MERTEBE (MERTEBE)

mertebe, mertebe-çalâk, li-mertebe, kemâl mertebe, tamâm mertebe, sad-mertebe, ne mertebe


* Sözlüklerde “derece, sıra, rütbe, makam, dizin” gibi anlamlarda kullanılan bu kelime, tezkirelerde şairin şiirinin ve şiir söyleme yeteneğinin derecelendirildiği bir yapı içinde yer almıştır.



Sözlük Anlamı

Arapça, “bir yerde durmak” anlamındaki “rutûb” kelimesinden türetilmiş olan “mertebe” kavramı sözlüklerde; “kademe, derece, basamak, sıra, menzilet”, “rütbe, pâye”,  “(bu, şu, o işaret sıfatlarıyla birlikte) miktar, kadar, ölçü (Kubbealtı Lugatı t.y.)”, “denge halindeki bir sistemi meydana getiren bağımsız bileşenlerin sayısı”, “Türk müziğinde, ölçünün değişik nota birimlerine göre vuruş süresinin ölçümü” ve “nazımda dizin” (Çağbayır 2016, s. 3900; Muallim Nâci 1995, s. 746; Parlatır 2012, s. 1065; Şemseddin Sami 1995, s. 1321)” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. 




Terim Anlamı

Tezkire müelliflerinin, biyografisini sundukları şairlerin edebî dehasını, dil ve üslup yetkinliğini, eserlerinin estetik değerini ve toplumsal/bürokratik statülerini belirli bir edebî hiyerarşi ve değerler dizgesi içinde konumlandırmak amacıyla kullandıkları; hem sanatsal olgunluk derecesini hem de biyografik tasnif düzenini ifade eden normatif ve eleştirel bir değerlendirme terimidir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Bu kelime, tezkirelerde bazen bir Farsça tamlama içinde, çoğunlukla da “bir” belgisiz sıfatı ve “bu, şu, o, ol,  şol” gibi işaret sıfatlarıyla “derece” anlamında Türkçe bir tamlama içinde kullanılmıştır. Sehî Bey bu kelimeyi “gâyet” ve “nihâyet” sıfatları ile birlikte kullanıp bir derecelendirme unsuru olarak ele almıştır. Bir cümlede “mertebe” kelimesinin anlamlarından biri olan “derece” ile bu iki sıfatı beraber tercih etmiştir: “...gâyet mertebede ayyâş ve nihâyet derecede evbâş…(İpekten vd. 2017, s. 14)”   Ahdî, Gülşen-i Şu’arâ’sının Zâtî maddesinde bu kavramı, sözlükte anlamlarından “derece” ile birlikte şu şekilde kullanmıştır: “Hadd-ı zâtında eşʿâr-ı dil-firîbi ve güftâr-ı garîbi bir mertebede pâk ü latîf ve bir derecede zarîf ü ferahnâkdür ki ʿâşıkân-ı zamân ve ʿârifân-ı cihân hasb-i hâl bilüp vird-i zebân idinüp subha-misâl elden düşürmezler (Solmaz 2018, s. 158).” Aynı kullanım Âşık Çelebi tezkiresinde aynı tamlama içinde karşımıza çıkar, “Bu fakîr ile şerîk ü hem-sebâk ve derece-i ihtilât-ı mertebe-i uhuvvete mülhâk idi (Kılıç 2018, s. 237).” Benzer bir tercih Beyânî’de hem bu kelimenin hem de bu kelimenin başına getirilen sıfatların eş anlamlısının da tercih edildiği daha farklı bir kullanımla karşımıza çıkar: “Kitâb-ı mezkûrde münâsebet ile îrâd itdügi ebyâtdan nazma tamâm mertebe kuvveti ve nihâyet derece mikneti zâhirdür (Sungurhan 2017a, s. 134).” Beyânî’de bu kelime ayrıca “lâyık” anlamında karşımıza çıkmaktadır: “Sabâyî: Edirnedendür. Sultân Bâyezîd Hân devrinde nâmdâr şâ’ir-i kâmil ve şi’ri mertebe-i kabûle dâhildür (Sungurhan 2017a, s. 109).” Yine bu tezkirede “hod mertebe” tamlamasıyla mübalağalı bir anlatım yapılıp Figânî-i Sânî’nin gazelleri övülmüştür. Zira bu şairin gazellerinin kendine has makamını ifadede kalem aciz diller noksandır: “Gazelleri hod mertebe vasfından kalem âciz zebân kâsırdur (Sungurhan 2017a, s. 152).”

