BÎMEZE (BĪ-MEZE)

bî-meze söz, mezesi yok söz, bî-meze eş’âr


* Sözlüklerde ‘tatsız, yavan’ gibi anlamları olan, tezkirelerde bir şiirin estetik zevkten ve tesir gücünden yoksunluğunu ifade eden terim.



Sözlük Anlamı

Bî-meze kelimesine Osmanlı Türkçesi sözlükler daha çok meze kelimesinin altında yer vermişlerdir. Sözlükler meze kelimesini ‘tat, lezzet; içki yanında yenen çerez’ anlamlarıyla karşılarken bî-meze kelimesini ‘tatsız, lezzetsiz, tatsız tuzsuz’ gibi anlamlarla (Ahmed Vefik Paşa, 1888, s. 1329; Devellioğlu, 2006, s. 107; Muallim Nâcî, 1308, s. 757; Remzî, 1305, s. 504) karşılaşmışlardır.  Meze kelimesine verilen ‘eğlence, latîfe, istihzâ’ anlamları (Redhouse, 1987, s. 1824; Toven, 1927, s. 675) söz ile ilişkilidir. Kelimeye tanık getiren tek sözlük olan Kâmûs-ı Osmânî’de Nef’î’nin  Dilde safâ olmayıcak ârife / Bî-mezedür hem ni’am-ı rûzgâr beyti verilmiştir (Salâhî, 1322, s. 341). 

Türkçeye Farsçadan geçen bî-meze kelimesinin karşılığı ‘tatsız, lezzetsiz; mide bulandırıcı’dır (Vajehyab, t.y.). Arapçada مليخ (melîh) kelimesi bu terim için uygun düşer (Kamus, t.y.). 




Terim Anlamı

Sözlük anlamı ‘tatsız, yavan’ olan bî-meze kelimesi tezkirelerde bir değerlendirme terimi olarak kullanıldığında bir şiirin okuyucuya tesir edecek anlam ve hissiyat derinliğinden, orijinallikten ve söyleyiş güzelliğinden yoksun olduğunu ifade eder. Okuyucuya yavan ve tatsız gelen böyle şiirler heyecan uyandırmaz ve estetik bir zevk vermez. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Bî-meze, mezesi yok kavramlarının olumsuz bir eleştiri terimi olduğunu tespit eden Çetindağ, Nevâî, Latîfî, Hasan Çelebi ve Beyânî’den örnekler vermiştir (2010, s. 317). Tezkirelerde sık kullanılmayan bu terimin ağır bir yergi ifadesi olduğunu söyleyebiliriz. 

Nevâyî, Mecâlisü’n-Nefâ’is’te Kâbilî adlı bir şairin biyografisinde onun Farsça bir matlaını vererek “hiç mezesi yokdur” ifadesiyle eleştirir. Sürekli insanları hicveden Kâbilî’nin bu tatsız ve kafiyesi bozuk şiirle tesadüfen kendisini de hicvetmiş olduğunu söyler (Eraslan, 2001a, s. 91). Nevâyî’nin tatsız bulduğu matla’ın Türkçe çevirisi şöyledir: “Lutfederek başkalarının gönlünü almana şaşılmaz. Gönül almak güzellerin güzel adetlerindendir”. Nevâyî, bu beyti orijinallikten, hissî tesirden uzak, sanat ve ifade bakımından zayıf bulduğu için “hiç mezesi yok” şeklinde nitelendirmiş olabilir. 

Latîfî, bir dönem kendisinden ders aldığı ve Fânî mahlasıyla şiirler söyleyen İsa Hoca’nın şiire yeni heves eden müritlerine verdiği sekiz öğüdü aktarır. Bu öğütlerden biri de yavan ve lezzetten yoksun şiirler söyleyen düşük seviyede bir şair (şâʿir-i sâde-gûy-ı bî-meze) olmaktansa şiirden anlayan ve estetik zevke sahip biri olmanın tercih edilmesi gerektiğidir (Canım, 2018, s. 396). Bu öğüt bî‑meze terimiyle ilişkilendirilen şiirlerin değersizliğini ve şiirden anlayanlar tarafından yok hükmünde sayıldığını göstermesi bakımından dikkate değer bir örnek teşkil etmektedir. 

Kınalı-zâde, Kastamonulu Za’îfî’nin biyografisinde bu terime yer verir. Latîfî’nin, yakın dostu bu şairi haddinden fazla övdüğünü belirtir ve bu kadar övgüye rağmen şiirine örnek olarak onun tatsız bir şiirini (kıt’a-i bî-meze vü bî-safâ) gösterdiği için tezkire yazarını eleştirir (Sungurhan, 2017b, ss. 519-520). Kınalı-zâde’nin bî-meze olarak nitelendirdiği ve örnek olarak sunduğu için Latîfî’yi eleştirdiği şiir baştan sona insanın takdir-i ilahi karşısında çaresizliğini dile getiren hikemi bir şiirdir (Örnek 4). Tezkire müellifi, öğüt verme edasıyla hikmetli sözlerin söylendiği bu şiiri hissiyattan yoksun, lirizmi yok edecek ölçüde didaktik bulmuş olacak ki bî-meze olarak nitelendirmiştir.

