feyz-bahş ebyât, civâr-ı feyz-bahşâ, mahall-i feyz-bahşâ
* Sözlüklerde “feyiz veren, feyiz bağışlayan, bereket/bolluk veren” gibi anlamları olan ve tezkirelerde genellikle tasavvufi bağlamda kullanılan terim.
“Feyz-bahş” kelimesi Arapça bir isim olan “feyz” ile Farsça bir sıfat olan “-bahş” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş olan birleşik bir sıfattır. “Feyz” kelimesi için sözlüklerde “taşmak; akmak; çoğalmak; yayılmak, dağılmak; bolluk, bereket; ilim, irfan” (Kanar, 2012, s. 1333), “suyun taşıp akması; bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma; ilim, irfan” (Devellioğlu, 2007, s. 264), “bolluk, bereket; taşma, taşkın; ilim, irfan” (Kanar, 2009, s. 978), “verimlilik, bolluk, bereket; nimet, bağış, ihsan, kerem; ruha huzur verici mübarek ve uğurlu tesir; irfan, ilim ve marifet; Allah tarafından kula lütfedilen ve ilham yoluyla kalbe gelen şey, vâridat” (Ayverdi, 2010, s. 381) gibi anlamlar verilmektedir.
“-bahş” kelimesi ise Farsça “bahşîden” mastarından türetilmiş olup “bağışlayan, ihsan eden; dağıtan” (Kanar, 2015, s. 281), “bahşeden, bağışlayan, veren, affeden” (Devellioğlu, 2007, s. 67) gibi anlamlara gelmektedir. “-bahşâ” da aynı anlamdadır. Buna bağlı olarak söz konusu terim tezkirelerde “feyz-bahş” ya da “feyz-bahşâ” şeklinde geçmektedir.
“Feyz-bahş” kelimesi için sözlüklerde “feyiz veren, bereket, bolluk verici” (Ayverdi, 2010, s. 381), “feyiz bağışlayan, feyiz, bereket veren” (Devellioğlu, 2007, s. 264), “verimli, bereket veren, bereketli; feyiz veren” (Kanar, 2009, s. 980) gibi anlamlar verilmiştir. “Feyz-bahşâ” da aynı anlamlardadır.
Sözlüklerde “feyiz veren, feyiz bağışlayan, bereket/bolluk veren” gibi anlamları olan bu terim tezkirelerde bir şairin beyitlerini, getirildiği makamı ya da manevi ilerleyişini yaşadığı fiziksel mekânı nitelemek için kullanılmıştır. Bu nitelemelerde “feyz-bahş/-bahşâ” terimi çoğunlukla tasavvufi bağlamda kullanılmıştır. Ancak söz konusu terimin aynı zamanda dünyevi bağlamda bir bolluk ve bereketi ifade etmek amacıyla kullanılmış olduğu da görülmektedir.
“Feyz-bahş” kelimesi ilk olarak Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da Şeyhî’nin Hüsrev ü Şîrîn’indeki bazı beyitlerini nitelemek için başka birçok sıfatla birlikte kullanılmıştır. Latîfî’ye göre feyiz veren, insanı türlü hâllere sokan, öğüt verici, insanın içini yakan nitelikteki bu mutasavvıfâne beyitlerdeki öğütlerin her biri insana manevi bir zenginlik kazandıracak ve onu yine manevi olarak yüceltecek niteliktedir (Canım, 2018, s. 311-312)(Örnek 1). “Feyz” kelimesi bu örnekte tasavvufi bağlamda ve ilim, irfan ve marifet gibi anlamlarıyla kullanılmıştır.
“Feyz-bahş” terimi Mir’ât-ı Şi‘r’de “mahall-i feyz-bahşâ” şeklinde geçmektedir. Ancak burada “feyiz verici” olarak nitelenen “mahall” kelimesi fiziksel bir mekânı değil, Nazîf mahlaslı şairin getirilmiş olduğu makamı ifade etmektedir (Kılcı, 2001, s. 44). Bu makam dünyevi olup buna bağlı olarak buradaki “feyiz” kelimesi de dünyevi bağlamda kullanılmıştır.
“Feyz-bahş” terimi son olarak Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ’da ve “civâr-ı feyz-bahşâ” şeklinde geçmektedir. Burada “feyiz verici” olarak nitelenen yer, Fenâyî mahlaslı şairin tasavvufi eğitim aldığı ve uzun süre halvete çekildiği Şeyh Yahyâ Efendi Zâviyesi’dir. Öyle ki bu sebeple söz konusu şair “Odabaşı Şeyh” olarak ün kazanmıştır (Arslan, 2018, s. 31)(Örnek 2). “Feyz” kelimesi bu örnekte de tasavvufi bağlamda ve ilim, irfan ve marifet gibi anlamlarıyla kullanılmıştır.
“Feyz-bahş” ya da “feyz-bahşâ” kelimeleri terim olarak Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da 1, Mir’ât-ı Şi‘r’de 1 ve Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ’da 1 defa geçmektedir.
Örnek 1:
…ol feyz-bahş u hâlet-engîz ü mevʿizet-meʿâl ü âteş-rîz mutasavvıfâne ebyât ve meşâyihâne mevâʿızât her biri âdeme gınâ ve fenâ virür kelimât ki mûmâ-ileyhün kitâb-ı müstetâbındadur mesnevî-gûyân-ı Rûm’dan birinün nazmında vâkiʿ olmamışdur. Mesnevî ez-kitâb-ı Hüsrev ü Şîrîn:
Gel ey akl-ı heves-bâz olma gâfil
Degüldür cây-ı gaflet işbu menzil
Hevâ yolları ser-cümle harâmî
ʿAceb gâfil yatan cân kurtara mı
Kılınca ʿaklumı hırs u hevâ kul
Güzer kıl bu küdûretden safâ bul
Tururken bunca evhâm u hayâlât
Tecellî ide mi Hak nûrı heyhât
Yapılmaz rûh nefsi yıkmayınca
Melek girmeye şeytân çıkmayınca (Canım, 2018, s. 311-312).
Örnek 2:
Ol mahall-i dil-güşâ ve civâr-ı feyz-bahşâda nice müddet halvet-nişîn ve uzlet-güzîn olarak “Odabaşı Şeyh” denmekle meşhûr-ı cihân idi (Arslan, 2018, s. 31).
Arslan, M. (hzl.) (2018). Mehmed Sirâceddin- Mecmâ’-ı Şu’arâ ve Tezkire-i Üdebâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-208568/mehmed-siraceddin-mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba.html
Ayverdi, İ. (2010). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Devellioğlu, F. (2007). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Kanar, M. (2009). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (Cilt 1). İstanbul: Say Yayınları.
Kanar, M. (2012). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Kanar, M. (2015). Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Kılcı, M. (2001). Enderunlu Mehmet Âkif-Mir’ât-ı Şicr. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana.