DÜRERBÂR/DÜRERNİSÂR (DÜRER-BĀR/DÜRER-NİS̠ĀR)

tab‘-ı dürer-bâr, eş‘âr-ı dürer-bâr, kelâm-ı dürer-bâr, nutk-ı dürer-bâr, güftâr-ı dürer-bâr, dîvân-ı dürer-bâr, şi‘r-i dürer-bâr, kalem-i dürer-bâr, lisân-ı dürer-bâr, âsâr-ı dürer-bâr, elfâz-ı dürer-bâr, nazm-ı dürer-bâr, gazel-i dürer-bâr, kelimât-ı dürer-bâr, zebân-ı dürer-bâr, ebyât-ı dürer-bâr, mazmûn-ı dürer-bâr, enfâs-ı dürer-bâr, hâme-i dürer-bâr, aklâm-ı dürer-bâr, matla‘-ı dürer-bâr, âsâr-ı dürer-nisâr, inşâ-yı dürer-nisâr, tahrîr-i dürer-nisâr, eş‘âr-ı dürer-nisâr, tab‘-ı dürer-nisâr, ebyât-ı dürer-nisâr


* “İnci/inciler yağdıran/inci saçan”, “güzel söz/ler söyleyen”, “inci gibi söz söyleyen” ve “zarif/latif” gibi sözlük anlamları olan, tezkirelerde ise estetik açıdan kusursuz ve aynı zamanda ince ve derin anlamlar ihtiva eden, etkileyici, zarif, nadide, kıymetli ve rağbet gören şiirleri nitelemek ve şairin bu nitelikte şiirler yazabilme yeteneğine sahip olduğunu ifade etmek amacıyla tezkirelerde yaygın bir şekilde kullanılan terimler.



Sözlük Anlamı

Arapça bir isim olan “dürer” kelimesi, “inci” (Lügat-i Nâcî, t.y., s. 409; Mükemmel Osmanlı Lügati, t.y., s. 372), “inci tanesi” (Kâmûs-ı Türkî, t.y., s. 608; Yeni Türkçe Lügat, t.y., s. 324), “büyük/iri inci tanesi” (Kanar, 2009, s. 767; Lehçe-i Osmânî, t.y., s. 1120; Lügat-i Cûdî, t.y., s. 485), “büyük ve zî-kıymet (kıymetli) inci” (Lügat-i Remzî, t.y., s. 535) anlamlarına gelen Arapça “dürre” kelimesinin çoğulu  olup sözlüklerde bu kelime için “inciler” (Resimli Kâmûs-ı Osmânî, t.y., s. 469; Resimli Türkçe Kâmûs, t.y., s. 342; Vankulu Mehmed Efendi, 2014, s. 775), “inci taneleri” (Ayverdi, 2010, s. 314), “büyük/iri inciler” (Kanar, 2012, s. 869; Lügat-i Remzî, t.y., s. 536; Yeni Türkçe Lügat, t.y., s. 322) ve “büyük/iri inci taneleri” (Devellioğlu, 2007, s. 194; Kanar, 2009, s. 764) anlamları verilmektedir.

“Yağmak, yağdırmak” anlamlarına gelen Farsça “bârîden” mastarından (Kanar, 2015, s. 267) türetilmiş olan ve birleşik sıfat yapımında kullanılan “-bâr” için sözlüklerde “yağdırıcı” (Lügat-i Cûdî, t.y., s. 173; Lügat-i Remzî, t.y., s. 156), “dökücü” (Lügat-i Remzî, t.y., s. 156), “yağdıran, serpen, saçan, döken” (Devellioğlu, 2007, s. 70; Kâmûs-ı Türkî, t.y., s. 261) anlamları verilmektedir. Arapça “-nisâr” kelimesi de yine sonuna eklendiği kelimelere “saçan, saçıcı, serpen, dağıtan” anlamı katarak Farsça usulüyle birleşik sıfatlar yapar (Ayverdi, 2010, s. 935).  

“Dürer-bâr” kelimesi için sözlüklerde “inci/inciler yağdıran” (Ayverdi, 2010, s. 314; Kâmûs-ı Türkî, t.y., s. 605; Yeni Türkçe Lügat, t.y., s. 322), “güzel söz/ler söyleyen” (Kanar, 2009, s. 764; Yeni Türkçe Lügat, t.y., s. 322) ve “inci gibi söz söyleyen” (Ayverdi, 2010, s. 314; Kâmûs-ı Türkî, t.y., s. 605) anlamları verilmektedir. Sözlüklerin benzer anlamlar verdikleri “dürer-bâr” kelimesi için sadece Staingass, diğer sözlüklerdeki anlamlarına ek olarak “graceful, elegant (zarif, latif)” (1963, s. 511) anlamlarını da verir. 

“Dürer-nisâr”a ise “dürer-bâr”dan farklı olarak sadece gerçek anlamıyla (inci saçan) (Kâmûs-ı Osmânî, t.y., s. 598) ve bir sözlükte yer verilmiştir.  




Terim Anlamı

“Güzel/inci gibi söz söylemek” ve “zarif/latif” gibi sözlük anlamları olan “dürer-bâr” sıfatı, tezkirelerde de incinin bütün özelliklerini şiire aktaran bir terim olarak yaygın bir şekilde kullanılmıştır. “Dürer-bâr” kadar yaygın olmamakla beraber, “dürer-nisâr”ın da aynı amaçla kullanıldığı görülmektedir. 

“Dürer-bâr” ve “dürer-nisâr”, hem estetik açıdan kusursuz hem de aynı zamanda ince ve derin anlamlar ihtiva eden, dolayısıyla da oldukça etkileyici, zarif, nadide, kıymetli ve rağbet gören şiirleri nitelemek için kullanılan terimlerdir. Şairin şairlik kabiliyeti ve kalemi için sıfat olarak kullanılmaları ise söz konusu şairin bu nitelikte şiirler yazma yeteneğini ifade etme amacı taşımaktadır.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

“Dürer-bâr” kelimesi ilk defa Sehî Beg’in Heşt Bihişt’inde ve Mevlânâ Şâh Çelebi’nin şiirinden örnek verilirken onun şiirlerini nitelemek amacıyla “Ve bu beyt anun elfâz-ı dürer-bârından sâdır olan eş‘ârındandur.” (İpekten, vd. 2017, s. 40) ümlesi içinde geçmektedir. Bu ilk örnekte “dürer-bâr”ın terim anlamına ilişkin herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Böyle bir kullanım şekline diğer tezkirelerde de rastlanır. Müellif genellikle söz konusu terimin anlamına ilişkin hiçbir açıklama yapmadan ya da ipucu vermeden örnek vereceği şiir/şiirler ya da bu şiirlerin kaynağı olan şairlik kabiliyeti (tab‘) için “dürer-bâr”ı bir sıfat olarak kullanır. Böyle bir örnekte, “dürer-bâr” olarak nitelendirilmiş olan şiirin içinde de “diş, bahr/deryâ, güher, gavvâs” gibi “inci” ile doğrudan bağlantılı olan kelimelerin geçiyor olması dikkat çekicidir. (Örnek 1) 

“Dürer-bâr” olarak nitelendirilen şiir, her şeyden önce, beğenilen ve rağbet gören ve dolayısıyla da şairini çağdaşları arasında seçkin bir konuma yükselten şiirdir. Râmiz, Hasîb’in “inciler saçan şiirleriyle çağdaşı olan diğer şairler arasında seçkin bir yere sahip olduğunu” (Erdem, 2019, s. 76) söyler.

“Dürer-bâr” sıfatı şairin sadece şiir ya da şiirleri için değil, aynı zamanda şairin şairlik kabiliyetinin vasfı olarak “tab‘-ı dürer-bâr” şeklinde de kullanılmaktadır. (Örnek 2) Bu kullanım şekli, söz konusu terimin örnek verilen şiir/şiirler için kullanılmış olmasından daha yüceltici bir nitelik taşımaktadır. Çünkü bu durumda şairin sadece bir ya da birkaç şiirine değil, onun böyle şiirler yazabilme kabiliyetine bir vurgu yapılmaktadır. Aynı anlamı ihtiva eden başka bir kullanım şekli de “dürer-bâr”ın şairin kalemini nitelemek için “kalem-i/hâme-i/aklâm-ı dürer-bâr” şeklinde kullanılmasıdır. Çünkü bu kullanım şeklinde yüceltilen de yine şairin şiir yazma kabiliyetidir. Böyle bir örnekte şairin kaleminin “dürer-bâr”a ek olarak aynı zamanda “sehhâr” olarak da nitelendirilmiş olduğu görülür. (Örnek 3) Bu da “dürer-bâr” olarak nitelendirilen şiirlerin oldukça etkileyici bir nitelik taşıdığı çıkarımını yapabilmeyi mümkün kılar.  

