mevâdd, mevâdd u mebâhis
* Sözlüklerde “meseleler, işler, konular, yazılı metin maddeleri” anlamında kullanılan mevâdd, tezkirelerde genellikle bir metnin ya da şiirin içerdiği temel meseleleri ve temaları belirtmek amacıyla kullanılır.
Arapça kökenli bir terim olan mevâdd, “madde” kelimesinin çoğulu olup Osmanlıca sözlüklerde farklı alanlara hitap eden çeşitli anlamlarda yer bulur. Devellioğlu’nda “fezada yer kaplayan varlıklar, cisimler, işler, hususlar, kanun maddeleri gibi her biri başlı başına bir hüküm veya bir mevz, konu bildiren kısımlar” gibi tanımlar sunulurken (2008, s. 633), Mehmet Kanar’ın hazırladığı Farsça-Türkçe Sözlük'te “maddeler, işler, yazılı metin başlıkları” (2013, s. 1597), Lügat-ı Remzî’de ise daha teorik bir yaklaşımla “kelâm ve beyâna sebep olan mevcûdât, tertibât, vakalar ve her şeyin temel unsurları” olarak açıklanır (2018, 749). Kâmûs-ı Osmânî ve Lügat-ı Nâcî gibi klasik sözlüklerde de “mevâdd”, “mesâ’il (meseleler)” anlamında kullanılır; özellikle “mevâdd-ı hukûkiye”, “mevâdd-ı kânûniye” gibi terkiplerde “hukukî veya ilmî maddeler, düzenlemeler” anlamını kazanır. (2019, s. 389), (1899, s. 806). Redhouse sözlüğü bu kelimeyi “konular, maddeler, dikkate alınan hususlar” anlamına gelen “matters, materials, articles considered” şeklinde tanımlar. (1987, s. 2018). Fransızca kökenli karşılığı olan “matière” ise Küçük Kâmûs-ı Fransevî (2022, s. 455) ve Kâmûs-ı Fransevî (2018, 1, s. 607) gibi Osmanlıca-Fransızca sözlüklerde “madde, cevher, heyûlâ, esas, husus, mesele, konu, mündericât” gibi hem mücerret hem müşahhas anlamları içerecek şekilde tanımlanmıştır. Tezkirelerde bu terim, bir şairin veya metnin ele aldığı temel temaları ve içerik yapılarını topluca ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu bağlamda mevâdd, metnin içeriğine dair genel bir çerçeve sunar ve şiirin hangi meseleler etrafında inşa edildiğini göstermesi bakımından önemli bir kavramsal işleve sahiptir.
Mevâdd, klasik metinlerde özellikle kânûnî, ilmî ve edebî eserlerde “konu başlıkları”, “bölüm içerikleri” veya “temel meseleler” anlamında kullanılmıştır. Tezkirelerde bir şairin şiirinde hangi unsurların ağır bastığını göstermek için “mevâdd” kelimesine başvurulur (örnek; aşk, şarap, sevgili, mey vb.). Hukûkî veya fıkhî metinlerde “mevâdd-ı kânûniye” ya da “mevâdd-ı hukûkiye” şeklinde geçerek belirli düzenlemelere ait ayrı ayrı maddeleri ifade eder.
Mevâdd tezkirelerde sıklıkla ilim, fikir ve edebiyat alanlarında geçen konular, içerikler ve tartışma başlıkları anlamlarında kullanılmıştır. Bu anlamda eleştiri terimi olarak şiirlerin işlediği ana konular, temalar ve mazmunlar bağlamında şiirlerin içeriğinin kapsamı ve mahiyeti ile ilgili tanımlayıcı bir terim olarak yer alır. “Mevâdd” Latîfî Tezkiresi’nde “mevâdd ü mebâhis” birleşimiyle, “konu başlıkları ve tartışma noktaları” anlamında “mebahis” kelimesiyle birlikte kullanılmıştır. Burada “mevâdd” bilgi veya meselelerin ham maddesi, “mebâhis” ise bu meselelerin tartışıldığı alan olarak kurgulanmaktadır. Latîfî’nin tezkiresinde geçen “Zümre-i ‘irfândan mahfî ve mestûr degüldür ki şi‘rün ekser mevâdd ü mebâhisi ‘ibârât-ı şem‘ ü şâhid ü şarâb ve isti‘ârât-ı mey ü mahbûbdur.” (Latîfî, 2018, s. 408). ifadesi, bu terimin klasik şiirde hangi tematik unsurlarla ilişkilendirildiğini açıkça göstermektedir. “Mevâdd” kavramı bu şiirin içeriğinin maddî malzemesini ifade eder. Latîfî; Ferrûhî maddesinde de dönemin şiir ortamını, şairlerin bilgi düzeyini ve özellikle mesnevî gibi