mâ-lâ-ya‘nî, mâlâ-ya‘nî söylemek, mâlâ-ya‘nî olmak, mâlâ-ya‘nî mâlâyaʻnî iştigâl
* Mecaz yapma yoluyla “manasız, faydasız söz veya eylem” anlamına gelen ve genellikle niteleyen durumunda kullanılan bir ifade.
Sözcük, Arapça “mâ” şey ve “lâ-ya‘nî” bir şey kast etmez, amaçlamaz anlamlarına gelen (Ayverdi, 2010, s. 765) isimlerden kurulu bir bileşik sıfattır. Sözlüklerde “boş ve yararsız” (TDK, 1998, s. 1495), faydası olmayan manasız (Muallim Naci, 1322, s. 584), beyhude şey, abes (Şemseddin Sami, 1996, s. 1259) temel anlamlarıyla bizi karşılar.
“mâlâ-ya‘nî” sözcüğü belagat kitaplarında terim olarak kullanılmasa da anlam ve işlevsel olarak “anlatım yetersizliği ve karışıklığı” anlamına gelen “za‘f-ı te’lîf” ve “anlamsız, boş ve gelişigüzel söz” manasına gelen “mühmel” terimleri belagat kitaplarında (Ahmed Cevdet Paşa, 1299, s. 336-338) bu kelimeyi semantik olarak çağrıştırabilir. Kelime tezkire kaynaklarında şairlerin ortaya koyduğu sözün veya ortaya konulan eserin “manasız, boş ve fayda getirmeyen” niteliğe sahip olması gibi müellifin daha ziyade üslûbu ve ortaya koyduğu yazın ürünlerinin değerlendirilmesi merkezli bir anlam kazanmıştır.
“mâlâ-ya‘nî” sözcüğünün ilk geçtiği tezkire, 1546 yılında tamamlanan ve Anadolu sahasının ikinci tezkiresi olan Latîfî’nin (ö. 990/1582) Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzemâ’sıdır. Eserde “Bu beyt-i zü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn taʿmiye üslûbında hûb maʿnîdür sanma bî-hûde ve mâlâyaʿnîdür.” (Canım, 2018, s. 349) ve “…nice teşbîh ve temsîl-i bî-ma‘nâ ve mâlâya‘nî ile mahlût idüp kendüyi sâhib-kitâb ve suhan-güzâr u nâdire-i devr-i rûzgârum diyü…” (Canım, 2018, s. 61) bağlamıyla iki defa kullanılan kelime “manasız, boş ve fayda getirmeyen” anlamında şairin üslûp özelliğiyle ilgili kullanılmıştır. Yine aynı anlam çerçevesinde çağdaşları Âşık Çelebi’nin (ö.979/1572) Meşâ’irü’ş-Şuarâ’sında “Ammâ bir kimesne kendünün bir beytin bozsa hânumânın almazdan ziyâde bî-huzȗr olurdı, temâm gazelin alsa hod mâlâya‘ni söyleyüp dâ’ire-i akıldan dȗr olurdı.” (Kılıç, 2018, s. 668); Gelibolulu Mustafa Âlî’nin (ö. 1008/1600) Künhü’l-Ahbâr isimli eserinin tezkire kısmında “Bir mikdâr cevdet-i zihinle şöhret virmiş iken düzd-i nakd-i ma‘nâ ve sârık-ı me’âl-i mâlâ-ya‘nî olmakla şöhret bulmışlar.” (İsen, 2017, s. 349) ve “Ma‘a-zâlik nazmı bî-ma‘nâ tahayyüli mâlâ-ya‘nî bir şahs imiş.” (İsen, 2017, s. 72) ile 1586 tarihinde kaleme alınan Kınalızâde Hasan Çelebi’nin (ö. 1012/1604) Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında “El-müslimu men selime’l-müslimûne min yedihi ve lisânihi kelâm-ı ferhunde-peyâmına mâ-sadak hasune’l-islâmu terkehu mâlâ-ya’nîhi fehvâsıyla ıttısâfı mukarrer ü muhakkak idi.” (Sungurhan, 2017, s. 601) şeklinde geçer. Sahhâflar Şeyhizâde Es'ad Efendi’nin (ö. 1264/1848) Şâhidü’l-Müverrihîn’inde “hâtır-nişân-ı merd-i ekmel olan kıyl ü kâl ismlerdir ki fuzûl-i kelimâtda ya’nî mâlâ-ya‘nîde kullanup Fârisîde bu ma’nâdan zikri geçen güft ü gûy ile dahi ve Türkîde söz saz ile ta’bîr olunur.” (Oğraş, 1995, s. 198) şeklinde geçer. “mâlâ-ya‘nî” sözcüğü üsluba dalalet eden terim anlamında tezkirelerde “beyt, üslȗb, bî-hûde, bî-ma‘nâ, gazel, düzd-i nakd-i ma‘nâ, sârık-ı me’âl, kıyl ü kâl, fuzûl-i kelimât, söz saz, tabir olun-, nazm, tahayyül” gibi kelimelerle bağlam oluşturmuştur.
Bir tezkirede sözcük, ahlakî bir söz ve davranış modeli oluşturacak “konuşan veya dinleyene ne bu dünyada ne de ahirette fayda getirmeyen söz ve davranışlar” anlamıyla Ali Emîrî Efendi’nin (ö. 1924) Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’indeki “Hem-zânû-yı tahsîli olan rüfekâsını mâlâyaʻnî ile iştigâlden mümkün çalışır ve eflâk ü nücûm gibi pek mutantan ve pek müdebdeb bir hârika-i hıred-fersâyı hâvî olan mükevvenât-ı kudrete bakıp da ondan ders-i kemâlât almalarını tavsîye eylerdi” (Kadıoğlu, 2018, s. 457) anlamsal bağlamıyla geçer. Sözcüğün bu anlam çerçevesinde “iştigal, ders-i kemâlât al-, mükevvenât-ı kudrete bak-” gibi kelimelerle bağlam oluşturduğunu görüyoruz.
