metânet-i elfâz, metânet-i ebyât, metânet-i tab’, metânet-medâr, metânet-disâr
* Sözlüklerde fiziksel ve manevi sağlamlık, dayanıklılık gibi anlamlara sahip, tezkirelerde bir şiirin dil ve anlam bakımından sağlamlığını ve kusursuzluğunu ifade eden bir terim.
Metânet kelimesi Osmanlı Türkçesi sözlüklerinde ‘sağlamlık, dayanıklılık’ gibi anlamlarla karşılanır ve hem fiziksel hem de manevi bir direnç ve güç durumunu ifade eder. Lugat‑i Nâcî’de ‘sağlamlık, muhkemlik, üstüvârî’ karşılıkları yer alır (Muallim Nâcî, 1308, s. 681). Lehçe-i Osmânî’de ‘sebât, gayri münfeklik (sökülmezlik, parçalanmazlık) berklik, kavîlik’ karşılıkları verilmiştir (Ahmed Vefik Paşa, 1888, s. 1318).
Kâmûs-ı Osmânî’de “metânet”in farklı bağlamlardaki kullanımlarına örnekler getirilmiştir. Bu maddede örnek olarak sunulmuş metânet-i bina (bir yapının sağlamlığı), metânet-i kalb (kalbin dirayeti) ve metânet-i ekfâr (düşüncelerin tutarlılığı) tamlamaları (Salâhî, 1322, s. 317) metânetin hem fiziksel yapılara hem de soyut değerlere atıfta bulunabileceğini açıkça göstermektedir. Ayrıca, Lugat-i Nâcî'de (Muallim Nâcî, 1308, s. 681) yer alan metânet-i ahlâk (ahlakın sağlamlığı) metânet kavramının ahlakî değerlere sarsılmaz bağlılığı ifade ettiğini söyleyebiliriz. Bu da metânetin sadece fiziksel ya da entelektüel değil aynı zamanda ahlakî bir sağlamlık ve dirayet anlamı taşıdığını da ortaya koymaktadır.
Kâmûs-ı Türkî’de yukarıdaki anlamlara ek olarak ‘gayret’ anlamı da verilmiş ve “İnsanda metânet olmadıkça hiçbir işe muvaffak olamaz” cümlesi örnek verilmiştir (Sâmî, 1318, s. 1272). Bu da metânetin yapılacak bir işte karşılaşılan zorluklara karşı direnç gösterme anlamına işaret etmektedir.
Yeni Türkçe Lugat’te verilen karşılıklar daha çeşitli ve daha geniş bir anlam yelpazesine sahiptir: "dayanıklık, sağlamlık, salâbet (katılık, sertlik; inanç ve ahlak üstünlüğünden doğan sağlamlık), mekânet (ağırbaşlılık), rüsûh (sağlamlık; bir ilimde sağlam bilgi sahibi olma, derinleşme; ustalık, meleke) ve kuvvet" (Toven, 1927, s. 643). Burada verilmiş karşılıklarda sağlamlığın her türüne dikkat çekilmiştir: Hem ahlakî konularda sağlamlık hem hayattaki çeşitli zorluklara karşı hem de bir işi ustalıkla başarmak için karşılaşılan zorluklara karşı sağlamlık.
