BÎNAZÎR/LÂNAZÎR (Bİ̄-NAẒİ̄R/LĀ-NAẒİ̄R)

vücûd-ı bî-nazîr, bî-nazîr-i zamân, bî-nazîr-i rûzgâr, şâ'ir-i bî-nazîr, kahramân-ı bî-nazîr, vezîr-i bî-nazîr, yâr-ı bî-nazîr, fâzıl-ı bî-nazîr, hattât-ı bî-nazîr, te'lîf-i bî-nazîr, münâcât-ı bî-nazîr, gazel-i bî-nazîr, matla'-ı bî-nazîr, nazîre-i bî-nazîr, nazm-ı bî-nazîr, edâ-yı bî-nazîr, ebyât-ı bî-nazîr, bî-nazîr-i erbâb-ı irfân, eş'âr-ı bî-nazîr, tevârih-i bî-nazîr, inşâ-yı bî-nazîr


* Bir şairin veya eserin eşsizliğini, üstünlüğünü veya orijinalliğini belirtmek için kullanılan kavram.



Sözlük Anlamı

Bî-nazîr/lâ-nazîr, Arapça olup “benzer, eş” anlamına gelen “nazîr” kelimesine Arapça olumsuzluk eki olan “lâ” veya Farsça olumsuzluk eki olan “bî”nin eklenmesiyle oluşmuş bir kelimedir. Bu kelime Kamus-ı Türki’de “mislsiz, emsâlsiz, bî-mânend” (Şemseddin Sami, 2009, s. 1464), Kamus-ı Osmani’de “eşsiz, eşi olmayan” (Mehmed Salahi, 2019, 2. Cilt, s. 584), Mükemmel Osmanlı Lugatı’nda “nazîrsiz, misli yok. A‘lâ.” (Ali Nazîmâ ve Reşâd, 1319, s. 163), Lehçe-i Osmani’de “yektâ” (Ahmet Vefik Paşa, 1293, 2. Cilt, s. 1421), Yeni Türkçe Lugat’ta “emsalsiz, eşsiz” (Toven, 1927, s. 753),  Resimli Kamus-ı Osmani’de “misâlsiz, bî-mânend, eşsiz” (Ali Seydi, 1330, s. 1059), şeklinde tanımlanmaktadır. 




Terim Anlamı

Bir şairin şairlik, meslek, yetenek ve kişilik bakımından benzersiz ve üstün; şiirlerinde ise orijinal olması. 

Bir şiirin veya kitabın yararlı, dikkate değer, emsallerinden üstün, söyleyiş ve manada orijinal, edebiyat tarihinde eşsiz ve benzersiz olması.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkirelerde bî-nazîr/lâ-nazîr kavramı şairin şahsına ve eserlerine ait olmak üzere iki şekilde kullanılmaktadır. 

