FESÂHATŞİÂR (FEṢĀḤAT-ŞİʿĀR)

kelâm-ı fesâhat-şi‘âr, kelimât-ı fesâhat-şi‘âr, şi‘r-i fesâhat-şi‘âr, eş‘âr-ı fesâhat-şi‘âr, kitâb-ı fesâhat-şi‘âr, yerâ‘a-i fesâhat-şi‘âr, şu‘arâ-yı fesâhat-şi‘âr


* “Fesâhatli; vasfı, ayırt edici özelliği fesâhat olan” gibi anlamlara gelen ve tezkirelerde de “fesâhatli” olma vasfı ön planda olan şiirleri, manzum ve mensur eserleri ve böyle şiirler/eserler yazabilme kabiliyetine sahip olan şairleri nitelemek için kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

Arapça bir isim olan “fesâhat” için Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi’nde kelimenin kökeni, mecaz kullanımı ve Arapçada uğradığı anlam değişimiyle ilgili olarak şu bilgiler verilmektedir: “Zuhûr ve beyân ma‘nâsınadır ki bir nesne belli ve âşikâr olmaktan ibârettir. Asl-ı mâdde sütün köpüğü gidip hâlis kalmak ma‘nâsına mevzû‘ olup ba‘dehu mutlakan bir nesnenin şâ’ibeden hâlis olmasında isti‘mâl olunmuştur. Bu münâsebetle mütekellim cerî ve talîkü’l-lisân olup kelâmı beyyin ve lahn ve hatâ ve lüknetten sâlim ve hâlis olmakta isti‘mâl olundu. Kelime-i müfredeye ve kelâma ve mütekellime vasf olur (Mütercim Âsım Efendi, 2013, s. 1193). Kâmûs-ı Osmânî’de de yine “fil-asl sütün köpügi gidüp hâlisi kalmak, bir nesne şâ’ibeden berî olmak ma‘nâsınadır. Bu münâsebetle sözün açık, düzgün, hatâdan ârî olmasında kullanılmışdır” (t.y., s. 188) denilmektedir.

Diğer sözlüklerde ise “fesâhat”in temel anlamına genellikle değinilmeden sadece terim anlamıyla ilişkili açıklamalar yapıldığı görülmektedir. “Söz açık ve hatâdan ârî olma” (Lehçe-i Osmânî, t.y., s. 1260), “söz açık, düzgün, hatâdan ârî olma” (Mükemmel Osmanlı Lügati, t.y., s. 549), “bir lisânın doğru ve hatâsız söylenmesi veya yazılması” (Resimli Türkçe Kâmûs, t.y., s. 557), “fikrini açık, vâzıh, sarîh bir tarzda ifade ve beyân itme” (Yeni Türkçe Lügat, t.y., s. 509), “fasihlik, dilde düzgünlük” (Kanar, 2009, s. 970), “köpüksüz, hâlis süt; bir sözün güzel, açık ve yazım kurallarına göre yazılma ve kullanılma becerisi, uzdillilik, iyi söz söyleme yeteneği” (Parlatır, 2006, s. 440), “dili düzgün olmak; düzgün konuşmak, fasih konuşmak; aşikâr olmak” (Kanar, 2012, s. 1316), “zarif, anlaşılır bir dil kullanmak; belagat” (Steingass, 1963, s. 930). 

Yine Arapça bir kelime olan “şi‘âr” için ise sözlüklerde verilen anlamlar ve yapılan açıklamalar şu şekildedir: “Alâmet, nişân, eser; alâmet-i fârika, nişâne-i temyîz, vasf-ı terkîbilerde bir şey’i hâ’iz veya bir sıfatla muttasıf ma‘nâsını ifade eder” (Kâmûs-ı Türkî, t.y., s. 778). “İz, işaret, alamet; ayırıcı işaret, bir şeyi benzerlerinden ayıran özellik, nişan; temel prensip, düstur; âdet, yol, usul; bir kimse veya topluluğun amaç, ilke ve ülküsünü ifade eden kısa deyiş, düstur, motto; sonuna geldiği kelimelere ‘haiz olan, sahip olan, muttasıf’ anlamı katarak Farsça usulüyle birleşik sıfatlar yapar” (Ayverdi, 2010, 1170). “Belirti, işaret, iz; yol, tarz, âdet, usul; eklendiği söze ‘iyilik, üstünlük veren işaret’ anlamları vererek birleşik söz varlıkları oluşturur” (Parlatır, 2006, s. 1578). “Alâmet, işaret, iz; ayırıcı işaret, ayırt edici âdet; iyi, üstünlük veren işaret, âdet manalarına gelerek birleşik kelimeler meydana getirir” (Devellioğlu, 2007, s. 996). 

