tabʿ-ı hayâl-engîz, hayâl-engîz güftâr, şiʿr-i hayâl-engîz, şâʿir-i hayâl-engîz, zihn-i hayâl-engîz
* Sözlüklerde "hayâl uyandıran", "hayâli harekete geçiren” anlamlarına gelen, tezkirelerde hayal gücünü harekete geçiren, alışılmışın dışında, yaratıcı ve özgün anlamında kullanılan terim.
Hayâl-engîz, Arapça ve Farsça iki kelimeden oluşmuş birleşik bir sıfattır. Birleşik sıfat olarak sözlüklerin çoğunda yer almaz. Hayâl, “insanın kafasında tasarlayıp canlandırdığı şey” anlamında Arapça bir isimdir (Devellioğlu, 2003, s. 346). Engîz ise Farsça engîhten fiilinin geniş zaman köküdür ve “uyarmak” anlamındadır (Öztürk, 2001, s. 24). Hayâl-engîz de “hayaller yaratan, hayalden hayale salan” anlamına gelir (Kanar, 2008, s. 619).
Hayâl-engîz terimi, “hayal gücünü harekete geçiren, alışılmışın dışında, yaratıcı ve özgün” anlamlarına gelmektedir.
Hayâl-engiz terimi Sehî Beg Tezkiresi'nde Cem Sultân, Kâsım Paşa, Mevlânâ Necâtî, Mevlânâ Vasfî, Mevlânâ Kâtib Şevkî, Mevlânâ Saʿyî, Mevlânâ Sadrî, Mevlânâ Kâdirî, Mehemmed Çelebi, Mevlânâ Nikâbî; Latîfî Tezkiresi'nde Derûnî, Şükrî, Mîrek Tabîb; Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresi'nde Fehmî; Âşık Çelebi Tezkiresi'nde Hilâlî, İzârî-i Sâlis ve Hatmî; Beyânî Tezkiresi'nde Şeyhî; Ahdî Tezkiresi'nde Hâtemî Beg, Firdevsî, Mîr Kadrî-i Acem; Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı'nda Emrî Çelebi, Enverî, Beyânî; Riyâzî Tezkiresi'nde Emrî için kullanılmıştır. Kınalızâde Tezkiresi'nde tezkire yazarının kullandığı bir terim olarak değil şairin şiirinden verdiği örnek beyitlerden birinde, “nazm-ı hayâl-engîz-i Fehmî” şeklinde geçmektedir (Canım, 2018, s. 686).
Hayâl-engîz tezkirelerde “hayal gücünü harekete geçiren, alışılmışın dışında, yaratıcı” anlamlarında sıfat olarak kullanılmıştır. Hayâl-engîzde özellikle vurgulanması gereken taraf bu yaratıcılıktır. Zira hayaller eş, benzer veyahut alışılmış olabilir, ancak hayâl-engîz denildiğinde “engîhten” fiilinin orijinindeki uyarmak, harekete getirmek anlamlarını da dikkate alarak hayali uyaran, harekete geçiren bir yeniliğin, orijinalliğin, özgünlüğün olduğunu söyleyebiliriz. Açıkgöz de “hayâl-engîz şiirin” söz ile mana arasında yaygınlaşmamış ilişkiler kurarak zihnî keşiflere sevk eden zekice buluşlar içerdiğini söyler (Açıkgöz, 2008, s. 18). Terim genellikle emsâl-âmîz, mesel-âmîz, misâl-âmîz sıfatlarıyla birlikte kullanılmıştır. Sehi Bey Kâsım Paşa için “Hoş tab֫ mesel-gûy hayâl-engîz ve emsâl-âmîz” diyerek hayâl-engîz ve emsâl-âmîz sıfatlarını bir arada kullanmıştır (İsen vd., 2017, s. 31). Latîfî, Mîrek Tabîb’in mesel-âmîz şiirlerinin ve hayâl-engîz sözlerinin olduğunu söyleyerek bir matlaını örnek göstermiştir. (Örnek 7) Ahdî, Firdevsî’den bahsederken hayâl-engîz beyitlerinin baştan başa musanna ve misâl-âmîz kelimelerinin müsecca olduğunu söylemiş, hayâl-engîz ve misâl-âmîz sıfatlarını aynı cümle içerisinde, ortak bir anlama hizmet edecek şekilde kullanmıştır (Solmaz, 2018, s. 245). Âşık Çelebi ise İzârî-i Sâlis’den bahsederken terimi, şair için hayâl-engîz ve mû-şikâf şâ’irdir diyerek Farsça kılı kırk yaran, en ince ayrıntısına kadar düşünen manasına gelen mû-şikâf sıfatıyla birlikte kullanmıştır (Kılıç, 2018, s. 460).
Terim çoğunlukla gazâliyât, ebyât, şiir, nazm, eşâr, matla’, kasâid, güftâr, söz, şâir, tab֫ gibi şiir ve şairle ilgili kelimelere sıfat olarak kullanılmıştır. Ahdî, tezkiresinde Mîr Kadrî-i Acem bahsinde şairin hâyâl-engîz zihninin muamma, heyet ve hendese ilimleriyle süslenmiş, donanmış olduğunu söylemiş ve terimi zihne sıfat olarak kullanmıştır (Solmaz, 2018, s. 254). Riyâzî ise Emrî’nin mana dolu, dil-âvîz şiirlerinin ve hayâl-engîz efkârının şebistânî üslûbunda olduğunu söyleyerek terimi efkâra sıfat olarak kullanmıştır (Açıkgöz, 2017, s. 64).
Hayâl-engîz terimini en fazla kullanan tezkire yazarı Sehî Bey’dir. Sehî Bey şiir ve inşaya kâdir, eşsiz bir şair olarak gördüğü Cem Sultân’ın şiirlerini hayâl-engîz ve gazellerini emsâl-âmîz olarak nitelendirmiş ve bir gazelini örnek vermiştir. (Örnek 1) Latîfî’nin Şükrî’nin bir beyti için onun hayâl-engîz şiirlerindendir diyerek doğrudan beyti işaret etmesi terimin aydınlatılması açısından önemlidir. (Örnek 2)
Yine Latîfî, güçlü bir mizacının ve kıvrak bir anlayışının olmadığını düşündüğü Derûnî’nin hayâl-engîz şiirini, mûrid-i hayâl ve mûcid-i makâl olarak görmüş ve beyitlerini muhayyel, selîs, musanna ve nefîs olarak nitelendirmiştir. (Örnek 3)
Beyânî, Tayyibzâde olarak bilinen Şeyhî için hayâl-engîz terimini çoğul biçimiyle hayâlât-engîz olarak ve manidar sıfatıyla bir arada kullanmıştır. (Örnek 4) Âşık Çelebi de Hilâlî bahsinde şairi çağdaşlarıyla kıyaslamış ve nice manidar beytin onun hayâl-engîz gazelleri yanında ruhsuz ve sönük kaldığını söylemiştir. (Örnek 6)
Hayâl-engiz terimi Sehî Beg Tezkiresi'nde 10 kere; Latîfî Tezkiresi'nde 3 kere; Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresi'nde 1 kere; Âşık Çelebi Tezkiresi'nde 3 kere; Beyânî Tezkiresi'nde 1 kere; Ahdî Tezkiresi'nde 3 kere; Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı'nda 3 kere; Riyâzî Tezkiresi'nde 1 kere kullanılmıştır.
Örnek 1:
Eş‘âr u inşâya kâdir ve kendüsi bî-bedel şâ‘ir eş‘ârı hayâl-engîz ve gazeliyyâtı emsâl-âmîz ‘ale’t-tertîb dîvânı var.
Gazel:
Dil helâk eyler gözüñ hançer çeker cân üstine
Gör ne hûnîdür gözüñ kim kan ider kan üstine
Gel getür hattuñ hayâlini bu yanmış sîneme
Sebze ‘âdetdür konur çün tâze biryân üstine
Didüm iy cân çün lebüñ cândur baña bir bûse vir
Gül gibi kıldı tebessüm didi kim cân üstine
Dilde gamzeñ okı var iken gamuñ gönderme kim
Konmag olmaz dostum mihmân mihmân üstine
Didüm iy cân kaçma Cemden hâcîdur güldi didi
Gerçi hâcîdur velî cân virür oglan üstine (İsen vd., 2017. s. 18).
Örnek 2:
Bu beyt-i mesel-âmîz dahî anuñ zâde-i tabʿ-ı hayâl-engîzidür
Vasl-ı yâri fîkr iderken gitdi gam didüm aña
Gitdüñ âh ki ey gam-küsârum didi göñülden degül (Canım, 2018, s. 294).
Örnek 3:
Tabʿında ol kadar cevdet ve fehminde çendân sürʿat yok idi. Hîn-i îrâd-ı suhande tefekkür ü teʿemmüli çogidi. Aʿnı ziyâde fikret ve kesret-i reviyyet ile dirdi. Mâ-hâzâ ekser-i evkâtda efkâr-ı şiʿri pîşe ve tevaggul ü tefekküri endîşe idinmiş idi. Ammâ tabʿ-ı hayâl-engîzi mûrid-i hayâl ve mûcid-i makâl idi. Didügi ebyâtı muhayyel ü selîs ve musannaʿ u nefîs eyler idi.
Şiʿr:
Gel gözetme fevk u tahtı ʿârif ol ey hod-pesend
Çün ölürsin menzilüñ ya taht imiş ya tahta-bend
Vâsıl olmaz çeşme-i âb-ı hayât-ı laʿlüñe
Yagmayınca âteş-i ʿaşkuñda mânend-i sipend
Kâsid olsa tañ mıdur şimden girü bâzâr-ı ʿaşk
Mübtelâlar müflis olmışdur güzeller zelle-bend
N’ola gencîne-i hüsnüñde kesilse nice bâş
İki şemşîr-i tılısm olmış aña ol iki kâş (Canım, 2018, s. 222).
