MANÂ/MAÂNÎ (MAʿNᾹ/MAʿᾹNῙ)

hâssa ma‘nâ, bikr-i ma‘nâ, garîb ma‘nâ, acîb ma‘nâ, ma‘nâ-yı cedîd, ma‘nâ-yı hâyîde


* Mana, sözlüklerde bir şeyin hakikî ya da mecazî anlamı, iç yüzü, özü veya niyet/sebep gibi ifadelerle karşılık bulurken tezkirelerde ise şairin söyleyişteki yaratıcılığını ortaya koyan üslûbu, yorum gücü olarak öne çıkan bir kavramdır.



Sözlük Anlamı

Kelime Arapça bir isimdir. “Ma'nâ”nın lügat karşılığı ilk olarak “anlam” demektir (Devellioğlu, 2008, s. 579; TDK Sözlük, 2005, s. 1338). Bununla beraber kelimenin en sık kullanımı, "kelimenin kelâmın delâlet ettiği şey" veya karşısına sözlerin konulduğu "mukâbiline elfâz vazʽ olınan suret-i zihniye"dir (Kâmûs-ı Osmanî, 2019, s. 363). Ayrıca kelime ve kelamın ifade ettiği “medlûl” ve “mefhum” ile eşdeğerdir, yani ifade edilen şey manasındadır (Resimli Türkçe Kamus, 2011, s. 287) ve kendi içinde "maʽnâ-yı hakîkî" veya "maʽnâ-yı mecâzî" olarak ayrılarak gerçek ve mecaz anlamı işaret edebilir (Kâmûs-ı Türkî, 2007, s. 1377). Başka bir tanımlamaya göre “ma'nâ” hem karşısına söz konulabilen zihinsel suret hem de kelimelerle açıklanamayan "efkâr ve hissiyât rakîka-i ruhâniyye makâmında" kullanılır (Lugat-ı Nâcî, 2021, s. 395).

“Ma'nâ”nın sözlüklerdeki ikinci karşılığı bir şeyin iç yüzünü, özünü, ruhanî ve soyut yönünü ifade etmesiyle alakalıdır. Bu bağlamda, "bâtın, âb, rûh, sûret ve kalbin gayrı, gayr-ı cismânî hâl" (Kâmûs-ı Türkî, 2007, s. 1377) veya "iç, içyüz" (Devellioğlu, 2008, s. 579) olarak tanımlanır. Sözlükler, manayı, “akl-ı beşerin fehm ü idrâkinden âciz kaldığı emr-i rûhânî" (Lugat-i Cûdî, 2006, s. 289) ve sözlerle tarif ve tasvir edilemeyen "emr-i mücerred-i rûhânî" olarak da görür (Lugat-ı Remzî, 2018, s. 609; Müntehabât-ı Lugat-ı Osmâniyye, 2016, s. 246). Bununla beraber, gramer terimi olarak "İsm-i maʽnâ", mücerret ya da soyut isim (Devellioğlu, 2008, s. 579; Redhouse, 2015, s. 1915) karşılığında kullanılır.

Kelimenin diğer mühim anlam alanlarını ise “rüya”, “sebep”, “niyet” şeklinde sıralamak mümkündür. Mana, sözlüklerde doğrudan "rüyâ, düş" anlamını taşır (Kâmûs-ı Türkî, 2007, s. 1377; Devellioğlu, 2008, s. 579) ve bu anlamda rüyalar âlemi için "ʽâlem-i maʽnâ" (Redhouse, 2015, s. 1915; Devellioğlu, 2008, s. 579) tabiri kullanılır. Ayrıca, "sebeb-i maʽkûl" (Kâmûs-ı Türkî) veya "akla yakın sebep" (Devellioğlu, 2008, s. 579) manalarına gelirken, bir kişinin kendisine veya bir nesneye yönelik "niyeti, amacı" ya da bir "durum, olay, işaret"i de ifade edebilir (Redhouse, 2015, s. 1915). Buna ek olarak “ma'nâ” ile alakalı kelimelerden “maʽnîdâr”, manalı (Lugat-ı Nâcî, 2021, s. 395), ve “bî-maʽnâ” ise manasız ve münasebetsiz (Devellioğlu, 2008, s. 579) anlamındadır. Kelimenin çoğulu ise “maʽânî”dir (Kâmûs-ı Türkî, 2007, s. 1377).




Terim Anlamı

Hem doğrudan bir kelimenin anlamını ifade eden hem de şiirdeki derin ve mecazî yorum katmanlarını belirten, sözle uyumlu olan ya da ondan üstün tutulan, şairin yaratıcılığını ve üslubunu yansıtan unsurdur.
Harun Tolasa, Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi tezkirelerinden yola çıkarak hazırladığı 16. yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi adlı çalışmasında “manâ, beytin veya mısraın mecaz sistemi, mecâzî yapısı içerisinde gerçekleşen mecazî bir anlam veya imajdır. Bu anlam veya imaj, beyitteki mecazın tümünü kapsayabileceği gibi, sadece bir kısmına veya bir yönüne de dayanabilir.” (Tolasa, 1989, s. 373) ifadeleriyle “manâ” kavramını, beyitteki mecaz ağının ortaya çıkardığı bütüncül veya kısmî anlam ya da imaj olarak tanımlamıştır.

Yusuf Çetindağ, Devletşâh Tezkiresi’ni şiir eleştirisi bakımından değerlendirdiği çalışmasında “maʽnâ” maddesine de yer vermiştir ve bu ifadenin kelime anlamından ziyade bir değerlendirme ifadesi olarak kullanıldığını belirtmiş ve eklemiştir (Çetindağ, 2002a, s. 198): “Mana tâbiri ile beraber ‘hâs, dakîk, garîb, acîb, nâzik, nâdir, bikr, vb.’ sıfatlara yer verilir. Devletşâh, Fâkih-i Kirmanî için ‘Der suhan-i ân aslâ futûrî vâki’ nîst ne der-lafz u der-maʽnâ’ (Onun sözlerinin ne lafzında ne manasında hiçbir kusur yoktur) (131b), Kanberî-i Nişâbûrî için “Kasâyid râ muhkem ve pür-maʽanî mîgûyed.’ (Kasideleri çok mükemmel ve manalıdır) (239a), Firdevsî için ‘Ve suhan-i û bülend u metîn ve pür-maʽânî est.’ (Sözleri yüksek, metin ve manalıdır) (22b), Kemâleddîn İsmâil için ‘Çü bisyâr nâzikest ve maʽânî-i bedî der-în münderiç est. …suhen-i û maʽânî-i dakika est.’ (Çünkü bunda pek çok nazik ve garip manalar vardır. …sözünde dakîk manalar vardır.), Husrev-i Dihlevî için ‘El-kıssa maʽânî-i hâs ve nâzikhâ-yı Emîr Hüsrev…’ (El-hâsıl has manalar ve Emir Hüsrev’in nâzik ve…) (127a).” 
Fahri Kaplan, Latîfî Tezkiresi örneği üzerinden hazırladığı Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü'nde tezkirelerde “ma'nâ” kavramının açık bir tanımına yer verilmemesi meselesine değinmiş ve bunun asıl sebebinin “ma'nâ”nın sık kullanılan ve herkese mâl olan bir kavram olmasından kaynaklandığını belirtmiştir. Tezkireciler tarafından bir terim olarak açıklanmasına ihtiyaç duyulmayan  bu ifade, daha ziyade “poetik mesele ve tanım eksenli tartışmalardan ziyade anekdotlar ve örnekler bağlamında ve şiir tavsifindeki bazı kavram ve terimlerle ilişkilendirilerek” kullanılmıştır (Kaplan, 2021, s. 235).




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Terim, Anadolu sahasında ilk olarak Sehî Bey’in Heşt Bihişt’inde geçer. Sehî Bey tezkiresinde, örneğin Mahmûd Paşa, Zâtî, Mesîhî, Hayâlî’den söz ederken “hâssa manî”lere sahip kimseler olduklarını ifade ederek bahsi geçen şairlerin kendilerine mahsus, orijinal anlamlar içeren şiirler yazdıklarını belirtmiştir (İpekten vd., 2017, s. 27, 139, 142, 164). Revânî’den bahsedilirken “Baʽz-ı şuʽarânun maʽnîsin tagyîr idüp kendü eşʽârına îrâd itmegin sirkat töhmetin isnâd iderler.” (s. 102) ifadeleriyle “mana”nın doğrudan “kelime”, “hayal” anlamlarını da çağrıştırdığı görülmektedir (Örnek 1). Emrî’yi “hoşca maʽnîler fikr ider.” (s. 175) ifadeleriyle methederken şairin güzel ve zarif anlamlar ürettiğini açıklar. Aslında bu kullanımlar, klasik Türk edebiyatı şairlerinin “mana/mazmun bulmak” hususundaki maharetlerini işaret etmek için tercih edilmiştir. 

Latîfî’de "ma‘nâ" kelimesi birlikte kullanıldığı sıfatlarla beraber oldukça zengin ve çeşitli bağlamlar taşımıştır. Bu kullanımlar, yalnızca anlamı ifade etmekle kalmaz; bununla beraber klasik şiir anlayışı içinde "anlam"ın derinliğini, orijinalliğini ve kıymetini esas alır. Latîfî, Zihnî’yi “mânâ-cûy” olarak tanımlarken (Canım, 2018, s. 234) anlam arayıcısı olmasına rağmen hayalde özgün olamadığını bir beyitle örneklendirmiştir. Müellif, Fehmî’yi ise “mânâ-perver” yani anlama değer veren bir kimse olarak nitelendirir (s. 423). Bazı şairlerin de orijinal, kendine has, ya da derin anlamlar ortaya koyduğunu belirtir; örneğin Zârî-i Üskübî’nin “hûb mânâ”lar bulan bir şair (s. 253) olarak tanımlarken bu manaları bazı beyitlerle örneklendirmiştir. Yine Şânî, Latîfî gibi şairlerin “ḫâṣṣa mânâlar” (s. 287, 470), Fânî’nin “garrâ ma'nâlar” (s. 394) sahibi olduğu gibi ifadelerle bunu ortaya koyar. Bununla beraber “mânâ-yı cedîd” terkibiyle yeni anlam (s. 470) ve “ma'nâ-yı hâyîde” ile de söylenmiş, daha önce kullanılmış anlamı (s. 398) ifade ederek bu gibi terimlerle şiirde anlamın özgün ya da özgün olmayan kullanımlarını vurgular. Yine, Fânî’den bahsedilen bölümde kendisinin şairlikle ilgili verdiği nasihatlerden biri de şöyledir: “Kendü zâde-i tabʿın ve hâssa-i karîhasın îrâd u ibrâz idüp gayrun sanʿat u maʿnâsından müstagnî ola.” yani kendi tabiatının, şairlik yeteneğinin ürünü olan yaratıcı sezgisinin özgünlüğünü ortaya koymak ve başka bir şairin sanatına, anlamına muhtaç olmamak gerektiği vurgulanmıştır (s. 399). Bütün bu örnekler, mananın bir özgünlük ölçütü olarak düşünüldüğünü göstermektedir.

 “Mümâŝil-i în mânâ”, “Münâsib-i în mânâ”, “Müşâbih-i în mânâ” gibi ifadeler de (s. 125, 128, 224, 225) onun tezkiresinde şiir örneklerinde görülmekte olup özellikle anlam bakımından paralellik gösteren beyitleri işaret eder (Örnek 3). “Lügat mânâsı”ndan (s. 397) söz ettiği yerlerde ise anlamın sözlük boyutunu göz önüne alır. Zâtî'nin Mesihî’yi kendisinden “mana” çalmakla suçladığı bir anekdota yer verir ve şöyle der: “Mezkûr Mesîhî ile merhûm Zâtî beyninde şiʿre müteʿallık baʿzı maʿnâlar tevârüd vâkiʿ oldukda Zâtî mezkûr Mesîhîye sirka töhmetini müşʿir bu kıṭʿayı yazup göndermiş idi.” (s. 485) yani iki şairin şiirleri arasında bazı anlamların/hayallerin birbirine benzemesi durumu ortaya çıkınca, Zâtî, Mesihî’yi şiir hırsızlığıyla itham eden bir kıta yazmıştır.

Kimi yerlerde "sûret ü ma'nâ ikisi yâr iken" (s. 447) ve “Gitdi ma'nâ zamân-ı sûretdür” (s. 577) gibi şiirlerden alınmış mısra örneklerinde de görüldüğü gibi, anlamın içle  sözün suretle bağlantısı arasındaki zıtlık ilişkisine vurgu yapılmıştır.

Son olarak “mana” ifadesinin "hakikat" ve "öz" anlamında kullanımına tesadüf edilmekte olup bunun bir örneği Rahîkî’nin beytinden alınan bir mısrada görülmektedir: “ʿAşkdan maʿnâ degül sûretmiş ancak niyyeti” (s. 238). Yine ilm ile manayı bir arada kullandığı başka bir örnekte “mana”nın “hakikat, öz” anlamlarını ifade etmek istemiştir. “Halk-ı cihân tezyînât-ı zahârifle sûrete nâzır olmagın, aksâm-ı ʿilm ü maʿnâ gümânda kalup, maʿârife katʿâ nazar olınmazdı.” ifadeleriyle dünya halkı, göz alıcı süslemelerle dış görünüşe baktığı için; ilim ve anlamın çeşitli yönleri şüphe içinde kalıyor, hakiki bilgiye ise asla yönelinmiyordu ifadelerine yer verilmiştir ve burada “mana”nın “anlam” mahiyeti dışında aklın ötesinde bir idrak ile ulaşılabilecek hakikati çağrıştırdığı görülmektedir (s. 572).

Ahdî’nin Gülşen-i Şuʽarâ’sında “mana”, şiirdeki çok katmanlılığı ve inceliği ifade eder. Örneğin, şairin gazelinin her beytinde "ikişer maʿnâ muzmer" (Solmaz, 2018, s. 60) olduğunu belirterek, şiirin derin bir başka anlama da sahip olduğunu vurgular. Ayrıca "maʿnâ-yı dakîk-i pür-sûz" (s. 89) ile bu derinliğin inceliğini; Hayderî için kullanılan "maʿnâ-yı dakîki igne yürüdisi gibi sûftedür" (s. 142) ifadesiyle de derin anlamın iğne deliği gibi işlendiğine, yani mananın titizlikle kullanıldığına işaret eder. 

Âşık Çelebi “mâna” kelimesini hem kelimenin lügat anlamıyla hem de ifadenin gizli, sanatlı katmanlarını ifade etmek suretiyle kullanmıştır. “Egerçi Fârsîden mütercem idi, ammâ baʽz-ı maʽnâlar bulmışdır” (Kılıç, 2018, s. 68) ifadesi ile esere orijinal katkılarda bulunulduğu söylenmiş, “mana” ile özgün anlam ve içerikler kastedilmiştir. Âşık Çelebi, “maʽnâ bulmak” ifadesini başka şairler için de kullanmış, örneğin Emîr’in “latîf maʽnâlar bulmakda mâhir” (s. 162) olduğunu söylerken bu ifadeyle kendisinin yeni ve özgün anlamlar ürettiğine işaret etmiştir. Yine bu özgün anlamların şaire yardımcı olduğu, ona ilham verdiği ve onun şiirine güç kattığını belirtmek maksadıyla Hayretî için “Eyü maʽnâlar ana dest virmişdür.” (s. 273) ve Tabîbî için “… nâzük maʽnâlar … tabʽına el virmişdür.” (s. 278) gibi ifadelere de yer vermiştir.

Gelibolulu Âlî de “ma'nâ” ifadesini çeşitli terkiplerle kullanmıştır. Örneğin “ma'nâ-yı şerîf” (İsen, 2017, s. 30) gibi nitelendirmelerle yüce anlam, “bikr-i ma'nâ” (s. 36, 48) gibi ifadelerle de özgün, işlenmemiş anlam vurgulanmaktadır. Bu, şairin klişelerden uzak, yaratıcı olması gerektiğine işaret eder. Bazı şairler, anlamı kopyalamakla eleştirilmiştir; örneğin Zihnî için kullanılan “düzz-i nakd-i ma'nâ” (s. 36) ifadesi, onun başkasının anlamlarını çaldığı yönündedir. Hâkî için geçen “sakîl ü bÎ-ma'nâ” (s. 73) ifadesiyle estetikten uzak ve anlamsız şiirler eleştirilirken, Mehdî hakkında “mevzûn söylemesi besdür ve andan ma'nâ taleb itmek zâ’id hevesdür” (s. 65) denilerek, sadece vezinli söylemenin yeterli görülmesi ve anlam aramanın gereksiz sayılması alaycı biçimde aktarılmıştır. Gelibolulu Âlî, mânâsız şiiri küçümser; Fuzûlî'nin eserinden “ma'nâ çemeni” (s. 187) gibi benzetmelerle anlamı zengin bir şiir bahçesi olarak görür. Mahremî’nin beytinde geçen “ma'nâ-yı gayra iltifât” (s. 207) ifadesi ise, özgün anlam üretmenin önemini ortaya koyar. Tezkirede anlam bazen de “öz” ya da “kasıt” gibi kullanılır; örneğin Hayâlî'nin gazelinde geçen “ma'nâ-yı ihtisâs” (s. 134) ile kasıtlı bir mesaj ima edilir. Son olarak, Âlî'nin Âşık Çelebi’nin eserini eleştirirken kullandığı “kesîrü’l-edâ ve kalîlü’l-ma'nâ” (s. 253) ifadesi, bir küçümseme göstergesi olarak sözleri bol ama anlamı dar, eksik metinleri işaret etmiştir.

Beyânî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ adlı eserinde "ma’nâ" kelimesini, diğer zikredilen bazı örneklerin yanında Muʽîdî için kullandığı “İhtirâ-ı ma’nâya kâdir oldugı” (Sungurhan, 2017, s. 191) ifadesiyle yeni, orijinal anlamlar ve mazmunlar icat etme yeteneği ile özdeşleştirerek bir övgü aracı olarak kullanır.

Riyâzî, tezkiresinde “asl-ı maksûdları hüsn-i ta‘bîr olup ma‘nâyı aña tâb‘itmek mertebesine varmışdur” (Açıkgöz, 2017, s. 23) diyerek, güzel ifadeyi esas amaç edinip anlamı ona tabi kılma eğiliminden söz etmiştir. Öte yandan, şairin yetkinliğinin bir göstergesi olarak “mukaddemâ bulınan ma‘nâdan, ma‘nâ-yı âhara intikâl ide” (s. 23) ifadesiyle, önceden mevcut anlamlardan yola çıkarak yeni ve orijinal anlamlar yaratma yeteneğini övmüştür. Bu orijinallik arayışını, “turf-ma‘nâ” (s. 151) ve “turfa-ma‘nâ” (s. 292) gibi kelimelerle doğrudan vurgularken; Bâkî örneğinde olduğu gibi, “Eş‘âr-ı dil-pesendi ‘arâfet-i ma‘nâda ‘alem ve zerâfet-i edâda müsellem-i ‘âlem olan” (s. 82) ifadesiyle, ma‘nânın derinliğini bilme ve bu alanda ustalık, şiirsel mükemmeliyetin esas kıstaslarından biri olarak sunmuştur.

Rızâ Tezkiresi'ndeki "ma‘nâ-yı câme-zîb" (Zavotçu, 2017, s. 205) ifadesinin, kelimenin “öz, muhteva” anlamından daha ziyade dış görüntüsüyle bağlantılı kullanılmış olması dikkat çekmektedir. Bu terkip, kelimenin orijinal anlam bulmaktan çok, retorik yönüne dikkat çekmek amaçlı kullanılmış gibi görünmektedir.

Güftî, Teşrîfatü’ş-Şuarâ’sında “ma'nâ” kelimesini daha önceki tezkirelerde örneği pek görülmemiş ek ve terkiplerle beraber kullanmıştır. Genel olarak olumsuz eleştirilerde “ma'nâ”yı bir poetik kavram olarak kullanmıştır. Örneğin şairin başarısızlığını ifade etmek için, anlamın zayıflığını vurgulayan "lafz-ı sakîm-i maʿnâdur" (Yılmaz, 2019, s. 55) ve sözlerin anlamsızlığını belirten "hîç-maʿnâdur" (s. 56) ifadelerini kullanmıştır. Bununla beraber "bürûdet-i maʿnâ", "füsürde-i maʿnâ", "mürde-i maʿnâ" (s. 163) terkipleriyle canlılıktan uzak, soğuk, donuk bir anlam kastedilmiştir. Bir şairin şiirini yine eleştiri maksadıyla yanlış anlamların toplandığı yer yani "mecmûʿa-i galat-maʿnâ" (s. 153) ifadeleriyle nitelerken başka bir şairin şiirinde anlamı, "sâde harf-ı bagal-zed-i maʿnâ" (s. 57) benzetmesiyle değersizleştirir. Buna karşılık “ma'nâ”nın olumlu bağlamda ele aldığı “selhhâne-i maʿnâ" (s. 79), "maʿnâ-çîr" (s. 41) gibi kullanımlara da yer vermiştir. 

 Safâyî, tezkiresinde Âzerî’den bahsederken yer verdiği örnekte “ma'nâ Zülfikâr’ı” (Çapan, 2005, s. 67) ifadesiyle, anlamın keskin, güçlü yönüne dikkat çekmiş görünmektedir. Şehrî’den söz ederken bu kez müellif, terimi “anlam” ifadesi dışında “hakikatte, bâtında, özde” manasında kullanılmıştır. Yine Nâbî’den şiir örneği verirken “lübb-i maʽnâ” ifadesini kullanmış ve burada da “mananın özü, cevheri” anlamından yola çıkarak ifadeyi “hakikat” anlamıyla kullanmıştır (s. 634).

Belîğ, Nuhbetü’l-Âsâr’ında “tâze mânâ” (Abdülkadiroğlu, 1985, s. 208), ifadesiyle anlamın orijinalliğine işaret ederken, “ma'nâ-yı pîçîde” (s. 281) ise girift, karmaşık anlamı ifade etmek maksadıyla kullanmıştır.

Râmîz’in Âdâb-ı Zurafâ’sında “îcâd-ı ma'nâ” (Erdem, 1994, s. 10) terkibiyle yeni bir hayal ve orijinal bir anlam bulmak ifade edilmiştir.

Silâhdâr-zâde tezkiresinde “iʽcâz-ı ma'nâ” (Öztürk, 2018) ifadesi şairin üstünlüğünü ve kullandığı anlamın başka şairleri aciz bıraktığını ifade etmek maksadıyla kullanılmıştır. 

Fatîn, Hâtimetü’l-Eşʽâr’ında şairin “Bu cûdgâhda ol yeke tâz-ı ma‘nâyım” (Çiftçi, 2017, s. 316) mısraına yer vermiştir ve bu mısra şairin kendisini anlam yarışının öncüsü gördüğünü, bununla beraber geleneğin estetik anlayışı içerisinde mana bulma rekabetini ortaya koymuştur. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime, Bahâristân’da 5, Devletşâh’da 7, Mecâlisü’n-Nefâis’de 6 yerde kullanılır (Çetindağ, 2002b, s. 117).  Bununla beraber, Sehî Bey’de 14, Latîfî’de 26, Ahdî’de 35, Âşık Çelebi’de 124, Kınalızâde’de 81, Beyânî’de 25, Riyâzî’de 35, Kafzâde’de 10, Rızâ’da 21, Âsım’da 8, Güftî’de 99,  Mucîb’de 2, Safâyî’de 121, Sâlim’de 67, Belîğ’de 40, Râmiz’de 32, Silâhdâr’da 32, Şefkat’de 22, Mehmed Tevfîk Efendi’de (Mecmuʽatü’t-Terâcîm) 4, Esʽad’da 39, Ârif Hikmet Bey’de  7, Fatîn’de  5, Mehmed Tevfîk’de (Kâfile-i Şuʽarâ) 28, Mehmed Sirâceddîn’de 2 defa yer almaktadır.




Örnekler

Örnek 1:

Kaʽbe-i ʽulyâ hademesinün surrelerinden akça-i muʽayyenlerin olup serika itdügi eclden ol esnâda fakîr bu beyti latîfe-gûne didüm.

Beyt: İlün maʽnisin almasın Revânî

          Ana hayr itmez âhir Kaʽbe hakkı (İpekten vd., 2017, s. 102).

Örnek 2:
Ḫûb maʿnâlar bulmışdur. Maṭlaʿı budur.

Matlaʿ: Kemeri kuçmaga ol sîm-beri döne döne

             Der-miyân itdi nice sîm ü zeri döne döne (Canım, 2018, s. 253).

Örnek 3:

Beyt: Müdd ile sîmi merd-i nâdânun

        Dânesi yok elinde dânânun

Beyt. Mümâsil-i în-maʿnâ 

Bûriyâya sarulup sahrâda ditrer ney şeker

Gel piyâzı gör ki kat kat arkasında câmesi (Canım, 2018, s. 128).

Örnek 4:
Sûret ü maʿnâ ikisi yâr iken

İki ʿâlem de elünde var iken (Canım, 2018, s. 447).

Örnek 5:
Hudâvend-i Dîvân-ı Saltanat’dan bu kıt‘a-i turf-ma‘nâ ile tebdîl recâ itdükde müsted‘âsı hîz-i

kabûlde cilve-nümâ olmışdı:

Kıt‘a

Ben ey erkân-ı devlet kulzüm-i bahr-i me‘ânîyem

Sipâh-ı ceng-i cûya yaraşur yeşil kızıl kemhâ

Bana pür mevc mâ’î sûf virün kim her gören disün

Nesîm-i lutf u himmetle temevvüc eyledi deryâ (Açıkgöz, 2017, s. 151).

Örnek 6:
Katl-i âhû-yı nüktede gûyâ

Tabʿıdur selhhâne-i maʿnâ (Yılmaz, 2019, s. 79).

Örnek 7:
Tîr-i Düldür-süvârdır tab‘ım

Kalemim Zülfikâr-ı ma‘nîdir (Çapan, 2005, s. 67).

Örnek 8:
Nâmıyla bize gerçi ki insân dediler lîk
Ma‘nâda begim bende-i bî-kevn ü mekânız (Çapan, 2005, s. 319).




Kaynaklar

Abdülkadiroğlu, A. (hzl.)(1985). İsmâil Belîğ Nuhbetü’l-Âsâr li Zeyl-i Zübdetü’l-Eşʽâr. Ankara: Gazi Üniversitesi Yayınları.

Açıkgöz, N. (hzl.)(2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html 

Altun, K. (hzl.)(1997). Tezkire-i Mucîb (İnceleme-Tenkitli Metin-Dizin-Sözlük). Ankara: Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Arslan, M. (hzl.)(2018). Mehmed Sirâceddin, Mecma’-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-208568/mehmed-siraceddin-mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba.html 

Birinci, A. (hzl.)(2018). Lugat-i Remzî. c. 2. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. 

Birinci, A. (hzl.)(2019). Kâmûs-ı Osmânî Mehmed Sâlâhi. c. 2. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. 

Canım, R. (hzl)(2018). Latîfî Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ (Tenkitli Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Coşkun, A. O. (2019). Zeyl-i Zübdetü’l-Eş’âr. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247201/zeyl-i-zubdetu39l-esar-seyrek-zade-mehmed-asim.html 

Çapan, P. (hzl.)(2005). Tezkire-i Safâyî (nuhbetü’l-asar min feva’idi’l-eş’ar): inceleme-metin-indeks. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Çetindağ, Y. (2002a). Şiir eleştirisi açısından Devletşâh Tezkiresi. Akademik Araştırmalar Dergisi, 4(14), 187-200. 

Çetindağ, Y. (2002b). Eleştiri terimleri açısından Herat mektebi tezkirelerinin Anadolu tezkirelerine tesiri. Bilig, 22, 109-132.

Çınarcı, M. N. (hzl.)(2019). Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey Tezkiretü’ş-Şuʽarâ (İnceleme-Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-240610/seyhulislam-arif-hikmet-bey-tezkiresi.html 

Çifçi, Ö. (hzl.)(2017). Fatîn Davud, Fatîn tezkiresi (Hâtimetü’l-Eş’âr). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html 

Devellioğlu, F. (2008). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi. 

Erdem, S. (1988). “Tezkire-i Şuʽarâ-yı Yümnî”. Türk Dünyası Araştırmaları, 55, 85-112.

Erdem, S. (hzl.)(1994). Ramiz ve Adab-ı Zurafa'sı: İnceleme-Tenkidi Metin-İndeks-Sözlük. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Güzel, Bilal (2012). Kemiksiz-zâde Safvet Mustafa ve Nuhbetü'l-Asar min-Ferâidi'l-Eş'âr. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ(İnceleme-Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html 

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H. ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html

Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü -Latîfî Tezkiresi Örneği-. İstanbul: DBY Yayınları.

Kartal, A. (hzl.) (2021). Muallim Nâcî Lügat-ı Nâcî. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Kayabaşı, B. (1997). Kaf-zade Fa'izi'in Zübdetü'l-Eş' ar'ı. Doktora Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. 

Kılıç, F. (hzl.) (2017). Şefkat-i Bagdadi, Şefkat Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194367/sefkat-tezkiresi-tezkire-i-suara-yi-sefkat-i-bagdadi.html 

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Kuşoğlu, M. O. (2012). Sâdıkî-i Kitâbdâr'ın Mecma‘ü’l-Havâs Adlı Eseri (İnceleme - Metin - Dizin). Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.

Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfîk, Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html 

Oğraş, R. (hzl.) (1995). Esad Mehmed Efendi’nin Hayatı Edebî Kişiliği ve Şâhidü’l-Müverrihîn Adlı Eserinin Metni. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html 

Öztürk, F. (2018). Silâhdâr-zâde Mehmed Emîn Tezkire-i Silâhdâr-zâde. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-209345/tezkire-i-silahdar-zade.html  

Parlatır, İ., Aksu, B., Tufar, N. (hzl.) (2006). Lügat-i Cûdî. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Redhouse, J. W. (2015). Turkish and English Lexicon. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şu'arâsı: İnceleme, metin. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızade Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Mustafa (Carullahzâde) Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-Şu‘arâ). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html 

Şemseddin Sâmî. (2004). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Tolasa, H. (1983). Sehî, Latîfî ve Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Y.Y.'da Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi I. İzmir: Ege Üniversitesi Matbaası.

Toparlı, R. vd. (hzl). (2011). Resimli Türkçe Kamus. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Toparlı, R. vd. (hzl). (2016). Müntahabât-ı Lügat-ı Osmâniyye James W. Redhouse. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Yılmaz, K. (hzl.) (2019). Teşrîfatü’ş-Şuʽarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/67156,gufti-tesrifatus-suarapdf.pdf?0 

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html

Zübeyiroğlu, R. (1989). Mecmû’atü’t-Terâcim Mehmed Tevfîk Efendi. Doktora Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.




Yazım Tarihi:
17/11/2025
logo-img