Arapçada m-t-n sülasi kökü geniş bir anlam yelpazesine sahiptir ve kökün çeşitli anlamlarını hem metn (yazılı metin) hem de bir edebiyat terimi olarak metânet ile ilişkilendirmek mümkündür. ‘Sertçe vurmak; ilişkiye girmek; yemin etmek; bir nesneyi çekiştirip uzatmak; bir yöne doğru gitmek; sırtına vurmak; sırt; dayanıklı kişi; toprağı yoğun ve yüksekçe olan yer; okun yeleğinden ortasına kadar olan kısmı’ gibi çeşitli anlamlar metin kavramının oluşumuna yönelik bazı ipuçları sunar. Mesela sağlamlık anlamı metinlerin bilgi aktarımındaki kalıcılığına ve devamlılığına işaret eder. Yazılı metinlerin sabit ve değişmez yapısı bu anlamla uyumludur. Sırt, okun sırtı, yerin sırtı gibi anlamlar da yazının düşünceyi taşıyan bir araç olarak görüldüğünü gösterir. Yazılı bir metin tıpkı bir omurga gibi düşüncelerin taşındığı ve üzerine inşa edildiği bir yapı olarak düşünülebilir. Bu anlam metnin ‘basılmış bir kitabın, el yazması bir eserin yahut kanun, belge, makâle vb. bir yazının, başkalarına ait açıklama ve eklerden ayrı olan ve sadece yazarın kendi sözlerinden meydana gelen kısmı’ anlamıyla doğrudan ilişkilidir. Zira metin eklerden ve açıklamalardan bağımsız kendi içinde bir bütündür ve yazının sağlam ve değişmez kısmını oluşturur. Uzatmak anlamı metnin tıpkı bir dokuma gibi kelimelerin yan yana getirilip düzenlenerek oluşturulmasıyla uyum sağlar. Sertçe vurmak anlamı metnin okuyucudaki tesiriyle uyumludur. Metin sadece bilgi aktaran bir araç değil okuyucuda güçlü tesirler bırakan bir yapıdır.
‘Sağlam, kuvvetli, sert ve dayanıklı olmak’ anlamındaki metânet kelimesinin sıfat-ı müşebbehe biçimi olan metn kelimesi elif lam takısıyla Allah’ın 99 isminden (esmâü’l-hüsnâ) biridir (Topaloğlu, 1995, s. 415). ‘Çok güçlü ve sağlam’ anlamındaki kelime Allah’a nispet edildiğinde ‘fiillerinden dolayı zâtına herhangi bir zorluk ve yorgunluk ârız olmayan, nihaî noktada kudretli’ anlamına gelir. Zâriyât Sûresi’nde Allah’ın rezzâk, kudretli (zü’l-kuvve) ve metîn olduğu ifade edilir. Bu bağlamda el-metîn ismi Allah’ın dıştan gelebilecek hiçbir etkiye açık olmadığını ve sınırsız gücüyle her şeyi kolaylıkla yaptığını beyân eder. Gazzâlî’ye göre kavî, ‘her şeye gücü yeten’ metîn ise, ‘dıştan hiçbir etkiye maruz kalmayan’ anlamına gelir (Bekaroğlu, 2004, s. 414-415).
Lugat-nâme’de metânet kelimesi üstüvârî ve muhkemî kelimeleri ile karşılanmıştır (Vajehyab, t.y.).
Metânet, bir edebî eserin dil (elfâz) ve anlam (ma‘na) açısından sağlamlık, bütünlük ve etki gücüne sahip olmasıdır. Bu sağlamlık şairin kelime seçiminden vezin ve kafiyedeki kusursuzluğuna, anlamı edebî sanatlarla hatasız bir şekilde ilişkilendirmesine kadar çeşitli biçimlerde ortaya çıkar.
Yusuf Çetindağ şiirde metâneti tanımlayan sıfatlardan metîn, kavî, üstüvâr, muhkem, rasîn kavramlarının tezkirelerdeki kullanımlarına yer vermiştir. İlk Arap tezkirecilerinden İbn Kuteybe ve İbnü’l-Mu’tez’den; ilk Fars tezkirecilerinden Nizâmî-i Arûzî ve Avfî’den itibaren bu terimlerin şiir değerlendirmesinde kullanıldığını ortaya koymuştur. Ayrıca Devletşah’ın metîn, kavî ve metânet kavramlarına sıkça yer verdiğini tespit etmiştir. Çetindağ ayrıca Sehî Beg’den itibaren şiirin sağlamlığını ifade eden bu altı kelimenin tezkirelerde hangi şairler için kullanıldığını da ortaya koymuştur. Sehî, Şehîdî ve İshak Çelebi için; Latîfî Adlî, İshak, Bahârî, Harîrî ve Sun’î için; Âşık Çelebi Zâtî ve Gülâbî için; Kınalızâde, Ahmed Paşa, Zâtî, Hasan Çelebi ve Fuzûlî için; Beyânî, Azîzî, Ferruhî ve La’lî için; Âlî Ahmed Paşa için bu sıfatları kullanmıştır (Çetindağ, 2010, ss. 259-260).
