i’caz-nümâ, mu’ciz-nümâ
* Tezkirelerde ve şiirlerde ayetlere telmihte bulunularak veya bir şairin şiirlerinin, eserlerinin bir benzerinin daha yazılamayacağını ifade etmek için kullanılan terim.
“Mu’ciz-karîn”, Arapça’da sıfat olan “mu’ciz” ve “karîn” kelimelerinin birleşmesi ile türetilmiştir. Sözlükler “mu’ciz” sıfatının anlamlarını “which exceeds one’s power and foils or tires out (kişinin gücünün üzerinde olan, kişiyi engelleyen veya kişiyi yoran şey) (Redhouse, 1856, s. 799), “başkalarını imtisâl ve müsâbakatdan ‘âciz bırakan, kimsenin yapamayacağı hâl ve sûretde olan” (Şemseddin Sâmî, 1217, s. 1370), “îcâzeden, acze düşüren, başkalarını bir şey yapmada geri bırakan; kimsenin yapamayacağı yolda olan” (Devellioğlu, 2006, s. 290) olarak vermiştir. “Karîn” sıfatı sözlüklerde “bir şeye nâ’il ve mazhar olan, bir hâl ile bulunan” (Şemseddin Sâmî, 1217, s. 1068), “bir şeye sâhip olan, bir şeye nâil olan” (Devellioğlu, 2006, s. 589) olarak tanımlanmaktadır. Arapça “nizâm” ismi ise sözlüklerde “order, regularity, an arrangement; a system, a regulation, law, bye-law (düzen, düzenlilik, düzenleme, sistem, yönetmelik, yasa, tüzük)” (Redhouse, 1856, s. 837), “usûl, tertîb, kâ’ide, düzen; ihtiyâcât zamanına göre ittihâz olunan kânun” (Şemseddin Sâmî, 1217, s. 1463), “dizi, sıra; düzen, usûl, tertip, yol, kâide; zamanın icablarına göre konulan esaslar” (Devellioğlu, 2006, s. 1008-1009) anlamları ile karşılanmaktadır. Sözlük karşılıkları göz önünde bulundurulduğunda “mu’ciz-karîn” ve “mu’ciz-nizâm” ifadeleri, “mucizevî, mucizevî denecek kadar düzenli” anlamlarına gelmektedir. Ancak bu iki terim, tezkirelerde sözlük anlamlarından daha geniş bir kapsamda kullanılmaktadır. Ayrıca bu terimlerle yakın anlamlar taşıyan “i’câz-nümâ” ve “mu’ciz-nümâ” birleşik sıfatları da sözlükte “mucize gösteren, mucize derecesinde bir iş ortaya koyan; bir mucizeyi andıracak kadar eser ve ustalık gösteren” (Devellioğlu, 2006, s. 485, 790) olarak tanımlanmaktadır.
“Mu’ciz-karîn”, “mu’ciz-nizâm” ve onlarla yakın anlamlar taşıyan “i’câz-nümâ” ve “mu’ciz-nümâ” birleşik sıfatları tezkirelerde; bahsi geçen eserin veya şiirin bir benzerinin bir daha yazılamayacağı, ondaki düzenin ve estetiğin mucizeli bir yanı olduğunu, onu taklit etmeye çalışan bir başka şairin aciz duruma düşeceğini ifade etmede kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra tezkireciler söz konusu ifadelere, tezkirelerin mukaddime bölümlerinde şiirin ne olduğunun açıklanmasında da başvurmaktadır. Ayrıca tezkirelerde sultan şairlere dair biyografik bilgiler verilirken onların yaşamlarının önemli noktalarıyla Kur’ân-ı Kerîm’den ayetler arasında ilgi kurulmuş, Kur’ân-ı Kerîm’in “mu’ciz-karîn” ve “mu’ciz-nizâm” olduğu ifade edilmiştir. “Mucize” kelimesi, edebiyattaki söz konusu kullanımlarının yanı sıra dinî bir terim özelliği de taşımaktadır. Dinî terminolojide mucize, “hasımlarına/ muhataplarına meydan okuma ve nübüvvetini doğrulama amacıyla Allah tarafından Peygamberlik iddiasında bulunan zatın elinde zuhur eden/ ettirilen, insanların bir benzerini meydana getirmekten aciz kaldıkları, âdet (tabiat kanunları) ve sünnetullaha aykırı harika olay” olarak açıklanmaktadır (Abdülkâhir el-Bağdâdî, s. 296; es-Sefarînî, 1982, 2: s. 289; Hasan Ziyâüddîn Itr, 1994, s. 19-20’den aktaran: Ersöz, 2020, s. 302-303). Kur’ân-ı Kerîm’de “mucize” kelimesi doğrudan yer almamakta; ancak kelimenin türetildiği “ﻋﺠﺯ” kökünden gelen başka kelimeler “âciz kalmak; güçsüz bırakmak, Allah’ın ayetlerini yalanlamak amacıyla yarışmak” anlamlarında 21 adet ayette geçmektedir (M. F. Abdülbâkî’den aktaran: Bulut, 2020, s. 348). Bu bilgiler doğrultusunda, “mu’ciz-karîn” ve “mu’ciz-nizâm” ifadelerinin tezkire terimleri olduğunu; onlarla yakın anlamlara sahip “i’câz-nümâ” ve “mu’ciz-nümâ” birleşik sıfatlarının da bu terimlerin alt başlıkları mahiyetinde değerlendirilebileceğini söylemek mümkündür.
