* Bir şairin yahut şiirinin estetik ve teknik bakımdan hiçbir kusur ve yerilecek yön taşımadığını belirtmek için kullanılan, mübalağalı bir övgü nitelemesi.
Bî-meʿâyib ü bî-mesâlib” terkibi, Farsça menfîlik ön eki “bî-” ile Arapça “ʿayb” (kusur, eksiklik) kelimesinin çoğulu olan “meʿâyib” ayıp olan şeyler, lekeler (Hasan Bedreddin, Raif Necdet, 1928, s. 738)ve yine Arapça kökenli “mesâlib” ayıplanacak, yerilecek yönler, kusurlar ,insanın şüyûundan ihtiraz ettiği ayıp (Mehmet Salahî, 1904, c. 4, s. 317) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Sözlük anlamı itibarıyla “kusurlardan ve ayıplanacak taraflardan uzak, eksiksiz ve lekesiz” anlamına gelmektedir. Terkipte anlamca birbirine yakın iki kelimenin art arda kullanılması, ifadeye pekiştirme ve vurgu kazandırmaktadır.
Tezkire geleneğinde “bî-meʿâyib ü bî-mesâlib”, bir şairin şiirinin kusurdan ve yerilecek yönlerden tamamen uzak olduğunu ifade eden, estetik ve teknik yetkinliği vurgulayan övgü terimidir. Bu kullanımda terim, yalnızca ahlâkî kusursuzluğu değil; daha çok şiirin vezin, kafiye, mana ve üslup bakımından eleştiriye açık bir yön taşımadığını belirtmek üzere kullanılır. Anlamca yakın iki kelimenin birlikte getirilmesi, şairin sanatındaki kemalin ve eksiksizliğin mübalağalı biçimde altını çizer.
“Tarz-ı gazelde âbâ-i kirâmına gâlib ve şir-i şuarâ-yı efazıl ü ehâlî misâlinde bî-mèâyib ü bî-mesâlib idi.” Ve bi’l-cümle şiʿr ü inşâsı ve naẓm-ı dil-güşâsı ser-cümle bî-meʿâyib ü bî-mesâlib ve birbirine ġâlibdür. Bu cümlelerdeki kullanımda “bî-meʿâyib ü bî-mesâlib” ifadesi, şairin gazel tarzındaki sanatının kusurdan tamamen uzak olduğunu vurgulamak amacıyla kullanılmaktadır. Metinde önce onun gazelde atalarına üstün olduğu ve faziletli şairler arasında örnek gösterildiği belirtilmekte, ardından bu niteleme getirilerek şiirinin eleştirilecek, yerilecek veya teknik bakımdan zayıf sayılacak herhangi bir yön taşımadığı ifade edilmektedir. Dolayısıyla burada terim, şairin şahsiyetinden ziyade şiirinin estetik ve teknik bakımdan kemale ermiş, eksiksiz ve ayıpsız kabul edildiğini anlatan mübalağalı bir övgü ifadesi işlevi görmektedir.
Latîfî, II. Bâyezîd’i değerlendirirken ifadeyi şu iki cümlede konumlandırır:
Bu çift kullanım, Latîfî’nin genel üslubunda övgü aracı olarak işlev görürken, padişah şair bağlamında siyasî-ideolojik boyut kazanır. Tezkire, Kanunî Sultan Süleyman’a sunulduğundan, II. Bâyezîd’e yönelik mutlak övgü aynı zamanda Osmanlı hanedanının edebi mirasını yüceltme ve sadakat gösterisi niteliği taşır.
Taraması yapılan tezkirelerden Latifî'nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ isimli eserinde mezkur terim iki defa kalıp olarak geçmektedir.
Örnek 1:
Tarz-ı gazelde âbâ-i kirâmına gâlib ve şir-i şuarâ-yı efazıl ü ehâlî misâlinde bî-mèâyib ü bî-mesâlib idi (Canım, 2018, s. 101).
Ve bi’l-cümle şiʿr ü inşâsı ve naẓm-ı dil-güşâsı ser-cümle bî-meʿâyib ü bî-mesâlib ve birbirine ġâlibdür (Canım, 2018, s. 143).
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Hasan Bedreddin, Raif Necdet (1928:). Resimli Türkçe Kamus, İstanbul: Ahmed Kamil Matbaası.
Kubbealtı Lügati. “Maâyip – Meâyib”. https://lugatim.com/s/MA%C3%82Y%C4%B0P
Mehmed Salahî (1904). Kâmûs-ı Osmânî, c.4. İstanbul: Mahmud Bey Matbaası.