remz, mermûz, mermûz(e), mermûzât
* Arapça "remz", “işâret etmek” kelimesinden türeyen "mermûz", açıkça dile getirilmeyen, sembollerle bezenmiş ve ancak altındaki işaretlerin çözülmesiyle anlaşılabilecek üstü örtülü ifadeleri tanımlamak için kullanılır (Devellioğlu, 2007, s. 623; Sâmî, 2011, s. 1328; Kubbealtı Lugatı).
“Mermûz” kelimesi sözlüklerde “remz olunmuş, işaretle anlatılmış, işaretlenmiş” (Devellioğlu, 2007, s. 623), “açıkça belirtilmeyip işâret ve îmâ yoluyla anlatılan, üstü kapalı ve dolaylı olarak ifâde edilen, remizli” manaları bulunmaktadır (Kubbealtı Lugatı).
Bir terim olarak “mermûz(e)” ifadesi, “içinde gizli bir anlam barındıran, sembollerle ve işaretlerle şifrelenmiş, mecazlı, sır dolu ve anlaşılması uzmanlık/derinlik gerektiren söz, metin veya anlam” demektir.
Mermûz(e) tabirinin bağlam anlamı: “içinde gizli bir anlam barındıran, sembollerle ve işaretlerle şifrelenmiş söz veya anlam”.
Kelimenin tezkirelerde ilk kullanımı Latîfî'ye aittir. Müellif tarafından mermûz kelimesi sıklıkla “sır” (Örnek 2), “esrâr-ı mermûze” (gizli sırlar - Örnek 6 ve 8) ve “meknûnât / mektûmât” (gizlenmiş, saklanmış şeyler - Örnek 3, 4, 5, 6) kelimeleriyle yan yana kullanılmıştır. Bu durum kelimenin herkesin ilk bakışta göremeyeceği, üstü örtülü ve kasten gizlenmiş bilgileri ifade ettiğini gösterir.
Örnek 2, 5 ve 7'de “işâret, îmâ, remz” kavramlarıyla birlikte kullanılmıştır. Yani yazar veya şair meramını açıkça değil semboller ve ipuçları arkasına saklayarak anlatmıştır.
Örnek 3'te açıkça “zâhiren şer'-i şerife muhâlif fehm olunur... mermûz u mu'evveldür” denmektedir. Yani ilk bakışta hatalı veya dini kurallara aykırı gibi duran sözler aslında mermûzdur ve te’vil (başka bir anlama yorma / derinlemesine yorumlama) gerektirir. Bu durumda mermûz olanı anlamak, sıradan aklın (‘ukûl-i ‘âdiyye-Örnek 3) veya cahillerin (her echel-i nâs ve nâdân-Örnek 1) harcı değildir. Bu şiirleri ve sözleri ancak “ehl-i bâtın”, “ashâb-ı mükâşefe”, “ilm-i ledün bilenler” (Örnek 3 ve 6) ve tasavvufi ilham sahibi olanlar (Örnek 5 ve 8) çözebilir.
Kelime aynı zamanda anlaşılması güç, karmaşık ve bilmece gibi tasarlanmış ifadeleri tanımlar. Örnek 9’da “beyt-i mu'ammâ-misâl” ve “lugâz” kavramlarıyla birlikte kullanılarak bulmaca/şifre niteliğine dikkat çekilmiştir.
Örnek 1 ve 4’te “gâmıza” ve “müşkil” (zor, anlaşılmaz) kelimeleriyle nitelendirilmiştir.
Tüm örneklerden yola çıkarak incelendiğinde mermûz(e) ifadesinin, “içinde gizli bir anlam barındıran, sembollerle ve işaretlerle şifrelenmiş, mecazlı, sır dolu ve anlaşılması uzmanlık/derinlik gerektiren söz, metin veya mana” anlamlarına geldiği görülmektedir.
“Mermûz(e)” ifadesi Latîfî’ye ait Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ adlı eserinde on iki defa, Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l-ahbâr’ında, Fatîn’in Hâtimetü’l Eş’âr’ında, Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid’inde bir defa yer almaktadır. Kelime Fatin ve Ali Emîrî'de alıntılanan beyit içinde geçmektedir.
