bârîk-edâ, hoş-edâ, rûşen-edâ
* Bir şiirinin söyleyiş tarzını, üslubunu ve eserin lehçe, şive, ağız ve aksan özellikleri de dahil olmak üzere fonetik özelliklerini ve ses yapısını ifade eden edebiyat terimi.
Türkçe sözlüklerde birbirleri ile ilişkisi tartışmalı iki eda kelimesi bulunmaktadır. Güncel Türkçe Sözlük, “1. Tavır, üslup, davranış biçimi. 2. Anlatış biçimi, tarzı” ve “Verme, ödeme, yerine getirme” anlamlarında iki sesteş kelime tanımlar fakat bu iki kelimenin de Arapça “edāʾ” kelimesinden geldiğini belirterek kökteş olduğunu belirtir (Türk Dil Kurumu, 2019). Kubbealtı Lugatı, “1. Tarz, üslûp, davranış veya anlatış biçimi. 2. Naz, işve, cilve” ve “1. Ödeme, verme. 2. Üzerine borç olan veya borç hükmünde bulunan şeyi yerine getirme, yapma, îfâ etme, icrâ etme” olarak tanımladığı eda kelimelerinin ilkinin Farsça edâ kelimesinden geldiğini fakat Farsça kelimenin de aslen Arapça kökenli “edâ’” kelimesinden geldiğini belirterek kökteşlik ilişkisini korumakla beraber TDK’ye göre daha mesafeli bir duruma getirir (Ayverdi, 2011). Tietze ise “Tarz, tavır, hoş ifade, albenilik, zarafet, şirinlik” ve “eda et-” biçimi ile “ifade et-” olarak tanımladığı kelimeyi kesinlikle Farsça kökenli olarak tanımlarken “ödeme, yerine getirme, icra, bitirme” anlamındaki kelimeyi de “‘dy” kökünden ayrı bir kelime olarak anlamlandırır (Tietze, 2002). Bu karışıklık sebebiyle, kelimenin klasik sözlüklerdeki anlamı verilirken iki biçimi de göz önüne alınacaktır.
Türkçe sözlüklerde Lugat-ı Naci (Muallim, 1322), Lugat-ı Remzi (Hüseyin Remzî, 1305) ve Mükemmel Osmanlı Lugati’nde (Nazîmâ ve Faik Reşad, 2009) kelimenin her iki anlamı da aynı madde altında “ödemek, ödenmek, yerine getirmek, icra, münasebetsiz tavır, tarz ifade, üslup, tavr-ı dilberâne, naz, şive, istiğna, tekebbür, kurum” olarak verilmiştir. Kamus-ı Türkî “eda’” maddesinin “ödeme, verme, te'diye; yapma, kılma, icra , ifa” anlamlarından sonra eda maddesini “anifü'l-beyan lügat-i Arabiyeden me'huz olsa gerektir” ifadesi ile “tarz, üslüb; şive, naz; tavır, kurum” anlamlarıyla kelimeyi tanımlar (Şemseddin Sami, 2012). Lexicon ise Arapça kökenli olarak belirttiği eda maddesini “ödemek (bir borcu), teslim etmek (bir emaneti), icra etme ya da ifa etme (bir görevi), telaffuz etmek ya da dile getirmek (bir kelimeyi ya da harfi)" olarak anlamlandırır. Ardından Türkçe kökenli olarak belirttiği ikinci eda maddesini “kibirli, gösterişli veya etkilenmiş bir ses veya tavır; duygulanma; tavır kibri” olarak anlamlandırır (Redhouse, 2011).
Edebiyat sözlüklerinde, eda terimini üslup ile eş anlamlı görülür ve anlatım tarzı olarak tanımlanır (Karataş, 2001; Uslu, 2007). Edadaki başarı ise kelimeler arasındaki ahenk ve münasebeti sağlama; tenafür, bârit (soğuk), müşevveş (karmaşık), lüknet (konuşma kusuru), rekâket (kekemelik), nâkıs (kusurlu), garip (anlaşılmaz/ yadırgatıcı) ifadeler olması durumunda ise başarısızlık olarak değerlendirilir. Açıkgöz, edanın dengelilik, ölçülülük, incelik ve uyum ile ilişkili olduğunu ve şiir alanında anlatış tarzı olduğunu belirtmektedir (Açıkgöz, 2013).