Abdulkadir Erkal, poetik metinlerden yola çıkarak sağlam şiiri (şi’r-i metîn) bütün divan şairlerinin ulaşmak istediği “dört dörtlük” ideal şiir olarak tanımlar ve bu sağlamlığın mana, hayal, sanat ve lafız olmak üzere dört konuda kusursuzluğu gerektirdiğine dikkat çeker (2009, ss. 121, 129). Manada sağlamlık tutarlılığı, hayalde sağlamlık orijinalliği, sanatta sağlamlık işlenen edebî sanatların mana ve hayalle uyumunu, lafızda sağlamlık ise kelime, kafiye, vezin gibi temel konulardaki kusursuzluğu ifade eder. Tezkirelere baktığımızda bu terimin daha çok lafızla ilişkili (metânet-i elfâz) olarak kullanıldığını görmekteyiz (Örnek 1).
Anadolu sahası tezkirelerinde şiirindeki metâneti övülen ilk şair Ahmed Paşa’dır (ö. 1496) ve tezkire müellifleri bu konuda fikir birliğindedir. Sehî “Özellikle kasidelerindeki metânet öyle bir seviyedir ki Türkçede bundan ötesi yoktur, ancak bu kadar olur.” diyerek onun bu konuda ulaştığı seviyeye dikkat çeker (İpekten ve Kut, 2017, s. 26). Latîfî ise onun divanındaki çoğu mananın önceki eserlerden çekip çıkarıldığı bilinse de şiirlerindeki metânetin herkes tarafından kabul edilip takdir edildiğini söyler (Canım, 2018, s. 113). Latîfî’nin, onun şiirlerinin lafız ve mana bakımından metn-i metîn gibi muhkem olduğunu belirtmesi (s. 112) metânetin hem kelimelerin işletilmesi hem de bu kelimelerle oluşturulan anlam bütünlüğüyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Âşık Çelebi de Ahmed Paşa’nın şiirlerinin metîn ve nazmının temelinin sağlam olduğunu söyler (Kılıç, 2010, s. 113). Hasan Çelebi belagat köşklerinin mühendisleri katında onun şiirlerinin sağlam ve kusursuz olduğunu ifade eder (Sungurhan, 2017, s. 171). Âlî ise Türkçe kaside söyleyenlerden metânet vasfına ilk kez onun sahip olduğunu söyler (İsen, 2017, s. 48).
Tezkirelerde övgülerin yanı sıra bir şairin metânet bakımından yerildiği değerlendirmeler de vardır ve bunlar terimi daha iyi anlamamızı sağlar. Tezkire-i Şu’arâ-yı Amîd’de yer alan bir değerlendirme metânetin biçim bakımından sağlamlığı ifade ettiğini ve bir şiirin metânetle anılması için hangi şartlara sahip olması gerektiğini anlatır. Ali Emîrî Efendi, Câmî’nin (ö. 1801) şairliğini değerlendirirken onun şiirlerinin genel olarak metânet taşımadığını ancak tashihlerden geçmiş ya da tesadüfen değer kazanmış bazı beyitlerinin okuyucular tarafından kabul görecek bir seviyeye ulaştığını söyler. Câmî’nin biyografisinde onun şiirlerini edebiyat üstatlarına tashih ettirmekten çekinmediği bilgisi yer alır. Hâmî mahlaslı şair dostu onun şiirlerini tashih ederek belagate uygun hâle getirdiğinde Câmî “Ben bu sözlerin cümlesini biliyorum ama bir araya getiremiyorum.” demiştir. Ancak bu tashihler bazen gazeli adeta yeni baştan yazmakla sonuçlanır hatta bazı dostları “O gazel artık sizin değildir, Hâmî baştan aşağı değiştirdi; siz neden imzanızı atıyorsunuz?” diyerek onu eleştirmiştir. Ayrıca Câmî’nin şiirlerinde vezin aksaklıkları ve kafiye kusurları sıklıkla dile getirilmiştir (Kadıoğlu, 2018, ss. 191-196).
