FEYZMEÂB (FEYŻ-MEʾĀB)

feyz-dâr


* “Bolluk ve bereketin sığındığı yer, feyizli, bereketli” anlamlarına gelen, tezkirelerde hem şairin şiirini hem de şiir yazma kudretini kastedecek şekilde kullanılan ve “bereketli, manevi yönü yüksek” anlamlarına gelen terim.



Sözlük Anlamı

Feyz-meâb, iki Arapça kelimeden oluşmuş birleşik bir sıfattır. Sözlüklerde birleşik sıfat olarak bulunmamaktadır. 

Feyz kelimesi için, Kâmûs-ı Türkî de “bolluk, mahsûlât ve sâirenin kesreti; nimet, ihsan, kerem; ilerleme, terakki, kemâl bulma; sa’âdet-i ma’neviye” anlamları (Sâmî, 2001, s. 1010); Lehçe-i Osmânî’de “Taşma, bolluk, bereket, zafer, terakki, kerem” anlamları (Ahmed Vefik Paşa, 2000, s. 1263); Kâmûs-ı Osmanî’de “su taşıp akmak, bir nesne çoğalmak; nefs-i insaniyeye vâki’ olan ilkâât-ı ma’neviye” anlamları verilmiştir (Mehmed Salâhî, 2023, s. 194). Verilen tüm anlamlar göz önüne alındığında kelimenin hem maddi hem de manevi olarak bolluk, bereket anlamlarına gelecek şekilde kullanıldığı görülecektir.

Meâb içinse Kâmûs-ı Türkî’de “geri dönülecek yer, sığınılacak yer” (Sâmî, 2001, s. 1253) anlamları verilmiştir. Bu durumda feyz-meâb “bolluk ve bereketin sığındığı yer, feyizli, bereketli” anlamlarına gelmektedir. 




Terim Anlamı

Feyz-meâb, şairin şiir söyleme kudretinin güçlü ve bereketli, ayrıca yazdığı şiirin manevi yönünün yüksek olduğunu ifade eden bir terimdir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Feyz-meâb terimi yalnızca Latîfî Tezkiresi’nde “Şeyhü’ş-Şu’arâ Mevlânâ Şeyhî” başlıklı maddede geçmektedir. Latîfî bu terimi şairin nazmının sıfatı olarak kullanmıştır. Yazar, Şeyhî’nin Nizâmi’ye nazire olarak yazdığı Hüsrev ü Şîrîn’in ilk bin beyti hakkında yapılan yorumlardan bahsederken şairin nazmını “nazm-ı sihr-intisâb u feyz-meâb” şeklinde nitelendirmiştir (Canım, 2018, s. 314). Ona göre Şeyhî’nin şiiri büyüleyici ve feyizlidir. Bu durumda feyz-meâb, hem şairin şiir söyleme kudretini hem de şiirinin okuyucuda uyandırdığı manevi hazzı ve kemâlâtı kastetmektedir.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Latîfî Tezkiresi’nde 1 kere kullanılmıştır.




Örnekler

Örnek 1: 

Nazm-ı lâ-nazîri dâyire-i i’câzda gerçi ki sûret-i mecâzda bir nazm-ı sihr-intisâb u feyz-me’âbdur ki her kelâmı ayn-ı ibret ve her beyti mahz-ı hikmet bî-şâibe ve şübhe netîce-i velâyet-i ṣarîh ve kerâmet-i sahîhdür (Canım, 2018, s.314).




Kaynaklar

Ahmed Vefik Paşa (2000). Lehçe-i Osmânî (hzl. Recep Toparlı). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Canım, R. (hzl). (2018). Latifî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: Latifî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ

Mehmed Salâhî (2023). Kâmûs-ı Osmânî. (hzl. Kudret Ayşe Yılmaz). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Şemseddin Sâmî (2001). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.




Yazım Tarihi:
11/05/2026
logo-img