FEYZ (FEYŻ)

feyz-nâk, feyz-yâb, feyz-bahş, feyz-resân, feyz-efzâ, feyz-âver, feyz-â-feyz, feyz-i akdes, feyz-i mukaddes, feyz-i İlâhî, feyz-i Rabbânî


* Sözlüklerde genellikle “bereket, bolluk, ilerleme, ilm ü ma’rifet” gibi anlamlara gelen; tasavvufi manada ise “ihsan, mânevî saâdet, ruhânî safâ, tecellî” ve Allah’tan nüzul eden ilâhî ilhamları ifade eden terim.



Sözlük Anlamı

Kelime Arapçadır. Sözlüklerde kelimenin ilk anlamı olarak “taşmak, bolluk, bereket” (Hüseyin Remzi, 1305, s. 84; Mehmet Salahî, 1322, s. 194) karşılığı verilmiştir. Bununla birlikte sözlükler kelimenin farklı bağlamlarda “ihsan, kerem, nimete erişme” (Şemseddin Sâmî, 1901, s. 1010), “terakkî, ilerleme, kemale ulaşma” (Lehçe-i Osmanî, cilt 2, s. 1263), “manevî saadet ve ruhani safâ” (Kestelli, 1928, s. 565), “ilham, ilm ü ma’rifet ve vâridât-ı ilâhiye” (Muallim Nâcî, 1308, s. 578) gibi anlamlarını da kaydetmişlerdir.

Şemseddin Sâmî, kelimeyi “bolluk, bereket, zafer ve manevî ilerleme” şeklinde açıklarken ayrıca “feyz-i ilâhî, feyz-i rabbânî” gibi tamlamalarla tasavvufî anlamlarına da vurgu yapmıştır.  (Şemseddin Sâmî, 1901, s. 1010). Lugat-i Cûdî ve Mükemmel Osmanlı Lugatı’nda ise kelimeye “fazl u kerem, kemal ve ruhaniyet” mânaları da eklenmiş, “feyz-bahş, feyz-resân, feyz-efzâ” gibi türevlerle kullanımları gösterilmiştir (İbrahim Cûdî, 1332, s. 722; Nazima, 1318, s. 556). Tietze, kelimenin asıl anlamını “suyun taşması” fiiline dayandırarak bunun mecazi açılımlarının bolluk, bereket ve manevi tesire dönüştüğünü ifade etmiştir (Tietze, 2016, s. 69).




Terim Anlamı

Arapça kökenli bir kelime olan feyz, sözlüklerde bereket, bolluk, ihsan, kerem, ilerleme, kemale erme, ilmî ve manevî olgunluk gibi çok çeşitli anlamlarla kaydedilmiştir. Kelime, hem maddi hem de manevi sahada “bolluk ve ilerlemeyi” ifade eder. Bu yönüyle mahsulün çokluğuna işaret etmek üzere “feyz ü bereket” terkibi kullanıldığı gibi, ilâhî bağış ve ihsan manasında “feyz-i Rabbânî” veya “feyz-i İlâhî” tabirleri de yaygındır.

Tasavvufi gelenekte feyz, kalbe doğan ilham, vâridât ve ilâhî tecellilerin ifadesi olarak kavramsallaşmıştır. Bu bağlamda feyz, ruhani bir safa, manevi bir yükseliş ve kemâl arayışıyla ilişkilendirilmiş; “feyz-i seher” yahut “feyz-i ibadet” gibi tamlamalarla zikredilmiştir. Şairler ise çoğu zaman feyzi, sevgilinin güzelliğinden yayılan ışık yahut aşkın ruhu coşturan etkisiyle özdeşleştirmişlerdir.

Klasik sözlüklerde feyz aynı zamanda “ilim ve irfan”ın artışı, “terakkî ve kemâl bulma” anlamlarında da kullanılmıştır. Bu sebeple “feyz bulmak” yahut “feyz-yâb olmak”, hem öğrenim ve bilgi kazanmayı hem de manevi olgunlaşmayı dile getirir. Kelimenin türevleri arasında feyz-bahş (feyz bağışlayan), feyz-resân (feyz ulaştıran), feyz-efzâ (feyzi artıran) ve feyz-nâk (feyzli) gibi terkipler bulunur. Ayrıca cem‘i “füyûz” ve “füyûzât” şeklindedir.

Sonuç olarak feyz, Osmanlı kültüründe yalnızca maddî bolluk ve bereketi değil, aynı zamanda manevî olgunluğu, ilim ve irfanı, ilâhî lütuf ve tecelliyi ifade eden kapsamlı bir terim olarak dil ve düşünce dünyasında köklü bir yer edinmiştir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Klasik Türk edebiyatında “feyz” kelimesi, sözlük anlamı itibarıyla “bolluk, bereket, taşma” gibi manalara gelmekle birlikte tezkirelerde kullanım alanı çok daha geniştir. Terimleşme sürecinde “feyz”, şairlerin ilham kaynağı, şeyhlerin irşad kudreti, ilim meclislerinin bereketi ve edebî kudretin kaynağı olarak ele alınmıştır. Tezkirelerdeki kullanım örnekleri, kelimenin yalnızca lügat anlamıyla değil, dönemin edebî ve tasavvufî estetiğini yansıtan özel bir bağlam anlamı kazandığını göstermektedir.

Tezkirelerde “feyz”, en yoğun biçimde tasavvufî bir terim olarak karşımıza çıkar. Özellikle şeyhlerin sohbet ve nazarları “feyz” kavramıyla ifade edilir. Esrar Dede’nin Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye’sinde “feyz-i intâk-ı himmet”, “feyz-i nazar-ı kîmyâ” ve “feyz-i terbiyye” gibi tamlamalar, mürşidden müride aktarılan manevî bereketi anlatır (Genç, 2018, s. 23, 38, 65, 96, 193). Benzer şekilde Fatîn Tezkiresi’nde Mevlevîlik bağlamında “tarîk-i feyz-refîk” ifadesi, dervişin irşad yoluna girişini sembolize eder (Çiftçi, 2017, s. 72, 94, 155, 202, 156, 226). Bu bağlamda feyz, “tasavvufî eğitim sürecinde mürşidden alınan manevî kazanç” anlamını taşır.

Tezkirelerde “feyz”, ilim ve tedrisatla da ilişkilendirilmiştir. Medreseler, âlimler ve ders halkaları birer “feyz” merkezi olarak görülür. Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şuarâ-yı Âmid’inde şeyhülislâmların ve müderrislerin ilminden nasiplenen talebeler “feyz-resân”, “feyz-yâb” veya “feyz-mend” olarak nitelendirilir (Kadıoğlu, 2018, s. 217, 287, 421, 466). Benzer şekilde Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-Şuarâ’sında padişahların ve ulemânın ilim ve ihsanı “feyz-i sehâb” veya “feyz-i padişahî” metaforlarıyla bereket saçan bulutlara benzetilmiştir (Kılıç, 2018, s. 117). Böylece feyz, “ilim ve irfandan istifade etme” anlamıyla bir terimleşme kazanmıştır.

“Feyz”, şiir ve edebî kudretle de doğrudan ilişkilendirilir. Şairlerin tabiatı, kalemi ve ilhamı “feyz” ile açıklanır. Âşık Çelebi, bir şairin kalemini “enâmil-i feyz-şâmil” olarak adlandırır ve bu ifade şairin söz kudretini “ilhamla dolu” bir kaleme benzetir (Kılıç, 2018, s. 511). Esad Mehmed Efendi’nin Bağçe-i Safâ-Endûz’unda ise “feyz-i hikmet-iktizâ”, “midrâr-ı feyz-bâr-ı zebân” ve “feyz-i tedkîk” gibi tamlamalar, şiir ve düşüncenin beslendiği kaynakları işaret eder (Oğraş, 2018, s. 29, 33, 115). Dolayısıyla feyz, şiirde ilhamın ve zarafetin kaynağı olarak da işlev görür.

