HÛB (ḪŪB)


* Sözlüklerde “güzel”, “beğenilen”, “iyi” ve “latif” gibi anlamları olan, şair ve şiir değerlendirmelerinde, şairin mizacı bakımından iyi huylu ve latif tabiatlı olduğunu; şiirinin ise güzel bulunarak beğeniyle karşılandığını ifade eden terim.



Sözlük Anlamı

Kelime, Farsça kökenli bir sıfattır. Sözlükler kelimenin temel anlamını “güzel” olarak vermektedir (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 590; Muallim Nâcî, 1317, s. 397; İbrâhîm Cûdî, 1332, s. 471). Bununla birlikte kelimenin anlam alanı yalnızca fiziksel güzellikle sınırlı olmayıp “hoş, iyi, nîgû, eyü” (Doktor Hüseyin Remzî, 1305, s. 517), “iyi, mükemmel; güzel, zarif, alımlı; hoş, latif, gönle hoş gelen, uygun” (Redhouse, 1987, s. 870) ve “iyi, hoş; hayır; güzel, beğenilen, arzu edilen; zarif; mükemmel; harika” (Ferecullâh Hudâperestî, 1376, s. 601) gibi anlamları da kapsamaktadır.

Bazı sözlükler kelimenin kullanımını tamlamalar üzerinden örneklendirmiş; “hûb-âvâz” terkibini “güzel ses, güzel sesli” şeklinde açıklamışlardır (Mehmed Salâhî, 1313, s. 341; Ebu’z-ziyâ Tevfîk, 1306, s. 469). Böylece hûb kelimesinin yalnızca dış görünüşü değil, ses, tavır, nitelik ve estetik bakımdan beğeni uyandıran her türlü unsur için kullanılan geniş anlamlı bir beğeni sıfatı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Tolasa, kelimenin hoş ile eş anlamlı olarak özellikle tezkirelerde şiir ve şair değerlendirmelerinde belirli ve somut bir niteliği göstermekten ziyade genel bir övgü ve takdir ifadesi olarak kullanıldığını belirtmektedir (Tolasa, 1983, s. 208-209). Bu yönüyle hûb, klasik Türk edebiyatı tenkit terminolojisinde estetik değeri genel hatlarıyla ifade eden temel değerlendirme sıfatlarından biri niteliğindedir.




Terim Anlamı

Tezkirelerde şair ve şiir değerlendirmelerinde, şairin mizacı bakımından iyi huylu ve latif tabiatlı olduğunu; şiirinin ise güzel bulunarak beğeniyle karşılandığını ifade eden genel bir takdir ve övgü ifadesidir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkirelerde şair ve şiir değerlendirmelerinin genellikle son cümlelerinde sıfat olarak kullanılan hûb kelimesi, çoğunlukla şiirin güzelliğini ifade eden genel bir övgü ve takdir unsuru niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte kelime, bazı örneklerde şairin latif tabiatını, güzel ahlakını ve sesinin güzelliğini nitelemek amacıyla da kullanılmıştır.

Sehî Bey, Heşt-Bihişt’te ifade ettiği “Kâ'ide-i şi'ri hûb ve üslûb-ı nazmı mergûb bilür. Hoş-tab' mesel-gûy hayâl-engîz ve emsâl-âmîz.” (İpekten vd., 2017, s. 31) cümlelerinde şairin, şiir kaidelerini iyi ve nazm üslubunu beğenilecek düzeyde iyi bildiğini belirtir. Sehî Bey, bu cümleyi desteklemek için şairin hoş, latif yaradılışlı, atasözü kullanmada ve hayal ile teşbih üretmedeki ustalığını dile getirmektedir. Bağlamdan anlaşılacağı üzere “hûb” kelimesi, bir sıfat olarak sözlük anlamlarından “iyi, güzel” anlamını karşılamaktadır.

Latîfî, tezkiresinin mukaddimesinde dünya kazancından istenenin hayır dua ettirecek bir sebep, vesile ve iyi bir ad bırakmak olduğunu nesirle söylemiş; aşağıdaki beyitle de bu vesilenin “hûb” yani güzel ve iyi bir eser olduğunu ifade etmiştir:

'Âkil oldur ki koya dünyede bir hûb eser

Eseri olmayanuñ gör ki yerinde yel eser (Canım, 2000, s. 98).

Yukarıdaki beyitle birlikte tezkireden alıntılanan “bu şi'ri dahi zamâne begleri mürüvvetsüzligi beyânında hûb dimişdür”; “ve nesrüñ aksâmından nesr-i müstec'i ve nesr-i ‘âdîyi hûb dirdi”; “’Alâ-tarîkı’l-mübâlaga fakîrüñ bu matla'ı dahi bed degül hûb vâki' olmışdur” ve “Şi'r-i mesnevîyi begâyet hûb dirdi” (Canım, 2000, s. 229; 267; 331; 494) gibi ifadelerde de “hûb” kelimesinin güzel ve iyi anlamlarında sıfat olarak kullanıldığı görülmektedir. 

