hikmet-şi‘âr, hikem-âsâr, hikmet-simât
* Hikmetli ve irfani şiir ile beyitleri ifade etmek üzere kullanılan terim.
Sözlüklerde hikmet “sebep, illet, kavl-i sahîh” (Kırkkılıç, A. vd, 2017, s. 299), “adl, ilm, hilm, nübüvvet, Kur’an, İncil” (Koç, M. vd. 2013, s. 4928) “bilgelik, hakîmlik, hakîm adamın hali, felsefe bilimi, sır, ne olduğu anlaşılmaz sebep ve hakikat” (Parlatır, 2006, s. 635) anlamlarına gelmektedir. Hikem de kelimenin çoğul halidir (Devellioğlu, 2007, s. 369).
Hikmet ve hikem kelimelerine eklenerek birleşik sıfat oluşturan şi’âr, âsâr ve simât kelimeleri de “iz, alamet, nişan” (Kubbealtı Lugati) anlamlarını taşımaktadır. Bu minvalde hikmet-şi’âr/hikem-âsâr/hikmet-simât da hikmetten iz taşıyan, hikmetli demektir.
Hikmet sözcüğü aynı zamanda tasavvufta da hususi bir manaya sahip olmuş ve “keşf yoluyla elde edilen bilgi” (Kara, 1998, s. 518), “ilahi sırların ve gerçeklerin bilgisi” (Parlatır, 2017, s. 319) şeklinde tanımlanmıştır.
Hikmetli ve irfani şiir ile beyitler.
Tezkire dilinde “mana ve muhtevaya yönelik terimler” (Kaplan, 2018, s. 127) arasında bulunan hikmet-şi’âr/hikem-âsâr/hikmet-simât, şiiri tanımlamak üzere Latîfî Tezkiresi’nde kullanılmıştır. Benzer manalarda kullanılan bu ifadeler tezkirede hikmetli şiir ve beyitleri nitelemektedir. Latîfî ilk olarak şi'r-i hikmet-şi’âr u hikmer-âsâr ifadelerini kullandığı bölümde (Örnek 1) bu tür şiirlerin kendi zamanında anlaşılmamasından ötürü şikayetini dile getirmiştir. Müellif aynı zamanda Şeyhî’nin biyografisini anlattığı kısımda (Örnek 2) onun dile getirdiği beyitlerin hikmet-simât olduğunu söylemiştir. Burada verilen örnek şiirde Şeyhî feleğe değinmiş, dünyanın geçiciliğinden, gerçek dostlukların kalıcılığından ve ihsanda bulunmanın gerekliliğinden bahsetmiştir. Latîfî’nin kaleme almış olduğu tezkirede bu şiiri örnek vermesi müellifin, bu özelliklere sahip olduğunu söylediği şiir ve beyitleri faziletin, hakikatin ve bilgeliğin edebî dildeki bir tezahürü olarak gördüğünü kanıtlamaktadır. Bu örneklerde hikmetli olduğu söylenen beyit ve şiirlerin öğretici ve öğüt verici olmaları da dikkati çeken bir başka husustur. Latîfî, tezkiresinin Mevlânâ biyografisi bölümünde de Mesnevî’yi meydana getiren beyitlerin hikmet-simât olduğunu söylemiş, ardından hikmet-simât olan beyitlerin irfani bilgi ile elde edildiğini, gayb âleminden sırlar taşıdığını ve Hakk’ın lisanından mülhem olduğunu dile getirerek bu terimin açıklamasını da yapmıştır (Örnek 3). Latîfî bu örnekte terimi daha ziyade tasavvufi muhteva ile birlikte ele almıştır.
Hikmet-şi’âr/hikem-âsâr/hikmet-simât terim anlamıyla yalnızca Latîfî Tezkiresi’nde, birinde şiʿr-i hikmet-şiʿâr u hikem-âsâr ve ikisinde de ebyât-ı hikmet-simât şeklinde olmak üzere üç yerde kullanılmıştır.
Örnek 1:
Der Beyân-ı Fazilet-i Kelâm-ı Mevzûn ve Meziyyet-i şu'arâ-i Hikmet-peyâm-ı sihr-nümûn
‘Acep budur ki şimdi zamânumuzuñ müdebbir ü mümessik ekâbir-i pür-kebâyiri yanında şi’r-i hikmet-şiʿâr u hikem-âsâr kelime-i küfürden bed-ter ve mecmū'a-i me'âsî ve menâhîden edarr u eşerrdür (Canım, 2018, s. 47).
Örnek 2:
Şeyhü’ş-şu'arâ Mevlânâ Şeyhî
Nesr: Bu mahalle münâsib bu birkaç ebyât-ı hikmet-simât dahi suhan-gûy u nükte-güzâruñdur.
Her ne cefâ gelse felekden unut
Her ne kadar küllî ise sehl ṭut
Gussa ile cânuña virme elem
Cân u tene gussa durur zehr ü semm
Çün saña mühlet vire bir dem ecel
Anla ganîmet o demi bî-bedel
Yâr u musâhibler ile şâd ol
İki nefes gussadan âzâd ol
İşbu cihân bâgı vefâsuz durur
'Ömr güli anda bekâsuz durur
Ḳadrini bil 'ömrünüñ ey bü’l-heves
Bir dem imiş hoş gör anı bir nefes
Sûd u ziyân çün yeme dünyâ gamın
Gam yer iseñ bâri ye uhrâ gamın
Cânuñ eger kâm ise ihvânuña
Vir dahi minnet bil anı cânuña
Virdügini çün yine dünyâ alur
Kişiye ihsân u 'atâsı kalur
Bezl tarîkını şi'âr eylegil
Varuñı lutf ile nisâr eylegil
Sa'y it aña lutfın añup ögeler
İtme anı k’añılıcak sögeler (Canım, 2018, s. 316-317).
Örnek 3:
Hazret-i Konevî a‘nî Celâleddin Rûmî
‘İlm-i sülûkde ve tarîk-i tasavvufda anuñ emsâli bir kitâb beyne’l-meşâyıh gâyetde nâdir ü kem-yâbdur ve hem ol kitâb-ı müstetâbda vâki' ü vârid olan ebyât-ı hikmet-simât tefekkür ü te'emmül ile imlâ ve inşâ olmış degüldür belki her lafzı bî-şüphe ve bî-reyb vâridât-ı 'âlem-i gaybdur ki Cenâb-ı Feyyâzdan mülhem ve lisân-ı hâtifden müfhemdür (Canım, 2018, s. 74).
Canım, R. (hzl.) (2018). Latifi Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Devellioğlu, F. (2007). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Kaplan, F. (2018). Latîfî Tezkiresi’nde Edebî Eleştiri Terimleri ve Edebiyat Eleştirisi (Doktora Tezi). Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Muğla.
Kaplan, F. (2021). Klasik Türk Edebiyatı Eleştiri Terimleri Sözlüğü Latîfî Tezkiresi Örneği. İstanbul: DBY Yayınları.
Kara, M. (1998). Hikmet. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. C. 17. 518-519.
Kırkkılıç, A. ve Y. Sancak (2017). Ahterî-yi Kebîr. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Koç, M. ve Tanrıverdi, E. (hzl.) (2013). Mütercim Âsım Efendi El-Okyânûsu’l-Basît fî Tercemeti’l-Kâmûsi’l-muhît Kâmûsu’l-muhît Tercümesi (6 Cilt). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. Erişim Adresi: http://ekitap.yek.gov.tr/.
Kubbealtı Lugati: https://lugatim.com/s/simat
Mutçalı, S. (2020). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Dağarcık Yayınları.
Parlatır, İ. (2006). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.