Tezkirelerde “feyz” yalnızca şahıslarla değil, mekânlarla da ilişkilendirilmiştir. Dergâhlar, medreseler ve tekkeler “âsitâne-i feyz”, “meclis-i feyz” ve “hâne-i feyz” gibi tamlamalarla anılır. Enderunlu Mehmed Âkif’in Mir’ât-ı Şi’r’inde “enderûn-ı feyz-i meşhûn” ifadesi, Osmanlı sarayını ilim ve sanatın merkezi olarak tanımlar (Kılcı, 2001, s. 25, 40, 60). Bu tür kullanımlar, feyzin hem manevî hem de ilmî-medenî bir çevreyi bereket kaynağı olarak tanımladığını göstermektedir.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime en sık Mirzazâde Mehmed Sâlim’in Tezkîretü’ş-Şu’arâ’sında (106) geçmektedir. Ardından Fatîn Tezkiresi (97), Tezkîre-i Şu’arâ-yı Âmid (77) ve İsmail Beliğ’in Nuhbetü’l-Âsâr’ı (61) ve Tezkîre-i Şu’arâ-yı Mevleviyye (61) gelmektedir. Mehmed Tevfik Efendi 46 ve Enderunlu Mehmed Âkif kelimeyi 39 kere kullanırken, Âşık Çelebi ve Kınalızâde Hasan Çelebi 37, Mehmed Tevfik 35, Silahdarzâde 29 kere kullanmıştır. Diğer tezkirelerde ise daha az olmak suretiyle ve çoğu zaman beyit iktibası şeklinde kelimeye yer verilmiştir. 




Örnekler

Örnek 1: 

Âsârından kütüb-i nefîse vü nâdire ile memlû mezkûr kütübhânedir ki ehl-i mürâca’at istifâde-i feyz-i ma’rifet edip merhûmun rûhuna rahmet okurlar (Kutlar Oğuz vd., 2017, s. 80).

Örnek 2: 

…Şeyh Ahmedü’l-Kâriyyü’l-Vefâyî cenâblarından dahi istifâza-i envâr-ı aşk u mahabbet idüp iki vâsıta ile mahbûb-ı Rabbânî mergûb-ı Samedânî Sultân Semâ‘î-i Dîvânî kuddise sırruhu’n-nûrânî hazretlerine vâsıl ve feyz-i terbiyye-i ‘ârifânesinden nice nice meşâhìr-i ihvân hâsıl olmışdur (Genç, 2018, s. 182).

Örnek 3:

Egerçi mîr-i mûmâ ‘ileyh ahsana’llâhi ‘aleyh vâdî-i kâfiye-sencî ve suhan-sâzîye tenezzül buyurmayıp vakt-i şerîfini mübâlaga-i şâ’irâne ve safsata-i medh-gûyâne ile zâyi’ muktezî-i meşreb-i vâlâları degil ise dahı gâh gâh bahr-i zehhâr-ı hâtır-ı feyz-âsârlarından hoş-âyende matla’lar ahyânâ hâlet-i şebâblarında rengîn nemekîn murabba’lar bedîhî zuhûr eyledigi ba’zı hem-nişînlerinden mesmû’dur (Kılıç, 2017, s. 30).




Kaynaklar

Birinci, A. (hzl.). (2018). Doktor Hüseyin Remzî Lügat-i Remzî II. İstanbul: Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Cûdî, İ. E. (2006). Lügat-ı Cûdî (İ. Parlatır, B. Tezcan Aksu, & N. Tufar, Ed.). Türk Dil Kurumu.

Çiftçi, Ö. (hzl.) (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195831/fatin-tezkiresi.html

Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html 

Kestelli, N. (2011). Resimli Türkçe Kamus. Ankara: TDK Yayınları.

Kılcı, M. (2001). Enderunlu Mehmet Âkif Mir’ât-ı Şi’r. Yüksek Lisans Tezi. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Kılıç, F. (hzl.) (2017). Şefkat Tezkiresi (Tezkîre-i Şu’arâ-yı Şefkat-i Bagdâdî). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194367/sefkat-tezkiresi-tezkire-i-suara-yi-sefkat-i-bagdadi.html

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html 

Mehmed Salâhî. (2019). Kâmûs-ı Osmânî II. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Muallim Nâcî. (1899). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.

Nazima, A., Reşad, F. (1318). Mükemmel Osmanlı Lügatı. İstanbul: Asaduryan Şirket-i Mürettibiye Matbaası.

Oğraş, R. (hzl.) (2018). Esʿad Mehmed Efendi Bağçe-i Safâ-endûz. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-212024/esad-mehmed-efendi-bagce-i-safa-enduz.html 

Şemseddin Sâmî. (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Tietze, A. (2016). Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati III. Ankara: TÜBA Yayınları.




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
15/09/2025
logo-img