melâhat-ı edâ, hicv-i melîh, güftâr-ı melîh, kelimât-ı melîha, elfâz-ı melîha
* "Melâhat", güzellik, şirinlik, zarafet, iyilik, cana yakınlık gibi anlamlara gelmektedir. Ondan türeyen "melîh" ise güzel, şirin, latif demektir. Her iki kelime de edebî terim olarak sözün akıcı, anlaşılır ve güzel söylenmesini ifade eder.
“Melâhat” kelimesine Kâmûs-ı Türkî ve Kubbealtı Lügatı’nda güzellik, şirinlik (Ayverdi, 2005, s. 1990, Şemseddin Sami, 2002, s. 1398) anlamları verilirken Steingass’ta, iyi, hoş veya zarif olma; güzellik, zarafet, iyilik, mükemmeliyet, incelik, nezaket (2005, s. 1303), Redhouse’da ise yüz hatlarının güzel ve çekici olması, yüz güzelliği; tatlı, sevimli ve cana yakın olma durumu, şirinlik, letafet manaları verilmiştir (2006, s. 1961).
Melâhat kelimesinden türeyen “melîh” ise, güzel, şirin, sevimli, latif, tatlı, büyüleyici anlamlarına gelmektedir (Ayverdi, 2005, s. 1994; Şemseddin Sami, 2002, s. 1404; Steingass, 2005, s. 1312; Redhouse, 2006, s. 1975).
Melâhat ve melîh kelimeleri tezkirelerde çoğunlukla kişinin güzelliği, zarifliği manalarında kullanılmıştır. Edebî terim olarak ise şiirde ya da sözdeki incelik ve zarafeti, sözün açık ve akıcı söylenmesini, üslûbun gönle hoş gelmesini ifade etmek için kullanıldıkları görülmektedir.
Kınalızâde Hasan Çelebi, tezkiresinde melâhat kelimesini sıklıkla kullanmıştır. Eserin Celal Çelebi maddesinde şairin şiirleri güzel olduğu halde tasavvufi şiirlerinin başarılı olmadığını ifade etmek için “letâfet ü melâhati yoktur” demiştir (Örnek 1). Yine Işkî maddesinde, şairin şiirlerinin güzel olmadığını, yeni bir söyleyiş ortaya koymaktan uzak olduğunu söylerken de melâhat kelimesini kullanmıştır (Örnek 2). Edâyî maddesinde şairin şiirlerini başarılı bulan yazar, beyitlerinin ve matlalarının ifadelerinin sağlam ve tarzının güzel olduğunu melâhat kelimesiyle anlatmıştır (Örnek 3).
Tezkiresinde melîh kelimesine de sıkça yer veren Kınalızâde, “Vasf-ı Şerîf-i Hazret-i Hâce Efendi” başlıklı maddede “melîh”i “fasîh”le benzer anlama gelecek şekilde peşpeşe kullanmıştır. Örnek 4’te görüleceği gibi şairin güzel kelimelerinin ve fasih/ akıcı sözlerinin fesahat ve üstünlük sahiplerini şaşırttığını ifade ederken kelimeye akıcılık, anlaşılırlık ve kulağa hoş gelen söz anlamlarını yüklemektedir.
Sehî, tezkiresinin Mevlânâ Niyâzî maddesinde şairin şiirlerinin açık ve anlaşılır olduğunu vurgularken “güşâde” kelimesini melîh ile birlikte kullanmıştır (Örnek 5).
Künhü’l-Ahbar’ın Tezkire Kısmı’nda, Latîfî ve Aşık Çelebi tezkiresinde de benzer anlamlarla kullanılan melîh diğer tezkirelerden farklı olarak bu eserlerde hicv-i melîh terkibiyle karşımıza çıkmaktadır. Bedii bir kıymeti olan olan güzel hicivlere “hicv-i melîh” denir (Ertaylan, 1944, s. 3). Künhü’l-Ahbâr’da Monla Ârif ve Makâlî-i Sânî maddelerinde, Latîfî’de Şükrî maddesinde, Âşık Çelebi‘de ise Gubârî-i Dîger maddesinde şairlerin yazdıkları hiciv şiirleri “hicv-i melîh” olarak nitelendirilmiştir (Örnek 6).