Edâ, söyleyiş tarzı ve eserin fonetiği olarak, eserin yapısı (ma’mûr), kelime kadrosu (elfâz) ve anlamı (ma’nâ) ile bir edebî metnin temel unsurlarından biri olarak değerlendirilebilir. Eda terimi, bârik-edâ, hoş-edâ, rûşen-edâ gibi alt türevlere sahiptir (Kaplan, 2021).
Tezkirelere bakıldığı zaman kekemeliğin hoş edaya engel olması, sıklıkla telaffuzla ilişkilendirilmesi, kimi zaman doğrudan bir ifadeyi ya da bir edebî metni sesli şekilde dile getirmek anlamında kullanılması (şiir/kamet eda etmek), bülbül ve papağan ile bağlantısı ve müzik, âvâz veya âh-ı âşık gibi vokal unsurlarla birlikte kullanımı gibi örnekler eda kelimesinin bir eserin ahenk ve akıcılık gibi fonetik unsurlarını ve söyleyiş tarzını ifade eden bir edebiyat terimi olduğu göstermektedir. Terim aynı zamanda Âcemâne, Türkâne veya edâ-ı Nevâyî gibi şive veya aksan anlamında da kullanılmaktadır.
Eda terimi en geniş hâliyle söyleyiş biçimi olarak kullanılmaktadır. Bir eserin yapısı, anlamı, kelime kadrosu yanında fonetik yapıyı ifade eder. Şairin söyleyiş tarzı, ifade biçimi, söze kattığı ahenk ve zarafet, şiirsel ses ve üslûp özellikleri anlamlarında kullanılır. Bu kullanımda “edâ”, hem biçimsel zarafeti (latif, nazik, rengîn, revân, selîs vb.) hem de içsel etkiyi (sûznâk, dilküşâ, ruhânî, cân-bahş vb.) dile getirir. Şairin hem şiir dilindeki ustalığını hem de okuyucuda bıraktığı izlenimi yansıtan estetik bir ölçüt olarak öne çıkar.
Eserin fonetik anlamı, duymak ve seslendirmek anlamları ile belirginleşir. Kınalızâde, Hoca Sa’dü’d-dîn Efendi’nin meclisinde bulunanların “lutf-ı edâlarını gûş” ettiklerini belirtir (Kınalızâde, 2009, s. 53). Aynı zamanda eda, “söylemek, dile getirmek” anlamında kullanılır: örneğin selam vermek, “es-selâmu ‘aleykum lafzını edâ itme” (Âlî, 2020, s. 452) olarak nitelenir.
Benzer şekilde bir edebî metin üretimi de eda ile tanımlanır. Bu edebî üretim sözlü olabilir: Âşık Paşa, Hayâlî Beg’in kendine bir matla’ okumasına karşılık nazire teklif etmesi neticesinde karşılık verişini “Hâkire nazîre tekellüf itdi, zuhûr iden hasb-i hâli nazîre kısmında bu vech ile edâ itdüm, okıdum” ya da ifadesi ile belirtir (2018, s. 656). Vâhidî, “Hoş-gûy u hoş-edâ” olarak tanımlanır (Latîfî, 2018, s. 542). Aynı zamanda sözlü olmayan üretimler de eda ile tanımlanabilir. Örneğin: Fehîm Çelebi’nin Sultan İbrahim’in cülusuna düşürdüğü tarih eda etmek olarak tabir edilir: “Fehîm Çelebi sâl-i intikâl-i Sultân Murâd’ı ve târîh-i cülûs-ı Sultân İbrâhîm-i ‘âlî-nijâdı bir beytle bu gûne edâ eylemişdür”. Özellikle tarih beyitlerinin yazımı için sıklıkla eda tabiri kullanılmıştır.