Şairin şahsına dair kullanılan örnekler incelendiğinde bî-nazîr/lâ-nazîr kavramıyla şairliğin, makamın, dil bilme yeteneğinin, ilmin, güzelliğin ve kişiliğin övüldüğü görülmektedir. Latîfî, Ahmed Paşa’nın “akl-ı mümeyyiz ve şân-ı bî-nazîr (iyiyi kötüden ayıran akıl ve eşsiz bir itibar)” sahibi olması dolayısıyla Fatih Sultan Mehmed’e yaklaşabildiğini ifade eder (Latîfî, 2018, s. 112). Revânî’nin ise “tarîk-i hâsda bî-nazîr” olduğunu söyler (Latîfî, 2018, s. 245). Latîfî’ye göre Remmallik mesleğini icra eden Zamîrî, her şeyin iç yüzünü bilme hususunda bî-nazîrdir (benzersizdir) (Latîfî, 2018, s. 345). Kınalızâde Hasan Çelebi’ye göre Edâyî Bey müzik ilminde “bî-nazîr-i rûzgâr (zamanının benzersizi)”dir (2017, s. 183), Emânî-i Sânî ise tarih düşürme konusunda eşsizdir (2017, s. 200). Safâyî’nin ifadesiyle Tâ’ib mazmun söyleme hususunda zamanının benzersizidir (Mustafa Safâyî Efendi, 2005, s. 119). Ahdî, Pîrî Paşa’nın kutlu zatının bî-nazîr (eşsiz) olduğunu belirttikten sonra onu cömertliğinden dolayı “bî-nazîr-i zamân (zamanının benzersizi)” şeklinde vasıflandırır (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 50). Beraber Sivas’a gittiği ve uzun bir süre boyunca hizmetinde bulunduğu Temerrüd Ali Paşa’dan “yâr-ı bî-nazîr (eşsiz dost)” olarak bahseder. Temerrüd Ali Paşa Farsça konusunda da bî-nazîrdir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 52). Derviş Bey ise üç dilde yani Türkçe, Arapça ve Farsça’da bî-nazîrdir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 85). Nişânî Bey hadiste, tefsirde ve bunun gibi pek çok ilimde (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 54); Rızâyî Efendi ise fesahat kabiliyeti sayesinde fasihler arasında “bî-nazîr-i zamân”dır (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 76). Bedrî Çelebi fazilet göğünde “hurşîd-i bî-nazîr (benzersiz güneş)”tir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 120). Yeniçeri Vâlî güzel yüzü sayesinde bî-nazîr olup adeta ikinci bir Yusuf’tur (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 298). Ahdî’ye göre Kâmî Efendi inşa üslubunda (2018, s. 68), Adlî Efendi nazım ve inşada (2018, s. 87), Sehâbî-i Acem inşa ve muammada (2018, s. 176), Figânî gazelde (2018, s. 244), Lâyıhî tevhit ve hakikat şiirleri söyleme hususunda (2018, s. 260), Yahya mesnevide (2018, s. 304), Ânî Efendi Farsça atasözlerini derlemede (2018, s. 103), Hâyırî şiir kurallarını bilmede (2018, s. 135) bî-nazîrdir. Beyânî, Hasan Çelebi’yi, Âhî-zâde Efendi’nin faziletlerle dolu vücut fidanından bir “gusn-ı bî-nazîr (benzersiz dal)” olarak görür (2017, s. 55). Mehmed Tevfik, Hayâlî’nin Hayretî’ye dair “Bî-nazîr şâ’irdir.” dediğini rivayet eder (2017, s. 273). Ali Emîrî, Âdem Efendi’yi “hattât-ı bî-nazîr” olarak vasfeder (2018a, s. 44). Onun ifadesiyle Noyanlı Muhammed Emîn (Ali Emîrî, 2018a, s. 93), Küçük Ebûbekir Efendi (Ali Emîrî, 2018a, s. 434) ve Mansûrî-zâde Ahmed Efendi (Ali Emîrî, 2018a, s. 449) fazilette; Payaslı Ömer Efendi fakihlik mesleğinde (Ali Emîrî, 2018a, s. 300), Çeteci Abdullah Paşa kahramanlıkta (Ali Emîrî, 2018a, s. 313), Abdülhamid Efendi ise âlim olarak bî-nazîr sıfatına sahiptir (Ali Emîrî, 2018a, s. 302). Ali Emîrî Fuzûlî’yi “şâ‘ir-i bî-nazîr-i ‘Irâk (Irak’ın eşsiz şairi)” (2018a, s. 349), Yenişehirli Avnî’yi ise “şâ ‘ir-i bî-nazîr-i rûzgâr-ı evâhir (son zamanların benzersiz şairi)” (2018a, s. 466) şeklinde tasvir eder. Faik Reşad’ın belirttiğine göre Nazîm İslam âleminde kendine özgü bir “şâ‘ir-i bî-nazîr”dir (2019, s. 244).