“Dürer-bâr” olarak nitelendirilen şiirleri bu kadar etkileyici yapan şeyin ne ya da neler olduğu konusunda ise tezkirelerde yer alan müstakil ve derli toplu bir açıklama yoktur. Ancak tezkireler içinde dağınık bir şekilde yer alan bazı ifadelerden hareketle, “dürer-bâr”ın terim anlamına ulaşabilmek mümkündür. Bu terimin oldukça sık bir şekilde (65 kez) kullanılmış olduğu Gülşen-i Şu’arâ, bu konuda bize oldukça yardımcı olacak zengin bir malzeme barındırmaktadır. 

“Dürer-bâr” vasfı taşıyan şiirlerle ilgili olarak en çok vurgulanan şeylerden biri, bu şiirlerin geniş kitlelerin ve en önemlisi de incelikleri kavrayabilecek kapasitede olan kimselerin büyük beğenisini kazanmış olmasıdır. Bunun da genellikle incinin küpe olarak da kullanılması sebebiyle “kulağa küpe olmak” deyimini çağrıştıracak ve söz konusu şiirlerin akıllarda kalıcılığına vurgu yapacak bir şekilde ifade edilmiş olduğu görülür. Ahdî, Germî’nin üç dille (Arapça, Farsça ve Türkçe) yazdığı şiirlerinin (inci bir küpe gibi) hüner ehli kimselerin kulaklarında olduğunu söyler (Solmaz, 2018, s. 95). İncinin kıymetli bir süs eşyası olmasına bağlı olarak “sarrâf” kelimesi de bu şiirlerin beğeni kazanmış olmasına vurgu yapılan cümleler içinde kendisine yer bulur. Mesela Rahîmî’nin “eş‘âr-ı dürer-bâr”ı sıradan insanların değil, “girûdâr-ı bâzâr-ı sarrâfân”ın beğenisine mazhar olmuştur (Solmaz, 2018, s. 172). Sarraf vurgusu, “altının kıymetini sarraf bilir” ifadesindeki gibi, bu şiirlerin değerini de ancak şiirden anlayan, incelikleri kavrayabilen zevk sahibi insanlar tarafından anlaşılabileceğini ifade eder. Bu da “dürer-bâr” olarak nitelendirilen şiirlerin birçok bakımdan incelikler ve güzellikler barındırıyor olduğunun dolaylı ifadesidir. Bunların neler olduğunu anlamak için incinin hangi özelliklere sahip olduğuna bakmak gerekir. Çünkü “dürer-bâr” teriminin incinin sahip olduğu bütün nitelikleri şiire aktarmak için kullanıldığı görülmektedir. 

Bilindiği gibi inci; denizin derinliklerinden çıkarılan, kıymetli, nadide, pürüzsüz, estetik bir görünüme sahip ve oldukça zarif bir süs eşyasıdır. Şiir söz konusu olduğu zaman, derin ve ince anlamlar ihtiva etmenin de “dürer-bâr”ın terim anlamı kapsamına girdiği görülmektedir. Yani bu terim, şiirin hem estetik olarak hem de barındırdığı anlam bakımından yüksek bir değere sahip olduğunu ifade etmektedir. 