Bir metnin edâsı, iyi ya da kötü olabilir. Metinlerdeki güzel eda, “ahsen, beliğ, güzel, hoş, hûb, latif, mahbûb, matbû’, melîh, müstahsen, nîk, pâkîze, pür-bahâ” olarak nitelenir ve “cezâlet, hüsn, melâhat, selâmet ve ‘uzûbet” gibi ifadelerle tanımlanır. Bir edanın başarısı; “ağırbaşlı (temkîn), akıcı (revân, selîs, hoş-nesîm), ay gibi (mehveş), beğenilen (bihîn-nizâm, dil-pezîr, nukl-i meclis-i ahbâb), cesurca (dilîrâne), doğru (hak, sahîh), etkileyici (cân-te’sîr, dilârâ, dil-firîb, şûhça), ferahlatıcı (ferah-nâk), güzel yazılmış (hoş-rakam), iç açıcı (ferah-nâk), katibane (debîr-edâ), kaygısız (bî-bâk), kokulu şarap gibi (rahîk), kolay söylenebilir ve anlaşılabilir (fasih, küşâde, pâk, rûşen), mucizevi (i’câz-âferîn, mu’ciz), nazik (bârik, nâzük, nâzikâne, nezâket-nümâ), olgun (pûhte), ölçülü (sencîde), özgün (bî-hemtâ, nâdire-zîb, tâze, tâze-rüsûm, turfe), övgüye değer (sütûde), ruha canlılık veren (rûh-efzâ), saf ve duru (rahîk), şairane (şâ’irâne), tatlı (lezîz, nefîs, şîrîn, şîrînkâr), tutarlı (yek-edâ), ustaca (çire-dest), yaratıcı (muhayyel), yeknesak olmayan (bûkalemûn, çaşnî, rengin), yumuşak (nermîn), zengin (zengîn)” gibi sıfatlarla tanımlanır. Kendine ait bir üslubu olan şairler “sâhib-edâ, mahsûs-edâ” gibi sıfatlarla nitelenir.
Edadaki başarısızlık ise anlaşılmazlık ya da yadırgatıcılık (garîb, muhayyel, safsata-zâd), eksiklik (nâkıs), kaba (galiz), karmaşıklık (iştibâk, müşevveş), küstahlık (küstâh), soğukluk (bârit, zemherir), tekdüzelik (yek-edâ, yek-ser)” gibi niteliklerle değerlendirilir. Ayrıca, lüknet (konuşma kusuru), rekâket (kekemelik), tenâfür (söyleniş güçlüğü) de edaya engel durumlar arasında sayılmaktadır.
Eda aynı zamanda telaffuz anlamında kullanılır. Özellikle şairlerin Farsça ve Arapçayı düzgün telaffuzu bu tabirle belirtilir. Örneğin, Keşfî Beg’in Farsçaya hakimiyeti “Mütâla’a-i kütüb-i Fürs'e mümâreset-i küllî kılup edâsına kâdir ve şâ'irân-ı Acem gibi nazmı selîs ü vâfir” ifadeleri ile belirtilir (Ahdî, 2018, s. 98). Buna bağlı olarak ağız, şive, lehçe ve aksan özellikleri eda terimi ile ifade edilir. Tezkirelerde dar bağlamda “edâ-yı Safâyî, Sahbân-edâ, Fârâbî-edâ, Câhıziyyü’l-edâ, Firdevsî-edâ, Mütenebbî edâsı” tabirleri görülür fakat geniş bir bağlamda bakılırsa edâ sahibi olduğu belirtilen çokça şair görmek mümkündür. Nevâyî de edâsı ile sıkla anılan bir şair olmakla beraber bazı kullanımlar, doğu Türkçesini belirten dilsel bir ifadedir. Başka dilsel belirteçler arasında “Türkî/Türkâne veya Oğuzâne edâ, Acemâne, Fârisî veya ‘Arâbî edâ, ‘Irâk-ı edâ, kûhiyâne edâ” ifadeleri yanında Rûm ya da İstanbul edasından bahsetmek mümkündür. Bir üslup olarak ise sûfiyâne edâ, kalenderâne edâ veya kudemâ edâsı tabirlerine rastlanılmaktadır.
Terimin musiki ile de ilgisi bulunur: Örneğin: Tâbî’nin türkü söylemedeki başarısı “Terennümât-ı hôş-edâyla bülbül-i mevzûn ve nağamât-ı dilkeş ile gamzedâ-yı dil-i mahzûndur. Türkî baglamada üstâd-ı dil-pezîr ve nakş u savt okımada akrânı içre bî-nazîr[dir]” denilerek övülür (Ahdî, 2018, s. 125). Terimin “nağme, nagamat, elhan, nevâ ve terennüm” gibi müzikle ilişkili terimlerle birlikte kullanıldığı örneklere rastlanır.
