nâzük-beden, nâzük-beyân, nâzük-dil, nâzük-edâ, nâzük-harîf, nâzük-hayâl, nâzük-miyân, nâzük-mizâc, nâzük-nihâl, nâzük-şâ’ir, nâzük-şân, nâzük-tab’, nâzük-tahayyül, nâzük-tarz, nâzükter
* Tezkirelerde “narin, ölçülü, ince, yufka, zarif, terbiyeli ve kibar” gibi kelime anlamlarının yanında, şiirde ustalık, nesirde akıcılık ve hayal gücünde derinlik anlamlarında da kullanılan terim.
Farsça bir sıfat olan “nâzük/nâzik”, sözlüklerde kelime olarak birbirinden farklı birçok anlamda kullanılmaktadır: 1) Hareketleri karşısındakinde hoşnutluk uyandıracak şekilde ince, cismi güzel ve zarif, ölçülü; yumuşak ve terbiyeli olan (kimse) ve bu tarzda yapılan hareket; 2) İnce yapılı, kaba olmayan, narin, yufka, rakîk; 3) Dikkat ve itina isteyen, zorlamaya, sert tutuma gelmeyen, dikkat edilmediği takdirde çabuk kırılabilen veya bozulabilen; 4) Dikkat edilmediği takdirde ters ve istenmeyen sonuçlar doğurabilecek olan, iyi veya kötü sonuç alınması gösterilecek dikkat ve gayrete bağlı olan, kritik; 5) Başkalarına veya çevresindekilere rahatsızlık vermemek, onların hoşnutsuzluğuna sebep olmama, onları kırmama gibi istek ve duygularla son derece terbiyeli, sözü ve davranışı kibar, mültefit, mükerrem; 6) (Ağızlarda) irmikten yapılan pelte ve iplik bükmeye yarayan bir nevi çıkrık (Çağbayır, 2016, s.4332; Kubbealtı Lugatı; Muallim Nâci, 1995, 882; Parlatır, 2012, s.1271; Şemseddin Sami, 1995, s.1447).
Tezkirelerde "nazük/nazik" sıfatı, sadece bir kibarlık ve nezaket ifadesi değil aynı zamanda “şiirde ustalık, nesirde akıcılık ve hayal gücünde derinlik” anlamına gelen, estetik bir değeri temsil eden önemli bir terimidir.
Tezkirelerde bu kavramın üç başlık etrafında kullanıldığı görülmektedir. İlki, şair tabiatı ve yeteneği anlatılırken (nazik-tab’ ve nazik tahayyül gibi); ikincisi, şiirle ilgili değerlendirme ve eleştirel yaklaşımda (nazik eş’âr, nazik beyân, nazik tarz…vs.) ve son olarak fiziksel ve ruhsal bir durumun tasviri için (nazik-miyan, nazik-edâ, nazik-reftâr… gibi) bir sıfat olarak tercih edilmiştir. Öncelikle Ahdî, Ânî Efendi’nin bir beytinde “miyân” kelimesini kullanırken “hayli nezâket ile nâzük vâkı’ olmışdur” diyerek şairin ustalığını ifade etmeye çalışmıştır (Solmaz, 2018, s. 104). Tezkiresinde bu terimi çoğunlukla “tarz, üslûp, davranış veya anlatış biçimi” (Kubbealtı Lugatı) anlamındaki “eda” kelimesiyle (Solmaz, 2018, s. 106, 160, 202, 217, 224, 267, 304) birlikte kullanan müellif, şairin gerek dile (Farsça veya Türkçeye) gerekse edebî türlere hâkimiyetini bu tamlamayla ifade etmiştir. Ahmed Çelebi, “Türkī eş’ār dimede edā-yı nāzük ile bī-hemtā” iken Zihni Beg “ġazel ü ķasīdede edā-yı nāzük ile pesendīde-i emāsildür. (Solmaz, 2018, s. 109,160)”. Ahdî, Kınılızâde (Sungurhan, 2017b, s. 411, 512, 514, 649, 667, 670, 791) ve diğer birçok müellif gibi bu terimi şairlerin durumlarını ortaya koymak için “zarif ü nazik-tab’ idi, hoş-sohbet ü nazik, nâzük ü sûznâk, nazik ü bârik" (Solmaz, 2018, s. 123, 133, 227, 302) gibi bazı ikilemeler içinde de kullanmıştır.