Bî-nazîr/lâ-nazîr,  söz konusu şiirlerin benzersizliğinin, orijinalliğinin ve üstünlüğünün ifade edilmek istendiği görülür. Latîfî, Şevkî’nin “Yazan hilâl şeklini tâk-ı zebercede / Evvel kaşun misâline itmiş müsevvede” matlaıyla başlayan gazelini “nazm-ı bî-nazîr” olarak vasıflandırıp onun orijinalliğine dikkat çekmiş; bu kafiyeyle yazılan diğer şiirlerin de söz konusu gazele nazire olarak kaleme alındığını belirtmiştir (ÖRNEK 1). Ahdî’ye göre Celâl Efendi’nin (2018, s. 58) ve Fikrî Efendi’nin (2018, s. 242) şiirleri; Usûlî’nin (2018, s. 102), Basîrî’nin (2018, s. 120) ve Ziyâyî’nin (2018, s. 209) beyitleri; Ref’î Çelebi’nin kelimeleri (2018, s. 168), Kandî’nin sözleri (2018, s. 252), Firdevsî’nin tarih manzumeleri (2018, s. 245), Muhyî Çelebi’nin ise inşaları (2018, s. 267) bî-nazîrdir. Tezkire yazarı, Ulûmî’nin “güftâr-ı bî-nazîr (eşsiz sözler)”inin son derece yakıcı olduğunu söylemiştir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 229). Gülşen-i Şu‘arâ’da Gubârî’nin beş beyitlik bir gazeli “bî-nazîr” vasfıyla yer almıştır (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 238). Tezkirede Müslim Çelebi’nin gazellerinden de “bî-nazîr” olarak bahsedilmektedir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 266). Tezkireci, İstanbullu Edâyî’nin şiirlerine örnek olmak üzere kaydettiği iki matla beytini “bî-nazîr” olarak vasfetmektedir (ÖRNEK 2). Beyânî, Yavuz Sultan Selim’in bî-nazîr Farsça şiirleri olduğunu bildirir (2017, s. 15). Ona göre Hakânî’nin (Beyânî, 2017, s. 52), Hâverî’nin (Beyânî, 2017, s. 60), Remzî’nin (Beyânî, 2017, s. 77), Azmî Efendi’nin (ÖRNEK 3), Kâmî Efendi’nin (2017, s. 164) ve Mânî Çelebi’nin (2017, s. 175) şiirleri bî-nazîrdir. Mesîhî’nin ise bî-nazîr kasideleri bulunmaktadır (Beyânî, 2017, s. 187). Gelibolulu Mustafa Âlî, Usûlî’nin gazellerini bî-nazîr olarak tarif eder (2017, s. 111). Kınalızâde Hasan Çelebi, Ahmed Efendi’nin bir kıtasını bî-nazîr bir şiir örneği olarak okuyucuya sunar (2017, s. 169). O, Sırrî’nin (Kınalızâde Hasan Çelebi, 2017, s. 434), Fuzûlî’nin (Kınalızâde Hasan Çelebi, 2017, s. 672) ve Vücûdî’nin (Kınalızâde Hasan Çelebi, 2017, s. 895) şiirlerinin de bî-nazîr olduğunu belirtir. Gazâlî tarafından İskender Çelebi’nin vefatı için düşürülen tarihi de bî-nazîr olarak vasfeder (Kınalızâde Hasan Çelebi, 2017, s. 641). Tezkire-i Mucib’de Bahşî (Altun, 1997, s. 24) ve Sa’îd’den (Altun, 1997, s. 35) verilen beyit örneklerinin bî-nazîr olduğu söylenmiştir. Himmet-zâde Şeyh Abdüssamed Efendi’nin bir kasidesinden alınan iki beyit, Mecmûatü’t-Terâcîm’de bî-nazîr beyit örnekleri olarak yer almıştır (Zübeyiroğlu, 1989, s. 10). Mehmed Sirâceddîn’e göre Tâlib’in “Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz / Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz” matlaı onun şiirdeki üstatlığını kanıtlayacak mahiyette ve yeterliliktedir (2018, s. 54). Nakşibendi şeylerinden Emîn’in Farsça ve Türkçe münacatları Ali Emîrî tarafından bî-nazîr birer örnek olarak Tezkire-i Şu‘arâ-yı Amîd’e dâhil edilmiştir (2018a, s. 151-152). 