Hafız-ı Acem’in biyografisinde Kınalı-zâde ve Beyânî’nin onun şiirlerinin bir kısmını değerli bulup bir kısmını tatsız ve yavan bulmaları bî-meze terimini anlamamız için önemli ipuçları sunar. Kınalı-zâde onun bazı şiirlerini beliğ ve makbul sayar; buna karşın bazı şiirlerini alışılmadık ve karmaşık manalı (ma’nâsı garabet üzre) ahenksiz ve kulak tırmalayıcı (edâsı rekâket üzre) ve rahatsız edici derecede kopuk (kelimât-ı gûl gibi nâ-merbût) bulur (Sungurhan, 2017b, s. 282). Kınalı-zâde’nin bu değerlendirmesini Beyânî farklı sözlerle dile getirir. Ona göre şairin sözleri ya tatsız, yavan ya da yağlı, lezzetlidir (gass ü semîn). Kimi sözleri gayet hoş kimileri ise bî-mezedir ve anlamsızdır (Sungurhan, 2017a, s. 50). Beyânî’nin Kınalı-zâde’nin çok yönlü eleştirisini kısaca bî-meze kelimesiyle ifade etmesi bu terimin şiirin birkaç yönüyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Anlam derinliği, üslubun tutarlılığı ve söyleyişin güzelliği şiiri yavanlıktan kurtaran önemli unsurlardır. 

Bî-meze terimi, tezkirelerde özellikle şiirin okuyucuda bıraktığı estetik zevki değerlendirmek için kullanıldığından lezzet duyusuyla ilişkilendirilmiştir. Bu anlamda helva gibi tatlı bir yiyecek şiirin okuyucuda uyandırdığı lezzet hissini ifade etmek için bir benzetme unsuru olarak kullanılmıştır. Mirza-zâde Sâlim, Edirneli Pervane-zâde Ahmed’in (ö. 1703) şiirlerinden bahsederken bî-meze terimiyle beraber bu benzetmeye başvurmuştur. Onun şiirlerinin çoğunun bî‑meze olmadığını, aksine Edirne helvası lezzetten ve tazelikten yoksun olmadığını ifade etmiştir (İnce, 2018, s. 105). Biyografisi oldukça kısa tutulan ve sadece iki beyti sunulmakla yetinilen bu şairin şiirleri hakkında bî-meze olmadığını söylemek yeterli bir övgü olarak görülmüştür. Bu da bî-meze teriminin güçlü bir kıstas olduğunu ve bir şairin bu kusurdan uzak olmasının övgü vesilesi sayıldığını düşündürmektedir. 

Bî-meze sadece şiir bağlamında değil daha kapsayıcı olarak söz bağlamında da kullanılır. Bu bağlamda kullanıldığında ‘can sıkıcı, rahatsız edici, nahoş’ gibi anlamlara karşılık gelir. Nevâyî, Lutfî’nin Sekkâkî’nin şiirlerini çaldığı iddailarına yer verir ve o yörede böyle tatsız söylentilerin (mezesiz mükâbereler) çok olduğunu söyler (Eraslan, 2001b, s. 70, 2001a, s. 385; Türk, 2012, s. 133). Başka bir çarpıcı örnek Esrar Dede tarafından Aşık Çelebi için dile getirilmiştir. Esrar Dede, Derviş Hayâtî’nin biyografisinde Aşık Çelebi’nin onun hakkında mecazi aşka tutulduğunu söylediği kısımları iktibas eder. “İbare-i bî-meze” diye nitelendirdiği bu alıntıyı Aşık Çelebi’nin tarikat ehli biyografilerinde nasıl hataya düştüğünü göstermek amacıyla yaptığını söyler. Bu örnekler terimin farklı bağlamda kullanımını gösterir. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Bî-meze kelimesi terim anlamıyla Herat sahası tezkirelerinden Mecâlisü’n-Nefâ’is’te 1 kez Anadolu sahası tezkirelerinden Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında 2, Kınalı-zâde tezkiresinde 1, Beyânî tezkiresinde 1, Sâlim tezkiresinde 1, Esrar Dede tezkiresinde 1 kez geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1:

Kudemâ-yı şu‘arâdan olup ile’l-ân köhne mecmû‘alarda hâme-i zer-nigar ile eş‘ar-ı nâm‑dârı tahrîr olınup ve ka’ili lacverd ile mestûr olan Hayatî’dür ki ol ‘asruñ zurefası biraderlerine Mematî diyüp nice nice bî-meze vü bâ-meze letayifler söyleyüp nev‑zebanan-ı Rum’a hande‑engîz-i temeshur olacak yâdgârlar burakmışlardur (Genç, 2018, s. 81).

