MESLÛBÜ'L-MİSÂL (MESLŪBÜ'L-MİS̠ĀL)


* Tezkirecinin, şairin veya nasirin, şiir üslûbunun ya da inşâ tarzının “eşi, benzeri olmayan, eşsiz, benzersiz” raddede güzel, kusursuz olduğunu ifade etmek üzere kullandığı terim.



Sözlük Anlamı

Arapça “selb” kökünden gelen “meslûb”, “selbolunmuş, soyulmuş, alınmış, giderilmiş” manalarına gelmektedir (Devellioğlu, 2002, s. 627). Devellioğlu, bu kelime için “Meslûbü’l-akl: aklı alınmış, deli edilmiş” ve “meslûbü’ş-şuûr: şuursuz, anlayışsız” şeklinde örnekler vermiştir (2002, s. 627). Dolayısıyla kelimenin Arapça “örnek, benzer” manasındaki “misâl” (Devellioğlu, 2002, s. 652) ile birlikte kullanımında ortaya çıkacak mana “örnek ve benzeri olmayan, eşsiz, misalsiz” olmalıdır. 

 




Terim Anlamı

Tezkirecinin, şairin veya nasirin, şiir üslûbunun ya da inşâ tarzının “eşi, benzeri olmayan, eşsiz, benzersiz” raddede güzel, kusursuz olduğunu ifade etmek üzere kullandığı terim.
 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Bu terim, tezkire nevinden eserler arasında sadece Tezkiretü’ş-Şuarâ ve Tabsıratü’n-Nuzemâ’da geçmektedir. Latîfî (ö. 1582), tezkiresinde bu terimi hem nazım hem de nesir üsluplarının emsalsizliğini göstermek üzere zikretmiştir. Tezkireci, Necâtî’den (ö. 1509) bahsettiği bölümde onun gazel tarzında eşsiz bir üslup yarattığını ifade etmek için “meslûbü’l-misâl” terimini kullanmaktadır (Canım, 2018, s. 503)(Örnek 1).

Latîfî, Hamdî Çelebi’nin (ö. 1503) Yûsuf u Züleyhâ adlı eserindeki üslûbu yine “meslûbü’l-misâl” terimi ile nitelendirir. Buna göre Hamdî’nin mezkur eseri, benzeri görülmemiş bir eser olmakla birlikte eşsiz bir üsluba sahiptir ve eser kendisinde hata ve noksan bulunmayacak denli kusursuzdur (Canım, 2018, s. 188-189)(Örnek 2).

Nazım sahasındaki bu örnekler dışında nesirde ise Latîfî, “meslûbü’l-misâl”i, Mesîhî’nin (ö. 1512) Yavuz Sultan Selim’in (salt. 1512-1520) Şah İsmail (salt. 1501-1524) üzerine başlattığı ve zafer kazandığı seferi hakkındaki mektubu için vermiştir: Latîfî, burada Mesîhî’nin mektubunu bu terimi kullanarak eşsiz ve benzersiz manası ile övmektedir (Canım, 2018, s. 484-485)(Örnek 3).

Son olarak Latîfî, Cenânî’nin (ö. ?) hattatlığının emsalsizliğine, hatta üslûbunun eşsizliğine, gubarî ve reyhanî yazısına ünlü hattat Ya’kût’un sülüs yazısının yetişemediğinde, güzel ve hatasız yazdığına, hattında hata aramaya kalkışan kâtiplerle usta hattatların ufacık bir noksan dahi bulamadıklarına işareten bu terimi kullanmaktadır (Canım, 2018, s. 181) (Örnek 4).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Tezkiretü’ş-Şuarâ ve Tabsıratü’n-Nuzemâ’da 4 kez geçmektedir.




Örnekler

Örnek 1:

 Hülâsa-i kelâm tarz-ı gazelde bir üslûb-ı meslûbü’l-misâl peydâ itmişdür ki üslûb ı eşʿârı şuʿarâ-yı sâbıkayı kendü zamânına gelince kütüb-i mensûha gibi nesh ve eşʿâr-ı kudemânun ʿakd-i beyʿ-i suhanların beyʿ-i fâsid mesâbesinde fesh itmişdür ve şîve-i şiʿri kemâl-i letâfetde ve zerâfetde dâyire-i sihr-i helâle ve serhadd-i iʿcâza iletmişdür (Canım, 2018, s. 503).

Örnek 2:

 Egerçi bi-hasebi’l-ʿörf ve’l-izâfe tedrîs ü kazâdan manâsıb-ı ʿâliyye tasarruf itmek nasîb olmamışdur ve ʿörf-i ebnâyı zamân iktizâsınca tarîk sürüp mevâlî i ʿizâm iştihârın bulmamışdur lâkin bi-hasebi’l-hakîka ve’l-istihkâk ve’l-liyâka mevâlîden ʿaddolınmaga ehakk ve ehâlî evsâfıyle vasf olınmaga mahall ü müstehakdur. Hattâ kıssa-i Yûsuf u Züleyhâsı tefsîre müteʿallıḳ oldugı içün ve akvâl-i ruvâtun esahh u akvemin buldugı içün ol kıssa-i ahsen ü müstahseni nazma getürmişlerdür. Bir nazm-ı ʿadîmü’n- nazîrdür ki üslûb-ı meslûbü’l-misâline hâme vâr bir harfine barmak basup bir kimse ʿayb u noksân bulamaz. Bî-şek ü reyb âsâr-ı velâyet ve meʿâlim-i keşf ü kerâmetdür ve zebân-ı Türkîde ve tarz-ı mesnevîde vâkiʿ olan mesneviyyâtda ana hîç bir nazm ʿadîl ü nazîr olmaz (Canım, 2018, s. 188-189).

Örnek 3:

 Cümle-i münşeʾâtından biri reʾîs-i rüʾs-i ahmer aʿni Şâh İsmaʿîl-i surh-ser üzre vâkiʿ olan sefer-i zafer-eserüñ feth-i ferrûh u ferhundesiyçün imlâ ve inşâ itdügi mektûb-ı meslûbü’l-misâldür ki bu matlaʿ-ı mergûb ol inşâ-i belâgat-efşâda münderic ü mündemicdür (Canım, 2018, s. 484-485).

Örnek 4:

Hüsn-i kitâbetinüñ ol hadde letâfeti var idi ki hatt-ı ʿanber ü gubâr reyhân-ı ʿızârına hüsn-i hattı Yâkûtî sülüsince misâl olamazdı ve kavâʿid-i hutûtınuñ üslûb-ı meslûbü’l misâline kâtibân-ı harf-girân ve hattâtân-ı hoş-nüvîsân harf atmaga nîm nokta mikdârı bahâne bulımazdı (Canım, 2018, s. 181).

 




Kaynaklar

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Devellioğlu, F. (2002). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. (hzl. Aydın Sami Güneyçal). Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.

Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı eleştiri terimleri sözlüğü -Latîfî Tezkiresi örneği. İstanbul: DBY Yayınları.




Yazım Tarihi:
05/03/2025
logo-img