Kelime genellikle “mergûb” kelimesi ile kafiyeli olarak yer almaktadır. Safâyî, tezkiresinde Emnî ve Rüşdî’nin şiirlerini değerlendirirken “hûb eş'ârı ve mergûb güftârı vardır” (Çapan, 2005, s. 72; 207) ifadesini kullanırken Sâdıkî-i Kitâbdâr, Bedî'ü’z-zamân Mīrzâ’nın şiirlerine dair “Manzûmnıng gazab-âmîz ihtilâtı beyânıda bu ebyâtnı ziyâde hûb ve üküş mergûb aytupdurlar” şeklinde bir değerlendirmede bulunur (Bağırov, 2008, s. 175). Biri Anadolu diğeri Azerbaycan sahasından getirilen bu iki örnek kelimenin, gerek “mergûb” ile sıklıkla birlikte kullanıldığına gerekse de gelenek içerisinde aynı bağlam ve düzlemde aynı anlama gelecek şekilde yer aldığına işaret etmektedir.

Tezkirelerde kelimenin “hûb vâki' ol-” şeklinde kalıp bir ifade içinde geçtiği de sıklıkla görülür. Türk edebiyatının ilk şairler tezkiresi olan Mecâlisü’n-Nefâ’is’te ifade, “hûb vâkiʿ bol-” şeklinde pek çok defa geçmektedir. Bu ifade daha sonra Latîfî Tezkiresi'nde “ve sıfat-ı tensîku’s-sıfâtda bu matla' dahi hûb vâki' olmışdur ve çâr-ender-çâr san'atı bi’t-tamâm yerin bulmışdur” (Canım, 2000, s. 204); Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında “El-hakk bu tazmîni hûb vâki’ olmışdur” (Sungurhan, 2017, s. 456); Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ'sında “bu bir kaç beyt dahi Kitâb-ı Husrev ü Şîrîn’den ve Temuz vasfında hûb vâkı' olmışdur” (Solmaz, 2018, s. 129) ve “Şikâyet-i rûzgârda bu gazeli hûb vâkıʿ olupdur” gibi örneklerde kalıp hâlinde kullanılmıştır. Söz konusu örneklere göre ifade, “güzel, iyi, uygun, yerinde düş-/söylen-” şeklinde anlamlandırılabilir.

Âşık Çelebi, şair Tab‘î’yi anlatırken “Şi'rinde çâşnî-i ‘ışk zâhir ve hûb hayâller fikr idüp hüsn-i edâ ile edâya kâdirdür” (Kılıç, 2009, s. 650) cümlesinde “hûb” kelimesini şiirlerde geçen hayalleri tavsif etmek üzere “güzel” anlamında kullanmıştır. Yine Çelebi’nin ‘Abdî bahsinde, “Hûb ta’lîk-nüvîs” (Kılıç, 2009, s. 1040); Ahdî’nin Mübînî beyanında, “Üslûb-ı nesta'lîk yazmada hûb ve kûşişi ve kitâbeti mergûbdur” (Solmaz, 2018, s. 280);  Latîfî’nin Behlül-i Hâfız hakkında “hûb mücevvid-i Kurʾân ve seb'a-hân-ı hoş-elhân” (Canım, 2000, s. 196) ve Garîbî’nin Sâfî için söylediği “Tab'ı hûb ve sülûkı mergûb muhibb-i hânedân ve mevâlî kişi imiş” sözleri, “hûb”un yine “iyi, güzel” anlamlarına gelecek şekilde sıfat olarak –şiirin kendisinden başka- şiire mahsus unsurlar ile yazı, ses ve huy-karakter için kullanılan bir takdir ve övgü sözü olduğunu göstermektedir.

Yukarıda örnekleri zikredilen tezkirelere ilaveten kelimenin geçtiği Mücîb, Güftî, Ârif Hikmet Bey, Rızâ, Mehmed Sirâceddin, Esrâr Dede, Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim, Mehmed Tevfîk, Fatîn, Beyânî ve Gelibolulu Âlî tezkirelerinde de “hûb” kelimesi aynı bağlamlarda bir takdir ve beğeni ifadesi olarak “güzel, iyi” anlamlarında kullanılmıştır.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime terim anlamıyla Çağatay sahası tezkirelerinden Ali Şîr Nevâyî’nin Mecâlisü’n-Nefâ’is’inde 61; Azerbaycan sahası tezkirelerinden Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma‘ü’l-Havas’sında 21; Anadolu sahasında tezkirelerinde ise; Sehî Bey’de 25, Latîfî ve Âşık Çelebi’de 35, Ahdî’de 77, Kınalızâde Hasan Çelebi’de 58, Gelibolulu Âlî’de 21, Beyânî’de 16, Garîbî’de 3, Güftî’de 5, Mücîb, Safâyî, Sâlim ve Esrâr Dede’de 2, Rızâ’da 41, Fatîn’de 7, Ârif Hikmet Bey, Mehmed Tevfîk ve Mehmed Sirâceddin’de 1 defa kullanılmıştır.