“Nazîre-i bî-nazîr” ifadesi, şiirlerin nazire olma hususunda benzersizliğini ifade etmek için kullanılmaktadır. Ahdî tarafından Ebu’l-Fazl Efendi’nin Hâfız-ı Şirâzî’ye nazîre-i bî-nazîr yazdığı söylenmektedir (2018, s. 57). Sabrî Çelebi’nin nazîrelerinden de “nazîre-i bî-nazîr” şeklinde bahsedilmektedir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 197). Sıhrî-i Üskübî’nin bir naziresi ise Gülşen-i Şu’arâ’ya “bu nazîreyi bî-nazîr dimişdür” sözüyle kaydedilmiştir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 182). Bî-nazîr nazire yazanlardan birisi de Edirneli Nazmî Bey’dir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 290). Beyânî’ye göre Tâbi’î, Mesîhî’nin Şehrengiz’ine bî-nazîr bir nazire söylemiştir (2017, s. 44).

Bî-nazîr/lâ-nazîr, müstakil eserlere dair kayıtlarda da geçtiği görülmektedir. Latîfî’nin ifadesine göre Yûsuf u Züleyhâ mesnevisini Hamdullah Hamdî’den daha latif, daha güzel, daha rağbet edilen, daha beğenilen şekilde hiç kimse yazmamıştır; bundan dolayı Hamdullah Hamdî’nin Kıssa-i Yûsuf’u benzersizdir, “bir nazm-ı bî-nazîr”dir; ona nazire yazmak mümkün değildir (ÖRNEK 4). Yine Latîfî’ye göre Şeyhî’nin Hüsrev ü Şîrîn’i de “nazm-ı bî-nazîr” olup bu mesneviye pek çok şair nazire yazmıştır (2018, s. 310). Gülşen-i Şu‘arâ’da Alâyî’nin muamma ve aruz risalelerinden bî-nazîr olarak söz edilmektedir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 216). Taşlıcalı Yahya’nın Şâh u Gedâ gibi mesnevileri, gönül aldatan manalarla dolu olmaları sayesinde benzersizdir (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 304). Beyânî’ye göre Ârifî-i Diğer’in Kitâb-ı Reşehât tercümesi son derece bî-nazîr bir eserdir (2017, s. 117). Mehmed Sirâceddîn, Âşık mahlaslı Müneccimbaşı Ahmed Dede’ye ait dokuz ciltlik tarih kitabı olan Câmi‘u’d-düvel’in eşsizliğini “bî-nazîr” kavramıyla anlatmaktadır (2018, s. 52). Şemsüddîn Ahmed’in Zemahşerî’den tercüme ettiği Akse’l-İreb Fî Tercümet-i Mukaddimetü’l-Edeb adlı üç ciltlik eseri de bî-nazîr bir kitap olma özelliğine sahiptir (Mehmed Sirâceddîn, 2018, s. 67). Mehmed Tevfik, Hubbî’nin Hurşîd ü Cemşîd adlı mesnevisini tüm yazılı edebiyat içerisinde bî-nazîr olarak görür (2017, s. 211). Râşid’in ahlaka dair Sünûhât isimli eseri bî-nazîr bir telif örneğidir (Ali Emîrî, 2018a, s. 407). 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Bî-nazîr/lâ-nazîr ifadesi Ahdî Tezkiresi’nde 93, Ali Emîrî’nin İşkodra Vilayeti Osmanlı Şairleri’nde 2, Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şuarâ-yı Amîd’inde 34, Beyânî Tezkiresi’nde 13, Enderunlu Mehmed Âkif’in Mir‘ât-ı Şi’r’inde 2, Faik Reşad’ın Eslâf’ında 5, Fatin Tezkiresi’nde 3, Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr adlı eserinin tezkire kısmında 5, Güftî Tezkiresi’nde 1, Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresi’nde 56, Latîfî Tezkiresi’nde 9, Mehmed Sirâceddîn’in Mecma‘-i Şu’arâ ve Tezkire-i Üdebâ’sında 8, Mehmed Tevfik’in Kâfile-i Şu’arâ’sında 7, Mehmed Tevfik’in Mecmû‘atü’t-Terâcîm’inde 5, Mûcib Tezkiresi’nde 4, Râmîz Tezkiresi’nde 37, Rızâ Tezkiresi’nde 44, Riyâzî Tezkiresi’nde 4, Sadıkî Tezkiresi’nde 4, Safâyî Tezkiresi’nde 15, Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey Tezkiresi’nde ise 1 kez geçmektedir. Şairlerin lâ-nazîrden ziyade bî-nazîr kavramını kullandıkları görülmektedir. Tezkirelerde yer alan toplam 352 kavramın 28’i lâ-nazîr iken 324’ü bî-nazîrdir. 




