harâret-i mahabbet, harâret-i garîz, nihâyet-i harâret, harâret-i keyfiyyet-i mey, kemân-ı kemâl-i harâret ü sûz, harâret-i garîziyye, harâretvâr, harâret-i 'aşk
* Sözlüklerde “sıcaklık, vücut ısısı, coşkunluk, heyecan, susuzluk, ateş, coşkun aşk hâli ve sıtma ya da mide rahatsızlığından dolayı susamak, ateşlenmek” gibi anlamları olan ve tezkirelerde “sevginin coşkusu, yaşam kuvveti, samimiyet, manevî coşku, hava sıcaklığı, iklim, heyecan, ilham, vecd, aşk ateşi, şehvet, gönül yangını ve manevî heyecan” anlamlarında kullanılan terim.
Misalli Büyük Türkçe Sözlük’te bu terim; sıcaklık, susuzluk, vücut ısısı, ateş, ısı, coşkunluk, şevk, ateşlilik, tabiatta bulunan dört rükûn ve esastan biri anlamlarıyla karşılanır (Ayverdi, 2016, s. 472). Şemseddin Sâmî, bu kelimeye sıcak, sıcaklık, susuzluk, ateş, sıtmanın verdiği sıcaklık, yanma, ateş anlamlarını verir (Şemseddin Sâmî, 2010, s. 426). Ahterî-i Kebîr’e göre ıssılık, bürudetin zıttıdır (Ahterî Mustafa Efendi, 2009, s. 295). Redhouse Lügati’nde bu kelime, sıcaklık ve mide fesadı yahut humma hastalığından dolayı fazlasıyla susamak, aşk ile yanmak anlamlarıyla karşılanır (Redhouse, 2009, s. 209). Lügat-i Nâcî’ye göre sıcaklık demektir (Muallim Nâcî, 2009, s. 200). Örnekli Etimolojik Osmanlı Türkçesi Sözlüğü’ne göre harâret; sıcaklık, ateş, susuzluk demektir (Kanar, 2007, s. 475). Sözlüklerin verdikleri anlamlardan hareketle harâret kelimesinin sıcaklık, vücut ısısı, coşkunluk, heyecan, susuzluk, ateş, coşkun aşk hâli ve sıtma ya da mide rahatsızlığından dolayı susamak, ateşlenmek anlamlarına geldiğini ifade etmek mümkündür.
Tezkirelerde harâret kelimesi; sevginin coşkusu, yaşam kuvveti, samimiyet, manevî coşku, hava sıcaklığı, iklim, heyecan, ilham, vecd, aşk ateş, şehvet, gönül yangını ve manevî heyecan anlamlarıyla terimleşmiştir.
Harâret terimi, Beyânî’nin Tezkiretü’ş-şu’arâ isimli eserinde “Bâkî Efendi de sevginin coşkusu, şiddeti ve muhabbet aşkının ateşiyle, coşku uyandıran beyitler ve şevk veren gazeller söylemiştir.” cümlesinde “coşku, şiddet” anlamıyla kullanılmıştır (Örnek 1). Kızalı-zâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-şu’arâ isimli eserinde “yaratılıştan gelen vücut ısısı, yaşam kuvveti” (Örnek 2), “samimiyet” (Örnek 3), “manevî coşku, yakıcılık” (Örnek 4), “hava sıcaklığı” (Örnek 5), “şarap keyfinin coşkuğunluğu” (Örnek 6), “iklim sıcaklığı” (Örnek 7), “heyecan, ilhamın coşkunluğu” (Örnek 8), “ateş” (Örnek 9), “beden kuvveti” (Örnek 10), “çoşkunluk” (Örnek 11) anlamlarında kullanmıştır. Mehmed Tevfik, Kâfile-i şu’arâ isimli eserinde bu terimi, “aşk ateşi, şehvet, gönül yangını” (Örnek 12) anlamında kullanmıştır. Riyâzî Muhammed Çelebi, Riyâzü’ş-şu’arâ isimli eserinde “heyecan, manevî coşkunluk” (Örnek 13) ve “dinî heyecan, vecd” (Örnek 14) anlamlarında kullanmıştır. Sâdıkî-i Kitâbdâr, Mecma’ü’l-havâs isimli eserinde bu terimi “etkileyicilik” (Örnek 15) anlamında kullanmıştır.
Harâret teriminin, Beyânî’nin Tezkiretü’ş-şu’arâ’sında 1, Kınalı-zâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-şu’arâ’sında 10, Mehmed Tevfîk’in Kâfile-i Şu’arâ’sında 1, Riyâzî Muhammed Çelebi’nin Riyâzü’ş-şu’arâ’sında 2, Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma’ü’l-havâs’ında ise 1 kere geçtiği tespit edilmiştir.
Örnek 1:
Lâkin evâhir-i eyyâm-ı saltanatlarında muktezâ-yı sinn ü hilkat üzre ebdân-ı ‘âleme mânend-i dem ve bâ’is-i hayât-ı cümle-i ‘âlem olan harâret-i garîzileri noksân-pezîr ve pây-ı mübârekleri maraz-ı nikrîs ile ‘alîl olup tekâver-i gîrûdâr ve eblak-ı ceng ü peykâre süvâr olmagla hemîşe fesâd u hıdâ’atda muhtefî olan şegâl-i pür-tezvîr şîr-i dilîr geçünmege başlayup sedd-i sedîd-i Ye’cûc-fiten olan tîg-i cevşen-figenlerine mürûr-ı eyyâm u dühûr ile fî’l-cümle za’f u fütûr gelmegin seyl-i ru’ûb ve hutûb-ı tilâl u vihâde câri ve ‘avâsıf-ı riyâh-ı fitne vü fesâd ve agvâr u encâd-ı belâde-sârı olmış idi (Sungurhan, 2017b, s. 130).
Örnek 2:
Merhûm Sultân Süleymân ‘azm-i gülzâr-ı cinân itdükde nihâyet-i harâret ve gâyet-i rikkat ile bir mersiye dimişdür ki nazîr ü ‘adîli gelmemişdür (Sungurhan, 2017b, s. 222).
Örnek 3:
Harâret-i aşkını Pertev-i Şems Meyhânesi demekle meşhûr mahalle gidip söndürürmüş (Kutlar Oğuz vd., 2017, s. 301).
Örnek 4:
Ol dahı, “Dil-i bîmâra bu deñlü merhemle tîmâr olınmaz.” diyü kabûl itmeyüp bu harâretle Rûmili’ne çıkup gitmişidi ve ‘ömri âhır olınca anda Yahyâlı Begleri ile ülfet itmişidi (Açıkgöz, 2017, s. 129).
Örnek 5:
Serv-i nâzınıng harâreti izhârıda ve özining fedâyilıgı isbâtıda bu rubâ’îsi köp yahşı vâki’ bolupdur (Kuşoğlu, 2012, s. 256).
Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html
Ahterî Mustafa Efendi. (2009). Ahterî-i kebîr. Ankara: TDK Yayınları.
Ayverdi, İ. (2016). Misalli büyük Türkçe sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Kuşoğlu, M. O. (2012). Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma’ü’l-havâs adlı eseri (inceleme-metin-dizin). İstanbul: Marmara Üniversitesi Yayımlanmamış Doktora Tezi.
Muallim Nâcî. (2009). Lügat-ı Nâcî. Ankara: TDK Yayınları.
Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html
Redhouse, J. W. (2009). Müntahabât-ı lügât-ı Osmâniyye. Ankara: TDK Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmî. (2010). Kâmûs-ı Türkî. Ankara: TDK Yayınları.