tarîk-ı eslem, essah u eslem, râh-ı eslem, eş’ar u eslem
* Arapça س ل م (s-l-m) kökünden ism-i tafdil kalıbıyla türemiş bir sıfat olan eslem; sözlüklerde "daha en sağlam, daha en doğru, daha en güvenilir" anlamlarına gelmekte olup tezkirelerde bir şairin sözündeki hatasızlığı ve sağlamlığı, tuttuğu edebî ya da fikrî yolun güvenilirliğini en üstün derecede nitelemek için kullanılan bir terimdir.
Eslem (أسلم), Arapça kökenli bir sıfattır (ism-i tafdîl); selîm (sağlam, kusursuz) kökünden gelir. Sözlüklerde genel olarak "en sağlam, en doğru, en güvenilir", "daha çok sâlim ve emîn" anlamlarında açıklanmaktadır (Ayverdi, 2010, s. 353; Ali Nazîmâ ve Reşâd, 1319, s. 56; Redhouse, 2011, s. 113; Tulum, 2011, s. 684; Şemseddin Sâmî, 1318, s. 113). Bazı sözlüklerde "sağ selâmet, emîn" karşılığının yanında tarîk-i eslem tamlamasıyla "en güvenli yol" anlamı da kaydedilmektedir (Ahmed Vefik, 1306, c. 2, s. 886; Muallim Nâcî, 1899, s. 73; İbrahim Cûdî Efendi, 2006, s. 87). Lugat-ı Remzî'de ise kelime "ziyâde-i selîm", "itaatli", "elverişli" ve "yararlı" karşılıklarıyla açıklanmıştır (Doktor Hüseyin Remzî, 1305, c. 1, s. 62). Bu tanımlar, eslemin sağlamlık, doğruluk ve güvenilirlik bakımından üstünlüğü, hata ve kusurdan en uzak olanı; iki ya da daha fazla şey arasındaki en güvenilir ve en hatasız olanın seçilmesi anlamına geldiğini göstermektedir.
Eslem, tezkirelerde bir şairin sözünde ya da tutumunda hatadan en uzak, en güvenilir olanı niteleyen; eserin veya hükmün doğruluk, sağlamlık ve güvenilirlik bakımından en üstün derecesini ifade eden edebi bir terimdir. “Habt u hatâdan esahh u eslem”, “vâzıh u eslem” ve “selb ü kadhden eslem” gibi kalıplarla metin, rivayet ve şiirin hata, kusur ve tenkitten uzak oluşunu; eş’ar u eslem terkibinde ise şairin şiirdeki üstünlüğünü ve güvenilirliğini niteler.
Eslem, kelime ve terim olarak Lâtifî'nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ'sı haricindeki tezkireler yer almamaktadır. Lâtifî tezkiresinde sınırlı bir şekilde 5 kez geçmekte olup anlamsal yoğunluğu yüksek bir terimdir. Latîfî, tezkirenin Acz ve İ’tizâr bölümünde kendi yöntemini meşrulaştırırken, bu işe girişen kişinin meziyet ve fazilet bakımından şöhret sahibi olması gerektiğini, böyle bir kişinin sözünün herhangi bir mukallidin sözünden farklı olarak “kesin delil ve açık burhan misali makbul ve müsellem, hata ve yanlıştan en sağlam (esahh u eslem)” sayılacağını belirtir (Canım, 2018, s. 55) (Örnek 1). Bu kullanımda sözün doğruluğu onu söyleyenin itibarına bağlanmakta ve bu itibar eslem sıfatıyla en yüksek dereceye oturtulmaktadır. Yazıcızâde Mehmed Çelebi maddesinde anılan kitabın vaaz ve nasihat yolunda tam bir sıhhatle yazıldığı bu yüzden ulema, müfessirin ve muhaddisin katında makbul, müsellem ve hata ile yanlıştan “vâzıh u eslem” olduğu söylenir (Canım, 2018, s. 91) (Örnek 2). Burada eslem, dini-ilmî bir metnin güvenilirlik derecesini tasdik eden teknik bir terim hâline dönüşür. Ahmed Paşa maddesinde eslem, doğrudan şairler arası bir kıyaslamayı karşılar: Latîfî, eğer Ahmed Paşa mütercimlik ithamıyla suçlanmasaydı, Rum vilayeti şairleri içinde “cümleden serâmed ü müsellem ve cemîsinden eş’ar u eslem” (hepsinden daha şair ve daha sağlam) olacağının kesin olduğunu söyler (Canım, 2018, s. 113) (Örnek 3). Bu kullanımda eslem doğrudan şiirdeki üstünlüğün dereceleyici bir sıfatı şeklindedir. Aynı zamanda bu kullanımdaki eş’ar (daha şair) ile eslem (daha sağlam) ikilemesi, sanatsal yetkinlik ile güvenilirliğin tezkirecinin zihninde birbirinden ayrılmaz iki ölçüt olduğunu gösterir. Mevlânâ Hamdî Çelebi maddesinde Ahsenü'l-Kasas’ın tefsir ve teysire sahip olması, ulema ve fuzela katında makbul, övülmüş ve müsellem sayılmasını, lafız ve manasının hata ve yanlıştan “esahh u eslem” olmasını sağlamıştır (Canım, 2018, s. 199) (Örnek 4). Bu örnek, eslemin yalnızca şiir eleştirisiyle sınırlı kalmadığını, dini-edebi bir metnin filolojik doğruluğunu belgelemek için de kullanılabilen geniş bir uygulama alanına sahip olduğunu göstermektedir. Necâtî maddesinde şairin eşi benzeri olmayan, kimsenin kusur bulamadığı bir şair olduğu belirtildikten sonra “makbul ü müsellem ve selb ü kadhden eslem” (yermeden ve eleştiriden en uzak) olduğu söylenir (Canım, 2018, s. 502) (Örnek 5). Burada eslemin eleştiriye konu olabilecek bir kusurun bulunmayışını üst derecede ifade eden bir terim olarak kullanıldığı görülmektedir. Tezkiredeki kullanımlar Latîfî’nin eslem terimini kaynağın güvenilirliğini, şairlik derecesini, metnin üstünlüğünü ve eleştiriye kapalılığı en net biçimde ifade ederken tercih ettiği görülmektedir. Latîfî tezkiresi dışında kelime ve terim olarak şair biyografilerinde yer almayan eslem XIX. yüzyılda Mehmed Sirâceddîn’nin Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ’sında terim anlamının dışında doğrudan sözlük anlamıyla yer aldığı görülür. Tezkireci Zarîf maddesinde şairin kasidesinden aktardığı beyitte eslem “en güvenli/en selametli vadi” (Arslan, 2018, s. 29) (Örnek 5) anlamıyla kullanılmıştır.