Ahdî ve Latîfî’de bu kelime şiir, sanat ve nesrin beyan ve mana incelik, zarafet ve derinliğini ifade için kullanılmıştır. Ahdî, “matla’-ı nâzük, gazel-i nâzük-beyân, nâzük elfâz, ma’ânî-i nâzük" (Solmaz, 2018, s.131, 234, 292, 300) derken; Latîfî tezkiresinde “ḫoş-gûy u nâzük-maḳâl, nâzük eş’ârı ve ḫoş-âyende güftârı, nâzük imlâ ve inşâsı, nefîs ü nâzük maḳâlâtı, ḳaṣd-ı ġarîb ile nâzük ḳaṣâyidi" vs. (Canım, 2018, s. 128, 144, 234, 237, 318) şeklinde ifadeler karşımıza çıkar.
Beyanî bu ifadeyi, Nihâlî mahlaslı bir şairin Sultan Selim Han’ın meclisinde yaşadığı bir olayı anlatırken bu hükümdarı nitelediği bir sıfat olarak kullanmıştır. Burada Yavuz Sultan Selim’i “sâhib-kırân-ı nâzik-dil" (Sungurhan, 2017a, s. 270-71)” şeklinde vasıflandırmıştır.
Mecâlisü’n-Nefâyis (Eraslan, 2001, s. 199) ve Garip tezkiresinde (Babacan, 2010, s. 83) müellifler, bu kavramı “nâzük tahayyül” şeklinde bir tamlama içinde tercih etmişler ve her ikisi de bu tamlama ile bir mazmunu şairin zihninde canlandırırken yaptığı ince anlatımı dikkate almışlardır.
Riyâzî, tezkiresinde Sâmî adlı şairin Ali Kılıç Paşa’dan babasının intikamını almak için söylediği hicvi, bir nezaket çerçevesinde ifade ettiğini göstermek için “Kılıç ‘Ali Paşa hakkında ‘âleme dâstân itdügi hicv-i nâzük-beyân ile pederinüñ intikâmın almışdur." (Açıkgöz, 2017, s. 174) demiştir.
Hem Ahdî hem Fatîn hem de Safâyî tezkirelerinde bu terimi şair ve şiir için kullanmışlardır. Ahdî “eş’âr-ı nâzik” derken, Fatîn “şâ’ir-i nâzik-edâ”, Safâyî de “nâzük şâ’ir” ifadelerine tezkirelerinde yer vermişlerdir (Çapan, 2005, s. 600; Çiftçi, 2017, s. 141; Solmaz, 2018, s. 304).
Ali Emirî Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’inde bu terimi mizahî amaçla kullanmayı tercih etmiştir. Hadîdî mahlaslı şairin, börek ve baklava gibi hamuru ince açılmış tatlılara zaafını ifade ederken “nâzik” kelimesini “ince” kelimesiyle birlikte kullanıp inceden dokunmuştur: “Baklava, börek gibi nâzik ve ince etʻimeye karşı yüreği pek rakîk idi. Aslâ dayanamazdı. Kimseye buyuruñ demeden tepsileri siler süpürürdü." (Kadıoğlu, 2018, s. 260).
Bu kavramın bir başka aykırı kullanımı ise Âşık Çelebi’de karşımıza çıkar. Şikârî maddesinde şairin “ashâb-ı sâfâ-yı zihnden rind-i çâlâk ve nâzik-i bî-bâk" (Kılıç, 2018, s. 600) olduğu belirtilir. Buradaki “bî-bâk” korkusuz anlamında olup şairin avcı anlamındaki mahlasına da işareten “korkusuz bir nazik” olduğu söylenir.
Bu terimin mevcut tezkirelerde kullanımı çoktan aza doğru şu şekildedir: Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ'da 33, Gülşen-i Şu’arâ’da 23, Kınalızâde Hasan Çelebi'nin Tezkiretü’ş-şu’arâ’sında 13, Teşrifatü’ş-Şu’arâ’da 8, Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ 'da 8, Kitab-ı Mecâlisü’n-nefâyis'te 6, Riyâzü’ş-Şuara'da (Tezkiretü’ş-Şuara) 6, Sâdıkî-i Kitâbdâr'ın Mecma‘ü’l-Havâss'ında 6, Kâfile-i Şu’arâ'da 4, Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid'de 2, Fatîn Tezkiresi'nde (Hâtimetü’l-Eşâr) 1, Beyânî Tezkiresi'nde 1, Enderunlu Mehmet Akif'in Mir'at-ı Şiir'inde 1, Safayi Tezkiresi'nde 1, Râmiz'in Âdâb-ı Zürefâ'sında 1, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmında 1, Tezkire-i Mûcib'de 1, Garib Tezkiresinde 1 defa kullanılmıştır.