Örnekler

Örnek 1: 

Nesr: Ve bu gazel-i muhayyel dahî anun cümle-i ihtirâ‘ından ve hâssa-i ibdâ‘ındandur. Bu kâfiyede vâki‘ olan eş‘âr-ı kesîre bu nazm-ı bî-nazîre nazîre vâki‘ olmışdur.

Şi‘r: 

Yazan hilâl şeklini tâk-ı zebercede 

Evvel kaşun misâline itmiş müsevvede

Mey-hvârenün du‘âsı n’ola olsa müstecâb

Her dem kadeh du‘âsın okur pîr-i mey-gede

Âşûblar koparsa lebünde hatun n’ola

Şimdi mi oldı bâde-i nâb üzre ‘arbede

Med çekdi tîğ-ı gamzesi başuma lutf idüp

İrdi bu devlet ile gönül baht-ı sermede

Kimdür dir isen ey yüzi gün Şevkî-i garîb

Bir gözi yaşlu yılduzı düşkün felek-zede (Latîfî, 2018, s. 306-307).

 

Örnek 2:

Bu bir iki matla‘-ı dil-pezîr ol yâr-ı bî-nazîründür. Beyt:

Bildüm ey meh-rû seni gül yüzlü bir cânânesin

Bilmedüm ammâ melek misin yâ hod cânâ nesin

[Diger]:

Gördi kim yoldan çıkar gitdükce nahçîrün senün

Geldi hakkından anun ey kaşı yâ tîrün senün (Bağdatlı Ahdî, 2018, s. 113).

 

Örnek 3:

Bu eş ‘âr-ı dil-pezîr anun güftâr-ı bî-nazîridür:

Matla: Halîlüm sûz-ı ‘ışk-ı âteş-i ‘ışka düşenden sor

Bir oddan pîrehendür anı başından geçenden sor

 

Yürek oynamamaga arz-ı cemâl eylese yâr

Güle insâf it elün gögsüne ko çâre mi var

Çıkarursa felege nâkısı mi’yâr-ı zemân

İndürür narhına bir gün agır ol gözle hemân (Beyânî, 2017, s. 124).                   

 

Örnek 4:

İttifâk-ı sikât budur ki Kıssa-i Yûsufı andan eltâf u ahsen ve mergûb u müstahsen kimesne nazm itmemişdür. Bir nazm-ı bî-nazîr ve mümteni‘u’n-nazîrdür ki her beyti beyt-i ma‘mûr gibi menba‘-ı metîndür be nazm-ı sihr-intizâm-ı mu‘ciz-karîni sihr-i mübîndür (Latîfî, 2018, s. 199).




Kaynaklar

Ahmet Vefik Paşa. (1293). Lehçe-i Osmani. 2. Cilt. Dersaâdet: Tab‘hâne-i Âmire.

Ali Emîrî. (2018a). Tezkire-i Şu‘arâ-yı Amîd. haz. İdris Kadıoğlu. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html (Erişim Tarihi: 23.06.2026).

Ali Emîrî. (2018b). İşkodra Vilâyeti Osmanlı Şairleri. haz. Hakan T. Karateke. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/57434,iskodra-vilayeti-osmanli-sairleripdf.pdf?0 (Erişim Tarihi: 24.06.2026).

Ali Nazîmâ ve Reşâd. (1319). Mükemmel Osmanlı Lugatı. Dersaâdet: Şirket-i Mürettibiye Matbaası.

Ali Seydi. (1330). Resimli Kamus-ı Osmani. İstanbul: Mihran Matbaası.

Altun, Kudret. (1997). Tezkire-i Mucib, İnceleme-Tenkidli Metin, Dizin, Sözlük. Ankara: Atatürk Kültür Merkzi Başkanlığı Yayınları.

