oksimoron, birleşik tezat, ikirciklem, paradoks, paradoksal imaj, mütenakız-nümâ, fâsid tezat, çelişik bağdaşma
* Temel veya alt anlamları zıtlık ya da çelişki barındıran iki yahut daha fazla kelimenin hayatın olağan akışına veya mantığa uymayacak bir şekilde bir arada kullanılması esasına dayanan kelime grubu ya da cümle şeklindeki ifadeler.
“Kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” ifadesi “iki yönlü ve zıtlıklar ihtiva eden ifade” anlamında dilimize çevrilebilir. Söz konusu ifade Arapça “zü’l-vecheyn” ve “müştemilü’z-zıddeyn” terkiplerinin yine Arapça kökenli “kelâm” kelimesi ile Farsça bir terkip oluşturması ile meydana gelmiştir.
“Kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” anlamında kullanılan oksimoron kelimesi; Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde “zıt anlamlı iki kelimenin bir arada kullanılması” (https://sozluk.gov.tr/) olarak tanımlanmaktadır. Oxford’un İngilizce sözlüğünde söz konusu kelime “zıt ya da birbiriyle uyuşmayan terimlerin, ifadeye ya da anlatıma güç kazandırmak amacıyla birlikte kullanıldığı söz söyleme sanatı; yüzeysel olarak ya da kelime anlamına bakıldığında kendi içinde çelişik ya da anlamsız görünen ama gerçekte anlama daha derin bir boyut kazandıran ifade tarzı” (The Oxford English Dictionary, 2013, s. 1052, Akt.: Güngör, 2014, s. 107) olarak tanımlanmaktadır.
“Kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn”, ifadesi Divan şiirinde müstakil olarak olarak kullanılmaktan ziyade, anlam çerçevesinin muhtevası ile kullanılmaktadır. “Kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn”in anlamsal olarak kullanımına, daha çok XVII. ve XVIII. yüzyıl divan şairlerinde rastlanmaktadır. Gerek tezat sanatıyla ilişkisi gerekse girift anlamların yoğunluğu bağlamında Sebk-i Hindî etkisindeki şairler olan Nâilî, Neşâtî, Fehîm-i Kadîm, Nâbî, Şeyh Gâlib gibi Divan edebiyatının önde gelen şairlerinin şiirlerinde “kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn”in anlam çerçevesine giren kullanımlara rastlanmaktadır.
Eski belagat kitaplarında “kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” ifadesi geçmemekle birlikte tezat sanatının anlam çerçevesi içerisinde söz konusu kavramın anlamını ihtiva eden kullanımlara tesadüf edilir.
Türk dili ve edebiyatında “kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” bağlamında değerlendirdiğimiz oksimoronla ilgili ilk tespit Menderes Coşkun tarafından ve tezat sanatı bağlamında “zıt anlamlı veya anlam çerçevesi bakımından birbiriyle çelişkili iki kavramı bir arada bir nesne için kullanmak” (Coşkun, 2012, s. 149) şeklinde bir tanım ile yapılmakta ve bu terime Türkçe karşılık olarak “birleşik tezat” terimi önerilmektedir. Bu bağlamda “kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn”i tezat sanatına dair alt bir tür olarak değerlendirmek mümkündür.
“Kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” ifadesinin terimleşme sürecine girdiğine dair bir tespit yapmak mümkün değildir. Zira mezkûr ifadenin Latîfî Tezkiresi dışındaki tezkire veya kitaplarda kullanımına dair bir tespit söz konusu olmamıştır. Bununla birlikte söz konusu ifadeye karşılık olarak kullanıldığını değerlendirdiğimiz birçok terim bulunmaktadır. Söz konusu ifade ve eş anlamlısı olarak değerlendirilebilecek tüm kullanımlar tezat terimi ile ilişkilidir.
Klasik Türk Edebiyatında “kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” şeklindeki ifadeye Latîfî Tezkiresi'nde rastlanmaktadır. “İki yönlü kelime ve zıtlıklara sahip” olarak anlamlandırılabilecek bu ifade bu tezkirede kullanılmaktadır. Söz konusu eserde Latîfî bu konuda “sanâyi’-i bedî’iyyeden bu gûne san’atlara ehl-i arûz kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn ıtlâk iderler. Bu gûne güftârı şâ’ir-i nükte-güzâr zemmi müş’ir olan mevki’de ve îhâm u kinâye kasd olınan mahallerde îrâd u ibrâz iderler” (Canım, 2018, s. 124)[Güzel söz söyleme sanatlarından bu tür sanatlara aruz ehli iki yönlü kelime ve zıtlıklara sahip diye adlandırırlar. Bu tür sözü ince anlamlı söz söyleyen şair yergiyi işaret eden durumda iham ve kinayenin amaçlandığı yerlerde söyler ve ortaya koyarlar.] şeklinde bir değerlendirme yapmaktadır.
Açıkgöz (2012), oksimoron terimiyle ilgili olarak Latîfî Tezkiresi'nde “kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” terkiplerinin kullanıldığını ifade etmektedir. Yine Açıkgöz, Latîfî Tezkiresi'nde Ahmed-i Dâ’î’nin aşağıdaki beytinin bu konuda örnek olarak verildiğini ifade etmektedir.