Örnek 1:
Filbenüñ şā’ir-i ḳażā-‘azmī
Bir de Maḥmūd Efendi-i Naẓmī
Gerçi olmışdur ol ġarībe-süḫen
Terbiyet-yāb ḫāk-ı Edrineden
Sābıḳa sā’iḳ-i ḳażā vü ḳader
Filbeye itmiş anı sevḳ meger
Ḫoş-ḳalem şā’ir-i zemīn-i ḳadīm
Şi’r-i nāzük-ḫayāl ü siḥr-raḳīm (Yılmaz, 2019, s. 188).
Örnek 2:
Zebân-ı Fârisî ve lisân-ı Türkî’de bir hayli nâzük güftârı vardır. İnşâ-yı latîf ve nazm-ı selîs ile “Tîg u Kalem” nâmına bir mecmû‘a-i irfân yâdigâr-ı ahlâf eylemişdir ki istihsân-ı ulu’l-elbâba şâyândır. Şu birkaç beyt-i şikâyet-ta‘bîr o eser-i dilpezîrdendir:
Dâd baht-ı siyehimden feryâd
Ma‘rifet gevherin itdi berbâd
Nâ-murâdım o kadar âlemde
Nâr-ı gam kâmı yakar sînemde
Âteşimden tutuşup dildeki âb
Murg-ı ümmîd olur âhımla kebâb
Gelemez hâtıra kâmıñ nâmı
Nerde kaldı görebilmek kâmı (Arslan, 2018, s. 70).
Örnek 3:
Zümre-i dervişan-ı Bektâşiyândandır. Ergenevî Derviş Mustafâ’dır. Hayli nâzük ü nazîf ken-nezafetü mine'-imânka mâ-sadak bir herîf-i zarifdir. Farsî ve Türkî şi’re kâdirdir.
Şi’r-i û:
Bu cihan bir noktadur taşra koyupdur hâmemiz
Agzı pekdir kimseye amma açılmaz nâmemiz (Altun, 1997, s. 55).
Açıkgöz, N. (2017). Riyâzü’ş-Şu’arâ, Riyâzi Muhammed Efendi. Kültür eserleri- 534. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Altun, K. (1997). Tezkire-i Mucîb: inceleme - tenkidli metin - dizin - sözlük. 1. baskı. Atatürk Kültür Merkezi yayını Tezkireler dizisi. Ankara.
Arslan, M. (2018). Mehmed Sirâceddîn Mecma‘-ı Şu‘Arâ ve Tezkire-i Üdebâ. Kültür Eserleri Dizisi-574. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Babacan, İ. (2010). Tezkıre-i Mecâlis-i Şu ‘Arâ-yı Rûm Garibî Tezkiresi. 1. bs. Ankara: Vizyon Yayınevi.
Canım, R. (2018). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Kültür Eserleri Dizisi- 604. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Çağbayır, Y. (2016). Büyük Türkçe sözlük: Orhun yazıtlarından günümüze Türkiye Türkçesinin söz varlığı. Kültür serisi. İstanbul: Ötüken neşriyat TİKA.
Çapan, P. (2005). Mustafa Safâyî Efendi, Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l-Âsâr min Fevâ’idi’l-Eş’âr) İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Çiftçi, Ö. (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Kültür Eserleri Dizisi- 469. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Eraslan, K. (2001). Alî-Şîr Nevayî, Mecalisü’n-Nefâyis II (Çeviri ve Notlar). C. 2. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları.
Kadıoğlu, İ. (2018). Ali Emîrî Efendi, Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Kültür Eserleri Dizisi-578. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Kılıç, F. (2018). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Kültür Eserleri Dizisi-587. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Kubbealtı Lugatı. Nazik. Erişim adresi: https://lugatim.com/s/nazik
Kubbealtı Lugatı. Eda. Erişim adresi: https://lugatim.com/s/eda
Muallim Nâci. (1995). Lûgat-ı Nâci. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Parlatır, İ. (2012). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. 5. bs. Ankara: Yargı Yayınevi.
Solmaz, S. (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şuʿarâsı (İnceleme - Metin). Kültür Eserleri Dizisi-470. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Sungurhan, A. (2017a). Beyânî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Kültür Eserleri Dizisi-467. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Sungurhan, A. (2017b). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-şu’arâ. Kültür Eserleri Dizisi- 546. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.
Şemseddin Sami (1995). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Yılmaz, K. (2019). Teşrîfâtü’ş-Şu‘arâ, Güftî. Kültür Eserleri Dizisi- 617. Ankara: T:C: Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.