MEHÛZ/MEHÛZE (MEʾḪŪẔ/MEʾḪŪẔE)

ma’ânî-i me’hûze, kelimât-ı me'hûze


* Sözlük anlamı olan "alınmış/alıntı"dan hareketle eleştiri zemininde "çalınmış/çalıntı" anlamına dönüşmüş terim.



Sözlük Anlamı

“Me’hûz”, “ahz etmek/eylemek” şeklinde fiil hâli bulunan Arapça “almak” manâsındaki “ahz (ahiz)” kökünden gelen “ahzolunmuş (şey)” anlamında sıfat olup Türkçe kökenli karşılığı ilk anlam itibarıyla “alınmış”tır. Kelimeye yine ilk anlam bakımından sözlükler “çıkarılmış”, “tutulmuş” (Devellioğlu, 2023, s.  699); “ele geçirilmiş”, “yakalanmış” (Parlatır, 2006, s. 1042); “alınma” (Kanar, 2010, s. 490); “istihrâc olunmuş (şey)” (Hüseyin Remzi II, s. 303); “kabul olunmuş”, “makbûz” (Şemseddin Sâmî, 2011, s. 1254) karşılıklarını vermişlerdir.

Kelimenin ikinci anlamını sözlükler “ödünç alınmış” olarak ifade etmişlerdir. Şemseddin Sâmî, bu “istiâre olunmuş” anlamıyla ilgili olarak kelimenin edindiği yan anlam olan “makbûl” anlamını da vermiştir (2011, s. 1254). Bu anlam kavramın “terim anlamı”nı da açıklayacak şekilde “beğeni/yakıştırma” ve “alma” ilişkisinin bir ürünüdür. Buradaki “istiâre” temel anlamda olup “bir kelimeyi bir başka anlamı ifade için onun yerine kullanmak üzere ödünçleme” anlamında, yani sanatsal bağlamda değildir. “Birtakım beytler Sa’dî’nin Bostan’ından me’hûzdur.” ve “Beyân ettiği efkâr ve mütâla’âtın çoğu Garb âsârından me’hûzdur.” cümleleriyle Şemseddin Sâmî kastettiği anlamı örneklemiştir. Kavramı soyut düzlemde ele alan bir diğer sözlük Redhouse’un sözlüğüdür. O da kelimenin diğer sözlüklerde işlenen gerçek anlamlarını (“alınmış”, “tutulmuş”, “ele geçirilmiş”, “zapt edilmiş”) zikretmesinin yanında onlardan farklı olarak bunların “(fikir, görüş)” bağlamında olduğunu belirtmiştir (1890, s. 1078).

Kelimenin, aynı zamanda tezkireler bünyesinde en sık kullanıldığı bağlam olan, doğrudan karşılığı günümüz Türkçesiyle “alıntı”dır. Alıntıların hem izah edilen konuyu beyân için “yerinde bulunulan”, yani merâmı ifade için “beğenilen” hem bunun için “alınan” hem de “fikirsel” ibareler olduğu düşünülünce kelimenin en sık kullanılan anlamının, tüm anlamları arasındaki anlam bağı dâhilinde olduğu görülür.

Kelimenin çoğulu olan “me’hûzât” sözcüğü aynı zamanda özel olarak “ahzolunan para ve bunun defterde yazıldığı hâne” manâsına gelir. Bu anlamı Devellioğlu (2023, s. 699) “gelirler”, Şemseddin Sâmî (2011, s. 1254) “makbûz” şeklinde ayrıca belirtmişlerdir. Ali Nazîmâ ve Fâik Reşâd “me’hûzât” maddesinde, sözcüğün terimsel anlamıyla ilişkili olarak “makbûzâttan ziyâde mesrûkât manâsında istimâl olun"duğunu bildirmişlerdir (2009, s. 270). Ahmed Vefik Paşa da sözlüğünde (1306, s. 1313) kelimenin bilinen anlamlarına ek olarak terminolojik anlamıyla ilişkili olan “sirkat” anlamına yer vermiştir.

Kelimenin tasavvuf alanında ıstılâhî manâsı da olup Süleyman Uludağ (1989, s. 195) “benliğinden kopup alınma ve bir cezbeyle kendinden geçerek Allah’a erme”yi tanımlayan “cezbe” hâline “ahz”, böyle meczuplara da “me’hûz” dendiğini ifade etmiştir. Burada kelimenin eşanlamlısı “müsteleb” şeklinde belirtilmiştir.