Bu kavram Ali Emirî’nin tezkiresindeki Âsâf maddesinde “miktar” anlamında, “Evâ’il-i hâlinde vâlidinden ʻArabî, Fârisî ʻulûm ve kavâʻidinden baʻzı mertebe kesb-i maʻlumât ettikten sonra Şâm-ı Şerîf’de mukîm Şeyh Yaʻkûb Buhârî-nâm zâtın fünûn-ı Fârisiyye’ye müteʻallık tahsîl-i mezâmîn ü nikât eyledi (Kadıoğlu 2018, s. 42). (Buna benzer kullanımlar Esad Mehmet Efendi’nin Bâğçe-i Safâ-endûz 'u ve Fâtin tezkiresinde de geçmektedir (Çiftçi 2017, s. 35, 67; Oğraş 2018, s. 178)) ve aynı tezkirenin Hamîdî maddesinde ise “rütbe, pâye” anlamında, “Müftî-i müşârun-ileyh mertebe-i şehâdete îsâl edileceğini anlayınca abdest alıp iki rekʻat namâz kılmış…(Kadıoğlu 2018, s. 301)” kullanılmıştır. 

Bu kelime bazı kalıplaşmış ifadelerle de metinlerde tespit edilmiştir. Bunlardan biri olan “mümkin mertebe” ifadesi Eslâf’ta şu şekilde geçmektedir: Bu güzergâh-ı fenâda mümkin mertebe nâm-ı bâ-ihtirâmı ferâmûş olmamak…(Aydemir ve Özer 2019, s. 225)”. (Bu kullanım farklı tezkirelerde de vardır (Çiftçi 2017, s. 18; Kutlar Oğuz, Koncu ve Çakır 2017, s. 51)). Bu kelimenin sözlük anlamlarının dışında bir memuriyet ünvanı olarak kullanıldığı tek tezkire yine Eslâf’tır: “Enderûn-ı Hümâyûn’da lalası yaʿnî mürebbiyesi olan zâtın teşvîk ü himmetiyle tahsîle verziş ederek az zamânda ʿArabiyâtdan meʿzûn oldugu gibi Fârsî dahi taʿallüm etmiş ve bu esnâda bulundugu kilâr agalarına mahsûs olup erbâb-ı istiʿdâd ve kâbiliyete ihâle olunagelen “mertebe takımı” meʾmûriyetlerinden birini ve nevbetçibaşılık gedigini ihrâz ve bu vech ile iktisâb-ı haysiyyet ve imtiyâz eyledikden sonra talebine mebnî müstevfî [nân-pâre] ile çırag olmuşdur (Aydemir ve Özer 2019, s. 243).”

Bu kavramın farklı bir kullanımı da Fatîn tezkiresinde karşımıza çıkmaktadır. Tezkirenin Mustafa Reşid Paşa maddesinde müellif, şairin fesahat ve belagat kabiliyetini anlatırken kullandığı sıfatlardan ilki “mertebe-çâlâk” iken ikincisi “sebük-reftâr”dır. Şairin bahsedilen alanlarda kısa zamanda elde ettiği dereceler bu iki sıfatla anlatılmıştır: “…kırk altı senesinde Pertev Pâşâ merhûmun memûren Mısır’a azîmetinde bâ-irâde-i seniyye müşarün-ileyhe mürâfakat ve bade’l-insirâf be-tekrâr âmedçilik vekâletiyle icrâ-yı hüsn-i memûriyet eyleyüp bu müddetlerde ehliyet u liyâkatleriyle meşamm-ı zamâna mu'attar u kümeyt-i hâme-i küheylî-nijâdları muzmârr fesâhat u belâgatda mertebe-çâlâk ve sebük-reftâr olduğu… (Çiftçi 2017, s. 183)”. Yine Fatîn’de bu kelime Arapça “li” ön takısı ile birleşip önceki cümle kastedilerek “bu makamda / bu makam münasebetiyle…” anlamlarında iki yerde kullanılmıştır:  “ Li-mertebe “Genc iken mihr-i Ziyâ’ya irdi şem‘âsâ zevâl” târîh-i menkût u bâ-letâif tanzîm olunup terceme-i hâli zeyline terkîm olundu”. “…iki yüz yetmiş senesi şehr-i Şevvâlinde irtihâl-ı dâr-ı âhiret eylemiştir. Li-mertebe: Tâlib-i dîdâr-ı Hakk kıldı behişti câygâh (Çiftçi 2017, s. 304, 309)”

Bu terimin uzun tamlamalar içinde kullanımı Kınalızâde’de karşımıza çıkar: “Eş’ârı makbûl ve mertebe-i tahsîn-i ehl-i ‘irfâna mevsûl olmışdur…” ve “meclis-i hâssü’l-hâsslarına duhûlden gayrı vâsıl-ı nihâyet-i mertebe-i kurb u kabûl olmış idi (Sungurhan 2017b, s. 253, 879)”. (Bu tarz kullanım Mehmed Sırâceddîn’in Mecma‘-ı Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ eserinde de vardır: “Vâsıl-ı mertebe-i sinn-i kemâl oldukda…(Arslan 2018, s. 88))  

Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında “sad-mertebe” terkibini çoklukla kullanmıştır. Müellifin bahsettiği şairi kendi eserleri üzerinden yaptığı değerlendirmelerinde kullandığı bu tabir, tezkirede bir derecelendirme unsurudur. Hem Mevlânâ Şeyhî hem de Mahremî maddelerinde bu terkip iki şairin mesnevide diğer şiir türlerine göre daha kabiliyetli olduklarını göstermek için kullanılmıştır:  “İttifâk-ı suhan-verân oldur ki üslûb-ı mesnevîde ve tarz-ı kasîde-i maʿnevîde semt-i revîşi memdûh u mashûbdur ve üslûb-ı eşʿârından sad-mertebe mergûbdur.” ve “İttifâk-ı suhanverân oldur ki mesnevîsi şiʿrinden kerrâtla hûb ve sad-mertebe mergûbdur (Canım 2018, s. 311, 478).” 

Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi bu terimi hem “ne” belgisiz sıfatıyla terkip içinde kullanıp bir derecelendirme unsuru yapmış, “…ne mertebe ruhsat-dih-i zemzeme-sâzî-i himmet olunsa yine pes-perde-i gayretde dem-beste vü olmaları mecma’-ı ‘aliyye-i erbâb-ı kemâldir…” ve “Türkîde güftâr-ı pâkleri ne mertebe selîs ise lisân-ı ‘Arabî ve zebân-ı Fârisîde dahı eş’âr-ı melâ’at-şi’ârları ol rütbede fasîh ve nefîsdir.” hem de “yaş” anlamında kullanmıştır, “Ol vaktde Selânik’de me’zûn-ı bi’l-iftâ olan ‘Abdu’llâh Efendi bir zât-ı bî-‘adîl olmakla Telhîs’a degin ‘ale’t-tertîb anlardan ta’allüm edip tahmînen sinni yigirmi üç yigirmi dört mertebesine bülûgda şeyhden me’zûnen seyâhât tarîkıyla İstanbul’a gelip…(İnce 2018, s. 51, 86, 109).”

Râmiz, Âdâb-ı Zürefâ’sında bu kavramı sadece 9 kere kullanılmış olup tamamı iki tamlama içinde geçmektedir: “vâsıl-ı mertebe-i…" (Erdem 1994, s. 20, 39, 70, 122, 184) ve "nâ’il-i mertebe-i…” (Erdem 1994, s. 120, 153, 155, 275). Bununla beraber Riyâzi, tezkiresinde bu kelimeyi “mertebe vü mansıbından” (Açıkgöz 2017, s. 80) ikilemesinde olduğu gibi “makam” anlamında kullanmış (Tezkire-i Silâhdâr-zâde’de bu kavram makam anlamının yanında doğrudan bir devlet makamının en üst derecesi olarak da geçmektedir: “…mertebe-i ʿâliyye-i defterdârîye” (Öztürk 2018, s. 12, 89)) ayrıca “…ne mertebe ıtrâ olınsa yiridür.” (Açıkgöz 2017, s. 99, 126) şeklindeki bir kalıp içinde de tercih etmiştir. Aynen Râmiz gibi Seyyid Mehmed Rıza da “mertebe” kavramını eserinin 4 yerinde “...bu mertebe ile iktifâ / kanâ’at olındı.” (Zavotçu 2017, s. 193, 209, 210, 220) şeklinde bir cümle yapısı içinde tercih etmiştir. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Bu kavramın mevcut tezkirelerde kullanımı çoktan aza doğru şu şekildedir. Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şu’arâ 70 defa, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ 69 defa, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ 47 defa, Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi Tezkiretü’ş-Şu’arâ 46 defa, Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid 35 defa, Gülşen-i Şuʿarâ 34 defa, Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eş'âr) 29 adet, Eslâf 25 defa, Beyânî Tezkiresi 22 defa, Mecâlisü’n-Nefâyis 15 defa, Enderunlu Mehmet Akif Mir'at-ı Şiir 12 defa, Safayi Tezkiresi 11 defa, Râmiz Âdâb-ı Zürefâ 10 defa, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı 8 defa, Rızâ Tezkiresi 8 defa, Mecmuatü’t-Terâcim 8 defa, Kâfile-i Şu’arâ 6 defa, Riyâzü’ş-Şu'arâ (Tezkiretü’ş-Şu'arâ) 6 defa, Bâğçe-i Safâ-Endûz 4 defa, Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye 4 defa, Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ 4 defa, Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey Tezkiretü’ş-Şu‘arâ 3, Sâdıkî-i Kitâbdâr'ın Mecma‘ü’l-Havâsı 2 defa, Sehi Bey Heşt Bihişt 2 defa ve Tezkire-i Silâhdâr-zâde'de 2 defa kullanılmıştır.




