ebyât-i nasihât-nisâb, risale-i nasîhat-nisâb
* Nasihat amacıyla söylenmiş söz anlamına gelen, tezkirelerde nasihat/öğüt veren beyit ve risâleler için kullanılan terim.
Arapça “nush” kökünden türeyen “nasîhat” kelimesi; başkasının hata ve kusurunu gidermek için gösterilen çaba; iyiliği teşvik, kötülükten sakındırmak üzere verilen öğüt; başkasının faydasına ya da zararına olan hususlarda bir kimsenin onu aydınlatması ve bu yönde gösterdiği gayret “ (Çağrıcı, 2006, s. 408) “öğüt, pend” (Şemseddîn Sâmî, 1317, s. 1462) anlamlarına gelmektedir. -nisâb ise; Arapça isim olarak sözlüklerde bir hukuk terimi olarak öne çıkıp “Asil, esas. Bir malın zekâtını vermek üzere varılması gereken miktar, sermâye, mal, derece, istenilen had.” (Devellioğlu, 2010, s. 983) anlamlarına gelmekle birlikte, “Yeter derece, istenilen oran, kıvam” (Ayverdi, 2008, s. 2383) anlamında da kullanıldığı görülmektedir.
Bu iki kelimenin bir araya gelmesi ile oluşan ve birleşik sıfat olarak kullanılan nasîhat-nisâb’ın kalıplaşmış hâline sözlüklerde rastlanılmamıştır.
Tezkirelerde öğüt veren beyit ve risaleleri nitelemek için kullanılan ve yeterli seviyede öğüt veren, nasihat kıvamında anlamına gelen terim.
“Nasîhat-nisâb” terimine sadece Latifî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında rastlanılmaktadır. “Latifî, Kemal Paşazâde'nin Yıısûf u Züleyha adlı eserini tanıtırken eserin öğüt içeren beyitlerini ele almış ve verdiği örnekleri de bu tür beyitlerden seçmiştir.” (Tolasa, 1983, s. 354). Latifî’nin eserden alıntıladığı ve nasîhat-nisâb şeklinde tavsif ettiği beyitler bazı teşbihler üzerinden günlük beşeri ilişkilere işaret etmektedir (Örnek 1). Aynı tezkirede Abdülcelil Çelebi’nin bir risalesi için “nasîhat-nisâb” denildiği görülmektedir. Bahse konu risâlede dedikoducu, laf taşıyan, iftiracı, fitneci bir kişiyle muhatap olan akıllı ve anlayış sahibi bir insana düşen görev, bu tür insanlardan uzak durmak ve onları kendi çevrelerinden uzaklaştırmaktır (Örnek 2). Latifî’nin, Revânî’nin İşretnâme’sinden aldığı numune beyitler, kadehin niteliği ve kırmızı şarabın tanımı üzerine yazılmış ve nasîhat-nisâb sıfatıyla alıntılanmış beyitlerden oluşmaktadır (Örnek 3). Aynı tezkirede Ali Çelebi’nin Hümâyunnâme adlı Kelile ve Dimne tercümesinden alıntı yaptığı beyitler için nasîhat-nisâb denilmektedir (Örnek 4). Tezkireleride sözcüğün yakın/eş anlamlası olarak değerledirilebilecek şekilde nasîhat-âmîz (Sungurhan, 2017, s. 169), nasîhat-üslûb (Canım, 2018, s. 442-443), nasîhat-gûne (Sungurhan, 2017, s. 612) şeklinde müteradiflerinin de kullanıldığı vâkidir.
nasîhat-nisâb, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da 4 defa geçmektedir.
Örnek 1:
Bu birkaç ebyât-ı nasîhat-nisâb dahi ol Hazretün enfâs-ı dil-güşâsından aʿni kıssa-i Yûsuf u Züleyhâsındandur.
Nazm
Gülistânında dikme kimsenün hâr
Şu hârı dik dikersen ola gülnâr
İçüni kimseye tâş itme hergiz
Kimesne sırrını fâş itme hergiz
Dinilse kendü ‘aybun diñle gûş ol
Göricek gayrı ‘aybın perde-pûş ol
Dilersen olasın gül gibi rengîn
İnen olma benefşe-vâr hodbîn
Dilersen sana ġayr itmeye inkâr
Sen inkâr it saña vü gayra ikrâr (Canım, 2018, s. 118).
Örnek 2:
Ve merkûm ‘umdetül-vesâyâ ve zübdetün-nasâyih nâm bir risale-i nasîhat-nisâb tahrîr itmişdür. Cümle-i vesâyâsından ve nasâyihinden biri budur ki şol şahs ki nemmâm u nakkâl ve zemmâm u ġammâz ve hemmâz u şer-engîz ve nifâk-âyîn ü müfsid-i bî-dîn ü bed-âyîndür mubassır-ı insân hudâvend-i sâhib-i izʿân u idrâke lâzım ü lâbüddür ki anun gibileri şekl ü kıyâfetinden bile şûr u şirretinden iʿrâz u ihtirâz idüp âsitânından anı dûr ve mukârenetinden sad-merhale ba‘îd ü mehcûr idüp ve sem‘-i kabûl ise kelâm-ı fitne-encâmın gûş u ısġâ eylemeye zîrâ şerîr ü şûr-engîzdür. ʿÂkil ü ʿârife anlardan perhîz ü gürîz gerekdür. Bu gûne hemmâm u zemmâmlaruñ yanında hayr u şerden kelimât eylemeye zîrâ ihvân u ehibbâyı sana megbûz kılur ve seni dahî anlardan mu‘riz kılup ve arada bunca yıllık hukukı yile varup ʿukûka mübeddel olur. Beyt:
Kapunda durmasun üç şahs-ı bed-nâm
Biri sâʿî biri ġammâz u nemmâm (Canım, 2018, s. 188).
Örnek 3:
Dîvân-ı ‘işret-beyânından gayrı âdâb-ı sohbeti ve esbâb-ı ‘işreti beyân u ʿayân eyler. ʿİşret-nâme nâm bir kitâb-ı meserret-encâmı vardur. Hâssa-i karîhasından tarzı hâss üzre ibdâ‘ u ihtirâ‘ıdur. Sıfat-ı câmda ve ta‘rîf-i mey-i lâle-fâmda bu birkaç ebyât-i nasihât-nisâb ol kitâb-ı müstetâbdandur. Nazm:
Kimün kim câm ile hoş ‘âlemi var
Süleymândur ki elde hâtemi var
Kimüñ hükminde olsa pâdişâdur
‘Aceb âyîne-i gîtî-nümâdur
Ne bedr olur ki buldukda kemâli
Getürür bir araya beş hilâli (Canım, 2018, s. 246).
Örnek 4:
Ve bu kıt‘a-i nasîhat-nisâb ve mev‘ızet-me‘âb dahî ol kitâb-ı ‘anber-nikâbdandur. Kıt‘a:
Bir belâ nâzil olsa itme ceza‘
K’anda var iki şer işit benden
Evvelâ dostlar olur gam-kîn
Sâniyen şâdmân olur düşmen (Canım, 2018, s. 380).
Ayverdi, İ. (2008). Kubbealtı Lugatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çağrıcı, M. (2006). Nasihat. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (Cilt 32, ss. 408-409). İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Tezkiretü’ş-şu‘arâ, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddîn Sâmî (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdam Matbaası.
Tolasa, H. (1983). Sehî, Lâtifi ve Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi. İzmir: Ege Üniversitesi Matbaası.