“Fesâhat-şi‘âr” kelimesine ise sözlüklerde yer verilmemiştir. Ancak “şi‘âr” kelimesi için verilen anlamlar ve yapılan açıklamalardan hareketle söz konusu terim için “fesâhatli; vasfı, ayırt edici özelliği fesâhat olan” anlamları verilebilir.




Terim Anlamı

“Fesâhatli; vasfı, ayırt edici özelliği fesâhat olan” gibi anlamlara gelen ve tezkirelerde de “fesâhatli” olma vasfı ön planda olan şiirleri, manzum ve mensur eserleri ve böyle şiirler/eserler yazabilme kabiliyetine sahip olan şairleri nitelemek için kullanılan terim. “Fesâhat-şi‘âr” olarak nitelenen şiir veya eserin en belirgin özellikleri akıcı, kulağa hoş gelen ve manası açık, yani kolay anlaşılır olmasıdır.

 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

“Lügat anlamı açık seçik ve berrak bir hâlde bulunma, saf ve hâlis olmayı ifade eden fesâhat’in terim anlamı, kelimelerin telaffuzunun akıcı olup kulağa hoş gelmesi, manasının da açık olmasıdır. Bunu gösteren özellik de kelimelerin dil kurallarına uygun olup o dilin ustası olan edebiyatçılar tarafından kabul görerek yaygın şekilde kullanılmasıdır. Diğer bir ifade ile sözün kolay anlaşılır ve kusurlardan uzak olma hâlidir” (Saraç, 2012, s. 39).

“Fesâhat” kelimesi için sözlüklerde verilen anlamlardan da anlaşılacağı gibi, söz konusu kelime terimleşme sürecini Türkçede kullanılmaya başlamadan önce tamamlamış ve Türkçeye de terim anlamıyla geçerek bu anlamıyla kullanılmıştır. Buna bağlı olarak da bazı sözlüklerde söz konusu kelimenin terim anlamının detaylı bir şekilde verilmiş olduğu görülür. Bu tanımlamalar, terime biraz daha açıklık getirebilmek açısından önemlidir. Buna göre “fesâhat, kelimede tenâfür-i hurûfdan, garâbetden, kıyâsa muhâlefetden ve kelâmda kelimâtın fesâhatiyle berâber za‘f-ı te’lîfden, tenâfür-i kelimâtdan selâmet” (Kâmûs-ı Osmânî, t.y., s. 188; Lügat-i Nâcî, t.y., s. 568) demektir. Yani “fesâhat”, hem kelimede hem de söz diziminde (kelâm) olması gereken bir niteliktir. Kelimenin “fesâhat”i şu üç kusurun kelimede bulunmaması ile gerçekleşir: Tenâfür-i hurûf (kelimede söyleyiş güçlüğü), garâbet (kelimede anlaşılma güçlüğü) ve kıyâsa muhâlefet (kelime yapısında kuralsızlık). Söz diziminin (kelâmın) “fesâhat”i ise yine şu üç kusurun söz diziminde bulunmaması ile gerçekleşir: Tenâfür-i kelimât (söz diziminde söyleyiş güçlüğü), za‘f-ı te’lîf (söz diziminde kuralsızlık) ve ta‘kîd (söz diziminde anlaşılma güçlüğü) (Saraç, 2012, s. 39-42). Dolayısıyla “kelâmın fasîh olabilmesi sözün kolaylıkla söylenebilmesine, dinlendiğinde kulağa tatlı gelmesine, yani hoşa gitmesine ve manasının açık olmasına, yani kolayca anlaşılabilmesine bağlıdır” (Aslan, 2020, s. 46-47). 

“Fesâhat ile kelime, kelâm/söz ve mütekellim/konuşan nitelenir” (Saraç, 2012, s. 39). Buna bağlı olarak “fesâhat-şi‘âr” teriminin de hem şiir veya eseri hem de şairi nitelemek için kullanılmış olduğu görülmektedir.