“Mu’ciz-karîn” ve “mu’ciz-nizâm” ifadelerinin sözlüklerde bir terim olarak verilen anlamı yoktur. Tezkirelerde ise bir birleşik sıfat olarak terim değeri kazanmıştır; tezkireciler tarafından, bir şairin belirli bir eserinin veya o şairin şiirlerinin bir benzerinin bir daha yazılamayacağı, o şairin eserlerinin veya şiirlerinin üslup, düzen ve estetik yönünde mucizevî bir yan taşıdığını, onu taklit etmeye çalışan bir başka şairin başarılı olamayarak aciz durumlara düşeceğini ifade etmede kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra tezkireciler söz konusu ifadelere, tezkirelerin mukaddime bölümlerinde şiirin ne olduğunun açıklanmasında ve sultan şairlere dair biyografik bilgilerin verilmesinde başvurmuşlardır. Bu bölümlerde tezkirecilerin “mu'cize” kelimesinin dinî terminolojideki karşılığını kullandıkları; Kur’ân-ı Kerîm’den ayetlere yer verdikleri görülmektedir. “Mu’ciz-nizâm” terimi ilk kez 16. yüzyılda Garîbî’nin Tezkire-i Mecâlis-i Şu'arâ-yı Rum isimli tezkiresinde kullanılmıştır. Garîbî, tezkiresinin mukaddime bölümünde şiir kavramını açıklamada “kelâm-ı mu’ciz-nizâm-ı Kur’ân”a (Babacan, 2010, s. 61) başvurarak İslamiyet’in şiire bakış açısını dile getirmiştir. Yine aynı yüzyılda Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ’sının mukaddime bölümünde (Solmaz, 2009, s. 20) de yakın anlamlara sahip bir kullanım bulunmaktadır. Onların çağdaşı olan Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında bu terimleri bir şairin belirli bir eserini nitelendirmede kullanmış; Akşemseddinzâde Hamdî Çelebi’nin Yûsuf u Züleyhâ’sını “mu’ciz karîn” ve “mu’ciz-nizâm” (Canım, 2018, s. 199) olarak değerlendirmiştir. Kınalızâde Hasan Çelebi, tezkiresinde Fatih Sultan Mehmed (Avnî), Sultan II. Bâyezid (Adlî) ve Yavuz Sultan Selîm’in (Selîmî) hayatları ile Kur’ân-ı Kerîm ayetleri arasında ilgi kurmuş ve bu ayetlerin “mu’ciz-nizâm” (Sungurhan, 2017, s. 127-128, 129, 137) olduğunu söylemiştir. Ayrıca Kınalızâde Hasan Çelebi, döneminin önemli devlet adamlarından olan Müeyyedzâde Abdurrahmân Çelebi’nin (Hâtemî) hayatı hakkında bilgi verirken de “kelâm-ı mu’ciz-nizâm” dediği (Sungurhan, 2017, s. 318) Nisa Sûresi’ni anmıştır. Yine aynı tezkirede 16. yüzyıl şairlerinden Hıfzî Mehmed Efendi (Hıfzî, Sarı Memi) ve Hıfzî’nin “Hâfız-ı kelâm-ı mu’ciz-nizâm” (Sungurhan, 2017, s. 299, 300) olmaları sebebiyle bu mahlasları edindiklerini belirtmiştir. 17. yüzyıl tezkirelerinden Riyâzü’ş-Şu’arâ’da Riyâzî, Yavuz Sultan Selîm’in cülûsunun bahsinde “kelâm-ı mu’ciz-nizâm” (Açıkgöz, 2017, s. 31) olarak andığı Me’âric Sûresi’ne başvurmuştur. Tezkireciler, “mu’ciz-karîn” ve “mu’ciz-nizâm” terimlerini şairlerin edebî kimliklerini nitelendirmede de kullanmışlardır. 16. yüzyılda Kınalızâde Hasan Çelebi, Tayyibzâde Ehlî Efendi ve Kınalızâde Ali Çelebi (Sungurhan, 2017, s. 220, 582) gibi isimlerin şairliğini; Sâdıkî-i Kitâbdâr ise çağdaşı şairlerin edebiyat kabiliyetlerini (Kuşoğlu, 2012, s. 157-158) “mu’ciz-nizâm” sıfatıyla övmüşlerdir. Söz konusu terimlerin yanı sıra onlarla yakın anlamlar taşıyan “i’câz-nümâ” ve “mu’ciz-nümâ” ifadeleri de şairliğin, şiirlerin veya belirli bir eserin övgüsü için kullanılmıştır. 