yüksek bilgi gerektiren türlere olan ilgisizliğini eleştirir. “Hem nakd-i fünûn u maʿârifden kalîlü’l-mâye ve mevâdd u maʿlûmâtdan kem-bidâʿadur.” (Latîfî, 2018, s. 408). Bu yönüyle bilginin noksanlığı ve değerlendirme kabiliyetinin yetersiz oluşundan bahseder. Latîfî’nin, Tezkiretü’ş-Şu‘arâ adlı eserinde şairleri değerlendirirken kullandığı temel kriterlerden biri, şairin sahip olduğu fikrî ve edebî yetkinliğidir. Bu yetkinliği oluşturan unsurlardan biri de “mevâdd” kavramıyla ifadelendirilir. “Mevâdd”, kelime anlamıyla “maddeler, malzemeler” demektir ancak edebiyat terimi olarak şiir ve nesir gibi metinlerin içeriğini oluşturan fikrî, ilmî ve tematik unsurları karşılar. Latîfî, Ferrûhî’yi eleştirirken onun “mevâdd u ma‘lûmâtdan kem-bidâ‘a” yani bilgi ve malzeme bakımından yetersiz olduğunu belirtir. Bu yetersizliğin sonucu olarak da söz konusu şairin “nazm-ı mesnevî”den, yani mesnevî türünden fayda göremediğini, bu türde eser veremediğini söyler. Bu durumda Latîfî, mesnevî türünü özellikle bilgi ve muhteva zenginliği gerektiren bir şiir türü olarak konumlandırmakta; dolayısıyla mevâdd eksikliğini bu türe uygun görmeme nedeni saymaktadır. Fânî hakkında bilgi verirken de “Lâbüd şiʿr-şinâslık şâʿirlige pâye ve tetebbuʿ-ı mâde ve mevâdd şâʿire bidâʿat u sermâyedür. Şâʿir-i bî-maʿrifet bidâʿatsuz hâceye benzer.” Şiirden anlamanın şairlik makamı için önemli bir basamak olduğundan bahseden Latîfî, devamında bu birikimden yoksun olan “şâʿir-i bî-maʿrifet” yani bilgi ve kültürden yoksun olan şair, sermayesiz bir tüccara benzetilerek eleştirilmiştir.
Faik Reşad, Eslâf adlı eserinde Hoca Neşet’i anlatırken, “Mûcib-i intibâh olacak mevâddandır ki şâkirdânı arasında kendisinin iktidâr-ı edebîsini hakkıyla takdîr edenler yaʿni edebiyatca öyle fevka’l-ʿâde bir zât olmadıgını bilenler bulundugu hâlde sâʾika-i hod-pesendî ile ʿaleyhinde söz söyleyen olmazdı. Burası câlib-i nazar-ı dikkat olmak tabiʿîdir. Çünki mühim bir ahlâk dersidir.” (2019, s. 239) ifadelerini kullanmış ve burada edebî yeteneğinin sınırlı olduğunu bilen öğrencilerinin bulunmasına rağmen onun hakkında herhangi bir olumsuz değerlendirme yapılmamasını dikkat çekici bulur. Bu durumu şahsın aşırı derecede kendini beğenmişliğiyle (hodpesendî) açıklayan yazar, söz konusu tutumu hem bireysel kibir hem de çevresindekilerin sessizliği bağlamında eleştirir ve bunu ahlâkî bir ders olarak sunar.
Yukarıda ele alınan “mevâdd” kelimesi, terim anlamlarının yanı sıra tezkirelerde farklı bilgi alanlarıyla ilişkilendirilerek çeşitli terkiplere dâhil olmuş ve bu sayede oldukça geniş ve çok yönlü bir kullanım kazanmıştır. Bu çeşitlilik, kelimede yalnızca somut ya da maddi unsurlarla sınırlı kalmamış; aynı zamanda bilgi, metin, ilim ve devlet düzeni gibi soyut yapıları da ifade edebilen esnek ve kapsayıcı bir anlam dünyasına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin; tahrîr-i mevâdd-ı Devlet-i Aliyye (Bâğçe-i Safâ-Endûz, 2018, s. 63), mevâdd-ı muhtelife ve mevâdd-ı nüsah ü mütûn (Gülzâr-ı İrfân, 2023, s. 342, 443), mevâdd-ı meşrûha (Eslâf, 2019, s. 235), icrâ-yı mevâdd-ı esâsiyesi, mevâdd-ı imtihâniye, mevâdd-ı mühimme ve şerh u mevâd-ı sâireye dâir âsâr (Fatin, 2017, s. 184, 224, 422, 491), mevâdd-ı mahlûkâta, mevâdd-ı hiyelâ (Kınalızâde, 2017, s. 69, 155) gibi ifadelere rastlanmaktadır. Bu örnekler, kelimenin farklı disiplinlerde ve türlerde zengin ve işlevsel bir kavramsal çerçevede yer aldığını göstermektedir.
Mevâdd, Latîfî’de 3, Faik Reşad’da 1 kez geçmektedir.