“Fesâhat-şi‘âr” terimi ilk kez Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da Bahârî’nin şiirinden örnek verirken “şi‘r-i fesâhat-şi‘âr” şeklinde kullanılmıştır (Canım, 2018, s. 151)(Örnek 1). “Fesâhat-şi‘âr” terimi tezkirelerde genel olarak da “şi‘r-i/eş‘âr-ı fesâhat-şi‘âr” şeklinde ve şairin örnek verilecek olan şiirini nitelemek için kullanılmaktadır. Riyâzü’ş-Şu‘arâ’da ise yine Bahtî’nin (Sultan I. Ahmed) şiirlerinden örnek verilirken ancak bu sefer “kelimât-ı fesâhat-şi‘âr” şeklinde kullanılmıştır (Açıkgöz, 2017, s. 25)(Örnek 2).

“Fesâhat-şi‘âr” terimi genel olarak şairin şiir(ler)ini nitelemek için kullanılmış olmakla beraber, Kınalı-zâde Hasan Çelebi Mehemmed Emîn’in hem şiir hem de inşâda usta olduğunu ifade ederken “fesâhat-şi‘âr” terimini şairin kalemi için bir sıfat olarak kullanmış ve böylece onun manzum ve mensur bütün eserlerinin “fesâhat-şi‘âr” vasfını taşıdığını dolaylı olarak ifade etmiştir (Sungurhan, 20117, s. 758)(Örnek 3). Latîfî ise “fesâhat-şi‘âr” terimini Behiştî-i Vâʿîz’in manzum eserlerini nitelemek için “manzûm kitâb-ı fesâhat-şi‘âr” şeklinde kullanmıştır (Canım, 2018, s. 155)(Örnek 4).

“Fesâhat” ve “belâgat”, birbiriyle çok yakından ilişkili iki terimdir. Hatta “fesâhat”, “belâgat”in ön şartı durumundadır ve dolayısıyla da “belâgat”, “fesâhat”i de kapsayan daha geniş bir kavramdır. Nitekim “‘belâgat’, ‘bir kelime ve sözün fasîh olması (yani, fesâhat özelliğine sahip bulunması’ şartıyla, kullanıldığı yerin veya durumun şartlarına, gereklerine ve özelliklerine uygun bir yolda kullanılması demektir. Böyle kullanılan sözlere ve sözü böyle kullanabilen kimselere ‘fasîh, belîğ’ sıfatları verilir” (Tolasa, 2002, s. 246). Buna bağlı olarak tezkirelerde şairin aynı şiiri/eseri için her iki terimin de birlikte kullanıldığı görülür. Böylece söz konusu şiirin/eserin sadece “fasîh” değil, aynı zamanda “belîğ” vasfına da sahip olduğu söylenmiş olur. Mesela Latîfî Saʿyî-i Saruhânî’nin şiirlerini genel olarak “begâlat-disâr” olarak nitelerken örnek vereceği şiir için ise “fesâhat-şi‘âr” terimini kullanır (Canım, 2018, s. 277). Kınalı-zâde Hasan Çelebi ise aynı zamanda nakkâş olan Sâ‘î’yi “belagat kapısını ve duvarını nakışlarla süsleyen fesâhat-şi‘âr bir şair” olarak tanıtır (Sungurhan, 2017, s. 412)(Örnek 5).

“Fesâhat-şi‘âr” terimi tezkirelerde her ne kadar genellikle şairin şiir(ler)i/eserleri için kullanılmış olsa bile bunu şairden bağımsız bir vasıf olarak düşünmemek gerekir. Çünkü bu vasfa sahip şiirlerin/eserlerin varlığı, şairin bu nitelikte şiirler/eserler yazabilme kabiliyetine bağlıdır. Dolayısıyla da “fesâhat-şi‘âr” terimi dolaylı olarak şairin şairlik kabiliyeti için de bir övgü niteliği taşımaktadır.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

“Fesâhat-şi‘âr” terim olarak Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da 14, Kınalı-zâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 5 ve Riyâzü’ş-Şu‘arâ’da 2 defa geçmektedir.




Örnekler

Örnek 1:

Bu şiʿr-i fesâhat-şiʿâr dahî bir dilber-i ser-tırâş u sengîn-dil hakkında anun eşʿârındandur.