Son olarak, eserlerde “me’hûz” gibi edebiyat eleştiri terimi olarak kullanılan ve müennesi olan “me’hûze” kelimesinin, matematikte de terim anlamı bulunmakta, bu hâliyle “yardımcı teorem”i ifade etmektedir.




Terim Anlamı

“Me’hûz” kelimesi bir edebiyat eleştiri terimi olarak, temel anlamı olan “alınmış/alıntı”dan genişleyerek “izinsiz alınmış” yani “çalınmış/çalıntı” anlamındadır. Kavram, “intihâl”/”tenahhul” tabirleri yerine bazı müellifler tarafından daha yumuşak bir versiyon olarak tercih edilen “ahz” teriminin (Durmuş, 2000, s. 347) ism-i mef’ûlüdür. Bu terimlerle anlatılan “sirkat” sonucu ele geçirilmiş edebî nesneyi tanımlar. Edebî ortamın kıymet arz eden varlıkları söz ve ses olduğundan çalınması konu edilenler “ma’nâ” ve “lafız”dır. Terime başvuran metinlerdeki tariflerde sanat eseri olarak dîvânların, sanatkâr olarak şâir adlarının anılması; vezin ve kafiyeye dâir ayrıca açıklamalar yapılması kastedilen hırsızlığın “manzum metinler” kapsamında olduğunu ortaya koyar. Kavramın, çalınmış olan “şey”e ilişkinliği, onu eleştiri terminolojisi içinde “şiire yönelik” değerlendirmeler içeren “sıfat”lar kategorisinde konumlar.

Edebî tenkit fikri ve etkinliğiyle meşhur Latîfî, mezkûr ıstılâha tezkiresinde geniş yer vermiştir. “Der Beyân-ı Özr-i Dîger Der Hakk-ı Şu’arâ-yı Mukallidîn ü Kâsırîn” başlığı altında “taklitçi” ve “kusurlu” şâirimsilerin vasıflarını ortaya koyabilmek için münekkid, bu kavramları bünyesinde toplayan “müteşâ’ir” kimliğine işaret eder. Yaratıcılık ve üretkenlikten behredâr olmayan bu tipin çeşitli olumsuz yanlarından birinin “kelimât” ve “ma’ânî”sinin başkasından “aşırma” oluşunu ifade için müellif “me’hûz” kavramına başvurur (Canım, 2018, s. 60).

