nazm-ı bî-kusûr, târîh-i bî-kusûr, şâ’ir-i bî-kusûr, bî-kusûr şi’r
* Tezkirelerde bazı edebî kavramların doğruluk, üstünlük, güzellik gibi vasıflarını nitelemek için kullanılan terim.
Kelime, sözlüklerde ilk anlamı “kusursuz, mükemmel, hatasız, eksiksiz, tam” olarak verilen Farsça-Arapça birleşik bir sıfattır (Devellioğlu, 1998, s. 103).
Farsça nefy ve selb manasına gelen ‘bî’ olumsuzluk ön edatı ile Arapça kökenli müzekker bir isim olan ve ‘eksiklik, noksan’ anlamına gelen ‘kusûr’ kelimesinin terkibiyle oluşur (Şemseddin Sami, 2009, s. 327/1073).
Farsça olumsuzluk bildiren ‘bî’ ekinin Türkçedeki karşılığı ‘–sIz’ son ekidir (Kanar, 2011, s. 315). Bu ek geldiği kelimeye olumsuz bir nitelik kazandırmasına rağmen aslı olumsuz bir anlam içeren ‘kusûr’ kelimesi ile birleşince sözcüğe müspet bir anlam kazandırmıştır. Buna göre ‘bî-kusûr’ kelimesinin lügat karşılığı olan ‘kusursuz’ kelimesini bazı Türkçe sözlükler şu şekilde anlamlandırmış ve örneklendirmişlerdir: “Kusuru olmayan, mükemmel: Kadının kendi şiir, hem kusursuz bir şiir.” (Komisyon, 2009, s. 1268). “Ayıp ve noksanı olmayan, özürsüz, mükemmel: Kusursuz bir köşk, bir attır.” (Şemseddin Sami, 2009, s. 1073).
Tarih düşürme sanatında olayın gerçekleştiği tarihi doğru ve edebî bir şekilde ifade etme biçimi ile şairin üstünlüğünü ve şiirin güzelliğini niteleyen tabir.
Kelime terim anlamlı olarak ilk kez Latîfî Tezkiresi’nin ‘Fâni’ maddesinde kullanılmıştır. Burada yer alan “Fârisîden ve ‘Arabîden yâd-dâşt u ma’lûmat ve hâtırında vâfir lugât gerekdür tâ kim büyût-ı ebyâtı ma’mûr ve kasr-ı nazmı bî-kusûr ola.” (Canım, 2000, s. 395) ibaresinden hareketle şiirin kusursuz olmasının hükmü tanımlanmıştır. Buna göre şiirin mükemmelliği şairin hem Fars ile Arap dil ve edebiyat bilgisinin çokluğuna hem de kelime dağarcığının geniş olmasına bağlanmıştır (Örnek 1). Kelimenin terim anlamlı ikinci kullanımı Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ adlı eserinin ‘Ahmed Paşa’ maddesinde geçmektedir: “Hakkâ ki eş’âr-ı dürer-bârı rasîn ü muhkem ve mühendisân-ı kasr-ı belâgat yanında bî-kusûr u müsellem şi’r-i Türkîye hâlet ü nezâketi evvel bu virdügiçün üstâd-ı mukaddem olup hil’at-ı safâ hilkat-makâlî el-fazli’l-mütekaddim tırâzı ile mutarraz u mu’allemdür.” (Sungurhan, 2017, s. 171). Burada nâsir, Ahmed Paşa’yı üslûbundan hareketle kusursuz Türk şiirinin önde gelen isimlerinden biri olduğunu vurgulamıştır. Kınalızâde’ye göre kusursuz şiir, doğruluğu ispatlanmış, sağlam ve nitelikli şiirdir (Örnek 2). Kelimenin terim anlamlı üçüncü kullanımı Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma’ü’l-Havâs’ının ‘Mevlânâ Şerîf-i Tebrîzî’ maddesinde geçmektedir: “Hâce Gıyâseddîn Kehre hicvide bir terkîb-i bend aytupdur kim bu hakîr i’tikâdıda bu erür kim bu yanglıg dürüst ve bî-kusûr şi’r tapınmay hicv bolgay aytmayupdurlar belki hiç kişige müyesser ermes” (Kuşoğlu, 2012, s. 301). Müellif burada her şairin özellikle hiciv konusunda kusursuz şiir yazamayacağından bahsetmiştir. Ona göre çok zor olduğu için kusursuz şiir yazmak her şaire nasip olmaz (Örnek 3). Kelimenin terim anlamlı dördüncü ve beşinci kullanımı diğer üç kullanımından farklılık göstermektedir. Râmiz Âdâb-ı Zurefâ’sında diğer nâsirlerden farklı olarak şiire değil ‘şair’e ve ‘tarih düşürme’ye terim anlam yüklemiştir: “Medine-i ‘Ayntâb mahkemesinde başkâtib olmuş fârisî-dân ve şi’r ü inşâda yegâne-i akrân bir şâ’ir-i bî-kusûr ve sühan-ver idi.” (Erdem, 1994, s. 223). ‘Kusurî’ maddesinde yer alan bu ifadeye göre şairin kusursuz olması şiir ve inşâ konusunda akranlarından çok daha ileride olmasına bağlıdır (Örnek 4). Aynı tezkirenin ‘Es’ad Efendi’ maddesinde yer alan bî-kusur kelimesinin kullanımı ise şu şekildedir: “Nesr: Vâkdlerinin ihyâ eyledikleri câmi’in itmâmına tab’-ı bâlâlarından şudur iden târîh-i bî-kusûrdur ki câmi’-i mezbûrüü dervâzesinde keşîde-i silk-i sütûrdur. Târîh: Yapıldı bin yüz otuz altıda bu ma’bed-i zîbâ.” (Erdem, 1994, s. 8). Râmiz’e göre kusursuz bir tarih düşürmek için şair, bahsettiği olayın gerçekleşme zamanını doğru bir şekilde ifade etmelidir (Örnek 5). Tıpkı Râmiz gibi Mehmed Tevfîk Efendi’de Mecmû’atü’t-Terâcim adlı eserinde kelimeye tarih düşürme sanatının doğruluğu üzerinden terim anlam kazandırmıştır.