Artin Hindoğlu. (1838). Hazine-i Lugat. Viyana.

Bağdatlı Ahdî. (2028). Gülşen-i Şu‘arâ. haz. Süleyman Solmaz. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html (Erişim Tarihi: 17.06.2026).

Beyânî, Mustafa Cârullahzâde. (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-Şu‘arâ). haz. Aysun Sungurhan. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf?0 (Erişim Tarihi: 23.06.2026).

Faik Reşâd. (2019). Eslâf. haz. Emrah Aydemir ve Fatih Özer. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/64564,eslafpdf.pdf?0 (Erişim Tarihi: 23.06.2026).

Fatîn Davud. (2017). Fatîn Tezkiresi (Hâtimetü’l-Eş‘âr). haz. Ömer Çiftçi. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55976,fatin-tezkiresi-pdf.pdf?0 (Erişim Tarihi: 24.06.2026).

Gelibolulu Mustafa Âlî. (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. haz. Mustafa İsen. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55739,kunhul-ahbarin-tezkire-kismpdf.pdf?0 (Erişim Tarihi: 23.06.2026).

Güftî. (2019). Teşrîfatu’ş-Şu‘arâ. haz. Kâşif Yılmaz. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html (Erişim Tarihi: 24.06.2026).

Kılcı, Mehmet. (2001). Enderunlu Mehmet Âkif, Mir‘ât-ı Şi‘r. Yüksek Lisans Tezi. Adana: Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Kınalızâde Hasan Çelebi (2017). Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. haz. Aysun Sungurhan. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf?0 (Erişim Tarihi: 23.06.2026).

Kuşoğlu, M. Oğuzhan. (2012). Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma ‘ü’l-Havâs Adlı Eseri (İnceleme-Metin-Dizin). Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü.

Latîfî. (2018). Tezkiretu’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. haz. Rıdvan Canım. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html (Erişim Tarihi: 17.06.2026).

Mehmed Sirâceddîn. (2018). Mecma‘-i Şu‘arâ ve Tezkire-i Üdebâ. haz. Mehmet Arslan. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58597,mecma-i-suara-ve-tezkire-i-udeba-pdf.pdf?0 (Erişim Tarihi: 24.06.2026).

Mehmed Salahi. (2009). Kamus-ı Osmani. 2. Cilt. haz. Ali Birinci. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Mehmed Tevfik. (2017). Kâfile-i Şu’arâ. haz. Fatma Sabiha Kutlar Oğuz, Hanife Koncu, Müjgan Çakır. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196469/mehmed-tevfik-kafile-i-su39ara.html  (Erişim Tarihi: 24.06.2026).

Mustafa Safâyî Efendi (2005). Nuhbetü’l-Âsâr Min Fevâidi’l-Eş‘âr, İnceleme-Metin-İndeks. haz. Pervin Çapan. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.

Redhouse, Sir James W. (1890). Turkish and English Lexicon. Constantinople.

Riyâzî Muhammed Efendi. (2017). Riyâzü’ş-Şu‘arâ (Tezkiretü’ş-Şuara). haz. Namık Açıkgöz. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html (Erişim Tarihi: 24.06.2026).

Sadık Erdem. (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurefâ’sı, İnceleme, Tenkidli Metin, İndeks, Sözlük. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Şemseddin Sami (2009). Kamus-ı Türki. İstanbul: Kapı Yayınları.

Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey. (2019). Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. haz. Mehmet Nuri Çınarcı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-240610/seyhulislam-arif-hikmet-bey-tezkiresi.html  (Erişim Tarihi: 24.06.2026).

Toven, Mehmed Bahaeddin. (1927). Yeni Türkçe Lugat. İstanbul: Evkaf-ı İslamiye Matbaası.

Zehr-i Mâr-zâde Seyyid Mehmed Rızâ. (2017). Rızâ Tezkiresi. haz. Gencay Zavotçu. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html (Erişim Tarihi: 24.06.2026).

Zübeyiroğlu, Ruhsâr. (1989). Mecmû’atü’t-Terâcîm, Mehmed Tevfîk Efendi. Doktora Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.




Yazım Tarihi:
07/08/2026
logo-img