Şiʿr: 

Dilber-i sengîn-dilüm bir sîm-ten dellâkdür

Gamzesi tîğından anun sîne yer yer çâkdür 

N’ola hammâmî sadef dirsem ki anda ol perî

Bir dür-i yekdâne vü sâf ü latîf ü pâkdür

Şöyle gözler camlar ahşâm olınca anı kim

Gözleri ol âfitâba bakmadan nem-nâkdür

Kendüsi meh câmlar encüm fûta ebr-i siyâh

Hak bu kim hammâmı anun gayret-i eflâkdür

Ol mehün mihrinde külhan nâr halvet pür-hevâ

Ebr giryân tas ser-gerdân Bahârî hâkdür (Canım, 2018, s. 151-152).

Örnek 2:

Bu eş‘âr-ı âb-dâr ol şehryâr-ı kâm-kârun kelâmü’l-mülûkinden vâye-dâr olan kelimât-ı fesâhat-şi‘ârlarındandur ki bu nâme-i bî-nâm u nişâna ‘ünvân-ı i‘tibâr kılındı:

Şi‘r: 

Bûy irse cân meşâmına fasl-ı bahârdan

Murgân sadâsı gelse yine mergzârdan

Bulsa Nevâ’da gül gibi nev-besteler zuhûr

Kim tâze nakş u savt işidilse hezârdan

Nevrûz irişse yâd idüp ol eski demleri

Her kişi alsa dâdını bu rûzgârdan

Gülşende bülbülân giceyi gündüze katup

Başlasalar terennüme her şeb nehârdan

Bahtî irişse hâsılı eyyâm-ı nevbâhar

Ayrılmasak çemende leb-i cûy-bârdan (Açıkgöz, 2017, s. 25).

Örnek 3:

…belâgat u berâ’atde yerâ‘a-ı fesâhat-şi‘ârı engüşt-nümâ-yı erbâb-ı hikem ve müşârün-ileyhi bi’l-benân ashâb-ı kalem olup şi‘r ü inşâda sâhib-i yed-i beyzâ oldugı gün gibi zâhir ü hüveydâdur (Sungurhan, 2017, s. 758). 

Örnek 4:

Sâyir maʿârifinden fazla manzûm kitâb-ı fesâhat-şiʿârı ve müdevven ebyât u eşʿârı dahî vardur (Canım, 2018, s. 155). 

Örnek 5:

Bu zemânda der ü dîvâr-ı belâgatı pür-nakş u nigâr iden şu‘arâ-yı fesâhat-şi‘ârdandur (Sungurhan, 2017, s. 412).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şu‘arâ (Tezkiretü’ş-Şu‘arâ). Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html

Aslan, Ü. (2020). Sehî, Latîfî ve Ahdî tezkirelerinde fesâhatle ilgili kavramlar. Mazmûndan Poetikaya (ss. 45-52). Kocaeli: İKSAD Global Yayıncılık.

Ayverdi, İ. (2010). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları. 

Canım, R. (hzl.) (2018). Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html  

Devellioğlu, F. (2007). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları. 

Kâmûs-ı Osmânî (Cilt 4). (t.y.). Erişim adresi:  https://www.osmanlicasozlukler.com/kamusiosmani/sozluk.html  

Kâmûs-ı Türkî. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/kamusiturki/sozluk.html

Kanar, M. (2009). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (Cilt 1-2). İstanbul: Say Yayınları.

Kanar, M. (2012). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları. 

Lehçe-i Osmânî (Cilt 2). (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/lehceiosmani/sozluk.html

Lügat-i Nâcî. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/lugatinaci/sozluk.html

Mükemmel Osmanlı Lügati. (t.y.). Erişim adresi:  https://www.osmanlicasozlukler.com/osmanli/sozluk.html

Mütercim Âsım Efendi. (2013). el-Okyânûsu’l-Basît fî Tercemeti’l-Kâmûsu’l-Muhît (Cilt 2). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.  Erişim adresi: https://kamus.yek.gov.tr

Parlatır, İ. (2006). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. Ankara: Yargı Yayınevi.

Resimli Türkçe Kâmûs. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/turkcekamus/sozluk.html

Saraç, M. A. Y. (2012). Klasik edebiyat bilgisi belâgat. İstanbul: Gökkubbe Yayınları. 

Steingass, F. (1963). Persian-English Dictionary. London: Routledge & Kegan Paul. 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇-Tezkı̇retü’ş-şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html

Tolasa, H. (2002). Sehî, Latîfî ve Âşık Çelebi tezkirelerine göre 16. yüzyılda edebiyat araştırma ve eleştirisi. Ankara: Akçağ Yayınları. 

Yeni Türkçe Lügat. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/turkcelugat/sozluk.html




Yazım Tarihi:
15/09/2025
logo-img