Ses ve konuşma ile ilgisi, terimin bülbül ve papağan ile tenasüp ilişkisi kurmasını sağlar. Örneğin: Hıfzî, “tûtî-i şeker -hâ-yı hôş-edâ” olarak tanımlanırken (Ahdî, 2018, s. 140), Âlî, evliya ve şeyhlerin bir kısmını “gülzâr-ı ‘âlemdeki gül-i bûyâ ve bülbül-i hezâr-edâ sıfatında” görür (2020, s. 82). Ayrıca mananın beden, edanın elbiseye benzetildiği örneklere de rastlanır. Rıza Tezkiresi’nde Şeyhî’nin şiirleri övülürken kullanılan şu ifadede bunun bir örneği görülebilir: “Nâzm-ı safâ-efzâsında olan ma'nâ-yı dil-firib, libâs-ı zîbâ-yı hüsn-i edâyla şâhid-i câme-zîb” (Safa veren nazmındaki gönül aldatan manalar, güzel söyleyişin süslü elbisesi ile bezenmiş bir elbise giyen güzel [gibiydi].” (2017, s. 134). Eda kelimesi âh, sûziş ve figan gibi nidalarla da ilişkilendirilir ve bu tür edalar, hazîn olarak nitelenebilir.
Eda kelimesinin yapma (ifâ) ve ödeme (ibrâ) anlamları ile sıklıkla kullanılmaktadır. Bu kullanımlara bir görevi tamamlamak (ders, vazife ya da hizmet eda etmek), dini vecibeleri yerine getirmek (namaz, hac ya da ferâ’iz eda etmek), ödemek (akçe, bahâ veya masraf eda etmek) örnek verilebilir. Ayrıca Edâyî mahlası şairlerce kullanılmaktadır.
Kelime, “yapma, ödeme, ifa ve ibra” anlamı hariç bırakılarak Sehî’nin Heşt Bihişt’inde 10, Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’sında 47, Ahdî Bağdadî’nin Gülşen-i Şu'arâ’sında 111, Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-Şu’arâ’sında 101, Kınalızade Hasan Çelebi’nin Tezkiretü'ş-Şu'ârâ’sında 46, Beyânî’nin Tezkiretü'ş-Şu'ârâ’sında 18, Riyâzü’ş-Şu’ârâ’da 35, Âlî’nin Künhü'l-Ahbar’ında 43, Rıza Tezkiresi’nde 2, Güftî Tezkiresi’nde 48, Sâlim Tezkiresi’nde 85, Safvet’in Nuhbetü'l-Âsâr min Ferâidi'l-Eş'âr’ında 9, Esrâr Dede’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’sinde 3, Şefkat-i Bağdâdî Tezkiresi’nde 4, Esad Mehmed’in Bağçe-i Safâ-endûz’unda 5, Fatin’in Hâtimetü'l-Eş'âr’ında 12, 36. Çaylak Tevfik’in Kâfile-i Şu'arâ’sında 21, Faik Reşad’ın Eslâf’ında 8, Târîh-i Edebiyât-ı Osmâniyye’sinde 2, Ahmed Bâdî’nin Riyâz-ı Belde-i Edirne’sinde 2, Mehmed Sirâceddîn’in Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ’sında 4, Ali Emirî’nin Mir’âtü’l-Fevâ’id Fî Terâcimi Meşâhir-i Âmid’inde 4 kez kullanılmıştır.
Kavram Şakâ'ik zeyllerinde de kullanılır: Mecdî’nin Hadâ'iku'ş-Şakâ'ik’inde 12, Nev‘îzâde Atâyî’nin Hadâ'iku'l-Hakâ'ik fî Tekmileti'ş-Şakâ'ik’inde 24, Uşşâkîzâde Seyyid İbrâhîm Hasîb’in Zeyl-i Şakâ'ik’inde 10, Şeyhî Mehmed’in Vekâyi‘u’l-Fuzalâ 12, Fındıklılı İsmet’in Tekmiletü’ş-Şakâ’ik fî Hakki Ehli’l-Hakâîk’inde 4, Habîbî’nin Şakâ'ik Tercümesi’sinde 8 kez kullanılmıştır.
