mezemmet-şi’âr, mezemmet-gûne, mezemmet- me’âl, mezemmet-vürûd, ber-vech-i mezemmet
* Sözlüklerde “yerme, kınama” anlamına gelen ve “gûne”, “vürûd”, “me’âl”, “şi’âr”, “ber-vech” kelimeleri ile terkibe giren ve tezkirelerde “hiciv tarzında”, “yergi manalı” şiirleri ifade eden terim.
Arapçada eleştirmek, yermek anlamına gelen “zemm” kökünden türeyen mezemmet; kınama, yerme, kötüleme, ayıplama, karalama; yerilecek, kınanacak şey, kınanacak iş, (Devellioğlu, 2015, s. 744; Şemseddin Sâmî, 1317, s. 1317; Ayverdi, 2008, s. 2086; Çağbayır, 2017, s. 1065; Muallim Nâcî, 2009, s. 422, Mütercim Âsım Efendi, 2014, s. 4981; Kanar, 2010, s. 510; Mutçalı, 1995, s. 296), kusur, noksan, kabahat (Toven, 2015, s. 479) anlamlarına gelir ve kaynaklarda övmenin mukabili (Vankulu, s. 2054; Ahterî, 2009, s. 643; Doktor Hüseyin Remzi, 2018, s. 467; Mehmed Salâhî, 2019, s. 333) olarak zikredilir.
Arapça kökenli şi’âr kelimesi “âdet, yol, usul” anlamındadır ve iyi, üstünlük veren işaret manaları vererek birleşik kelimeler meydana getirir (Devellioğlu, 2015, s. 1162). Bu kelime ile benzer anlamda olan gûne kelimesi ise Farsçada “tür, çeşit, tarz” (Devellioğlu, 2015, s. 338) manalarını karşılar. Arapça kökenli me’âl ise “mana, anlam, kavram” (Devellioğlu, 2015, s. 683) anlamına gelir. Arapça kökenli vürûd “geliş, gelme, ulaşma, varma” (Devellioğlu, 2015, s. 1344) anlamındadır. Farsça ber, Arapça vech kelimelerinden oluşan ber-vech zarffiili önüne eklendiği kelimeye “olduğu üzere, olduğu gibi, olarak” (Devellioğlu, 2015, s. 101) anlamları katar. Mezemmet kelimesi ile oluşturulan mezemmet-şi’âr/ mezemmet-gûne/ mezemmet-me’âl/ mezemmet-vürûd/ ber-vech-i mezemmet terkipleri “hiciv tarzında, eleştiri türünde, yergi manalı” anlamlarına gelir.
Tezkirelerde yergi maksadıyla söylenen hiciv türündeki şiirleri nitelerken bu terim kullanılmıştır.
Latîfî; mezemmet tabirini “mezemmet-şi’âr, mezemmet-gûne, mezemmet-îşân, mezemmet-vürûd, mezemmet-me’âl” şeklinde beş farklı terkip hâlinde beş yerde kullanmıştır. Latîfî’nin bu terimi “beyt, ebyât, şi’r, kıt’a, nazm” kelimeleri ile birlikte şiir örneklerini nitelerken kullandığı görülmektedir. Refîkî mahlaslı bir şairin kış mevsiminde Edirne şehrinin çok yağış almasından rahatsızlık duyarak “Allah’ım lütuf gösterip bizi bu temelsiz şehirden kurtar. İnsan burayı nasıl gezip dolaşsın, su ve çamurdan geçilmiyor” anlamındaki “İlâhî lutf idüp kurtar bizi bu şehr-i bâtıldan/Kişi anı ne seyr itsün geçilmez âb u gilden” (Canım, 2018, s. 262) şeklindeki beytini “mezemmet-me’âl” olarak nitelendirmektedir. Temmuz ayında Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında onun yanında bulunan Revânî padişaha “berf” redifli bir kaside sunar. Mevsime uygun olmayan berf redifli kaside padişah tarafından hoş karşılanmaz ve Sücûdî tarafından da eleştirilir. Sücûdî’nin Revânî’nin bu şiiri bağlamında yazdığı “Sovuk sözlerle tondurdun cihânı/Başuna tolular yağsun Revânî” matlalı kıtası Latîfî tarafından “mezemmet-vürûd” olarak nitelendirilmiştir. Latîfî’nin mezemmet kelimesi ile terkip hâlinde ifade ettiği bu terimler, hiciv türündeki, yergi yoluyla yazılan, eleştiri manalı şiirleri ifade etmektedir.
Tezkirelerde kullanımına çok sık rastlanmayan bu terkibin Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında 5 kez kullanıldığı görülmüştür.
Örnek 1:
Ve kuzât-ı tugâtdan bir kadı ve ahz u eklde mürteşî ve mütekâdı ile ki bî-ahz-ı irtişâ bir kesün rişte-i husûs-ı husûmeti kat’ olmaz ve bir ferdün münâza’a ve muhâsaması meccânen katında faysal bulmazdı. Sultân Hân devrinde muhkem mu’âraza ve muhâsaması vâki’ olup bu şi’r-i mezemmet-şi’ârı anun hakkında dimişlerdür.
Şi’r: Ey kadı sana da’vîci Yezdân olacakdur
Mahşer ‘arasâtında ki dîvân olacakdur
Haşr içre sicillât-ı ‘amel çün bula imzâ
Rüşvet makâmı nâmene unvân olacakdur (Canım, 2018, s. 281-282).
Örnek 2:
Merhûm Defterdâr Ahmed Çelebi zamânında mezbûra bir emânet virürler ve mansıbına varmadın bir mansûbeyle yine elinden alurlar. Bu husûsa mezemmet-gûne bu birkaç ebyâtı diyüp defterdâra sundı.
Nazm: Emîn olan nice itsün emânet
Emânetdür velî adı hıyânet
Nice itsün emîn olan emânet
Hıyânetdür velî adı emânet (Canım, 2018, s. 214).
Ahterî Mustafa Efendi (2009). Ahterî-i Kebir. (hzl. H. Ahmet Kırkkılıç ve Yusuf Sancak). Ankara: TDK Yayınları.
Ayverdi, İ. (2008). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Neşriyat, 3. Baskı.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ (Tenkitli Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çağbayır, Y. (2017). Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Devellioğlu, F. (2015). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları. 31. Baskı.
Doktor Hüseyin Remzi (2018). Lügat-i Remzî. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Kanar, M. (2010). Etimolojik Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Derin Yayınları.
Mehmed Salâhî (2019). Kâmûs-ı Osmânî (İnceleme-Tıpkıbasım). (hzl. Ali Birinci). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Muallim Nâcî (2009). Lügat-i Nâcî. (hzl. Ahmet Kartal). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Mutçalı, S. (1995). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Dağarcık Yayınları.
Mütercim Âsım Efendi (2014). Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi. (hzl. Mustafa Koç ve Eyyüp Tanrıverdi). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Şemseddin Sâmî (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.
Toven, M. B. (2015). Yeni Türkçe Lügat. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2. Baskı.
Vankulu Mehmed Efendi (2014). Vankulu Lügati. (hzl. Mustafa Koç ve Eyyüp Tanrıverdi). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.