DİKKAT (DİḲḲAT)

dikkat-i tab’, dikkat-i hayâl, dikkat-i fikr, dikkat u cevdet, hüsn-i dikkat, dikkat-i ma’ânî, dikkat ü hayâl, dikkat-i şi’r, dikkat-i ma’ânî.


* Tezkirelerde genellikle “hayâl”, “mu’ammâ” ve “tasannu’” kelimeleriyle bir arada kullanılan dikkat terimi, “incelik” ve “ince görme/düşünme” temel anlamlarından çok da uzaklaşmayarak müellifin, îhâm, tahyîl, muamma vb. müphemiyet yaratan bedî’ sanatları ve hünerleri incelikli ve özenli bir şekilde eserinde kullanması veya şiirde bu unsurların bulunması anlamına gelir.



Sözlük Anlamı

“Bir nesneyi kırıp ufatmak” (Koç ve Tanrıverdi, 2013, s. 3980), “ezmek, dövmek, vurmak, toz hâline getirmek” (Mutçalı, 2016, s. 273) anlamına gelen Arapça dakka (د ق ق) mücerret sülasi fiilinden mastar olan dikkat kelimesi “incelik; hassaslık; ufaklık; doğruluk; önemsizlik” (Mutçalı, 2016, s. 273) ve bir nesnenin fiziksel olarak ince ve ufak olması anlamına gelir (Koç ve Tanrıverdi, 2013, s. 3981). Dikkat kelimesine Ahterî Mustafa Efendi “ince etmek ve ziyade fikredip ayırtmak ve küçürek nesne; sağîr gibi” manalarını verir (2009, s. 168). Kelimenin incelik, ince olma/etme anlamları “dikkat-i nazar” örneğinde olduğu gibi mecazi anlamıyla da çeşitli kavramları ifadede kullanılır. Şemseddin Sami’nin ve Hüseyin Remzî’nin dikkat kelimesine verdikleri karşılıklarda bu durumu görmek mümkündür: “1. İncelik, ufaklık 2. İnceden inceye düşünme veya bakma. Kemâl-i ihtimâmla mülâhaza veya nazar itme: dikkatle bakmak, okumak, yapmak. 3. Ehemmiyet verme, ehemmiyetle çalışma: yazıya dikkat et; siz bu işe dikkat etmemişsiniz” (Şemseddin Sami, 1317, s. 612); “dakîklik, incelik ve ufaklık ve bir nesneyi inceltmek ve sarf-ı zihn etmek ve ihtimâm ve tecessüs ve etrafa nazar ve mülahaza ederek âmil olmak ve alçaklık ve kemterlik” (Doktor Hüseyin Remzi, 2018, s. 544-45). Kelimenin mecazi anlamına karşılık olarak Farsça sözlüklerde “ince görme/düşünme” anlamlarına gelen bârîk-bînî, nükte-bînî ve nâzük-endîşî kelimeleri kullanılır (Dihhudâ, 1998, s. 10956).




Terim Anlamı

Tezkirelerde genellikle “hayâl”, “mu’ammâ” ve “tasannu’” kelimeleriyle bir arada kullanılan dikkatin “incelik” ve “ince görme/düşünme” temel anlamlarından çok da uzaklaşmayarak müellifin îhâm, tahyîl, muamma vb. müphemiyet yaratan bedî’ sanatları ve hünerleri incelikli ve özenli bir şekilde eserinde kullanması veya şiirde bu unsurların bulunması anlamını kazandığı görülmektedir. Harun Tolasa, “dikkat”in hayâl ve mu’ammâ ile ilgisi hakkında şunları söylemektedir: “‘Dikkat’ ile ‘hayâl’ tabirlerinin bir arada kullanılışı, bu hâl ve vasfın yerini, önemini göstermesi bakımından ayrıca kayda değer. Dikkat tabirinin ‘mu’ammâ’ unsuru ile aşağıda vereceğimiz kullanılışı da aynı şekilde kayda değer bir hâldir. Çünkü gerek ‘hayâl’ ve gerek ‘mu’ammâ’ (biri şiir unsuru, diğeri de türü olmak üzere), her ikisi de, incelik ve özene en çok gerek duyan şiir faaliyetlerindendir” (1983, s. 226).