Şiirlerinin metânet barındırmadığı söylenen Câmî’nin biyografisinden hareketle bir şiirin metânetle anılması için her şeyden önce bazı temel özelliklere sahip olması gerektiğini söyleyebiliriz. Öncelikle şiir, vezin ve kafiye bakımından kusursuz olmalıdır. Bunun yanı sıra şiirde kelimelerin tashihe gerek kalmayacak şekilde özenle seçilmesi ve şiir için yerli yerince dağıtılması da metânetin şartlarından biridir. Kelimelerin doğru, ahenkli ve anlamlı seçilmesi şiir dilinin sağlam ve duru olmasını sağlar.
Câmî’nin şiirleri hakkında ortaya konan metânetten uzak değerlendirmesine karşın verilen şiir örnekleri tezkire müellifinin ifadesiyle tashihlerden geçmiş ya da tesadüfen değer kazanmış başarılı örneklerdir. Dolayısıyla metâneti anlamamıza katkı sağlayan bu biyografi metânetin bulunmadığı şiir örneği sunmaz. Tezkirelerde bu anlamda tespit edebildiğimiz tek örnek Latîfî tarafından verilmiştir. Latîfî Sun’î’nin (ö. 1547’den önce) şiirlerinin zerre kadar nazik, renkli ve sağlam olmadığını belirtir ve bu matlaından bellidir diyerek şairin bir matlaını örnek olarak sunar (Örnek 3). Bu örnek metânetin şiirin sanatlı oluşu (musanna’) ile ilişkili olduğunu da gösterir.
Tezkireler beytin ‘ev’ anlamından hareketle metâneti hem terim anlamına hem de ilk anlamına uygun düşecek şekilde bina bağlamında kullanırlar. Mesela Kınalızâde, Revnâkî’nin beyitlerinin sağlamlığının Hâvernâk köşküne denk ve eşdeğer olduğunu söyler (Sungurhan, 2017, s. 399). Latîfî de Zâtî’ye referans vererek Tâli’î’nin beyitlerinin temelinin sağlamlığını överek terimi sözlük anlamına uygun düşecek şekilde kullanmıştır (Canım, 2018, s. 347). Bu örnek aynı zamanda bir şairin başka bir şairin şiirindeki metâneti değerlendirdiği tek örnektir.
Tezkirelerde metânet genelde şiir bağlamında kullanılsa da zaman zaman şairlerin şiir dışındaki yeteneklerini ifade etmek için de başvurulan bir terimdir. Mesela Kınalızâde, Alî Çelebi’nin ilmini överken metânet-i mübâhase ifadesini kullanır (Sungurhan, 2017, s. 585). Bu ifade onun titiz bir okuyucu olmasının yanı sıra sağlam ve sarsılmaz bir tartışmacı olduğuna işaret eder. Bu durum metânetin sadece estetik bir eleştiri terimi değil aynı zamanda entelektüel alandaki mükemmeliğe işaret eden bir terim olarak kullanıldığını da göstermektedir.
Bir başka örnek ise Cevrî’nin (ö. 1654) hattatlığını tanımlamak için kullanılmıştır. Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de Cevrî’den söz edilirken hem onun kaleminden çıkmış Mesnevî nüshası için hem de şiirleri için metânet kelimesi kullanılmıştır (Genç, 2018, ss. 79-80). İlkinde metânet hattın estetik mükemmelliği, metnin düzeni ve nüshanın güvenirliğini ifade ederken ikincisinde ise beyitlerin anlam gücüne ve yapı bakımından kusursuzluğuna işaret etmektedir (Örnek 4). Bu kullanım yukarıda bahsettiğimiz gibi metânetin metn ile etimolojik bağına uygun düşmüştür.