Verilen örneklerden çıkarımla ilgili terim, 16-19. yy.lar arasındaki tezkirelerde müellifin üslûbundaki başarısızlığa dikkat çekmek için terim anlamıyla kullanılmasının dışında özellikle tezkirelerde tanıtılan kişilerin ahlakî tutumlarını tasvir etmek amaçlı da kullanılmıştır.
Kelimenin tezkire eserlerinde “mâ-lâ-ya‘nî”, “mâlâya‘nî” ve “mâlâ-ya‘nî” şeklinde üç farklı yazım tasarrufuna da rast gelinir. Kelimenin Anadolu sahasında ilk kullanıma girmesi 15. yy.da yazılmış manzum ve mensur birçok türde pek çok eserle olmuştur. Özellikle bu devirde başat rol oynayan dinî ve ahlakî muhtevaya sahip eserlerde “manasız, faydasız, beyhude” anlamlarıyla kullanıldığını gözlemliyoruz. Bilhassa 15. yy.da yazılmış olan Dede Ömer Ruşenî’nin Âsâr-ı Aşk (Yalçın, 2019, s. 138) ve Yazıcıoğlu Mehmed’in (ö. 1451/855) Muhammediye mesnevileri (Çelebioğlu, 1996, s. 174) ile Kemâl Ümmî (ö. 880/1475-76) (Yavuzer, 1997, s. 397), 16. yy.dan Taşlıcalı Yahyâ (Çavuşoğlu, 1977, s. 287) ve Bağdatlı Rȗhî (Ak, 2001, s. 203) gibi şairlerin divanlarında karşımıza çıkmaktadır. 16. yy. ile birlikte şiire ve nesre gelen estetik duyuş önceliği, kelimenin kullanım sıklığını da etkilemiştir. Zira mâlâ-ya‘nî sözcüğü divan şairlerince -muhtemeldir ki- şiirin anlam manzumesinin katma değeri içerisinde kabul görmemiştir.
“mâlâ-ya‘nî” sözcüğü Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzemâ’da 2 (iki), Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-Şuarâ’sında 1 (bir), Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr'ında 2 (iki), Kınalızâde Hasan Çelebi’ninTezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 1 (bir), Sahhâflar Şeyhizâde Es'ad Efendi’nin Şâhidü’l-Müverrihîn’inde 1 (bir) ve Ali Emîrî'nin Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’inde 1 (bir) olmak üzere toplam 8 (sekiz) kez kullanılmıştır.
Örnek 1:
Bu beyt-i ẕü’l-vecheyn ve müştemilü’z-zıddeyn taʿmiye üslûbında ḫûb maʿnîdür ṣanma bî-hûde ve mâlâyaʿnîdür (Canım, 2018, s. 349).
Örnek 2:
Ammâ bir kimesne kendünün bir beytin bozsa hânumânın almazdan ziyâde bî-huzȗr olurdı, temâm gazelin alsa hod mâlâya‘ni söyleyüp dâ’ire-i akıldan dȗr olurdı (Kılıç, 2018, s. 668).
Örnek 3:
Bir mikdâr cevdet-i zihinle şöhret virmiş iken düzd-i nakd-i ma‘nâ ve sârık-ı me’âl-i mâlâ-ya‘nî olmakla şöhret bulmışlar (İsen, 2017, s. 349).
Örnek 4:
Hem-zânû-yı tahsîli olan rüfekâsını mâlâyaʻnî ile iştigâlden mümkün çalışır ve eflâk ü nücûm gibi pek mutantan ve pek müdebdeb bir hârika-i hıred-fersâyı hâvî olan mükevvenât-ı kudrete bakıp da ondan ders-i kemâlât almalarını tavsîye eylerdi (Kadıoğlu, 2018, s. 457).
Ahmed Cevdet Paşa (1299). Belâgat-ı Osmaniyye. İstanbul: Matba-i Osmaniyye.
Ak, C. (2001). Bağdatlı Rȗhî Divânı. Bursa: Uludağ Üniversitesi Yayınları.
Ayverdi, İ. (2010). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Canım, R. (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çavuşoğlu, M. (1977). Yahyâ Bey Divanı Tenkitli Basım. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.
Çelebioğlu, A. (1996). Muhammediye. Ankara: MEB Yayınları.
İsen, M. (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Kadıoğlu, İ. (2018). Ali Emiri Efendi, Tezkire-i Şu‘arâ-yı Âmid. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/125212,ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amidpdf.pdf?0
Kılıç, F. (2018). Âşık Çelebî, Meşâ’irü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf?0
Kur’an-ı Kerim Meâli. (2008). Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
Muallim Naci (1322). Lugat-ı Nâcî. İstanbul: Asır Matbaası.
Oğraş, R. (1995). Esad Mehmed Efendi’nin Hayatı, Edebî Kişiliği ve Şâhidü’l-Müverrihîn Adlı Eserinin Metni. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim tarihi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html
Sungurhan, A. (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sami (1996). Kâmȗs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
TDK (1998). Türkçe Sözlük. Ankara: TDK Yayınları.
Yalçın, T. (2019). Dede Ömer Rȗşenî’nin Âsâr-ı Aşk Adlı Mesnevisinin Diliçi Çevirisi. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Yavuzer, H. (1997). Kemâl Ümmî Dîvânı. Doktora Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.