16. yüzyılda Ahdî, Gülşen-i Şu’arâ’da Cemâlî’nin şiirlerinin ve Sâ’î-i Nakkâş’ın karakter yapısının övgüsünde (Solmaz, 2009, s. 124, 182), Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-şu’arâ’da Kemâlpaşazâde’nin (İbn-i Kemâl, Ahmed Çelebi) âlimliğinin ve Mesihî’nin şairliğinin vasıflarında (Kılıç, 2018, s. 115, 344), Kınalızâde Hasan Çelebi, Kemâlpaşa-zâde’nin ilminin büyüklüğünü anlatmada ve Âhî’nin Hüsn ü Dil’inin dil, üslup özelliklerinin övgüsünde (Sungurhan, 2017, s. 162, 218); 17. yüzyılda Rızâ, Tezkire-i Rızâ’da Mehmed Efendi’nin şiir ve nesir türündeki eserlerinin bahsinde (Zavotçu, 2017, s. 192); 19. yüzyılda Mehmed Tevfîk, Kâfile-i Şu’arâ’nın mukaddimesinde, şiirin ortaya çıkışı ve gelişimini ele açıklamada ve Âhî’nin Hüsn ü Dil’inin övgüsünde (Kutlar Oğuz, Koncu, Çakır, 2017, s. 28, 66-67), “mu’ciz-nümâ” ifadesini kullanmışlardır. “İ’câz-nümâ” sıfatı ise 16. yüzyılda Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-şu’arâ’sında Medîhî’nin (Kılıç, 2018, s. 341) ve 18. yüzyılda Esrâr Dede’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’sinde Hızır Bey’in (Genç, 2018, s. 98) şairliklerinin övgüsünde geçmektedir.
“Mu’ciz-nizâm” terimine edebiyat tarihinde ilk kez 16. yüzyılda Garîbî’nin Tezkire-i Mecâlis-i Şu'arâ-yı Rum tezkiresinde rastlanılmaktadır. Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ’sında, Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında ve son olarak 17. yüzyılda Riyâzî’nin Riyâzü’ş-Şu’arâ’sında toplam 13 kez kullanılmaktadır. “Mu’ciz-karîn” terimi ise yalnızca 16. yüzyılda Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında geçmektedir. “Mu’ciz-nümâ” sıfatının da tezkirelerde yaygın bir kullanımı olduğu; farklı eserlerde toplam 10 kez bu ifadenin geçtiği görülmektedir. Kronolojik olarak bu kullanıma ilk kez başvurulan tezkire Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ’sı; son kez rastlanılan eser ise Mehmed Tevfîk’in Kâfile-i Şu’arâ’sıdır. “İ’câz-nümâ” sıfatı ise 16. yüzyılda Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-şu’arâ’sında ve 18. yüzyılda Esrâr Dede’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’sinde toplam 2 kez görülmektedir. Farklı yüzyıllarda kaleme alınan kimi tezkirelerde, belirli şairlerin veya eserlerin aynı ifadelerle değerlendirildiği görülmektedir. Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında (Sungurhan, 2017, s. 137) ve Riyâzî’nin Riyâzü’ş-Şu’arâ’sında (Açıkgöz, 2017, s. 31) Yavuz Sultan Selîm’e ayrılan bölümlerde, sultanın hayatı hakkında bilgiler verilirken Kur’ân-ı Kerîm’den ayetler “mu’ciz-nizâm” olarak anılmaktadır. Kemâlpaşazâde’nin âlimliği, Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-şu’arâ’sında (Kılıç, 2018, s. 115) ve Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında (Sungurhan, 2017, s. 162) “mu’ciz-nümâ” sıfatıyla övülmektedir. Âhî’nin Hüsn ü Dil’i, Kınalızâde Hasan Çelebi (Sungurhan, 2017, s. 218) ve Mehmed Tevfîk (Kutlar Oğuz, Koncu, Çakır, 2017, s. 66-67) tarafından “mu’ciz-nümâ” olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu bu ifadeler, tezkirelerin yanı sıra şiirlerde de kullanılmaktadır. 