Tezkirelerdeki bu değerlendirmelere baktığımızda şunları söyleyebiliriz: İlk tezkirelerden son tezkirelere kadar kullanılan metânet önemli bir terim olarak öne çıkmaktadır. Daha çok elfâz kelimesiyle birlikte kullanılan terim bu bağlamda şiirin biçimsel yönden sağlamlığına işaret ederken ma’nâ ile de kullanılabilir ve bu bağlamda kullanıldığında anlamın beyitte sağlam bir şekilde kurulduğuna işaret eder. Ahmed Paşa’nın şiirlerindeki metânet hem ilk örneklerden olması hem de tezkire yazarlarının fikir birliğinde olması bakımından dikkate değerdir. Zâtî, İshak Çelebi, Fuzûlî gibi öne çıkmış şairlerin yanı sıra Revnâkî, La’lî, Edâyî gibi çokça anılmayan şairler için de bu terim kullanılmıştır. Tezkireler zaman zaman bu kavramı fiziksel sağlamlığı hatırlatacak şekilde bina benzetmeleriyle de kullanmıştır. Ayrıca terim şairlerin şiir dışındaki yeteneklerini ifade etmek için de kullanılmıştır.
Metânet kelimesi terim anlamıyla Anadolu sahası tezkirelerinden Sehî Beg tezkiresinde 2 kez , Latîfî tezkiresinde 1 kez, Kınalızâde tezkiresinde 4 kez, Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de 3 kez, Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’de 3 kez geçmektedir.
Örnek 1:
Emâsil-i ‘asr ve efâzıl-ı dehrde mümtâz ve ehl-i ‘ilm arasında envâ‘-ı fazâyil ile imtiyâz bulmış selâset-i suhanda ve metânet-i elfâzda ve ma‘ânî bâbında bir vech ile dikkat ü himmet itmişdür ki kâbil-i vasf degül (İpekten ve Kut, 2017, s. 61).
Örnek 2:
Ale’l-husus kasâyidinde halâvet ü melâhat ü metânet bir mertebededür ki Türkî dilde andan artuk olmak yok. El-hâsıl ol kadar olur (İpekten ve Kut, 2017, s. 26)
Örnek 3:
Ammâ şi‘ri çendân nâzük ü rengîn ve musanna‘ u metîn degüldür. Bu matla‘dan dahî ma‘lûmdur:
Baña raġbet saña nefret virmiş ey zîbâ-cemâl
Hüsn sende müntehâ vü ‘aşk bende ber-kemâl (Canım, 2018, s. 335).
Örnek 4:
Ve âsâr-ı dest-i ma‘ârif-peyvestleri olan Mesneviyyât el’ân hasretü’l-erbâb ve matlabu’l-ashâb olup hattâ bu esnâda kerâmetlü Dede Efendimüz Hazretleri’ne şehin-şâh-ı mahabbet-penâh Sultân Selìm Hân-ı Süleymân-câh halleda’llâhü mülkehü tarafından bir dânesi hediyye olınmagla nazar-nişânımuz olup vâkı‘â her bir sütûr-ı metânet-i mahsurı rişte-i gevher‑i i‘câz‑ı kemâl ve her bir surh-hây-ı yâkut-âsâsı gül-deste-i âl-i hadìka-i hayâl olup ol yâdgâr-ı bedì‘ü’l-âsârun teşekkürini ve ol eser-i nâdirü’l-emsâlün husûlinün tezekkürini hâvî bir kasîde-i garrâ inşâd buyurup huzur-ı Selîm Şâh-ı sadakat-penâhìye takdìm buyurdılar (...)