Örnek 1:
Mezkûr Şeyh Şîrâzî kitâb-ı Gülşen-i Râz'ı manzûmât-ı Fürsde mü’ellefât-ı Şeyh Mahmûd Şebüsterîden -kuddise rûhahû- lisân-ı Türkîye tercüme idüp 'ilm-i tasavvufuñ esrâr-ı gâmızasın ve mermûzât-ı mektûmesin rûşen-edâ ve elfâz-ı sarîh ü ibârât-ı fasîh birle keşf ü îzâh itmişdür. ... Ol lisân-ı gaybuñ tercümânı olup fehm-i mermûzâtı âsân ve esrâr-ı mektûmâtı kâbil-i iz'ân olsun içün zebân-ı Türkînün elfâz-ı kadîmesiyle ta'bîr ü tahrîr itmişler ve elfâz u edâda kudemâ tavrına gitmişlerdür (Latîfî, 2018, s. 81).
Örnek 2:
Evvel Sultân Mustafâ-yı merhûmuñ şâ‘irlerinden ve zîmmet-i himmetine deyn-i lâzımü’l-edâ olan hüsn-i nevâziş ü sitâyişleri edâsına mukârin olan mezhâr-ı ihsân-ı vâfirlerinden idi (Es-Seyyid Pîr Mehmed bin Çelebi, 2018, s. 131).
Örnek 3:
Nâzm-ı safâ-efzâsında olan ma'nâ-yı dil-firib, libâs-ı zîbâ-yı hüsn-i edâyla şâhid-i câme-zîb-i fâzıl-ı yegâne ve münşî-i zemâne olup eser-i kilk-i nâdire-perdâzı usûl ü ma'âninün dem-sâzı idi (Rızā, 2017, s. 134).
Açıkgöz, N. (2013). Klasik Türk Şiirinde Üslup Eleştirisi Terimleri. T.C. Ordu Üniversitesi Uluslarası Klasik Türk Edebiyatı Sempozyumu -Prof. Dr. Mehmed Çavuşoğlu Anısına- (10-12 Mayıs 2012) Bildiri Kitabı. Uluslararası klasik Türk edebiyatı sempozyumu, Ordu.
Adıgüzel, N. (2008). Edirneli Ahmet Bâdî’nin “Riyâz-ı Belde-i Edirne” Adlı Eserinin Tezkire Kısmı. Trakya Üniversitesi.
Ahdî, B. (2018). Gülşen-i Şu’arâ (S. Solmaz, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Ali Emîrî. (2014). Mir’âtü’l-Fevâ’id fî Terâcimi Meşâhîri Âmid (G. Kut, M. Öğmen, & A. Demir, Ed.). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. ekitap.yek.gov.tr
Âlî, G. M. (2020). Künhü’l-Ahbâr (S. Donuk, Ed.). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. ekitap.yek.gov.tr
Ayverdi, Z. İ. (2011). Kubbealtı Lugatı. Kubbealtı.
Beyânî, C. M. (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ) (A. Sungurhan, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Es’ad Mehmed Efendi. (1995). Esad Mehmed Efendi’nin hayatı, edebî kişiliği ve Şâhidü’l-Müverrihîn adlı eserinin metni (R. Oğraş, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Es’ad Mehmed Efendi. (2018). Bağçe-i Safâ-endûz (R. Oğraş, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Esrâr Dede. (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye (İ. Genç, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Es-Seyyid Pîr Mehmed bin Çelebi. (2018). Meşâ’irü’ş-şu’arâ (F. Kılıç, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Faik Reşâd. (2019). Eslâf (E. Aydemir & F. Özer, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Faik Reşad, Erbay, E., & Babür, Y. (2017). Târîh-i Edebiyât-ı Osmâniyye. Çizgi.
Fatîn, D. (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eşâr) (Ö. Çiftçi, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Fındıklılı, İ. E. (2021). Fındıklılı İsmet Efendi’nin Şakâ’ik Zeyli, Tekmiletü’ş-Şakâ’ik fî Hakki Ehli’l-Hakâîk (İ. Yıldırım, Ed.). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Güftî. (2019). Teşrîfâtü’ş-Şu‘arâ (K. Yılmaz, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Güzel, B. (2012). Kemiksiz-zâde Safvet Mustafa ve “Nuhbetü’l-Âsâr min Ferâidi’l-Eş’âr” İsimli Şair Tezkiresi. Gazi Üniversitesi.