Örnekler

Örnek 1: 

ÂNÎ: Zeyrekzâde dimekle meşhûr ve zümre-i kuzâtda hayli şân u riyâset ile mezkûrdur. Semmûrdan minder ve câme-hâb u bâlini ve hadem ü haşeminün kemâl-i tezyîni var idi. Lâkin maglûb-ı berş ü afyon olmagla vâsıl-ı mertebe-i cünûn olup ef’âli redâ’et ve etvârı kabâhatden hâlî degül idi. Bârân-ı safâyı hezâr-minnetle hânesine da’vet idüp bir cüz’î nesne içün ânî incinüp evzâ’-ı garîbe ile yimegini zehr iderdi. Ammâ ma’ârif ü kemâlâtı bî-şümâr ve hûb-eş’ârı var idi. Tokuz yüz yetmiş yedi senesinde intikal eyledi. Bu bir iki eş’âr anundur.

Şi’r:     

Miyânından haber sorarsan iklîm-i melâhatde

Ötesi kûh-ı billûra aşar bir ince beldür bu

Velehû: 

Gözlerüm ey lâle-ruh hicründe kanlar dökdiler

Iyş içün bezm-i belâya erguvânlar dökdiler

Aldılar nâziklük ile agzı sırrından haber

Gonçeye gülşende sûsenler zebânlar dökdiler (Sungurhan 2017b, s. 213).

Örnek 2:

Cenâb-ı Hamdî, eyyâm-ı pîrîde dahi zevk u safâ-yı encümen-i yârân-ı zevkâşinâdan ayrılmamış,

Hamdî gibi sâgar-keş-i her meclis olan pîr

Hasret mi çeker fevtî-i eyyâm-ı şebâba

zemîninde civânâne neşîdeler tahrîr eylemiştir. Fakat ihtiyârlığın dahi mertebe-i kusvâsına vâsıl olunca;

Gelû-gîr etti her zevkı mezâk-ı telhî-i pîrî

Hemân bir lezzet-i bûs-ı lebiñ kaldı dimâğımda

gibi pîrâne sözlerle iʻtirâf-ı gelû-gîrî-i pîrî etmeğe mecbûr olmuştur (Kadıoğlu 2018, s. 260).

Örnek 3:

Mesnevî-gûy olup Rûm’da sâhib-i hamse olanlarun biridür. Cümleden Yûsuf u Züleyhâ’sı hakkında ne mertebe ıtrâ olınsa yiridür. Egerçi nazm-ı Câmî’den tercemedür ammâ çok ilhâkı dahı vardur. Bu ebyât ol kitâbdandur:

Mesnevî

Sıfat-ı sîne-i Züleyhâ

Bir gümiş levh idi o sîne hemân

Ol gümiş levha nakış-bend-i cihân

İki resm eylemiş terence gibi

Bir gül üstine iki gonçe gibi (Açıkgöz 2017, s. 126).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.)(2017). Riyâzî Muhammed Efendi Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html .

Arslan, M. (hzl.) (2018). Mehmed Sirâceddin- Mecmâ’-ı Şu’arâ ve Tezkire-i Üdebâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-208568/mehmed-siraceddin-mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba.html  

Aydemir, E., ve Özer, F. (hzl.) (2019). Faik Reşâd -Eslâf. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-242935/eslaf-faik-resad.html  

Canım, R. (hzl.) (2018). Latifi Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Çağbayır, Y. (2016). Büyük Türkçe sözlük: Orhun yazıtlarından günümüze Türkiye Türkçesinin söz varlığı. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html 

Erdem, S. (hzl.) (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zürefâ’sı (İnceleme, Tenkidli Metin, İndeks, Sözlük). Ankara: AKM Yayınları.

İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html 

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html 

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html  

Kılıç, F. (hzl.)(2018). Âşık Çelebi Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Kubbealtı Lugatı. (t.y). Erişim adresi: https://lugatim.com/s/mertebe.

Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html 

Muallim Nâci (1995). Lûgat-ı Nâci. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esʿad Mehmed Efendi Bağçe-i Safâ-endûz. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html 

Öztürk, F. (hzl.) (2018). Silâhdâr-zâde Mehmed Emîn Tezkire-i Silâhdâr-zâde. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-209345/tezkire-i-silahdar-zade.html 

Parlatır, İ. (2012). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. 5. bs. Ankara: Yargı Yayınevi.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şu’arâ'sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi:  https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Beyânî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf?0

Şemseddin Sami (1995). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html 




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
07/08/2026
logo-img