Örnek 1:
Nesr: Bu idrâk ü iz‘ân ile ve teşhîs ü temyîz ile mehâfil ü mecâlisde şi‘rden şi‘ri fark u temyîz itmeyen her echel-i nâs ve nâdân u nâşinâs mehâfil ü mecâlisde ebyât-ı müşkileden ve mermûzât-ı gâmızadan nüktedân-ı hakâyık-güşâ gibi nükte ve ‘ukde hallidüp mahz-ı cehlinden ve ‘adem-i ıttılâ‘ından a‘yân-ı nazmuñ bîhûde kimini tafdîl ü tercîh ve kimini dahî terdîd ü takbîh iderler (Canım, 2018, s. 68).
Örnek 2:
Vaktâki Rasûl-i risâlet-penâh ve Sultân-ı serîr li-ma‘allâh bu sırdan âgâh oldı a‘ni Cibrîl-i emîn ve hâmil-i vahy-i mübînden bu vechle haber aldı bu rumûz-ı mermûzeyi Hazret-i Sıddîka işâret ve ol işâretle beşâret itdi (Canım, 2018, s. 73).
Örnek 3:
Kur’ân-ı ‘azîmüñ esrâr-ı nükâtın ve ehâdîs-i Nebeviyyenüñ mermûzât u meknûnâtın dürc-i nazmında derc ve ‘ilm-i evvelîn ü âhırînüñ hakâyıkın anda harc itmişdür. Ebyât-ı gâmızası gâyetde çokdur ve işârât-ı mu‘dılesine nihâyet yokdur. ‘Ukûl-i ‘âdiyye idrâkinde ‘âciz u kâsırdur. Bu sebebden ba‘zı ibârâtı hılâf-ı muktezâ-yı zâhirdür. Müctehidînden birine Mesnevî hakkında ne buyurursuz diyü su‘âl itdükde bu vechle cevâb virdiler ki şol söz ki ‘ulemâ-i şer‘-âyîn re’yince ‘ilm-i şer‘-i şerîfe muvâfıkdur ‘âlem-i ıtlâkda vâki‘ olmışdur müvecceh ü müsellemdür ve şol söz ki zâhiren şer‘-i şerîfe muhâlif fehm olunur ve zâhirinde hatâ görinür ‘âlem-i istigrâkda dinilmişdür mermûz u mu’evveldür. Yine anuñ ma‘nâsın tarîk-ı tarîkatda müntehî olanlar ve ehl-i bâtından ‘ilm-i ledünn bilenler bilür ve müşkilâtınuñ halli erbâb-ı kulûb ve ashâb-ı mükâşefe katında olur (Canım, 2018, s. 74).
Örnek 4:
El-‘uhdetü ‘ale’r-râvî. Mezkûr Şeyh Şîrâzî kitâb-ı Gülşen-i Râz’ı manzûmât-ı Fürsde mü’ellefât-ı Şeyh Mahmûd Şebüsterîden –kuddise rûhahû– lisân-ı Türkîye terceme idüp ‘ilm-i tasavvufuñ esrâr-ı gâmızasın ve mermûzât-ı mektûmesin rûşen-edâ ve elfâz-ı sarîh ü ‘ibârât-ı fasîh birle keşf ü îzâh itmişdür. Ve etvâr-ı sebîl-i sülûkdan ma‘dâ mecmû‘-ı esrâr-ı hakâyık-ı ma‘âlim-i eşbâh anda mündemicdür. Egerçi terkîb-i Türkî yola çok rumûz ızmâr eyleyüp nehâr içinde leyli gizlemişdür. A‘ni leyle-i târikde râh-ı bâriki gözlemişdür. Ol lisân-ı gaybuñ tercemânı olup fehm-i mermûzâtı âsân ve esrâr-ı mektûmâtı kâbil-i iz‘ân olsun içün zebân-ı Türkînüñ elfâz-ı kadîmesiyle ta‘bîr ü tahrîr itmişler ve elfâz u edâda kudemâ tavrına gitmişlerdür (Canım, 2018, s. 81).