Eş‘âr-ı metânet-medârlarından Cenâb-ı Pìr-i vâcibü’t-tevkîr kaddesena’llâhü bi-sırrıhi’l-münîr na‘tinde guyân oldukları kasìde-i dil-nişìnlerinden çendân beyt nigâr-rişte-i zìbâyiş-i defter-i ahvâlleri kılındı.
Zerre-i aşk u âftâb-ı dilem
Nüsha-i hikmet ü kitâb-ı dilem
Bâ-haber hûş-ı müşkil-i aşkam
Dem-i cân-sûz ile cevâb-ı dilem
Ger hevâ-dâr-ı Cennet-i hevesem
Dem-zen-i dûzah-ı azâb-ı dilem
Ger taleb-kâr-ı vuslat-ı yârem
Lâyık-ı renciş-i itâb-ı dilem
N’ola olsam gulâm-ı Mevlânâ
Şevk-i mihriyle sine-tâb-ı dilem
Ol velâyet-penâh kim dâ’im
Sırr-ı hâliyle kâm-yâb-ı dilem
Şevk-i keyfiyyet-i semâ‘ından
Âfet-i perde-i hicâb-ı dilem
Fikr-i bezm-i tarab-fezâsından
Vâlih-i nağme-i rebâb-ı dilem
Keyf-i ma‘nâ-yı Mesnevî’sinden
Mest-i mefhûm-ı iktisâb-ı dilem
Vâdî-i kişver-i sülûkında
Rûh-ı kuds ile hem-rikâb-ı dilem
Tab‘-ı Cevrî gibi senâsıyla
Haşre dek nâ‘il-i sevâb-ı dilem (Genç, 2018, ss. 79-80).
Ahmed Vefik Paşa. (1888). Lehçe-i Osmânî. C. 2. İstanbul: Mahmut Beg Matbaası.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çetindağ, Y. (2010). Şiir ve Tenkit: Türk, İran ve Arap Tezkirelerinde. İstanbul: Kitabevi Yayınları.
Erkal, A. (2009). Divan Şiiri Poetikası (17. Yüzyıl). Ankara: Birleşik Yayınları.
Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Larousse. (t.y.). Vigueur. Dictionnaire de français Larousse. Erişim adresi: https://www.larousse.fr/dictionnaires/francais/vigueur/81973
Muallim Nâcî [Ömer Hulûsî]. (1308). Lugat-ı Nâcî (1978 (Çağrı Yayınları Ofset Baskı). İstanbul: Asır Matbaa ve Kütübhânesi.
Önen, Y., & Şanbey, C. Z. (2020). Almanca—Türkçe Sözlük (C. 1). Ankara: TDK Yayınları.
Redhouse, J. W. (1987). A Turkish and English Lexicon: Shewing in English the significations of the Turkish terms. (C. 2). İstanbul: Çağrı Yayıncılık.
Sâmî, Ş. (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.
Sedad, A. (1335). Rusça Türkçe Lugat. İstanbul: Dersaâdet Matbaası.
Steingass, F. (1973). A Comprehensive Persian-English Dictionary Including The Arabic Words and Phrases to be Met with in Persian Literature. Yeni Delhi: Oriental Books Reprint Corporation.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Tevfik, H. [Galancızâde]. (1917). Türkisch-Deutsches Wörterbuch (Türkçeden Almancaya Lugat Kitabı). Leipzig: Otto Holtze’s Nachfolger.
Topaloğlu, B. (1995). Esmâ-i Hüsnâ. TDV İslâm Ansiklopedisi (C. 11, ss. 404-418) içinde. İstanbul: TDV Yayınları.
Toven, M. B. (1927). Yeni Türkçe Lugat (2. Baskı). İstanbul.
Tulum, M. (2011). 17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı. Ankara: TDK Yayınları.
Vajehyab. (t.y.).متانت. | لغتنامه دهخدا | واژهیاب. Erişim adresi: https://vajehyab.com