dil-firûz
* Sözlüklerde “gönle aydınlık veren, gönlü aydınlatan, ferahlık veren” anlamları verilen, tezkirelerde “hoşa giden, beğenilen, iç açıcı” kelime, üslup, söz, şair, nağme, beyit ve şiirler için kullanılan terim.
Farsça dil (gönül) kelimesi ile efrûhten (yakmak, yanmak, aydınlanmak, alevlenmek) mastarının muzari gövdesi “efrûz (firûz/fürûz)’dan oluşan, “gönlü aydınlatan, gönle ışık saçan; gönle ferahlık veren, sevindiren” anlamlarında birleşik sıfat (Ayverdi, 2006, s.710; Devellioğlu, 2012, s.211; Kanar, 2016, s. 172). Tietze kelimeyi ‘gönlü aydınlatan’ ‘dil V+ Fa. afrüz ‘parlatan” şeklinde tanımlar (2016, s. 416). Steingass, “gönlü neşelendiren, keyifli” (1998, s. 416), Dihhuda, “sevinç veren, gönlü aydınlatan, gönlün huzur kaynağı” (1998, s. 11009), Kanar, “gönül aydınlatan, iç açıcı” (2016, s.660), Tulum “gönlü aydınlatıcı, gönle ferahlık verici (söz/yer)” (2023, s. 341), Afîfî, “gönle aydınlık veren, gönlün beğendiği” karşılıklarını verir (1391, s. 1022).
Hoşa giden, beğenilen, iç açıcı kelime, söz, üslup, nağme, beyit, şiir ve şairler.
Kelime, terim anlamıyla sadece Gülşen-i Şu’arâ ve Kâfile-i Şu’arâ’da geçmektedir. Gülşen-i Şu’arâ’da, 12 yerde dil-efrûz, bir yerde dil-firûz şekliyle kullanılır. Terim daha çok terkip içinde “ebkâr-ı dil-efrûz, eş’âr-ı dil-efrûz, güftâr-ı dil-efrûz, hüsn-i edâ-yı dil-efrûz, kelimât-ı dil-efrûz, matlaʿ-ı dil-efrûz, nağamât-ı dil-efrûz, şâʿir-i dil-efrûz; Enverî-i dil-firûz” şeklinde sıfat olarak kullanılmıştır. Bir yerde özne görevindeki “güftâr-ı pür-sûz”, bir yerde de “eşʿâr-ı tahayyül-engîz” terkipleri için yüklem olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla terim Gülşen-i Şu’arâ’da “ebkâr, eşʿâr, hüsn-i edâ, güftâr, kelimât, matla, nağamât, Enverî ve şâʿir (Feyzî Çelebi)” kelimeleri için sıfat olarak kullanılmıştır.
Gülşen-i Şu’arâ’da terimin geçtiği hemen her cümlede yakıcı, çok yakıcı anlamına gelen “pür-sûz” sıfatının da kullanılmış olması dikkat çekmektedir. Yakıcı, çok yakıcı anlamlarına gelen “pür-sûz” ve efrûhten/efrûz fiilinin “yakmak, yanmak, aydınlanmak, alevlenmek” anlamlarından hareketle bahsi geçen kavramların çok etkileyici, dikkat çekici özellikleri vurgulanmak istemiştir. Özellikle şiir ve sözle ilgili “ebkâr, güftâr, kelimât, matla, nağamât” için kullanıldığında terimin lirik, yakıcı ve duygusal yoğunluk anlamı kattığı söylenebilir. Bâkî’nin “Eşʿâr-ı pür-sûzı ve ebkâr-ı dil-efrûzı meşhûr-ı ‘âlem ve manzûr-ı dîde-i benî âdem”dir (Solmaz, 2018, s. 79) Dâʿî Efendi’nin “Eşʿâr-ı dil-efrûzı gün gibi rûşen ü pür-sûz”dur (s. 83). Emir Çelebi’nin “Eşʿâr-ı tahayyül-engîzi dil-efrûz ve güftâr-ı tefekkür-âmîzi pür-sûz” (s. 107) olarak ifade edilmiştir. Vasfî’den söz edilirken “nağâmât-ı dil-efrûzı sûz-endâz-ı dil-i ümerâ”dır (s. 299) denilerek onun gönülleri yakan/aydınlatan nağmelerinin hükümdarların gönüllerini yaktığı ifade edilmiştir (Örnek 1). Terimin tanımı yapılmamış olsa da örnek verilirken bu terimle geçiş yapılan yerlerdeki şiirlerin âşıkâne temalı olduğu, âşığın trajik hâllerinin ön plana çıktığı görülür. Sözgelimi Basîrî bahsinde şiir örneklerinden önce “Kelimât-ı dil-efrûzı dil-pezîr ve ebyât-ı pür-sûzı bî-nazîr” (s. 120) ifadesi geçmekte ve lirik örneklere yer verilmektedir (Örnek 2). Sâni’î’den bahsedilirken “matlaʿ-ı dil-efrûz” (s. 203) terkibinin yer aldığı geçiş cümlesinden sonra verilen örnekte de hüzün temasının öne çıktığı görülür (Örnek 3). Saʿyî Çelebi’nin “eşʿâr-ı pür-sûzı ve güftâr-ı dil-efrûzı bî-hadd ü lâ-yuʿad” (s. 176) olarak ifade edilir. Verilen örnekler de âşığın trajedisini yansıtan lirik örneklerdir. Feyzî Çelebi’nin örnek matla’larından önce “Bu matla-ı dil-sûz ol şâ’ir-i dil-efrûzundur.” (s.246) denilerek iki beyit örnek verilir. Cümledeki “matla-ı dil-sûz” terkibi ve örnek iki matladaki aşk, yanma ve hüzün teması etkileyici, sarsıcı ve yakıcı şiirler söyleyen şairi ifade eden bir terim olarak kullanılmıştır (Örnek 4).