Kelime 16. yüzyılda Latîfî Tezkiresi’de 1, Ahdî’nin Gülşen-i Şu’arâ’sında 3 ve Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ adlı eserinde 7; 17. yüzyılda Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma’ü’l-Havâs’ında 1; 18. yüzyılda Râmiz’in Âdâb-ı Zurefâ’sında 14, Esrâr Dede’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye’sinde 1 ve Âkif’in Mir’at-i Şi’r adlı eserinde 1; 19. yüzyılda Mehmed Tevfîk Efendi’nin Mecmû’atü’t-Terâcim’inde 1 ve son olarak 20. yüzyılda Ali Emîrî’nin Tezkire-i Şu’arâ-yı Âmid adlı eserinde ise 2 defa geçmektedir. Terim anlamıyla kullanımına bakıldığında ise kelimenin Latîfî Tezkiresi’de 1, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında 1, Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma’ü’l-Havâs’ında 1 ve Râmiz’in Âdâb-ı Zurefâ’sında 6 defa kullanıldığı görülmektedir.
Örnek 1:
Fârisîden ve ‘Arabîden yâd-dâşt u ma’lûmat ve hâtırında vâfir lugât gerekdür tâ kim büyût-ı ebyâtı ma’mûr ve kasr-ı nazmı bî-kusûr ola (Canım, 2000, s. 395).
Örnek 2:
Hakkâ ki eş’âr-ı dürer-bârı rasîn ü muhkem ve mühendisân-ı kasr-ı belâgat yanında bî-kusûr u müsellem şi’r-i Türkîye hâlet ü nezâketi evvel bu virdügiçün üstâd-ı mukaddem olup hil’at-ı safâ hilkat-makâlî el-fazli’l-mütekaddim tırâzı ile mutarraz u mu’allemdür (Sungurhan, 2017, s. 171).
Örnek 3:
Hâce Gıyâseddîn Kehre hicvide bir terkîb-i bend aytupdur kim bu hakîr i’tikâdıda bu erür kim bu yanglıg dürüst ve bî-kusûr şi’r tapınmay hicv bolgay aytmayupdurlar belki hiç kişige müyesser ermes (Kuşoğlu, 2012, s. 301).
Örnek 4:
Medine-i ‘Ayntâb mahkemesinde başkâtib olmuş fârisî-dân ve şi’r ü inşâda yegâne-i akrân bir şâ’ir-i bî-kusûr ve sühan-ver idi (Erdem, 1994, s. 223).
Örnek 5:
Nesr: Vâkdlerinin ihyâ eyledikleri câmi’in itmâmına tab’-ı bâlâlarından şudur iden târîh-i bî-kusûrdur ki câmi’-i mezbûrüü dervâzesinde keşîde-i silk-i sütûrdur. Târîh: Yapıldı bin yüz otuz altıda bu ma’bed-i zîbâ (Erdem, 1994, s. 8).
Canım, R. (hzl.) (2000). Latîfî Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ (İnceleme-metin). Ankara: AKM Yayınları.
Devellioğlu, F. (2010). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Erdem, S. (hzl.) (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurefâ’sı (İnceleme-Tenkidli Metin-İndeks-Sözlük). Ankara: AKM Yayınları.
Genç, İ. (hzl.) (2018). Esrâr Dede Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara:T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-206275/tezkire-i-suara-yi-mevleviyye.html
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kanar, M. (2011). Farsça Dilbilgisi (Konuşma, çeviri tekniği, Farsça-Türkçe / Türkçe-Farsça Sözlük). İstanbul: Say Yayınları.
Kılcı, M. (hzl.) (2001). Enderunlu Mehmet Âkif Mir’ât-ı Şi’r (Yüksek Lisans Tezi). Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adana.
Komisyon (2009). Türkçe Sözlük, TDK. Yayınları, Ankara.
Kuşoğlu, M. O. (hzl.) (2012). Sâdıkî-i Kitâbdâr’ın Mecma’ü’l-Havâs Adlı Eseri (İnceleme-Metin-Dizin) (Doktora Tezi). Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul.
Redhouse, J. W. (2006). A Turkish and English lexicon: Shewing in English the significations of the Turkish terms. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Bağdatlı Ahdî Gülşen-i Şuʿarâ. Ankara:T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara:T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html.
Şemseddin Sâmî (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.
Zübeyiroğlu, R. (hzl.) (1989). Mecmû’atü’t-Terâcim Mehmed Tevfîk Efendi (Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.