Habîbî, A. bin D. (2021). Habîbî’nin Şakâ’ik Tercümesi, ed-Devhatü’l-İrfâniyye fî Ravzati Ulemâ’i’l-Osmâniyye. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. ekitap.yek.gov.tr
Hasîb, U. İ. (2017). Zeyl-i Şakâ’ik (D. Örs, Ed.). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. ekitap.yek.gov.tr
Hayyim, S. (1962). New Persian-English dictionary. Library Association; Library Association. https://dsal.uchicago.edu/dictionaries/hayyim/
Hüseyin Remzî. (1305). Lugat-i Remzi (A. Birinci, Ed.). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.
Kaplan, F. (2021). Klasik Türk edebiyatı eleştiri terimleri sözlüğü -Latîfî tezkiresi örneği-. Dün Bugün Yarın.
Karataş, T. (2001). Ansiklopedik edebiyat terimleri sözlüğü. Perşembe Kitapları.
Kınalızâde, H. Ç. (2009). Tezkiretü’ş-Şu’arâ (A. Sungurhan Eyduran, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Lane, E. W. (1863, 93). Arabic-English lexicon. Williams and Norgate. http://arabiclexicon.hawramani.com/william-edward-lane-arabic-english-lexicon/
Latîfî. (2018). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (R. Canım, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Mecdî, M. E. (2022). Mecdî’nin Şakâ’ik Tercümesi, Hadâ’iku’ş-Şakâ’ik (B. Alpaydın & F. Odunkıran, Ed.). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. ekitap.yek.gov.tr
Mehmed Tevfik. (2017). Kâfile-i Şu’arâ (H. Koncu, M. Çakır, & F. S. Kutlar Oğuz, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Mîrzâ-zâde Sâlim, M. E. (2018). Tezkiretü’ş-şuarâ (A. İnce, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Muallim, N. (1322). Lugat-i Nâcî. Asr Matbaası.
Nazîmâ, A. & Faik Reşad. (2009). Mükemmel Osmanlı Lügati (N. Birinci, K. Yetiş, F. Andı, E. Ülgen, N. Sağlam, & A. Ş. Çorok, Ed.). Türk Dil Kurumu.
Nev‘îzâde Atâyî. (2017). Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakâ’ik, Nev‘îzâde Atâyî’nin Şakâ’ik Zeyli (S. Donuk, Ed.). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. ekitap.yek.gov.tr
Nişanyan, S. (2024). Nişanyan Sözlük.
Redhouse, J. W. (2011). Turkish and English lexicon. Çağrı.
Rızā, Z. M. S. M. (2017). Rızâ tezkiresi (G. Zavotçu, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Riyâzî, M. E. (2017). Riyâzü’ş-şuara (tezkiretü’ş-şuara) (N. Açıkgöz, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Sehî Beg. (2017). Heşt Bihişt (H. İpekten, G. Kut, M. İsen, H. Ayan, & T. Karabey, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Sirâceddîn, M. (2018). Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ (M. Arslan, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Steingass, F. J. (2005). A comprehensive Persian-English dictionary. Çağrı.
Şefkat-i Bagdâdî. (2017). Şefkat Tezkiresi (Tezkîre-i Şu’arâ-yı Şefkat-i Bagdâdî) (F. Kılıç, Ed.). T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. ekitap.ktb.gov.tr
Şemseddin Sami. (2012). Kâmûs-ı Türkî (R. Gündoğdu, N. Adıgüzel, & E. F. Önal, Ed.). İdeal Kültür.
Şeyhî, M. E. (2018). Vekâyi‘u’l-Fuzalâ (R. Ekinci, Ed.). Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. ekitap.yek.gov.tr
Tietze, A. (2002). Tarihi ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugati. Simurg.
Tietze, A. (2016). Tarihî ve etimolojik Türkiye Türkçesi lugati: C. İkinci Cilt C-E (S. Tezcan, Ed.). Türkiye Bilimler Akademisi.
Türk Dil Kurumu. (2019). Türk Dil Kurumu Sözlükleri. Türk Dil Kurumu. https://sozluk.gov.tr/
Uslu, M. (2007). Ansiklopedik Türk dili ve edebiyatı terimleri sözlüğü. Yağmur.