Eslem, Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında terim anlamıyla 5 kez Mehmed Sirâceddîn’nin Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ’sında terim anlamının dışında 1 kez geçmektedir.
Örnek 1 :
Belki bu kâra mübâşir olanun mekâdir-i ‘âliyyeden behresi ve fünûn u fezâyil ile şöhret ü şöhresi gerekdür kim bîş ü kem her ne ki dirse mevlânâ fülânü’d-dînündür diyü zamânede her bir mukallidün ve tâ’ife-i ehl-i taklîdün mânend-i nass-ı kâtı’ ve misâl-i bürhân-ı sâtı’ yanında makbûl ü müsellem ve habt u hatâdan esahh u eslem ola (Canım, 2018, s. 55).
Örnek 2:
Zikr olan kitâb-ı müstetâb tarîk-ı va’z u nasîhatda kemâl-i sıhhat üzre olmagın ‘ulemâ-i müteşerri’în ve müfessirin ü muhaddisîn katında makbûl ü müsellem ve habt u hatâdan vâzıh u eslemdür (Canım, 2018, s. 91).
Örnek 3:
Bu ecilden icmâ’ u ittifâkı nükte-ârâ ve nükte-dânâ budur ki eger merhûm-ı mezbûr mütercimlik töhmetiyle müttehim olmayaydı ve didügi kahâyid ü eş’ârı tetebbu’ ile dimeyeydi şu’arâ-yı vilâyet-i Rûm içre cümleden serâmed ü müsellem ve cemî’sinden eş’ar u eslem olmak mukarrer idi (Canım, 2018, s. 113).
Örnek 4:
Kıssa-i ahseni kemâl-i sıhhatde tefsîr ü teysîre bi’t-tamâm muvâfık u mutâbık olmagın beyne’l-’ulemâ ve’l-fuzelâ makbûl ü memdûh u müsellem ve elfâẓ u ma’ânîsi habt u hatâdan esahh u eslemdür (Canım, 2018, s. 199).
Örnek 5:
Bu bir şâ’ir-i vahîd ü ferîddür ki buna sânî ve sâlis olmaz ve hâme-i harf-gîrân mesâbesinde kimse harfine barmak bahup me’âyibden ‘ayb u noksân bulamaz. Bu ecilden makbûl ü müsellem ve selb ü kadhden eslemdür (Canım, 2018, s. 502).
Örnek 6:
Meger o bâr-geh-i lutfa ilticâ idelim
Odur ahâlî-i irfâna vâdî-i eslem (Arslan, 2018, s. 29).
Ahmed Vefik Paşa. (1306). Lehçe-i Osmânî (C. II). Bâb-ı 'Alî Mahmûd Beg Matba'ası.
Ali Nazîmâ ve Reşâd. (1319). Mükemmel Osmanlı Lugatı. Şirket-i Mürettibiye Matbaası.
Arslan, M. (hzl.) (2018). Mehmed Sirâceddin- Mecmâ'-ı Şu'arâ ve Tezkire-i Üdebâ. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-208568/mehmed-siraceddin-mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba.html
Ayverdi, İ. (2010). Misalli Büyük Türkçe Sözlük (Kubbealtı Lugatı). Kubbealtı Neşriyatı.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Doktor Hüseyin Remzî. (1305). Lugat-ı Remzî (C. I-II). [İstanbul].
İbrahim Cûdî Efendi. (2006). Lügat-ı Cûdî (İ. Parlatır, B. Tezcan Aksu ve N. Tufar, Haz.). Türk Dil Kurumu Yayınları.
Muallim Nâcî. (1899). Lugat-ı Nâcî. [İstanbul].
Redhouse, J. W. (2011). Turkish and English Lexicon. Çağrı Yayınları.
Şemseddin Sâmî. (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.