Latîfî’nin izâhından hareketle “me’hûz” bir varlık; doğal ve üretilmiş değil yapma ve edinilmiş bir şey olduğu için sonradan olduğu yerde doğduğu yerdeki gibi durmaz. O belirgin şekilde eğreti ve yakışıksızdır. Bu yönden me’hûz bir unsur, babasına benzemeyen bir evlâdı andırır. O, kişinin kendi yaradılışının evlâdı değil başkasının zihnî kudretinin evladıdır. Latîfî, kavramın en önemli kıstası olan “kaynak” meselesine (şâirinin) “zâde-i tab’ı” ve “gayrın zâde-i karîhası” ayrımıyla değinir (Canım, 2018, s. 60). Alî Emîrî Efendi de kaynakla ilgili ideali (şâirinin) “kârgâh-ı endîşe”si (Kadıoğlu, 2018, s. 104) ve (kendisinin) “mahsûl-i tabî’at”ı (Kadıoğlu, 2018, s. 105) terkipleriyle ifade eder. Yani me’hûz olan bir unsur [ma’nâ (his, hayal, fikir)/ lafız] kaynağını başkasından, olmayan ise söyleyenin kendisinden alır. Yine Latîfî’ye göre başkasından “kaynak”lanan sanat ürünleri tüm yapmacıklığıyla sırıtır. Böylece mütâla’a sonucu bunların “me’haz”ları malum olur; yetenek, emek ve üretimine tenezzül edilen şâir ve dîvânı ortaya çıkar (Canım, 2018, s. 60). Latîfî’nin vurguladığı, “me’hûz” beyitlerin alınışı saklı fakat alındığı saklı tutulamaz nitelikteki karakterinden Ali Emîrî Efendi de bahseder. Ona göre şâirden başkaları (“ağyâr”) olan bir otorite grubu tarafından mesele karara vardırılır. Sözün şâire aidiyeti bu karar mercii tarafından tasdik edilir (Kadıoğlu, 2018, s. 105). İşte bu ayyuka çıkış sonucu çalıntı ögeye tenezzül gösterenler utanmaz kişilerdir. Bunun göstergesi sadece hazır yaratının üstüne konmaları değil, bunu yaptıktan sonra tevârüdün arkasına saklanmaları, sanat erbâbı karşısında mahcûbiyet duymamaları ve bunlara rağmen kendilerini sanatkâr addetmeleridir. Böylelerinin diğer bir özelliği; çalma eylemlerini de açıklayan, sözleri birbirine bağlama becerisinden yoksunluklarıdır. Bu yüzden anlamsız teşbih ve temsillerle saçmalıkları birbirine karıştırırlar (Canım, 2018, s. 61). Yani güzeli, çalmakla dahi var edemezler. Zîrâ çalıntı metayı güzel işleyecek zevk ve beceri onlarda yoktur. Bu beceriye sahip olanların yaptığına “hüsnü’l-ahz” denir (Durmuş, 2000, s. 348) ki bu, konuyu Latîfî’nin ele aldığı bağlamda değerlendirilmeyen, edebî sahada meşrû bir fiildir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Taranan eserlerde çeşitli bağlamlarda kullanılan “me’hûz” kelimesinin tezkire türü eserler içinde en çok “alıntı” anlamında ve genellikle konu edilen şahsın eserlerini tanıtma bağlamında kullanıldığı görülmüştür. Gülbün-i Hânân; Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye; Uşşâkîzâde İbrâhim Hâsib’in Şakâyık Zeyli; Fatîn, Arif Hikmet Bey ve Ali Emîrî’nin tezkirelerinde kelimenin bu sûretteki tezâhürleri mevcuttur. Fatîn’in meâlen “Yukarıda yazılı olan seçkin beyitler de zikredilen manzûmeden alıntıdır.” şeklindeki cümlesi örnek olarak verilebilir (Örnek 1).

Kelimenin eserlerde ayıp ve suç bağlamında karşılaşılan anlamlarından biri de “alıntı”nın gayrimeşrû versiyonu olan “çalıntı”dır. Kelimenin edebiyat eleştirisi zemininde terimsellik arz eden anlamı da budur. Zîrâ edebî yetkinliğe dâir değerlendirme yapılırken dikkate alınan bir ölçüt olan “bikr-i fikr” mefhûmunun yokluğunu anlatır. Latîfî’nin teferruatıyla işlediği bahisten sadece konu olan kelimenin içinde geçtiği cümlenin alındığı örnekte müellif, terimin müteşâire ait kötü bir vasıf olduğunu, bu tipi tariften hareketle beyan eder (Örnek 2): “Her câhil ve soyuna çekmemiş (tip) … önceki sağlam tertîb edilmiş dîvânlardan seçip çaldıkları ‘çalınmış’ anlamları bilmezden gelerek (bu) ehiller meclisinde ziyâdesiyle vâki bir husustur derler ve açıkça çalışları ortaya çıksa farkında değilmiş gibi görünerek (bu) ‘tazmîn’ ve ‘tevârüd’dür derler ve kimi birkaç alakasız lafzı bir nice ‘teşbîh’ ve anlamsız benzetme ve saçmalıkla karıştırıp kendini kitap sahibi ve söz söylemeyi bilir ve zamanın nâdirlerindenim diye yanlış yargı ve zan ve kabûl ve büyüklenme ile ne Şeyh Câmî’ye ve ne Nizâmî’nin kendisine (büyüklüklerini) tanıyıp baş eğerler.” 