14. asırda – 778/1376-77’den önce- Hindistan’da telif edilmiş olan Câmi’ü’s-Sanâyi’ ve’l-Evzân adlı eserde (Sâdıkînijâd, hş.1399, s. 39) bir terim olarak dikkat “muğlak bir şekilde anlaşılabilen ince manalar oluşturmak” şeklinde tanımlanır ve bu muğlaklığın îhâm, hayâl ve tahyîl vb. sayesinde sağlandığı belirtilir (Futûhî, hş. 1379, s. 193). Eserin başka bir yerinde çeşitli üsluplar tarif edilirken “müdakkıkâne üslub”un “îhâm, zü’l-ma’neyn, teşbîh ve belîğ iğrâklar” üzerinde çeşitli tasarruflarla yazıldığı ve bu üslubun Hallâk-ı Ma’ânî lakabıyla tanınan Kemâl-i Isfahânî’ye ait olduğu söylenir (Futûhî, hş. 1379, s. 192). Yine Hindistan’da yazılan bir tezkire olan Mir’âtü’l-Hayâl (telif tarihi 1690) adlı eserde geçen “‘tarz-ı hayâl’ çok fazla dikkat talep eder, ona ne kadar çok dikkat edilirse yeni manalara ulaşılır” (Futûhî, hş. 1379, s. 34) ifadeleri hayâl ve dikkat arasındaki yakın ilişkiyi gösterir. Hayâl, muamma ve dikkat arasındaki ilişkinin merkezinde beklenmedik çağrışım ağlarının beraberinde getirdiği müphemiyet yer alır.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Câmî, Bahâristan adlı eserinin tezkire kısmında bu kelimeyi Fahrî-i Cürcânî, Selmân-ı Sâvecî, Kemâl-i Hocendî; Devletşâh ise tezkiresinde -ma’ânî-i bedî’ ve ma’ânî-i dakîkâ kavramlarını eş anlamlı görerek- Kemâl-i Isfahânî’nin şiiri için kullanmıştır (Çetindağ, 2022, s. 807). Türkçe tezkirelerde dikkat kelimesi ilk defa Mecâlisü’n-Nefâyis’te karşımıza çıkmaktadır. Nevâyi, Mevlânâ Yahyâ-i Sîbek için “Horâsân mülkining rengîn fâzılı irdi. Köp ‘ulûm ve fünûnda mâhir irdi. Sanâyi’ ve ‘arûz fennide barça il anı müsellem tutar irdiler. Anıng tab’ı dikkatını her kişi biley dise, Şebistân-ı Hayâl digen kitâbını körsün” (Eraslan, 2015, s.14). Şebistân-ı Hayâl adlı eser ihtiva ettiği iham, cinas vb. bedî’ sanatlar ve muammalar itibarıyla anlaşılması oldukça güç bir eserdir. Nevâyî, dikkat terimini “sade nazm” karşıtı olarak yani musanna anlamında kullanmıştır. Yine eserinin bir başka yerinde Mîr Atâ’ullâh’ın muammaya olan yoğun ilgisini belirttikten sonra şairin maklûb-ı müstevî (palindrom) sanatıyla söylenmiş bir beytini alıntılar ve tabiatındaki inceliğe bu beytin yeterli bir delil olduğunu belirtir (Örnek 1). Hâce Bahâeddîn Hasan Nisârî-i Buhârî’nin 1566 yılında kaleme aldığı Farsça Müzekkir-i Ahbâb adlı eserde de dikkat teriminin kullanımında Nevâyî’nin takip edildiği görülmektedir. Nisârî, Mevlânâ Vâsıfî’yi anlattığı maddede şairin “tab’-ı dakîk”inin müşkül muammaları kolaylıkla çözdüğünü (1969, s. 205) belirttikten sonra “be-tarîk-i masnû’ (sanatlı bir şekilde)” maklûb-ı müstevî sanatını kullandığı ve içine iki ismi gizlediği bir muamma rubaisini örnek olarak verir (1969, s. 207-208).