Örnek 5:
Bu gazel-i gâmızı ki beyne’l-meşâyıh metîn ü muglak u râsihdür muhakkıkîn te’vîl ü tahkîkında ‘âciz ü kâsırdur meger anlar ki ilhâma mâlik ve feyze kâdirdür kuvve-i kudsiyye ve ilhâm-ı feyziyye ile fuzalâ-i meşâyıh ıstılâhınca muhakkıkâne şerh yazup îmâ ve işârâtın ve nükât ü kinâyâtın ‘ibârât-ı vâzıha ile îzâh itmişler ve mermûzât-ı meknûnât u mektûmatın künh-i hakîkata iledüp muhakkıkâne bir risâle itmişlerdür (Canım, 2018, s. 88).
Örnek 6:
Kitâb-ı mesfûrda nûniyye bir kasîde çûn kâsîde vardur ol kasîdede garîb kasdlarla ‘ilm-i tev’îd ü ledünne ve ‘ilm-i tasavvufa müte‘allık çok ‘ibârât-ı mermûze ve işârât-ı esrâr-ı meknûze vardur. Te’vîl ü halli hakâyık keşf idenlere mahsûs u menûtdur (Canım, 2018, s. 91).
Örnek 7:
Şeyh Muhyiddîn ‘Arabînün ‘ilm-i tasavvufda Füsûs nâm kitâbına Sırr-ı cân adlu manzûm hâşiye yazup Hazret-i Şeyh Badreddîn Konevînüñ Nusûs’ın mensûr şerh itmişdür ve ıstılâh-ı meşâyihde ‘âşık mümkinden ‘ibâret ve ma‘şûk vâcibden kinâyet olup Hazret-i Hak Celle zikrehu ھﻮ اﻟﻨﺎظﺮ واﻟﻤﻨﻈﻮر mefhûmınca zâhir ü mazhar ve nâzır u manzar olup اﻧا ﺧﻠﻖ اﻵدم ﻋﻠﻰ ﺻﻮرﺗﮫ mısdâkınca nev‘-i insân mazhar-ı tecelli-i tâmm ve hüsn-i hubân mir’ât-ı cemâl-i Rabbü’l-enâm oldugına bu matla‘-ı matbu‘-ı mermûz ile remz ü îmâ ve işâret itmişdür (Canım, 2018, s. 94).
Örnek 8:
Nesr: Erbâb-ı tefsîr ü tahkîk bu nükte-i dakîkı âyât u ahbâra tevfîk u tatbîk itmişlerdür. Egerçi her tâyifenüñ meşrebine göre bir añlayışı ve mezhebine göre bir mahalden bir ma‘nâyı alışı olur ammâ ekseriyyâ bunun emsâli esrâr-ı mermûze riyâzat u mükâşefe ile bilinür ve kemâl-i mücâhede ile müşâhede olınur (Canım, 2018, s. 95).
Örnek 9:
Bu beyt-i muʿammâ-misâl ve müfred-i luġaz-minvâl anundur taʿbiye kasd olunan mermûzâtındandur (Canım, 2018, s. 190).
Örnek 10:
Zîrâ mahbûb u bâdeyle dâmen-i hâli âlûde idi ve hırmen-i salâh u zühdi mânend-gâh-ı nefse rubûde idi. Ol nâme-i mermûzı tarîk-ı igmâzdan ve açmaga şerm idüp açmazdan nazar itdi (Canım, 2018, s. 258).
Örnek 11:
Zâtî: Karasi sancagında Balıkesiri-nâm kasabadandur. Ba‘zılar kavlince ism-i mâder-zâdı Satılmış olup mâ-dâmki mûze-dûz imiş nâmı ol lafzun murahhamı olan Satı edâsı ile mermûz imiş (İsen, 2017).
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html.
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Devellioğlu, F. (2007). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Kubbealtı Lugatı. https://lugatim.com/s/merm%C3%BBz.
İsen, M. (hzl.) (1999). Latîfî Tezkiresi. Ankara: Akçağ Yayınları.
İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Ali Emîrî Efendi Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR-208593/ali-Emîrî-efendi--tezkire-i-suara-yi-amid.html.
Şemsettin Sami. (2011). Kâmûs-ı Türkî. (hzl. Ömer Faruk Akün). İstanbul: Kapı Yayınları.