Ahdî, Veznî’nin “eş’âr-ı dürer-bâr”ını “temâm ‘ayâr” olarak nitelerken (Solmaz, 2018, s. 295) “dürer-bâr” şiirin saf ve dolayısıyla kıymetli oluşuna vurgu yapar. Ali Emîrî Efendi, Hâsim’in “her kelâm-ı dürer-bârının belagat tartışmalarında kesin birer delil niteliği taşımasından dolayı çağdaşları arasında ‘Hâsim (kesip atan)’ mahlasıyla parmakla gösterilen bir şair olduğunu” (Kadıoğlu, 2018, s. 206) söyler. Kınalı-zâde Hasan Çelebi ise Bâkî ve Ubeydî’nin “eş‘âr-ı/elfâz-ı dürer-bâr” olarak nitelendirdiği şiirlerinin her ikisini de “âb-ı revân”a (akarsu) benzeterek bu şiirlerin saflığına ve akıcılığına vurgu yapar (Sungurhan, 2017, s. 222, 545). Bu kadar kusursuz olan bir şiir de elbette ki inci gibi kıymetli ve nadirdir.  Bunun için de Ahdî, bu şiiri “dürr-i yetîm”e, yani sedefinden tek olarak çıkarılan iri inciye benzeterek (Solmaz, 2018, s. 306) nadide, eşsiz güzellikte ve kıymetli oluşuna vurgu yapar. Nitekim “dürr-i yetîm”, sedefinde tek olduğu için iridir. İncinin de tek ve iri olanı makbul ve daha değerlidir. 

“Dürer-bâr” olarak nitelendirilen şiirlerin özelliklerinden biri de latif/zarif manalar ihtiva etmesidir. Nitekim Ahdî, Hâtıfî’nin “nazm-ı dürer-bâr”ı için “ma‘ânî-i latîf ile ârâste” ifadesini kullanır (Solmaz, 2018, s. 301). Rızâ da Sultân Murâd’ın “tâb‘-ı dürer-bâr”ından doğmuş/meydana gelmiş beyitlerini “letâfet-şi‘âr” olarak nitelendirir (Zavotçu, 2017, s. 42).  Bu örnekler, “dürer-bâr” kelimesi için sadece Steingass tarafından verilen “zarif, latif” anlamlarının da “dürer-bâr”ın terim anlamı kapsamında olduğunu göstermektedir. 

“Dürer-bâr” olarak nitelendirilen şiir için söz konusu edilen başka bir özellik de bu şiirin derin anlamlar barındıran remizlerle dolu olmasıdır. Ahdî, Rumûzî’nin “nazm-ı dürer-bâr”ının Mahzenü’l-Esrâr gibi (ilahi sırlar barındıran) remizlerle dolu olduğunu” (Solmaz, 2018, s. 167) söyler. Kınalı-zâde Hasan Çelebi de yine İlmî’nin “dürer-bâr” şiirlerinin saf ibareler ve üstün istiarelerle süslü olduğunu söyler (Sungurhan, 2017, s. 573). Bu da “dürer-bâr” şiirin en azından kullanılmış olan istiareler bakımından da bir orijinallik taşıyor olduğu anlamına gelir. 

“Dürer-bâr” teriminin geçtiği son tezkiredeki son örnekte söz konusu terim, gerçek adı olan “Hasan”ı mahlas olarak seçmiş olan şairin üç dilde (Arapça, Farsça ve Türkçe) yazmış olduğu eserlerine sıfat olarak “âsâr-ı dürer-bâr” şeklinde kullanılmıştır (Kadıoğlu, 2018, s. 264).  

“Dürer-nisâr”ın ise “dürer-bâr” terimine kıyasla tezkirelerde oldukça az kullanılmış olduğu görülmektedir. Bu nedenle de “dürer-nisâr”ın terim anlamına ilişkin detaylı bir analiz yapabilmeyi sağlayacak bir malzeme elimizde bulunmamaktadır. Ancak onun da “dürer-bâr”la aynı ya da oldukça benzer bir terim anlamına sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim “dürer-nisâr”ın da tıpkı “dürer-bâr” gibi şairin şiirinden örnek verileceği zaman onun şiirini nitelemek için ve övücü birtakım ifadelerle birlikte kullanıldığı görülmektedir. Mesela Hâtemî’nin “âsâr-ı dürer-nisâr”ından olan matlaları için hem “pür-envâr” nitelemesi yapılır hem de bunların belagat ehlince beğenildiği ve rağbet gördüğü söylenir (İsen, 2017, s. 240). (Örnek 4) 