Kelime eserlerde, “me’hûz” kelimesiyle aynı kökten, “kaynak” anlamına gelen “me’haz”lar bağlamında da kullanılmıştır. İşlenen zâtın eserlerini takdîmde kaynakları anarken İbnülemin Mahmud Kemâl İnal kelimeyi aynı cümle içinde iki kez şöyle kullanır: “Dînî ve edebî konuları içeren … Kaşgari Abdullah Nidai'nin Risale-i Nakşibendiye, mesnevîden me’hûz Reşehât, Sarı Abdullâh Efendi’nin mesnevî şerhinden me’hûz Ahsenü’l-Kasas, … adındaki eseri Türkçeye çevirmiştir.” (Örnek3). Buradaki örnekte kelime yukarıdakinden farklı olarak meşrû ve masum bir “alma” işi olan, (bir şeyi kendine) ”hareket noktası" ve “dayanak” olarak “alma” anlamındadır. Kelimenin buradaki gibi “eserler” bağlamında olmadan fakat “kaynaklanma” anlamı açısından aynı ve sebep bildiren “dolayı”/”cihetiyle”/”kaynaklanarak” şekillerinde karşılanabilecek bir diğer kullanımına örnek Âşık Çelebi’de bulunmaktadır (Örnek 4): “Şiirin ma’nâsı sözlükte ince ilim olduğu cihetten ilim ile eşanlamlıdır. (‘Keşke bilsem!’ derken) ‘Leyte şi’rî’ demeleri de bundan ‘dolayı’dır...”

Kelime, sözcüklerin kökleriyle ilgili bağlamda da kullanılmıştır. Örnek olarak bir kelimenin başka bir kelimeden köken “alma”sı anlamıyla Sûdî şerhindeki “Mu’anber ism-i mef’ûldür, ‘anberden me’hûzdur.” cümlesi verilebilir (Örnek 5). 

Son olarak kelimenin dosdoğru “herhangi yerden alınmış (herhangi şey)” gerçek anlamı dâhilinde kullanıldığı bağlam ve anlamların çeşitlenmeye açık olduğunu söylemek gerekir. Silkü’l-le’âl’de bir şeyhin, muhibbinin rüyasını tabiri bağlamında kullanılan kelime “duymak”, “bilmek”, “nâil olmak”, “şereflenmek” gibi geniş bir anlamlılık kapsamında kullanılmıştır: “O saygın kişinin Tâzî dilinden ‘alınan’ (sözün) yüce ismi ne ise tabire uygun düşen (söz de) odur.” (Örnek 6).

[1] Kelime metinde “ifrâz u iktibâs” şeklindedir. Yalnız buradaki “iktibâs”, “alıntı” değil “çalıntı” kastıyla kullanıldığı ve bu sûretle mezkûr tabir ile doğrudan günümüzdeki “yayın etiği ihlâli” sayılan “dilimleme” ve “intihâl”den bahsedildiği için terkibin günümüz kavramlarıyla azami uyum dâhilinde karşılanması amacıyla aktarım bu şekilde yapıldı.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelimenin; Meşâirü’ş-şu’arâ, Gülbün-i Hânân, Tezkire-yi Şu’arâ-i Mevleviyye, Silkü’l-le’âl-i Âl-i Osmân, Fatîn Tezkiresi, Uşşâkîzâde’nin Şakâ’ik Zeyli ve Sürûrî’nin Hâfız Dîvânı Şerhi'nde birer; Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsırâtu’n-nuzemâ’da iki; Son Asır Türk Şâirleri’nde üç; Şeyhülislâm Ârif Hikmet Bey Tezkiresi ve Tezkire-yi Şu’arâ-i Âmid’de dörder; Sûdî’nin Hâfız Dîvânı Şerhi'nde dokuz kez olmak üzere taranan eserlerde toplamda yirmi dokuz kez geçtiği görülmüştür. Terim anlamı bulunan kavramlar içinde bu kullanım sayısı, kelimenin tezkire ve türü eserler içinde genel olarak sık başvurulan sözcüklerden olmadığını gösterir. Sözcüğün özel kullanımı için de aynı durum söz konusudur. Zîrâ taranan eserlerde müellifler ona terim kastıyla ikisi aynı eserde (Canım, 2018, s. 60,61); ikisi, biri diğerinden alıntı (Kadıoğlu, 2018, s. 104; İnal, 1970, s. 1877) olmak üzere yalnızca dört kere mürâcaat etmiştir. Bunlar dışında kavram; taranan tezkire ve türü eserler içinde on bir defa ile en sık olarak “alıntı” anlamında; ikisi eser bazında olmak üzere toplamda dokuz defa “bir kaynaktan sudûr etmek (kaynaklanmak)” anlamında; dört defa sözcüklerin kökensel kaynağına işaret eden bağlamda ve bir kez de herhangi bağlamda "(bir yerden bir şeyi) almak" anlamında zikredilmiştir.




