amacıyla kullanılan kalıp bir ifadedir. Bu tamlama, “sözünün ürünü”, “müellifin kaleminden çıkan şiirlerden bir örnek”, “müellifin şiirlerinin bir numunesi” anlamlarını taşımaktadır. Bu tamlamanın çoğulu netâyic-i güftâr ise “müellifin sözlerinin mahsulleri, şiirlerinden örnekler” demektir.
“Netîce-i güftâr” tamlamasının tezkirelerdeki kullanımlarına baktığımızda; müellif hakkında verilen biyografik bilgilerin ardından onun edebî kudretini yansıtan beyit, gazel veya diğer manzumeleri takdim etmek amacıyla kullanılan bir geçiş ifadesi olduğu görülmektedir. Bu bağlam doğrultusunda tamlama, temel anlamı olan “sözün neticesi”nden hareketle mecazi bir anlam kazanarak doğrudan “şiir”, “manzume” veya “edebî mahsul” anlamlarında kullanılmıştır. Nitekim tezkirelerde “netîce-i güftârından nümûnedür, bu beyt netîce-i güftârıdır” ve “netîce-i güftârından birkaç beyt” gibi kalıplaşmış ifadeler biyografik anlatımdan müellifin eserlerine geçişi sağlayan bir işlev üstlenmektedir. Dolayısıyla “netîce-i güftâr”, tezkire geleneğinde yalnızca “sözün ürünü” anlamını ifade eden bir tamlama değil, aynı zamanda müellifin sanatını temsil eden şiir örneklerini tanıtan teknik bir terim niteliği kazanmıştır.
Tamlamanın çoğul şekli olan “netâyic-i güftâr” ise tezkirelerde, müellifin birden fazla şiir örneğinin peş peşe sunulduğu bölümlerde kullanılmaktadır. Bu kullanım, tamlamanın tek bir şiiri değil, müellifin çeşitli manzumelerinden seçilmiş örnekleri ifade ettiğini göstermektedir. Ayrıca “netâyic-i güftâr”, çoğu zaman “âsâr-ı kilk-i sehhâr, eşʿâr-ı dil-pezîr” ve “dürer-i nazm” gibi müellifin sanatını, hayal gücünü ve kalem maharetini öven tamlamalarla birlikte kullanılmaktadır. Bu yönüyle ifade, yalnızca şiir örneklerini tanıtan bir başlık veya geçiş kalıbı olmanın ötesinde, müellifin edebî şahsiyetini ve nazımdaki yetkinliğini vurgulayan övgü unsurlarından biri hâline gelmiştir.
Farsça bir tamlama olan “netîce-i güftâr”; Kınalızade Hasan Çelebi Tezkiresi’nde 1, Rızâ Tezkiresi’nde 2 ve İsmail Beliğ’in Nuhbetü’l-Âsâr Lî-Zeyli Zübdeti’l-Eş‘âr’ında 2 defa geçmektedir.
Örnek 1:
İstanbulî Hasan Çelebi. Ser-müneccimîn. Heccâv olmagla Küfrî dinmekle şöhret-yâbdur. Biñ yetmiş bir senesinde zebân-beste-i merg oldı. Netîce-i güftârından nümûnedür.
Eyledi çünki anı âb-ı sirişküm sîr-âb
Sînede dağlarum her birisi lâle olur (Abdülkadiroğlu, 1985, s. 39).
Örnek 2:
Rûm İli Kâzî-‘askeri olan Mollâ ‘Alî’nüñ ferzend-i ercümendi ‘Abdu’r-rahman Çelebi’dür. Ba‘de’l-mülâzeme çille-i merdân çekerek pâye-i erba‘îne vâsıl ve andan dahu munfasıl olmış-ıdı. Nev-heves ü nev-zuhûr iken eş ‘ârı hayâlden hâlî degüldür. Bu iki beyt-i ra ‘nâ netîce-i güftârıdur:
Şi‘r
Yıllar geçer ki vâkı ‘ada görmezüz seni
Kendüñ gibi hayâlüñi bî-gâne eyledüñ
Bâl ü perümde kalmayıcak zerrece mecâl
Şem‘-i cemâl-i hüsnüñe pervâne eyledüñ
Biñ kırk tokuzda nâ-murâd İstanbul’da vefât eyledi.” (Zavotçu, 2017, s. 119-120).
Örnek 3:
İstanbulî defter-emîni Yahyâ Çelebi’dür. Eş‘ârla ser ü kârı olup bu beyt-i ra‘nâ netîce-i güftârıdur:
Beyt
Libâsuñda degüldür nakş-ı kemhâ pençe resminde
Benüm dest-i ümîdümdür ki dâmânuñda kalmışdur
Nesr: Biñ on sekizde İstanbul’da fevt oldı (Zavotçu, 2017, s. 192).
Örnek 4:
Bu bir iki eş’âr anun netâ’ic-i güftâr ve âsâr-ı kilk-i sehhârındandur.
Şi’r: Bir hasırum yog iken külbe-i ahzânumda
Bûriyâ nakşı görinür ten-i ‘uryânumda
Velehû: Ne musâhib bulınur derd ü gam-ı yâr gibi
Ne ferâgat yiri var gûşe-i hammâr gibi (Sungurhan, 2017, s. 219).
Abdulkadiroğlu, A. (hzl.) (1985). Nuhbetü’l-Âsâr Li-Zeyli Zübdeti’l-Eş’âr. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları. Erişim adresi: chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://ia801500.us.archive.org/1/items/Nuhbetl--srLi-ZeyliZibdetl-E-r/1285-Nuhbetul_Asar_Lizzeyli_Zubdetul_Eshar-Ismayil_Beligh-Yasan-Abdulkerim_Abdulqadiroghlu-1985-907s_.pdf
Ali Nazîmâ-Fâik Reşâd. (1901). Mükemmel Osmanlı Lügati. İstanbul: Matbaa-i Âmire.
Kubbealtı Lugati. https://lugatim.com/
Muallim Nâcî. (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul: Asır Matbaası.
Osmanlıca Sözlükler. https://osmanlicasozlukler.com/
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmî. (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdam Matbaası.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html