Gözüm hîç gördüğün var mı be-hakk-ı sûre-i Tâhâ
Benüm yârüm gibi fitne benüm yârüm gibi şeydâ
[Tâhâ suresi hakkı için benim sevgilim gibi fitne ve çılgın/divane birini gözüm hiç görmez.]
Yukarıdaki beyitle ilgili tespitlerde bulunan Latîfî, “beyitteki ‘yâr’ ve ‘fitne’ kelimelerinin beraber kullanılamayacağını; daha doğrusu, ‘yâr’ için ‘fitne’ kelimesinin bir sıfat olarak kullanılamayacağını ve halk arasında ‘köpek’ anlamında kullanılan böyle kötü anlamlı bir kelimenin, övgü için kullanılmasının yanlış olduğunu; doğru kullanımın yerme amaçlı kullanım olduğunu” ifade etmektedir (Açıkgöz, 2012, s. 66). Bu bağlamda, Latîfî “ ‘fitne-yâr’ ilişkisinde, olumsuz bir kelimeyi olumlu bir kelimenin sıfatı olarak kullanmakla yapılan bir imge kurgulama hatasına işaret etmektedir” (Açıkgöz, 2012, s. 66).
Klasik Türk Edebiyatı'nda “kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” şeklindeki ifadeye sadece Latîfî Tezkiresi'nde rastlanmaktadır.
Örnek 1:
Kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” konusunda Nâilî’nin aşağıdaki beyti oldukça önemli bir örnek olarak nitelendirilebilir:
Aşağıdaki beyitte “renksizliğin rengi” anlamındaki terkip; meyhane ile çoğunlukla din adamı anlamında kullanılan zahidin aynı terkipte bulunması ve ibadet yerinde rindin bulunmasına dair kullanımlar “kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn” örneğidir.
Reng-i bî-rengîden âgeh dillerin ey Nâ‟ilî
Zâhid-i meyhâne rind-i hânkâhdır her biri [Nâilî-G. 362/5] (İpekten, 2019, s. 549).
[Ey Nâ’ilî! Renksizliğin rengini bilen gönüllerin her biri meyhanenin zahidi ve tekkenin rindidir.]
Örnek 2:
Aşağıdaki beytin ilk mısraında şair kendisini olgunluk yolundaki okuldaki yaşlı biri olarak nitelemektedir. Esasen şiirde olduğu kadar gerçek hayatta da kabul edilebilir bir kullanım olsa da mektep, okul gibi eğitim alınan yerler genel olarak çocuklar ve gençlerin eğitim aldığı yerlerdir. Bu bağlamda gençlerin bulunduğu bir mekânda yaşlı birinin bulunması kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn bağlamında değerlendirilebilir. Yine aynı beytin ikinci mısraında şair iki günlük çocuğun aralarındaki en olgun kişi olduğunu ifade etmektedir. Söz konusu kullanım da kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn çerçevesinde değerlendirilebilir.
Biz sâde-dil ol pîr-i debistân-ı kemâlüz
Kim tıfl-ı dü-rûze bizim en kâmilimüzdür [Fehîm-i Kadîm-G.109/6] (Üzgör, 1991, s. 452).
[Sâde gönüllü olan biz olgunluk mektebinin yaşlısıyız. İki günlük çocuk bizim en olgunumuzdur.]
Örnek 3:
Aşağıdaki beyitte şairin “söz söyleyen” anlamındaki “suhan-gûy” ile “sessiz” anlamındaki “hâmûş” zıt anlam ihtiva eden kelimelerin bir terkip oluşturmasıdır. Bu bağlamda söz konusu terkip kelâm-ı zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn bağlamında değerlendirilebilir.
Gâlib kalemin eyle siper tîg-i zebâna
Hâmûş-ı suhan-gûy ile nâdân edemez bahs [Şeyh Gâlib-G.28/7] (Kalkışım, 1994, s. 264).
[Gâlip! Kalemini, dil okuna siper eyle! Cahil söz söyleyen sessiz konuşamaz.]
Açıkgöz, Namık (2012). Müştemilü’z-zıddeyn veya “Oksimoron”. Türk Edebiyatı Dergisi. 464, 65-67.
Canım, Rıdvan (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür Ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Coşkun, Menderes (2012). Sözün Büyüsü Edebî Sanatlar. İstanbul: Dergah Yayınları.
Güngör, Ahmet (2014). İkirciklem (Oxymoron) Uyumsuzluğun Uyumu. Karadeniz Dergisi. 6/21, 102-121.
İpekten, Haluk (hzl.) (2019). Nâilî-i Kadîm Dîvânı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247199/naili-i-kadim-divani.html
Kalkışım, Muhsin (hzl.) (1994). Şeyh Gâlib Dîvânı. Ankara: Akçağ Yayınları.
Üzgör, Tahir (1991). Fehîm-i Kadîm-Hayatı, Sanatı, Dîvân’ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. Ankara: AKM Yayınları.