Örnekler

Örnek 1:

Bâlâda muharrer olan ebyât-ı güzîde dahi manzûme-i mezkûreden me’hûzdur (Çiftçi, 2017, s. 109).

Örnek 2:

…her nâdân u nâhalef … tedvînât-ı metîn-i mütekaddimînden ifrâz u iktibâs itdükleri ma’ânî-i me’hûzeyi vech-i tecâhülden bezm-i ehâlîde hâssa tezâyüddür dirler ve sirka-i sarîhleri ma’lûm olsa sûret-i tegâfülden tazmîn ü tevârüddür dirler ve kimi bir kaç elfâz-ı nâ-merbûtı bir nice teşbîh ve temsîl-i bî-ma’nâ ve mâlâya’nî ile mahlût idüp kendüyi sâhib-kitâb ve suhan-güzâr u nâdire-i devr-i rûzgârum diyü zu’m u pindâr u istignâ ve istikbârla ne Şeyh Câmîye ve ne hod Nizâmîye kâyil olup baş egerler (Canım, 2018, s. 61).

Örnek 3:

Dînî ve edebî mebâhisi ihtivâ eden … Kaşgârî Abdullâh Nidaî'nin Risâle-i Nakşibendiye, mesnevîden me’hûz "Reşehât", Sarı Abdullah Efendi’nin mesnevî şerhinden me’hûz "Ahsenü’l-Kasas”, … nâmındaki eseri Türkçeye terceme etmişdir (İnal, 1970, s. 1877).

Örnek 4:

Şi’rün ma’nâsı lugatde ‘ilm-i dakîk oldugı cihetden ‘ilm ile müterâdifdür. ‘Leyte şi’rî’ didükleri dahı bundan me’hûzdur… (Kılıç, 2018, s. 36).

Örnek 5:

Mu’anber ism-i mef’ûldür, ‘anberden me’hûzdur (Kaya, 2020, s. 451).

Örnek 6:

O mer’înin dahi me’ḫûz olan Tâzî lisânından

Ne ise ism-i sâmîsi odur ta’bîre erzânî (İnan, 2021, s. 1568).




Kaynaklar

Ahmed Vefik Paşa (1306). Lehçe-i Osmânî II. Dersaâdet: Mahmud Bey Matbaası.

Ali Nazîmâ ve Fâik Reşad (2009). Mükemmel Osmanlı Lügati, hzl. Necat Birinci vd. Ankara: TDK Yayınları.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ (Tenkitli Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi:  https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html

Devellioğlu, F. (2023). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Durmuş, H. (2000). İntihal. İslam Ansiklopedisi (Cilt 22, s. 347-350) içinde. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. 

Hüseyin Remzî (2018). Lügat-i Remzî II. hzl. Ali Birinci. İstanbul: YEKB Yayınları.

İnal, İ. M. K. (1970). Son Asır Türk Şâirleri X. İstanbul: MEB Yayınları.

İnan, G. (hzl.) (2021). Silkü’l-Le’âl-i Osmân [Manzum Osmanlı Tarihi (1299-1481)]. İstanbul: YEKB Yayınları.

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire- i Şuʻarâ- yı Âmid. Ankara: TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html

Kanar, M. (2010). Etimolojik Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Derin Yayınları.

Kaya, İ. (hzl.) (2020). Şerh-i Dîvân-ı Hâfız (Sûdî’nin Hâfız Dîvânı Şerhi). İstanbul: YEKB Yayınları.

Kılıç, F. (hzl.)(2018). Âşık Çelebi Meşâ’irü’ş-şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html

Parlatır, İ. (2006). Osmanlı Türkçesi sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınları.

Redhouse, J. W. (1890). A Turkish And English Lexicon-Shewing In English-The Significations Of The Turkish Terms. İstanbul.

Şemseddin Sâmî (2011). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Sahhaflar Kitap Sarayı Yayınları.

Uludağ, S. (1989). Ahz. İslam Ansiklopedisi (Cilt 2, s. 195) içinde. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.




Yazım Tarihi:
15/11/2024
logo-img