NÂMİYYÂT (NĀMİYYĀT)

ebyât-ı nâmiyyât, ebyât-ı nāmiyye


* Tasavvuf şeyhlerinin yazdığı, manevi filizlenme, yeşerme özelliği atfedilen, ilham ve derinlik barındıran beyitler (ebyât-ı nâmiyyât) için kullanılan bir terim.



Sözlük Anlamı

Arapça numuvv “büyümek, gelişmek, artmak’”tan sıfat olan "nâmi" sözlüklerde “neşvünema bulan, yerden biten, yetişen, büyüyen, artan, küçükten büyük olma hassası” anlamlarında kulanılmıştır (Şemseddin Sami, 2009, s. 1452;  Ahmet Vefik Paşa, 1888, s. 1415; Develioğlu, 2007, s. 805). Bu kelimenin müennesi "nâmiyye" ise hayvan ve bitkilerdeki büyüme ve artma özelliği, yeşerme, yerden bitme ve gelişme kuvveti anlamındadır (Mehmed Salahi, 1313-132, s. 570; Muallim Naci, 1308, s. 887; Doktor Hüseyin Remzi, 1305, s. 811; Kanar, 2010, s. 592). “Nâmiyyât” ifadesi “nâmiyye”nin çoğuludur.




Terim Anlamı

Tasavvuf şeyhlerinden olan şairlerin ilahi bir ilhamla yazdıkları, manevi olarak filizlenme, yeşerme ve derinleşmeyi sağlayan beyitleri (ebyât-ı nâmiyyât) belirten bir tabirdir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Latîfî bu tabiri “…bu zümre-i ebrâruñ kelimât-ı ʿaliyyâtı ḳuvvet-i ḳudsiyye ve ebyât-ı nâmiyyâtı ilhâmât-ı ünsiyye iledür.” cümlesiyle tasavvuf şeyhlerinden olan şairlerin manevi yeşerme ve gelişme kuvveti yüksek beyitlerinin ilahi ilhamlarla ortaya çıktığını ifade ederken kullanır (Kaplan, 2018, s. 354). Latîfî bu şairlerin Allah dostu olduklarını Rum diyarında yani Anadolu’da ortaya çıktıklarını belirtir ve “…bu ṭâyifenüñ naẓm u eşʿârı iftiḫâr u iştihâr içün degüldür belki irşâd-ı ṭâlibân-ı râh-ı dîn  ve beyân-ı sebîl-i sâlikîn içündür” (Canım, 2018, s. 71). diyerek amaçlarının övünmek değil doğru yolu arayan talebeleri din yoluna yönlerdirmek olduğunu ifade  eder. Latîfî “nâmiyye” ifadesini Hümâmî’nin Sî-nâme adlı eserini tanıtırken “Bu birkaç ebyât-ı nâmiyye zikr olan nâmelerdendür.” ifadesiyle örnek verdiği beyitlerin neşvünema bulmuş bir bitki, ağaç  gibi ürün ve meyve  verici özellikte olduklarını belirtirken kullanır (Kaplan, 2018, s. 354).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Tezkirelerde “nâmiyyât” tabirini sadece 16. yüzyıl müelliflerinden Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ isimli eserinde bir yerde kullanılmıştır (Canım, 2018, s. 71). Yine aynı eserde bir yerde “nâmiyye” şekli kullanılır (s. 563).




Örnekler

Örnek 1:

…ve hem bu zümre-i ebrârun kelimât-ı ‘aliyyâtı kuvvet-i kudsiyye ve ebyât-ı nâmiyyâtı ilhâmât-ı ünsiyye iledür (Canım, 2018, s. 71).

Örnek 2:

Bu birkaç ebyât-ı nâmiyye zikr olan nâmelerdendür.

Mesnevî:   Elâ ey serv kadd ü lâle-peyker 

                   Mübârek tal‘at u ferhunde-ahter (Canım, 2018, s. 563).




Kaynaklar

Ahmet Vefik Paşa. (1888). Lehce-i Osmani. İstanbul: Mahmud Beg Matbaası.

Canım, R. (hzl.)(2018). Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (Tenkitli Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html  

Devellioğlu, F. (2011). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lȗgat. Ankara: Aydın Kitabevi. 

Doktor Hüseyin Remzi. (1305).  Lugat-ı Remzî I-II. İstanbul: Hüseyin Remzî Matbaası.

Kanar, M. (2010). Etimolojik Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Derin Yayınları, İstanbul.

Kaplan, F. (2018).  Latîfî Tezkiresi’nde Edebî Eleştiri Terimleri ve Edebiyat Eleştirisi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Muğla.

Mehmed Salâhî. (1313-1322). Kâmûs-ı Osmânî I-IV. İstanbul: Mahmud Bey Matbaası.

Muallim Naci. (1978). Lûgat-ı Naci. İstanbul: Çağrı Yayınları. 

Şemseddin Sâmî. (2009).  Kâmûs-ı Türkî ; Osmanlı Türkçesi Tıpkı Basım. Ankara: Çağrı Yayınları




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
04/02/2025
logo-img