Şiiri nitelemek için “dürer-bâr” ile benzer bir kullanım şekline sahip olduğu görülen “dürer-nisâr”la ilgili olarak dikkati çeken şey, “dürer-bâr”ın sadece şiiri nitelemek için kullanılmış olmasına karşılık, “dürer-nisâr”ın hem şiiri hem de nesri nitelemek için kullanılmış olmasıdır. Mesela Gelibolulu Mustafa Âlî, Mevlânâ Ali Çelebi’nin nesir sahasında Hâce-i Cihân derecesinde âsâr-ı dürer-nisârı olduğunu (İsen, 2017, s. 174) söyler. “Dürer-nisâr” teriminin geçtiği son tezkiredeki son kullanımda da söz konusu terim “inşâ”yı nitelemek için kullanılmaktadır. (Örnek 5) 

Oldukça zarif, nadir bulunan ve kıymetli bir süs eşyası olan incinin klasik Türk şiirinde de şairin bizzat kendisi tarafından sözünün/şiirlerinin değerini vurgulamak, kendisini övmek ve yüceltmek amacıyla bir benzetme unsuru olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bu durumda şairin şairlik kabiliyeti de söz ve mana denizinin derinliklerine dalıp o inci gibi şiirleri gün yüzüne çıkaran dalgıç ya da o denizin kendisi olmaktadır: Gûş-ı agyâr olamaz lâyık-ı dürr-i sühanun/ Kıymet-i gevher-i yek-dâneyi herkes bilmez (Âgâh, G. 135/4), Tab‘ olur dürr-i nazm içün Nazmî/ Kulzüm-i lafz u ma‘nîye gavvâs (Edirneli Nazmî, G. 3002/5), Dür nisâr ider Celîlî dişlerün vasf idicek/ Âferîn-tab‘ına kim dürr-i sühan ‘ummânıdur (Celîlî, G. 83/10).

Tezkirelerde yaygın bir şekilde kullanılmış olan “dürer-bâr/dürer-nisâr” terimlerinin klasik Türk şiirinde sıklıkla karşımıza çıkan “şairin kendi şiirini inciye benzetmesi” geleneğiyle yakından ilişkili olduğu, hatta bu geleneğin devamı olduğu açıktır. Aralarındaki tek fark, şiir-inci benzetmesini yapan kişinin kimliğidir. Şiirlerde bu benzetmeyi yapan kişi şairin kendisi iken tezkirelerde ise tezkirenin müellifidir. Dolayısıyla da tezkirelerdeki değerlendirmelerin şiirlerdeki kullanıma kıyasla daha nesnel olduğunu söylemek mümkündür. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

“Dürer-bâr” terim olarak Heşt Bihişt’te 3, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da 14, Gülşen-i Şuʿarâ’da 65, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ’da 2, Kınalı-zâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında 35, Beyânî Tezkiresi’nde 2, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı’nda 4, Rızâ Tezkiresi’nde 13, Tezkire-i Mucîb’de 2, Safâyî Tezkiresi’nde 14, Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi’nin Tezkiretü’ş-Şuarâ’sında 1, Nuhbetü’l-Âsâr li-Zeyli Zübdeti’l-Eş‘âr’da 5, Nuhbetü’l-Âsâr min-Ferâidi’l-Eş‘âr’da 5, Âdâb-ı Zurafâ’da 15, Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’de 4, Mir’ât-ı Şi‘r’de 4, Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ’da 4 ve Tezkire-i Şu‘arâ-yı Âmid’de 3 defa geçmektedir.

“Dürer-nisâr” ise terim olarak Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ’da 2, Gülşen-i Şuʿarâ’da 3 ve Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı’nda 3 defa geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1:

Bu birkaç beyt anlarun zâde-i tab‘-ı dürer-bârından ve netîce-i efkâr-ı güher-nisârındandur.

Şi‘r: 

Cân u dil vaslundan özge bir temennâ bulmadı

Dîde dîdârundan özge bir temâşâ bulmadı 

Hil‘at-ı hüsni çog ölçüp dikdi hayyât-ı kader

Lîk bu endâzede bir kadd-i bâlâ bulmadı

Dişlerün vasfında ‘aklum taldı bahr-ı hayrete

Şol güherler buldı kim gavvâs-ı deryâ bulmadı (Canım, 2018, s. 344).

