FEHVÂ (FEḤVĀ)

feḥvâ


* Bir sözün ifade biçimi veya bağlamından hareketle zihinde oluşan anlam, meâl veya mefhumu ifade eden terim.



Sözlük Anlamı

Arapça kökenli bir isim olan fehvâ, bir sözün ya da ifadenin öncesi ve sonrasından hareketle zihinde oluşan anlam, meâl veya medlûl demektir. Sözün açıkça söylenmeyen, ancak bağlamdan sezilen anlamını ifade eder. “Kelâmın siyâk ü sibâkından zihnin intikâl edeceği medlûl” (Mehmed Salâhî, 2019, s. 179), “bir kelâmın zihn-i zâhib olıcak ma’nâ ve mezhebine dinilür ki siyâk u sibâkından veyâ kırâ’at-i sâ’ireden fehm ü intikâl olınacak medlûl ve me’alinden ‘ibâretdür” (Hüseyin Remzî, 1887, s. 41), şeklinde tanımlanmaktadır. Fehvâ kelimesi, genellikle “fehvâsınca” (anlamına göre, mefhumunca) kalıbıyla deyimleşmiş olarak kullanılır. Lugat-i Cûdî ve Lugat-i Nâcî gibi birçok klasik sözlükte ma‘nâ, medlûl, mefhum ve me‘âl eşanlamlılarıyla açıklanmıştır (İbrahim Cûdî, 1332, s. 703; Muallim Nâcî, 1308, s. 557). Teitz’de yer alan örneklerde ise halk dilinde sezgisel anlam aktarımıyla kullanıldığı gözlemlenir (2016, s. 50). 




Terim Anlamı

“Fehvâ”, tezkirelerde genellikle bir âyet, hadis veya hikmetli sözün anlam çerçevesi içerisindeki durumu açıklamak ya da bir şahsiyeti nitelemek amacıyla kullanılmıştır. “Fehvâsınca”, “fehvâsıyla”, “fehvâsı” gibi eklerle çeşitli bağlamlara girerek anlam derinliği sağlamaktadır.

Tezkireciler, şairin yaşamını, ahlakını, mesleğini ya da sanattaki duruşunu anlatırken “fehvâ” kelimesini çoğu zaman bir ölçü, örnek ya da dayanak olarak kullanmışlardır. Özellikle dinî, tasavvufî ya da ahlaki söylemleri ifade eden cümlelerin ardından gelen “fehvâsınca” terimi, bahsedilen hâl ya da davranışın o sözün anlamına uygun şekilde gerçekleştiğini belirtir. Bu kullanımıyla “fehvâ”, kişinin hâlini görece yüce bir mertebeye taşımaktadır. “Fehvâ”nın bu kullanımı, sadece bir anlatım tekniği değil, aynı zamanda bir tasdik ve değer verme aracıdır.

Ayrıca, “nâdir fehvâlar”, “dakik fehvâlar”, “vahşî fehvâlar” gibi tamlamalarla, bir beytin ya da şiirin anlam özellikleri de ifade edilmiştir.

Netice itibariyle “fehvâ”, tezkirelerde sıradan bir kelime olarak değil, çoğu zaman bir kişinin davranışlarının, şiirlerinin, düşünce biçiminin kıymet ve mana çerçevesini belirleyen anahtar bir ifade olarak kullanılmıştır. Tek başına terimleşmiş bir kelime olmamakla birlikte, bağlam içinde kazandığı nitelik ile tezkire geleneği içerisinde bir anlatım unsuru haline gelmiştir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Fehvâ, tezkirelerde bir ifadenin içerdiği mana, ruh ve yönelim anlamında kullanılmakta olup hem bir sözün derinliğini hem de o sözle uyumlu davranışları ima eden bir terim olarak kullanılmıştır.

Tezkirelerde sıkça kullanılan “fehvâsınca”, “fehvâsı”, “fehvâsıyla” gibi kalıplar, genellikle bir ayet, hadis, hikmetli söz ya da şiir üzerinden yürütülen benzetme ve kıyaslamalarla karşımıza çıkar. Bu bağlamda “fehvâ”nın değer yargısını ifadede bir araç olduğunu da söylemek mümkündür. 

Ahdî, “Hubbü’l-vatan mine’l-îmân fehvâsınca mihr-i vatan-ı aslî göñülde gün gibi ‘ıyân olup…” (Solmaz, 2018, s. 40) diyerek; Beyânî ise “Atau’llâh Efendiden mülâzım olup niçe kasabâta kâdî oldukdan sonra hubbü’l-vatan mine’l-imân fehvâsıyla kazâ-yı Siroz ile pîrûz olmışdur.” (Beyânî, 2017, s. 184) sözleriyle anlatılan kişinin yurt sevgisini bir hadisin anlam çerçevesine yerleştirir. Burada “fehvâ”, kişinin davranışının kutsal bir sözle nasıl örtüştüğü mefhumunu vermektedir.