Künhü’l-Ahbâr’da geçen bir anekdot dikkat ve muamma arasındaki ilişkiyi göstermesi bakımından önemlidir. Bir Acem şairi, muammalarıyla tanınan Emrî’nin yanına gelir ve imtihan maksadıyla ondan Kannâd isminin çıkacağı bir muammayı halletmesini ister. Emrî, muammayı halletmekle kalmaz, ondaki hatayı da şairine gösterir. Acem, Rûmîlerin dikkatine hayran olur (İsen, 2017, s. 110-111). Tezkirelerde dikkat terimi muamma söyleyen ve halledenlerin tabiatının inceliğine ve dakikliğine işaret etmek amacıyla kullanılmaktadır. 

Latîfî Tezkiresi’nde Şâmî ve Zamîrî’nin şairliği değerlendirilirken sarf edilen “ammâ eşʿârında ol kadar reng ü sanʿat ve hayâl ü dikkât yokdur, terkîb-i şi’ri nazm-ı sâde makûlesidür” (Canım, 2018, s. 286) ve “egerçi eş’ârı müretteb ü mükemmeldür lâkin dikkat-i tasarrufda çendân musanna’ u muhayyel degüldür (Canım, 2018, s. 345) ifadeleri dikkat teriminin sade ve sanatsız şiirin karşıtı olduğunu göstermektedir. Aynı eserde Zâtî’nin “dikkat-i hayâl”de üstat olduğu belirtildikten sonra onun hakkında “sanâyi’-i şi’riyyeden ne san’at u şîve ola ki anı itmemiş ola” ifadesi ve özellikle şairin hayatının ortalarından sonra söylediği Şebistân-ı Hayâl üslubundaki bedî’ sanatlarla örülü şiirlerinin incelikleri anlamayan kişilerce terzîk olarak değerlendirildiğini belirtmesi dikkatin hayâl, tasannu ve muamma ile olan ilişkisini açık bir şekilde gösterir (Örnek 2). Latîfî’nin “dikkat-i hayâlde ve tasannu’-ı kîl ü kâlde fikr-i bikre kudreti ve hâssa ma’ânî îrâdında mahâreti” olan Mesîhî’nin şiirlerinden avamın hatta şiirden anlayan her şairin bile zevk alamadığını belirtmesi, Zâtî örneğinde olduğu gibi Mesîhî’nin de şiirde hâlihazırda kullanılan “ma’ânî” ilişkilerini zorlayan ve onlar üzerinde çeşitli tasarruflarda bulunan “tab’-ı dakîk”iyle ilişkilidir (Canım, 2018, s. 483).

İnce fikirlere ve manalara sahip olan şiirlerde görülen müphemiyet, söz konusu şiirlere işin ehli olmayanların manasızlık (bî-ma’nâ) ve saçmalık (terzîk) ithamını yöneltmesine, zevk-i selim sahibi kişilerin ise takdirle yaklaşmasına sebep olmuştur. Mecmâ’ü’l-Havâs’ta kimi araştırmacılarca sebk-i Hindî’nin kurucusu olan Hâce Senâyî için kullanılan “dikkat-i fikri olça bar kim ekser ebyâtı şerhga muhtâc irür; ki el-ma’nā fî-batni’ş-şâʿir. Kazârâ Hâce hâzır bolmasa hâzırlar şi’rining ma’nîsi yok diyü isbât kılurlar” ifadelerinden sonra şairin memduhu Sultân İbrâhîm Mîrzâ’nın bu şiirleri anlamakla iftihar ettiğinin söylenmesi bu durumun bir örneğidir (Örnek 5).

Âşık Çelebi’nin, tezkiresinde Râzî’nin şiirini anlatırken dikkat teriminin yanında istiare, tevriye, telmih ve istihdam sanatlarını sıralaması onun dikkati söz konusu edebî sanatlarla beraber düşündüğünü söylememize olanak tanımaktadır (Örnek 3). Nitekim şiirde garîb tevriye, istiare ve telmih kullanımları anlamsal; istihdam ise sentaktik müphemiyet yaratmak amacıyla kullanılır.