“Melâhat” kelimesi Kınalızâde tezkiresinde 108 kez, Âşık Çelebi’de 14, Beyânî tezkiresinde 7, Latîfî ve Riyâzî’de 4, Sehî’de ve Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı’nda 3 kez kullanılmıştır.
“Melîh” kelimesi ise Âşık Çelebi’de 10, Kınalızâde’de 9, Latîfî’de 5, Sehî’de 3, Ahdî’nin Gülşen-i Şuarâ’sı ve Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı’nda 2 kez kullanılmıştır.
Örnek1:
El-hakk eşârı makbûl ve mertebe-i tahsîn ü kabûle vusûl bulmışdur. Egerçi tasavvufâne didügi eş’ârında çendân letâfet ü melâhat yokdur (Sungurhan, 2017, s. 267).
Örnek 2:
Şi’rinde melâhat ve kendüde îcâd-ı tasarrufa kudret yog iken yine zemânında hayli ri’âyet olınup yevmi yüz akçe vazîfesi var imiş (Sungurhan, 2017, s. 566).
Örnek 3:
Ashâb-ı hırfetden ve erbâb-ı ma’rifetdendür. Metânet-i elfâz ve melâhat-ı edâyı câmi’ latîf ebyât ve hûb metâli’ şark-ı zamîrden şârik ü tâli’ olmışdur (Sungurhan, 2017, s. 182).
Örnek 4:
İbârât-ı fâ’ika ve isti’ârât-ı râ’ikası gayret-nümâ-yı ashâb-ı belâgat ve kelimât-ı melîha ve elfâz-ı fasîhası hayret-fezâ-yı ashâb-ı fesâhat u berâ’atdur (Sungurhan, 2017, s. 119).
Örnek 5:
Ve Niyâzî lafzını çok kimesne mahlas idinmiş cümleden bu kimesne eş’ârı ehass olup gayrılar eş’ârına gâlib ve kendüsi ma’ârife tâlib olmagın bu fakîr dahı sâyirlerden ba’zı cihâtda bunı tercih idüp anlara nisbet eş’ârın güşâde vü melîh görmegin bu tezkireye bunı yazmagı ihtiyâr u i’tibâr itdüm (İpekten, Kut vd. 2017, s. 117)
Örnek 6:
Bu hakîr bir def’a kendülerle haşr oldum. Nev-güftelerden nenüz var diyü sordukda bir garîb ihtirâ’-ı hâsını gördüm ki agrabü’ş-şu’arâ târîhde danişmend zümresinde engüşt-nümâ Gurâbî dimekle müsemmâ bir azizden meger ki rencide olmışlar. Ol bî-huzûrlugla hicv-i melîh sûretinde bir kıt’a söylemişler. Ammâ bir tarîkla yazmışlar ki mazmûnı kadh-ı gurâb olduktan mâ’adâ mektûb-ı garâbet-nümûnı zâğ suretinde bir timsâli dahi vardur ki her uzvunda bir rubâ’î söylemiş (İsen, 2017, s. 167, 168).
Ayverdi, İ. (2005). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. C.2. İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı.
Canım, R. (hzl)(2018). Latîfî Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ (Tenkitli Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Ertaylan, İ. H. (1944). Kâfir Şair Kâfir Şeyhülislâm. İstanbul Halkevleri Dergisi, 3/ 26: 2-3.
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H. ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Redhouse, W. (2006). Turkish and Engilish Lexicon. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Steingass, F. (2005). Persian-English Dictionary. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.). (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ ş-şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmî (2001). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.