Örnekler

Örnek 1:

Emîr Husrev’ning Deryâ-yı Ebrârı tetebbu’ıda bu beyti hûb vâkı’ boluptur” (Ayan vd., 1995, s. 131).

Ol hazretning hûb eş’ârı ve mergûb ebyâtı be-gâyet köptür. Ve dîvân hem mürettep boluptur. Dîvân ibtidâsıdın bünyâd kılıldı ve her gazeldin bir matla’ yazıldı. (Ayan vd., 1995, s. 190).

Örnek 2:

“Yûsuf u Züleyhâ’sındandur, bu beyti ihvân Yûsuf’a düş gördüginde dimişlerdür, haylî hûbdur.

Beyt

Babamuzla turursın oturursın

Seni koduk uyur düşde görürsin” (Kılıç, 2009, s. 679).

Örnek 3:

"Merhûm Zeynel Paşadur ki Sultân Selîmüñ cümle-i vüzerâsından ve vüzerânuñ fuzelâsındandur. Sâyir fezâyilinden fazla hûb fukâhatı ve ‘ulûm-ı mütedâvileden vâfir ma’lûmâtı vardı. Kal'a-i Rodos feth olundugı târîhlerde Kefe sancagın yer idi ve gâh hûb gazeller dir idi.” (Canım, 2000, s. 288)

Örnek 4:

“Gelibolı’dan Kâdî-zâde Mehmed Çelebi’dür. Tâze-gû olup hûb eş'ârı ve mergûb güftârı vardur. Bu iki beyt-i ra'nâ kasîde-i bî-hem-tâsındandur” (Zavotçu, 2017, s. 152).

Örnek 5:

“Ahmed Paşa gerçi evâ’il-i hâlinde süllem-i fazl ü kemâlin birinci pâyesine kadar irtikâ eden ulemâdan ma’dûd olabilirdiyse de şi’ri tarz-ı kadîm-i Türkî üzere letâfet ü melâhat-i elfâzdan sâde kabataslak bir üslûbda iken sonraları üstâd-ı kâmil merhûm Alî Şîr Nevâyî Ahmed Paşaya otuz üç dâne gazel göndermesiyle Ahmed Paşa anlara iktidâ eylediğinden üslûb-ı şi’ri hûb ve eş’ârı mergûb olmuşdur” (Kutlar Oğuz vd., 2017, s. 73).




Kaynaklar

Ayan, H., Yavuz, K., Gemalmaz, E., Toparlı, R., Ayan, G. ve Akpınar, Y. (hzl.) (1995). ali Şîr Nevâyî, Mecâlisü’n-Nefâyis. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yayını.

Bağırov, E. (hzl.) (2008). Sadiq Bey Efşar, “Mecmeül-Xevas” (tercüme, müqayiseli metn). Bakü: Elm Neşriyyatı.

Canım, R. (hzl.) (2000). Latifi Tezkiretü'ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-metin). Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi, Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l-Âsâr min Fevâ’idi’l-Eş’âr) İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: AKM Yayınları.

Doktor Hüseyin Remzî. (1305). Lugat-ı Remzî. İstanbul: Matbaa-i Hüseyin Remzî.

Ebu’z-ziyâ Tevfîk. (1306). Lugat-ı Ebu’z-ziyâ. C. 1. İstanbul: Matbaa-i Ebu’z-ziyâ.

Ferecullâh Hudâperestî. (1376). Ferheng-i Câmi‘-i Vâjegân-ı Müterâdif ü Mütezâdd-ı Zebân-ı Fârsî. Şîrâz: Dânişnâme-i Fârsî.

İbrâhîm Cûdî Efendi. (1332). Lugat-ı Cûdî. Trabzon: Kütüphâne-i Hamdî. 

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html 

Kılıç, F. (hzl.) (2009). Âşık Çelebi, Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ: İnceleme-Metin. C. 2. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü.

Kutlar Oğuz, G., Çakır, M. ve Koncu, H. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfîk, Kâfile-i Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html.

Mehmed Salâhî. (1313). Kâmûs-ı Osmânî. C. 3. İstanbul: Mahmûd Beg Matbaası.

Muallim Nâcî (1317). Lugat-ı Nâcî. İstanbul: Asır Matbaası.

Redhouse, J. W. (1987). A Turkish and English lexicon: Shewing in English the Significations of the Turkish Terms (New Impression). Beirut: Librairie Du Liban.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şu‘arâ’sı (İnceleme – Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Şemseddin Sâmî. (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.

Tolasa, H. (1983). Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Y.Y.’da Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi. İzmir: Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html 




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
07/08/2026
logo-img