17. asırdan sonra dikkatin terimsel anlamı giderek kaybolmuş; özellikle 18. asırdan başlayarak şairlerin çeşitli ilimleri tahsilinde gösterdikleri çalışmayı anlatmakta kullanılan bir ifade olmuştur: “Evâ’il-i hâlinde tahsîl-i ma’ârif ve kitâbete sarf-ı dikkat edip...” (Çapan, 2005, s. 354), “...‘ulûm-ı Arabiyye ve fünûn-ı Fârisiyyeyi tahsîl ve şi’r ü inşâya dahi dikkat-i tâm ile itmâmdan sonra fenn-i tıbba sa’y u kûşiş ile...” (Çapan, 2005, s. 562).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Dikkat terimi Mecâlisü’n-Nefâyis’te 9; Heşt Behişt’te 3; Gülşen-i Şu’arâ’da 2; Latîfî Tezkiresi’nde 18; Meşâ’irü’ş-Şu’arâ’da 14; Künhü’l-Ahbâr’da 6; Mecmâ’ü’l-Havâs’ta 2; Kınalı-zâde Tezkiresi’nde 13; Riyâzî Tezkiresi’nde 1; Beyânî Tezkiresi’nde 2; Sâlim Tezkiresi’nde 4 kere geçmektedir.




Örnekler

Örnek 1:

Mir Atâ’ullâh: Mu’ammâga köp meşgûl bolur irdi. Hâlâ sabak kesretidin anga evkâtı vefâ kılmas, ammâ sanâyi’de kitâbî tasnîf kılıptur, Bedâyi’-i ‘Atâyî’ga mevsûm kim imdi beyâzga bardı. Ma’lûm imes kim bu fende hergiz hîç kişi ança câmi’ ve müfîd kitâb bitimiş bolgay, bâ-vücûd-ı ihtisâr maklûb-ı müstevî san’atıda kim andın müşkilrek san’at bolmas. Bu beyt ol risâlede anıng hâsse beytidür kim:

شكر دهنا غامی نداری

دیر آدنی مغانه در كش

Anıng tab’ı dikkatıga bu beyt delîl-i besdür (Eraslan, 2015, s. 137).

Örnek 2:

Mevlânâ Zâtî: Tarîk-ı şiʿrün sâlik-i nüktedân-ı rakîk-beyânları ‘umûmen muşârun ileyhi dikkat-i hayâlde ve hayâlât-ı makâlde üstâd-ı şu’arâ-yı ‘Acem ve şeyh-i eş’âr u ekrem ol muhayyel-tab’-ı hayâl-bend a’ni Hazret-i Şeyh Kemâl Hocendîye muʿâdil ü mümâsil tutarlar ve tarz-ı kasîdede Selmân [u] Zâhir’e bedel ü nazîrdür dirler. Sanâyi’-i şi’riyyeden ne san’at u şîve ola ki anı itmemiş ola ve hayâlât u maʿânîden ne bikr-i fikr ola ki anun tab’-ı pâk-ı derrâki ana yetmemiş ola. Ammâ evâsıt-ı ‘ömrinden sene-i sinni tecâvüz itdükden sonra vâki’ olan eş’ârınun ba’zısı üslûb-ı Şebistân-ı Hayâl ve maʿânîi ta’biye ve tacmiyede lugaz u muʿammâ-misâl gâyet-i tasannu’ından muhayyel ü mu’akkad düşmişdür. Zümre-i ‘uşşâk-ı pür-eşvâk telakkî ve telezzüz idüp bâdî-i nazarda hâṭır-ı müstemi’a ‘arz-ı kâ’il-i tebâdür itmez ve dekâyık-ı hayâlâtı te’emmül ü tefekkür iktizâ itmegin bedâyi’-i şi’riyyeye vukûf u şu’ûrı olmayanlarun fehm-i kâsırı yetmez. Bu sebebden ekser ma’ânî-i dakîkin terzîk tasavvur iderler (Canım, 2018, s. 233).

Örnek 3:

Râzî: Şi’rde ol kadar hüsn-i dikkat ve isti’âre vü telmîh ile ve tevriye vü istihdâm ile pâk edâ ile ma’ânî-i muhayyileye mümâreset ider ki eger mütemahhız olsa çok kimesnenün şi’rden ferâgatine sebeb olurdı (Kılıç, 2018, s. 587).

Örnek 4:

Elhak elfâz-ı nefîs-i pâk ile Rûm’un Hâfız-ı Şirâz’ı ve edâ-yı selîs-i bülend ile şu’arânun ser-firâzı ve dikkat-i hayâlde tahayyülât-ı kemâl ile mevsûf ve sanâyi’-i şi’rde şu’arâ-yı ‘Acem gibi rengîn-makâl ile ma’rûfdur (Solmaz, 2017, s. 144).