Örnek 1:
Zümre-i ‘irfândan mahfî ve mestûr degüldür ki şi‘rün ekser mevâdd ü mebâhisi ‘ibârât-ı şem‘ ü şâhid ü şarâb ve isti‘ârât-ı mey ü mahbûbdur. Ekâbir-i meşâyih-i selef taglit-i ‘avâm içün libâs-ı mecâzda göstermişlerdür. Halefden nice nâdân u nâ-halef ekâbir-i selefe taklîden pey-revlik iderler korsan kelâm-ı hakîkîyi rûy-ı mecâzdan ta‘bîr iderler. Ammâ anlarun gibi ‘ilm-i zâhir ü bâtını câmi‘ olan ıstılâhat-ı meşâyihden gâfil ve ol ‘ilmden câhil oldukları bâ‘isden erbâb-ı mükâşefenün lafz-ı şarâb u şâhidden garaz-[ı] gâmızın mecâz-ı sarfa haml itdükleri ‘illetden küfre ve kebâ’ire mürtekib olurlar.
Beyt: Kâfir olsun mey içüp ‘âlemde dilber sevmeyen
Hey müselmânlar bu yolda ihtiyâr olmaz bana (Latîfî, 2018, s. 408).
Örnek 2:
Lâbüd şiʿr-şinâslık şâʿirlige pâye ve tetebbuʿ-ı mâde ve mevâdd şâʿire bidâʿat u sermâyedür. Şâʿir-i bî-maʿrifet bidâʿatsuz hâceye benzer. İttifâk-ı suhanverân oldur ki degme bir şâʿirden şiʿr-şinâs evlâ ve efdaldür ve şâʿir-i sâde-gûy-ı bî-mezeden suhan fehm ü hoş-tabʿ olanlar ahsen ü ecmeldür. Nitekim buyurmışlardur. (Latîfî, 2018, s. 396).
Örnek 3:
Ekseriyyâ eşʿârın kâse-bâzlar ve resen-bâzlar okurlar ve hem nakd-i fünûn u maʿârifden kalîlü’l-mâye ve mevâdd u maʿlûmâtdan kem-bidâʿadur. Bu ʿilletden nazm-ı mesnevîden bî behredür. Ammâ şiʿr-i ʿâm-gîr ile pür-şöhredür. ʿAle’l-husûs ki nakd-i evkât-ı rûzgârın inkırâz-ı müddet-i hayâta dek bu fenne mahsûr u maʿrûf ve mebzûl ü maʿtûf kılmışdur. Zîrâ zikr olan kasîde ve mesnevî maʿlûmâta menûtdur. Mübâhâtı bu iki matlaʿ iledür.
Matlaʿ: Dil düşdi neyleyüm yine bir serv-kâmete
İrdüm hevâ yolında yürürken kıyâmete
Velehu: Mû degüldür görinen bu sîne-i sad-çâkde
Dostum tîrün durur yer yer dikilmiş hâkde (Latîfî, 2018, s. 408).
Örnek 4:
Mûcib-i intibâh olacak mevâddandır ki şâkirdânı arasında kendisinin iktidâr-ı edebîsini hakkıyla takdîr edenler yaʿnî edebiyâtca öyle fevka’l-ʿâde bir zât olmadıgını bilenler bulundugu hâlde sâʾika-i hod-pesendî ile ʿaleyhinde söz söyleyen olmazdı. Burası câlib-i nazar-ı dikkat olmak tabîʿîdir. Çünki mühim bir ahlâk dersidir. (Eslaf, 2019, s. 239).
Aydemir, E-F. Özer (2019). Faik Reşad Eslâf. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/64564,eslafpdf.pdf?0http://ekitap.ktb.gov.tr
Bedreddin, H. (2022). Küçük Kâmûs-ı Fransevî: Dictionnaire Français-Turc (Fransızcadan Türkçeye). Akademik Kitaplar.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ (Tenkitli Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çiftçi, Ö. (hzl.)(2017). Fatîn Tezkiresi, Hâtimetü’l-Eşâr. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Devellioğlu, F. (2008). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Güzel, B. (hzl). (2023). Mehmed Fahreddin Bursavî Gülzâr-ı İrfân. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-356517/gulzar-i-irfan-mehmed-fahreddin-bursavi.html
Hüseyin Remzî (2018). Lügat-ı Remzî (Haz. Ali Birinci). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Kanar, M. (2013). Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Mehmed Salâhî (2019). Kâmûs-ı Osmânî (Haz. Ali Birinci). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.
Muallim Nâcî (1899). Lügat-ı Nâcî. İstanbul.
Oğraş, Rıza (hzl.) (2018). Esad Efendi Bâğçe-i Safâ-Endûz. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html
Redhouse, J. W. (1987). Turkish and English lexicon: Shewing in English the significations of the Turkish terms. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Kınalızâde Hasan Çelebi-Tezkiretü’ş-şu’arâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmi (2018). Kâmûs-ı Fransevî (Haz. Şerif Eskin). Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi.