lutf-ı beyân, lutf-ı kelâm, lutf-ı tab', lutf-ı Hudâ
* Sözlüklerde “incelik, zarafet, yumuşaklık” gibi anlamları olan ve tezkirelerde de aynı bağlamda kullanılan bir terim.
Kelime Arapça bir isimdir. Kelimenin ilk anlamı sözlüklerde “nazik, nezaket, iyilik” olarak görülür (Redhouse, 1987, s. 1632). Sözlükler bu kelimeyi ahlaki incelik ve gönül hoşluğu manasına gelen “rıfk u nezâhet” (Doktor Hüseyin Remzî, 1305, cilt 2, s. 273), “sîret güzelliği” (Muallim Nâcî, 1308, s. 656), “hoşluk, güzellik, iyi muâmele” (Devellioğlu, 2013, s. 637) ve “iyilik” (Toven, 1927, s. 626) şeklinde açıklamışlardır.
Şemseddin Sâmî, kelimeye “iyilik ve yumuşaklık” anlamını verdikten sonra açıklamasında “melâmet, nezâket, rıfk ve nevâziş” kavramlarını kullanır. Aynı zamanda “yardım, inâyet, kerem ve ihsân” manalarını da verir (Şemseddin Sâmî, 1318, s. 1245).
Tietze’de aynı şekilde “yardım, ihsan, kerem, bağış, latif oluş, hoşluk” anlamlarından sonra Ömer bin Mezîd’den kelimenin içinde geçtiği bir beyit örneği verilir (Tietze, 2016, cilt 4, s. 558).
Aynı kökten gelen letâfet ise, “algılanamayacak derecede ince, hassas, şeffaf” manalarına gelir. Lutf kavramı, Kur’an’da bir yerde “gizli ve ihtiyatlı davranma” anlamında yalnızca insana (Kehf 18/19), yedi yerde de “insana iyilik ve merhamet eden, zâtı duyularla algılanamayan, en ince ve en gizli hususları dahi bilen varlık” anlamında Allah’a nispet edilmiştir (Çelebi, 2003, cilt 27, s. 239-241).
Terim, şiirde estetik bir kıvamı anlatmak için kullanılır. Sözün içindeki zarafet ve inceliğin simgesidir, “lutf-ı beyân”, “lutf-ı kelâm”, “lutf-ı tabʿ” gibi terkipler, şairin söyleyişindeki tatlılığı, zarif üslubunu belirtir. Tasavvufî bağlamda ise lutf, Allah’ın kuluna gizlice ulaştırdığı rahmet ve inayettir: “lutf-ı ilâhî”. Bu yönüyle hem beşerî nezaketi hem de ilâhî ihsanı temsil eder.
XVI. Asır – Zarafet ve Söyleyiş İnceliği: Sehî, Latîfî ve Âşık Çelebi gibi ilk dönem tezkirecileri “lutf” kelimesini şairlerin üslubundaki zarafet ve tatlılık için kullanmışlardır. Latîfî, tezkiresinde Beyânî’yi (d. ?/? – ö. 917-926/1512-1520) överken “Ol kadar kâbil-şân ve kâmil- civân idi ki hüsn-i taʿbîri ve lutf-ı takrîri kâbil-i taʿbîr degüldi” (Canım, 2018, s. 157) diyerek onun üslubundaki letafeti belirtir. Bu dönemde “lutf”, hem insanî bir meziyet (yumuşak huyluluk, zariflik) hem de söyleyiş becerisidir.
XVII. Asır – Üslup Terimi Olarak “Lutf”: Kınalızâde Hasan Çelebi, Riyâzî ve Rızâ tezkirelerinde bu kelime terim haline gelir. “Lutf-ı kelâm”, “lutf-ı nazm” gibi kullanımlar, sözün akıcılığını ve ahengini anlatır. Artık kelime, şairin ifade kudretini ve sözündeki estetik uyumu karşılayan bir değer ölçüsüdür. Hasan Çelebi, tezkiresinde Emîrek mahlaslı şairi (d. ?/? - ö. 960 ?/1552 ?) tanıtırken “nazmı selâmetden dûr ve kelâmı lutf u hâletden mehcûr degüldür” diyerek hem tanrısal bir inayeti hem de sosyal kabulü aynı kelimeyle ifade eder (Sungurhan, 2017, s. 210).
XVIII. Asır – Tasavvufî Boyut ve Ruhî Zarafet: Safâyî, Esrâr Dede, Mûcib gibi şair tezkireciler “lutf”u ilahî rahmet ve ruhî incelik manasında kullanmışlardır. Safâyî, tezkiresinde şair Fâmî (d. ?/? - ö. 1105/1693-94) için “ʿİlm ü fazl ile maʿrûf ve lutf-ı tabʿ ile mevsûf bir kimesne idi” değerlendirmesinde bulunur. Kullanılan bu ifadeyle, onun zarif yaradılışlı ve ince ruhlu bir insan olduğu aynı zamanda ilerleyen kısımlarda ise onun şiirinin ilhâm kaynağının Allah’tan geldiğine işaret edilir. Burada “lutf”, hem yaratıcılığın kaynağı hem de şiirin manevî zarafeti anlamına gelir (Çapan, 2005, s. 460).
XIX. Asır – Ahlâkî ve Estetik Bir Nitelik: Fâtin, Ârif Hikmet ve Silâhdârzâde tezkirelerinde “lutf” kelimesi, şairin hem karakter zarafetini hem de sanatındaki letafetini belirtir. Bu dönemde “lutf”, ahlâk ile estetiği birleştiren bir nitelik olarak görünür. Fâtin, Mehmed Sıddık Begefendi (d. 1246/1830 – ö. ?/?) için “zât-ı ‘âlînin lutf u ‘atâ vü kemâl-i cûd u sehâ ile mu’anven u ârâste vü hulk-ı hüsn ü nezâket ve tab‘-ı müstahsen ile müzeyyen ü pîrâste olduğu cümle ’indinde ma'lûm u mu'ayyendir” diyerek, güzelliğinin doğuştan gelen yönünü vurgular (Çiftçi, 2017, s. 296).
Kelime neredeyse bütün tezkirelerde geçmekle birlikte en yoğun biçimde 16. ve 18. asırlarda görülür. Bu kelime Latîfî Tezkiresi’nde 25 yerde, Gülşen-i Şu‘arâ’da 2, Tezkire-i Şu‘arâ-yı Âmid’de 5, Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-şu‘arâ’sında 1, Beyânî Tezkiresi'nde 8, Fatîn Tezkiresi'nde 6, Künhü’l-Ahbâr’da 6, Hasan Çelebi Tezkiresi’nde 142, Mecâlisü’n-Nefâis’te 15, Mehmed Tevfîk’in Kâfile-i Şu‘arâ'sında 10, Riyâzi Muhammed Efendi’nin Riyâzü’ş-Şuara Tezkiresi’nde 13, Safâyî Tezkiresi’nde 9 ve Sehî Beg’in Heşt Bihişt Tezkiresi ile birlikte diğer tüm tezkirelerde birer defa geçmektedir. “Lutf-ı beyân” ve “lutf-ı ilâhî” terkipleri en sık görülenlerdir. Kullanım biçimleri dönemsel olarak şu eksende toplanır: 16. yy: zarâfet, tatlılık, hoş söyleyiş 17. yy: üslup inceliği, kelâmın güzelliği 18. yy: tasavvufî inâyet, ilâhî rahmet 19. yy: nezâket, zarîf karakter.
Örnek 1:
Safha-i haddinde henüz hat eseri yoğ iken hutût-ı muhtelifeye kâdir ve sihr-i suhande Sâmirî gibi sâhir idi. Ol kadar kâbil-şân ve kâmil-civân idi ki hüsn-i taʿbîri ve lutf-ı takrîri kâbil-i taʿbîr degüldi (Canım, 2018, s. 157).
Örnek 2:
Katâr-ı üştürân-ı hurûf ihtimâl-i icmâl-i lutf u ma’rûfından pâ-şikeste vü lengdür ve meydân-ı evrâk ol zât-ı kerîmü’l ahlâk ve şerîfü’l-’arâkuñ rekezat-ı kümeyt-i tavsîf-i istihâl ü istihkâklarına gâyetde dayyık u tengdür (Sungurhan, 2017, s. 112).
Örnek 3:
Egerçi tab‘-ı mutasarrıfı hezâr bikr-i fikr-i ma‘nâyı der-kenâr itmişdi, lâkin nakîz-ı muktezâ-yı erbâb-ı lutf-ı tab‘ olan zen-dostluk şi‘âları olmagın gazelleri keyfiyet-i ‘aşk u mahabbetden nâşî şûr u hâletden hâlî vâki‘ olmışdur (Açıkgöz, 2017, s. 101).
Örnek 4:
Anuñ içün râkım-ı hurûf-ı tezkîre anları hâdim-i şuʿarâ ve zürefâ lakâbıyla mülakkab itmişdür. Erbâb-ı safâ içre bu nâm ile maʿrûf ve hıdmet-i nüdemâda lutf ile mevsûfdur (Solmaz, 2018, s. 20).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ. Ankara:T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l Âsâr Min Fevâ'idi'l Eş'âr) İnceleme-Metin-indeks. Ankara: AKM Yayınları.
Çelebi, İ. (2003). “Lutuf”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Erişim adresi: https://islamansiklopedisi.org.tr/lutuf
Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html
Devellioğlu, F. (2013). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî 1-2. İstanbul.
Muallim Nâcî (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.
Redhouse, J. W. (1987). A Turkish and English Lexicon: Shewing in English the Significations of the Turkish Terms. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara:T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR 194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html.
Şemseddin Sâmî (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.
Tietze, A. (2016). Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati. C. III. Ankara: TÜBA.
Toven, M. B. (1927). Yeni Türkçe Lugat. 2. Baskı. İstanbul.