Âşık Çelebi, “Ne ân ki lafz u lahzda mütesavî vü mütevâzin oldugı gibi ma’nâda vü fehvâda mütevâzî vü hemvârdur. Bu ma’nâ dahı mişkât-ı kelâm-ı İlâhîden muktebesdür, isbâtda bu mazmûn besdür.”  (Kılıç, 2018, s. 35) derken “fehvâ” kelimesini “ma’nâ, mefhum” anlamlarında kullanarak şairin üslubunu anlatmıştır. Âşık Çelebi “vahşî fehvâlar” (s. 241), “dakîk fehvâlar” (s. 307), “nâdir fehvâlar” (s. 654) gibi ifadelerle anlamın kaba, ince ya da nadir oluşunu da vurgulamıştır. Bu bağlamda fehvâ, sadece davranışsal uygunluk değil estetik açıdan da bir ölçüyü ifadede kullanılmıştır. 

Kınalızâde Hasan Çelebi, “ve refa‘nâ ba‘da-hum fevka ba‘dın derecâtin fehvâsı üzre…” (Sungurhan, 2017b, s. 68) ifadesiyle, bahsi geçen şahsın üstünlüğünü Kur’ân’daki bir ayetin anlamına dayandırarak onun manevi ve edebî değerini yüceltmektedir.

Sonuç olarak “fehvâ” kelimesi tezkirelerde yalnızca “anlam” karşılığıyla değil; bir sözün içerdiği öz, örnek alınan davranış biçimi ya da ifadenin derinliği ve üslubu gibi çok katmanlı bağlamlarda kullanılır. Dolayısıyla fehvâ, tezkire dilinde hem yorumlayıcı hem de yargılayıcı bir araç olarak önemli bir işlev görür.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Fehvâ Bağdatlı Ahdî’nin Gülşen-i Şu’ârâ’sında 8; Meşâ’irü’ş-Şu’arâ’da 9; Beyânî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında 9; Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de 1; Eslaf’ta 1; Fatîn Tezkiresi’nde 3; Künhü’ş-Ahbâr’da 3; Garibî Tezkiresi’nde 1; Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında 83; Latifî Tezkiresi’nde 18; Mirzazâde’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında 1; Safâyî Tezkiresi’nde 4; Tezkîre-i Şu’arâ-yı Şefkat-i Bagdâdî’de 2;  Heşt Behişt’te 3; Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey’in Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 2 kere olmak üzere toplam 148 yerde geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1: 

Fuzalâ-yı Âli-şân ve bülegâ-yı me’âlî-nişân kelâmı mukâbelesinde arz-ı fezâyil idüp bu muhaddirenün tasnîfine şürû’ itmek men sannefe kad istehdef fehvâsı mûcebince kişi kendüyi yalın kılıca karşu kalkan ve çarh oklarına sînesin nişân itmekdür (İpekten vd., 2017, s. 6).

Örnek 2: 

Gazellerinde hâssa ma’nâlar ü dakîk fehvâlar ve nâzük şîveler ü pâk-edâlar vardur (Kılıç, 2018, s. 35).

Örnek 3: 

Hüdhüd-i hayâl-i çâlâk Süleymân-ı akl-ı derrâke ve ci’tüke min sebe’in bi-nebe’in yakînin fehvâsı üzre bir haber-i muvâ’azet eseri getürdi ki rûzgâr-ı zûrkârun ahd ü karârı dôstî-i yârân gibi bî-sebât ve sipihr-i cefâ-pîşenün vefâdârlık udesinde itdügi kavl ü peymân va’de-i visâl-i dil-berân gibi akavîl-i bî-sebâtdur (Sungurhan, 2017, s. 97).




Kaynaklar

Cûdî, İ. E. (2006). Lügat-ı Cûdî (İ. Parlatır, B. Tezcan Aksu, & N. Tufar, Ed.). Türk Dil Kurumu.

Hüseyin Remzî (1887). Lugat-ı Remzî. İstanbul: Matbaa-yı Hüseyin Remzî.

İpekten, H., vd. (2017). Sehî Beg Heşt Behişt. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. 

Kılıç, F. (hzl.)(2018). Âşık Çelebi Meşâ’irü’ş-şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html .

Mehmed Salâhî, Kâmûs-ı Osmânî, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2019.

Muallim Nâcî (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.

Solmaz, S. (hzl.)(2018). Ahdî ve Gülşen-i Şu’arâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html . 

Sungurhan, A. (hzl.)(2017a). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-şu’arâ. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html .

Sungurhan, A. (hzl.)(2017b). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html.

Tietze, A. (2016). Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati. Ankara: TÜBA.




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
15/09/2025
logo-img