Örnek 4:
Fazl u 'irfân ile beyne’l-müderrisîn fâ’ikü’l-akrân müşârü’n-ileyhi bi’l-benândur. Eş’ârı hûb u hem-vâr ve güftârı hayâlât-engîz ü ma’nâdârdur. Bu ebyât anundur.
Çün emr olındı yâr eşigünde kıyâmımuz
Uşşâk içinde biz dahı bildük makâmımuz
Yine sâkî mey-i gül-gûne yasak var gibi
Bâdenüñ katresi yok la’l-i leb-i yâr gibi
Gelürdi raksa hâküm girdbâd-ı şevk ile dâ’im
Gubâr olsa tenüm pây-ı semend-i dil-ber altında (Sungurhan, 2017, s. 105).
Örnek 5:
Vilâyet i Rûmuñ mu‘teber şâ‘irlerindendür. Tarz-ı hâs kullanur. Güzel edâsı var. Kâ‘ide-i şi‘ri hûb ve üslûb-ı nazmı mergûb bilür. Hoş tab‘ mesel-gûy hayâl-engîz ve emsâl-âmîz. Garrâ gazeliyyâtı ve ra‘nâ ebyâtı çok. Eş‘ârı iştihâr-ı tamâm ve sözleri i‘tibâr-ı mâlâ kelâm bulmış. Beyne’n-nâs dîvânı meşhûr u mezkûrdur. Ve bu birkaç beyt anuñ eş‘ârındandur.
Şi‘r:
Boyuñ bir serv-i ra‘nâdur güli var
Semen üzre perîşân sünbüli var
Ne nazükdür cemâlüñ gülşeni kim
Gül-i ter üzre miskîn kâküli var
İnanma zülfinüñ ‘ahdine Sâfì
Kim anuñ bir başı vü biñ dili var (İsen vd., 2017, s. 31).
Örnek 6:
Niçe ser-keşlerüñ matla’ları anuñ şi’ri öñinde külâh-ı bî-ser, niçe ma’nidâr beytler anuñ hayâl-engîz gazelleri yanında kâleb-i bî-cân ve hüsn-i bî-ân idi ve selâset-i eş’ârına niçe mahzen-i esrâr-ı eş’âr şâ’irlerüñ çirîş-i Keldânî (?) gibi ağızları egilüp hayrân u nigerândı. (Kılıç, 2018, s. 236).
Örnek 7:
Mesel-âmîz eşʿârı ve hayâl-engîz güftârı vardur. Bu matlaʿ anuñ eşʿârındandur.
Nakd-i ʿömrin güm itdügin cânuñ
Çukurında bula zenahdânuñ (Canım, 2018, s. 500).
Örnek 8:
Hakkü’l-insâf hayâl-engîz ü mû-şikaf şâirdür. Şi֫ r-i û:
Dik gelmek istedi kad-i bâlâ-yı dil-bere
Tûbâyı dikdiler depesi üstine yire (Kılıç, 2018, s. 460).
Açıkgöz, N. (hzl). (2017). Riyâzî Muhammed, Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: Riyâzî-Riyâzü’ş-Şuara(Tezkiretü’ş-Şuara)
Açıkgöz, N. (2008). Klâsik Türk Şiiri Tenkid Terimi Olarak “Muhayyel”, “Pür-Hayâl” Ve “Hayâl-Engîz”. Edebiyat bilimi sorunları ve çözümleri, 38. ıcanas bildiriler, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu.
Canım, R. (hzl). (2018). Latifî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: Latifî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ
Devellioğlu, F. (2003). Osmanlıca–Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi.
İsen, M. vd. (hzl) (2017). Sehî Beg-Heşt Bihişt. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
İsen, M. (hzl) (2017). Gelibolulu Mustafa Âlî-Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı
Kanar, M. (2008). Farsça Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Kılıç, F. (hzl). (2018). Es-Seyyid Pîr Mehmed bin Çelebi, Meşâ’irü’ş-şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: Âşık Çelebi-Meşâ’irü’ş-şu’arâ
Öztürk, M. (2001). Farsça Dilbilgisi. Ankara: Murat Kitapevi Yayınları.
Solmaz, S. (hzl). (2018). Bağdatlı Ahdî-Gülşen-i Şuʿarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: Ahdî-Gülşen-i Şuʿarâ
Sungurhan, A. (hzl). (2017). Mustafa (Cârullahzâde)-Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ ş-şu’arâ). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ)
Sungurhan, A. (hzl). (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi-Tezkiretü’ ş-şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: Kınalızâde Hasan Çelebi-Tezkiretü’ş-ş u’arâ