Örnek 2:

Merhûmun bu ‘ibâre-i bî-mezesini tahrîrden garaz fehm-i kasîr ve vukûf-ı nâpezîrini beyândur ki merdân-ı hakîkat ve rindân-ı tarîkatun her birinin vasfında nâbe-câ ta‘bîr ü tercemelerinde âsâr-ı kalemi rişte-keş-i taksîr olduğı ma‘lûm olup vukûf-ı ahvâlde adem-i ıttılâ‘ı âşkâr ola. Zira tarîk-i hidâyet-i refî-i Hüdâvendigâriyye’ye şitâbân ve terk-i hânümân edip Mekke ve Medîne câniblerinde (...) misâl-i üştür şitâbân râh-ı Muhammedî nâlân ü püyân kûy-ı şefâat-i Ahmedî olup (...) tazarru‘ ü ibtihâliyle ser-nihâde-i dergâh-ı şefâat-penâh-ı Nebevî olmuştur. Ancak filân zâta hâşâ mübtelâ-yı mecâz sarf-ı ta‘bîr olunınca ehl-i hakîkat pâ-der-gilân-ı kusur ve ter-dâmenân-ı nüvvâb mı olmak lâyıkdır (Genç, 2018, ss. 82-83).

Örnek 3:

Ve şâʿir-i sâde-gûy-ı bî-mezeden suhan-fehm ü hoş-tabʿ olanlar ahsen ü ecmeldür (Canım, 2018, s. 396).

Örnek 4:

Latîfî (...) bu denlü medh ü senâsın itmiş iken yine âsârından bu kıt’a-i bî-meze vü bî-safâsın yazmışdur. Şi’r:

Sa’âdet kulına Hakdan ‘atâdur

Ana zûr ile sa’y itmek hatâdur

Ne sa’y ile olur ‘izz ü sa’âdet

Ne taksîrât ile fakr u felâket

Kişi sa’y ile ger devlet bulaydı

Gedâlar kalmıya sultân olaydı (Sungurhan, 2017b, ss. 519-520).

Örnek 5:

Kelimâtı gass u semîndür. Kimi gâyet zîbâ ve kimi bî-meze vü bî-ma’nâdur (Sungurhan, 2017a, s. 50).




Kaynaklar

Ahmed Vefik Paşa. (1888). Lehçe-i Osmânî (C. 2). İstanbul: Mahmut Beg Matbaası.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Çetindağ, Y. (2010). Şiir ve Tenkit: Türk, İran ve Arap tezkirelerinde. İstanbul: Kitabevi.

Devellioğlu, F. (2006). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat (23. Baskı). Ankara: Aydın Kitabevi.

DWDS. (t.y.). Rustikal. Digitales Wörterbuch der deutschen Sprache. Erişim tarihi: 10 Aralık 2024. Erişim Adresi: https://www.dwds.de/wb/rustikal?o=Rustikal 

Eraslan, K. (2001a). Mecâlisü’n-Nefâyis Ali-Şîr Nevâyî (Çeviri) (C. 2). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Eraslan, K. (2001b). Mecâlisü’n-Nefâyis Ali-Şîr Nevâyî (Giriş ve Metin) (C. 1). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Genç, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html

İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html 

Kamus. (t.y.). Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Kamus. Erişim tarihi 26 Aralık 2024, Erişim adresi: https://www.kamus.yek.gov.tr/ 

Lewis, C. T., & Short, C. (t.y.). Insipidus. A Latin Dictionary. Erişim tarihi 26 Aralık 2024. Erişim adresi: https://www.perseus.tufts.edu/ 

Littré. (t.y.).—İnsipide. Definition, quotes, etymology. Erişim tarihi 26 Aralık 2024, Erişim adresi: https://www.littre.org/definition/insipide

Merriam-Webster. (t.y.). Rustic. Meriam-Webster Dictionary. Erişim tarihi 10 Aralık 2024. Erişim adresi: https://www.merriam-webster.com/dictionary/rustic 

Muallim Nâcî, [Ömer Hulûsî]. (1308). Lugat-ı Nâcî (1978 (Çağrı Yayınları Ofset Baskı)). İstanbul: Asır Matbaa ve Kütübhânesi.

Redhouse, J. W. (1987). A Turkish and English Lexicon: Shewing in English the significations of the Turkish terms. (C. 2). İstanbul: Çağrı Yayıncılık.

Remzî, H. (1305). Lugat-ı Remzî (C. 2). İstanbul: Hüseyin Remzî Matbaası.

Salâhî, M. (1322). Kâmûs-ı Osmânî Türkçede Kullanılan Arabî Farisî Ecnebî Kaffe-i Lüğâtı Hâvîdir (C. 4). İstanbul: Mahmut Beg Matbaası.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html

Sungurhan, A. (hzl.) (2017b). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html 

Toven, M. B. (1927). Yeni Türkçe Lugat (2. Baskı). İstanbul.

Türk, V. (2012). Mecâlisü’n-Nefâyis’te Şairler Arasındaki Latife ve Nükteler. Türk Dili Dergisi, (722), 129-137.

Vajehyab. (t.y.). بي مزه. Vajehyab.com  | لغت‌نامه دهخدا | واژه‌یاب. Erişim tarihi 29 Kasım 2024. https://vajehyab.com




Yazım Tarihi:
04/02/2025
logo-img