Örnek 2:

Bu matla‘ zâde-i tab‘-ı dürer-bârındandur.

Matla‘: 

İtdirür handelerin lü’lü-i lâlâ seyrin

Gösterür la‘l-i lebün sâgar-ı sahbâ seyrin (Sungurhan, 2017, s. 888).

Örnek 3:

… bir şâ‘ir-i nâdire-güftâr olup işbu gazel-i âbdâr mezbûrun âsâr-ı melâhat-disâr ve eser-i kilk-i sehhâr ve kalem-i dürer-bârıdur (Kılcı, 2001, s. 79).

Örnek 4:

Ve bu metâli‘-i pür-envâr mezburuñ âsâr-ı dürer-nisârındandur ki cümlesi güzîde ve inde’l-bulegâ makbûl ü pesendîde sözlerdür. 

Min nazmihî

Görüp nâfında cânânun siyeh bir hâl-i ‘anber-bû

Nedür didüm göbek miski didi ol gözleri âhû (İsen, 2017, s. 240).

Örnek 5:

Hoşça eş‘ârı ve tahsîne lâyık inşâ-yı dürer-nisârı vardur (İsen, 2017, s. 267).




Kaynaklar

Akpınar, Ş. (hzl.) (2017). Âgâh Dîvânı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195642/agah-divani.html

Ayverdi, İ. (2010). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları. 

Canım, R. (hzl.) (2018). Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html  

Devellioğlu, F. (2007). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları. 

Doğan Averbek, G. (2017). Edirneli Nazmî Dîvânı (Cilt 2). Amerika Birleşik Devletleri: CreateSpace Publishing Platform. 

Erdem, S. (hzl.) (2019). Azîz-zâde Hüseyin Râmiz, Âdâb-ı Zurafâ, İnceleme-Tıpkıbasım-İndeks. Ankara: AKM Yayınları. 

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html

Kâmûs-ı Osmânî (Cilt 4). (t.y.). Erişim adresi:  https://www.osmanlicasozlukler.com/kamusiosmani/sozluk.html  

Kâmûs-ı Türkî. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/kamusiturki/sozluk.html

Kanar, M. (2009). Osmanlı Türkçesi Sözlüğü (Cilt 1). İstanbul: Say Yayınları.

Kanar, M. (2012). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları. 

Kanar, M. (2015). Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.

Kazan Nas, Ş. (hzl.) (2018). Celîlî Dîvânı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211944/celili-divani.html

Kılcı, M. (2001). Enderunlu Mehmet Âkif-Mir’ât-ı Şi‘r. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana. 

Lügat-i Cûdî. (t.y.). Erişim adresi:  https://www.osmanlicasozlukler.com/cudi/sozluk.html

Lügat-i Nâcî. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/lugatinaci/sozluk.html

Lehçe-i Osmânî (Cilt 2). (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/lehceiosmani/sozluk.html

Lügat-i Remzî (Cilt 1). (t.y.). Erişim adresi:  https://www.osmanlicasozlukler.com/lugatiremzi/sozluk.html

Mükemmel Osmanlı Lügati. (t.y.). Erişim adresi:  https://www.osmanlicasozlukler.com/osmanli/sozluk.html

Resimli Kâmûs-ı Osmânî (Cilt 2). (t.y.). Erişim adresi:  https://www.osmanlicasozlukler.com/resimlikamus/sozluk.html

Resimli Türkçe Kâmûs. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/turkcekamus/sozluk.html

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ şuʿarâ’sı (İnceleme-metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html

Steingass, F. (1963). Persian-English Dictionary. London: Routledge & Kegan Paul. 

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇-Tezkı̇retü’ş-şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html

Vankulu Mehmed Efendi. (2014). Vankulu Lügati (Cilt 1). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.  Erişim adresi: https://kamus.yek.gov.tr

Yeni Türkçe Lügat. (t.y.). Erişim adresi: https://www.osmanlicasozlukler.com/turkcelugat/sozluk.html

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html




Yazım Tarihi:
15/09/2025
logo-img