16. yüzyıl şairlerinden Alâaddîn Alî Çelebi’nin Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında (Canım, 2018, s. 380), Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-şu’arâ’sında (Kılıç, 2018, s. 482) ve Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında (Sungurhan, 2017, s. 611) yer alan “Der Vasf-ı Edirne” başlıklı kasidesinde “mu’ciz-nümâ”; 19. yüzyıl şairlerinden Selanikli Meşhûrî’nin Dîvân’ında “mu’ciz-nizâm” (Aydemir ve Çeltik, 2017, s. 128), Fatîn’in Hâtimetü’l-Eş’âr’ında yer verdiği Sâlih Re’fet Efendi’nin (Çiftçi, 2017, s. 138) ve Antepli Reşîd Efendi’nin (Çiftçi, 2017, s. 182) gazellerinde, Mehmed Âkif Paşa’nın taştirinde (Çiftçi, 2017, s. 332) “i’câz-nümâ” kullanımları yer almaktadır.
Örnek 1:
Kelâm-ı mu’ciz-nizâm-ı Kur’ânı şekkâklar selîka-i şi’re müstenid kılmasunlar içün… (Babacan, 2010, s. 61).
Örnek 2:
Bir nazm-ı bî-nazîr ve mümteni’u’n-nazîrdür ki her beyti beyt-i ma’mûr gibi menba’-ı metîndür ve nazm-ı sihr-intizâm-ı mu’ciz-i karîni sihr-i mübîndür (Canım, 2018, s. 199).
Örnek 3:
Bu bir nîce matla’-ı mu’ciz-nümâ ol sâhir-i nükte-ârânundur. (Solmaz, 2009, s. 124).
Örnek 4:
Nutk-ı i’câz-nümâda Mesîhî’dür (Kılıç, 2018, s. 341).
Açıkgöz, N. (hzl.)(2017). Riyâzü’ş-Şu’arâ (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Aydemir, Y. ve Çeltik, H. (hzl.) (2017). Meşhurî Dîvânı. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196428/selanikli-meshuri-divani.html
Babacan, İ. (hzl.) (2010). Tezkire-i Mecâlis-i Şu’arâ-yı Rum-Garîbî Tezkiresi. Ankara: Vizyon Yayınevi.
Bulut, H. İ. (2020). “Mûcize”. TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 30. Ankara: TDV Yayınları. 348-351. Erişim adresi: https://islamansiklopedisi.org.tr/mucize
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Devellioğlu, F. (2006). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Ersöz, R. (2020). “Kur’ân’daki Kıssa ve Mucizelerin Aklen İzahının İmkânı Üzerine”. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 18 (3). 299-324. Erişim adresi: https://dergipark.org.tr/tr/pub/cbayarsos/issue/56912/687401
Genç, İ. (hzl.)(2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi-Meşâ’irü’ş-şu’arâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Kuşoğlu, M. O. (2012). Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma’ü’l-Havâs Adlı Eseri (İnceleme-Metin-Dizin). Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi.
Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H. ve Çakır M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html
Mutçalı, S. (1995). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Dağarcık Yayınları.
Redhouse, J. W. (1856). Redhouse’s Turkish Dictionary. London: Wyman and Sons.
Solmaz, S. (hzl.) (2009). Gülşen-i Şu’arâ (Bağdatlı Ahdî). C. II. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi-Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Steingass, F. (1884). The Student’s Arabic-English Dictionary. London: W. H. Allen and co.
Steingass, F. (1998). Persian-English Dictionary. Beirut: TypoPress.
Şemseddin Sami (1217). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdam Matbaası.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html
https://dehkhoda.ut.ac.ir/en/dictionary/%25D9%2586%25D9%2585%25D8%25A7