Kâfile-i Şu’arâ’da Celâl mahlaslı şairin gazelinden önce “nağme-i hazîn-i dil-efrûz” (2017, s. 159) ibaresi kullanılır. Cümledeki bülbül ve hazîn kelimeleri terimin etkileyici, yakıcı anlamlarını öne çıkarmaktadır. “Hayf” redifli örnek gazelde dertli âşığın, aşktan ve aşkın hâllerinden yakınmaları işlenmektedir (Örnek 5).
İki tezkirede anlamı ve tanımı açıkça verilmemiş olsa da bağlam ve örnek olarak verilen şiirler, terimin “etkileyici, lirik, âşıkane, parlak” söz, orijinal ifade, şiir, beyit, nağme, üslup, şair için kullanıldığını göstermektedir. Kelime terim anlamının dışında tezkirelerde ve divanlarda “şehir, zülf, gîsû, savt, diyâr, yârân, şehr, terennüm” gibi kavramları “beğenilen, etkileyici, zevk veren, hoşa giden” anlamlarında nitelemek için kullanılmıştır.
Kelime terim anlamıyla Gülşen-i Şu’arâ'da 12, Kâfile-i Şu’arâ’da bir yerde kullanılmıştır.
Örnek 1:
Degme kimse ile imtizâc idemez fe-emmâ âvâz-ı pür-sûzı halet-bahş-ı ʿuşşâk-ı bâ-nevâ ve nağâmât-ı dil-efrûzı sûz-endâz-ı dil-i ümerâ ve musâhabet-i latîfi makbûl-i suhen-güzerân-ı cihân ve ebyât-ı şerîfi pesend-i yârân-ı zamândur (Solmaz, 2018, s. 299).
Örnek 2:
Kelimât-ı dil-efrûzı dil-pezîr ve ebyât-ı pür-sûzı bî-nazîr erbâb-ı basîret bu tahrîrden habîrdür. Cümlesinden bir iki Fârisî ve Türkî matlaʿanlarundur. Nazm:
Kirpigün sihr okları ebrûlarundur yay ana
Bir benüm gibi belâ-keş uğrar ise vay ana
Âşıklarını âh o Mesîhâ-dem öldürür
Bu âdem öldürür ki Mesîh âdem oldurur (Solmaz, 2018, s. 120).
Örnek 3:
Mâsadak-ı güftâr diyü bu matlaʿ-ı dil-efrûz kilk-i gül-bîz ile ve bu beyt-i pür-sûz kalem-i güher-rîz ile dîdâr gösterüp nakş u nigâr olundı. Şiʿr:
Nihâl üstinde ey gonce seher kim cilve-gersin sen
Dem-â-dem çeşm-i bülbülden akan hûn-ı cigersin sen
Yazarken ey kalem engüşti vasfın ol perî-rûnun
Ne hâletdür ʿaceb bilsem hem ağlarum gülersin sen (Solmaz, 2018, s. 203).
Örnek 4:
Bu matlaʿ-ı dil-sûz ol şâʿir-i dil-efrûzundur... Şiʿr:
Şemʿe pervâneleri sanma ki bîhûde yanar
Cezbe-i hüsn-i dil-efrûzun ile od da yanar
[Diger] Pâyini tomrukda gördi gonce-i nev-restenün
Benzinün uçduğı budur bülbül-i dil-hastenün (Solmaz, 2018, s. 246-247).
Örnek 5:
Gazel-i âtî andelîb-i hoş-elhân-ı tab’ının bir nağme-i hazîn-i dil-efrûzudur:
Gazel
Susdu hezâr geçdi dem-i nev-bahâr hayf
Uşşâka kaldı hasret ile âh ü zâr hayf
Nakş-ı hayâli kaldı gönülde misâl-i dâğ
Oldu harâbe-zârî-i gam lâle-zâr hayf
Seyr et ne geldi başıma bu rûzgârda
Oldum hevâ-yı zülfün ile târumâr hayf (Kutlar vd., 2017, s. 159).
Afîfî, R. (1391). Ferheng-nâme-i Şi’rî. C. II. Tahran.
Ayverdi, İ. (2006). Kubbealtı Lügati Misalli Büyük Türkçe Sözlük. C.2. İstanbul: Kubbealtı Neşriyat.
Devellioğlu, F. (2012). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. 29. Baskı. Ankara: Aydın Kitabevi.
Dihhuda, A. E. (1998). Lugat-nâme. C. VII. Tahran: Müessese-i İntişarat ve Çap-ı Danişgâh-i Tahran.
Kanar, M. (2016). Büyük Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Kutlar Oğuz, F. S., Koncu, H., ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Mehmed Tevfik Kâfile-i Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Steingass, F. (1998). Persian-English Dictionary. Beyrut: Librairie du Liban.
Tietze, A. (2016). Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati. C. I. Ankara: TÜBA.
Tulum, M. (2023). Alıntılar Sözlüğü. C.2. İstanbul: Ketebe Yayınları.