Örnek 5:

Hâce Hüseyn-i Senâ’î: Sultân İbrâhîm Mîrzâ nuvvira kabruhu meddâhıdur. Mîrzâ medhide köp kasîdesi bar. Dikkat-i fikri olça bar kim ekser ebyâtı şerhga muhtâc irür; ki el-ma’nā fî-batni’ş-şâʿir. Kazârâ Hâce hâzır bolmasa hâzırlar şi’rining ma’nîsi yok diyü isbât kılurlar. Ol ‘azîz yaman aytmayupdur kim lafz ve ma’nî şirketide Hâce Hüseyn-i Senâ’î ve Mevlânâ Muhteşem ikelesi bir yahşı şâ’irdürler. Fe’ammā Mîrzâ-yı mağfûrdın istimâ’ itdüm kim mübâhât bile ayturdı kim Hâce Hüseyn şi’rin fehm kılar-min. Be-heme-hâl lafz kûtâhlık kıla almasa ma’nî dakîk irür (Kuşoğlu, 2012, s. 305-306).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzî Muhammed Efendi Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/54137,540229-riyazu39s-suarapdfpdf.pdf?0  

Ahterî Mustafa Efendi (2009). Ahterî-i Kebir. Ankara: Türk Dil Kurumları Yayınları.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latifî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafâ Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l-Âsâr Min Fevâyidü’l-Eş’âr) İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Çetindağ, Y. (2002). Ali Şîr Nevâî’nin Batı Türkçesi Divan Edebiyatına Tesiri (XVI. Yüzyıl Sonuna Kadar). Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Dihhudâ, A. (1998). Lugat-nâme-i Dihhudâ - Cild-i Heftom (hzl. Muhammed Mu’în ve Seyyid Ca’fer Şehîdî). Tahran: Müessese-i Lugat-nâme-i Dihhudâ.

Doktor Hüseyin Remzî (2018). Lügat-i Remzî-1. Cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.yek.gov.tr/Uploads/ProductsFiles/_101.%20Lugat-ı%20Remzi%20Cilt_01.pdf

Eraslan, K. (hzl.) (2000). Alî-Şîr Nevâyi, Mecâlisü'n-nefâyis. (Farsça Çeviri Naci Tokmak. İnceleyen: Hamza Zülfikar). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Futûhî, M. (hş.1379). Nakd-i Hayâl - Nakd-i Edebî Der-Sebk-i Hindî. Tahran: Neşr-i Rûzgâr.

Hâce Bahâeddîn Hasan Nisârî-i Buhârî (1969). Müzekkir-i Ahbâb. (hzl. Muhammed Fazlullâh). Haydarabad: Dâiretü’l-Ma’ârifü’l-Osmâniyye.

İnce, A. (hzl.) (2018). Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi Tezkiretü’ş-Şu’arâ (Metin-İnceleme). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/57124,mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39arapdf.pdf?0

İsen, M. (2017). Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü’l-Ahbâr’ın tezkire kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html 

İsen, M. vd. (hzl.) (2017). Sehî Beg, Heşt Bihişt. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi:  https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html 

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf?0

Koç, M. ve Tanrıverdi, E. (hzl.) (2013).  el-Okyânûsu’l-Basît fî Tercemeti’l-Kâmûsi’l-Muhît Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi-4. Cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları. Erişim Adresi:  https://ekitap.yek.gov.tr/Uploads/ProductsFiles/f2a61625-3ed9-4313-aa3e-bf63898badee.pdf

Kuşoğlu, M. O. (2012). Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecmâ’ü’l-Havâs Adlı Eseri (İnceleme-Metin-Dizin). Doktora Tezi. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Mutçalı, S. (1995). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Dağarcık.

Sâdıkînijâd, Z. (hzl.) (hş.1399). Câmi’ü’s-Sanâyi’ ve’l-Evzân. Tahran: İntişârât-i Mahmûd Efşâr.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Sungurhan, A. (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-Şu’arâ). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html 

Sungurhan, A. (2018). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim Adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html  

Şemseddîn Sâmî (1317). Kâmûs-ı Türkî. Dersa’âdet: İkdâm Matba’ası.

Tolasa, H. (1983). Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. y.y.’de Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi. İzmir: Ege Üniversitesi Matbaası.




Yazım Tarihi:
11/05/2026
logo-img