BİKR/EBKÂR (BİKR/EBKĀR)

bikr-i ma'nâ, bikr-i fikr, bikr-i mazmûn, bikr-i hayâl, ebkâr-ı ma'ânî, ebkâr-ı efkâr


* Sözlüklerde bikr “bir erkek tarafından dokunulmamış olma durumu, kızlık, bekâret; el değmemiş, dokunulmamış, bâkire”, çoğulu olan ebkâr ise “kız oğlan kızlar, bâkireler” anlamlarına gelmekte, tezkirelerde ise bikr/ebkâr “ilk olarak söylenen, yeni, taze, daha önce kimsenin ifâde etmediği fikir, anlam, hayal, mazmun ve sözler" için terim olarak kullanılmaktadır.



Sözlük Anlamı

Arapça  bir kelime olan bikre Kubbealtı Lügati’nde “bir erkek tarafından dokunulmamış olma durumu, kızlık, bekâret; el değmemiş, dokunulmamış, erkek görmemiş (kız), bâkire; bir şeyin hiç kimse tarafından dokunulmamış, bozulmamış olan (ilk durumu); daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış, söylenmemiş (söz, anlam, nükte, fikir vb.)” karşılıklarını verir (Ayverdi, 2006, s. 363-364). Devellioğlu “dokunulmamış, kızoğlan kız, genç kız; kızlık” (2012, s. 116); Dihhudâ “kız ve erkek için el değmemiş; tek yavru doğurmuş dişi, deve; küçük çocuk; daha önce yapılmamış her türlü yeni çalışma, her şey; henüz gebe olmayan dişi inek; yavru veya genç inek, deve; çok bulutlu, yağmurlu; henüz başka çocuğu olmamış olan ana ve babanın ilk çocuğu; daha önce hiç meyve vermemiş üzüm ağacı…” (1998, s. 4917-4919), Mütercim Âsım, “henüz dûşîze olan kıza denir, azrâ’ manâsına, cem’i ebkârdır, masdarı bekârettir ki kız bikr olmak ma’nâsınadır; masdarı bekârettir ki kız bikr olmak ma’nâsınadır; bikr müzekker ve mü’ennese ıtlâk olunur, ya’nî henüz tezevvüc eylememiş oğlana da denir; şol hatuna, kezâlik şol nâkaya ıtlâk olunur ki dûşîze hükmünde olur; her şey’in evveline bikr denir; henüz hâmil olmamış sığır ineğine; yağmuru çok sehâba denir; ebeveynin en evvelki veledine ıtlâk olunur ki ilk çocuğu ta’bîr olunur; en ibtidâ üzüm vermesi olan asmaya ıtlâk olunur” (2013, s. 1773) Kanar, “bâkir, yepyeni, bikr; kızlık, bekâret, bakire” (2016, s. 288), Redhouse “Karşı cinsten biriyle birleşme yapmamış kişi, bakire; bir dişinin ilk yavrusu; ilk meyve; ilk oluşum; bekaret, kızlık; kızlık zarı” (1987, s. 376), Steingass, “bakire, bakire kız; ilk tayını doğurmuş bir deve; ilk ve tek çocuğunu doğurmuş kadın; ilk doğan (erkek veya dişi, erkek veya hayvan), ilk meyve; herhangi bir şeyin ilki” (1998, s. 819); Tietze “kız oğlan kız, genç kız hali, bekaret, mecazi manada el değmemiş” (2016, s. 703); Tulum “bozulmamış kız, kızoğlankız, kızlık” (2023, s. 169) ve Vankulu “kız oğlan, şol ‘avrete derler ki bir karın doğurmuş ola ve veledine dahi bikr derler gerek müzekker ve gerek müennes olsun; nâkanın bir karın doğuranına dahi derler; bir kerre vurmakla kesip ayırmağa dahi derler” (2014, s. 692) karşılıklarını verir.




Terim Anlamı

İlk olarak söylenmiş, daha önce kimsenin ifâde etmediği benzersiz, orijinal anlam, fikir, hayal, mazmun, söz ve şiirler. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Herat ekolü tezkirelerinde yer almayan terim tekil ve çoğul şekliyle Anadolu sahası tezkirelerinde sıkça kullanılmıştır. Sehî terimi tabaka başlarında “perverde-i bahr-ı zehhâr-ı ebkâr-ı efkâr” (2017, s. 4), (Örnek 1) “‘arûs-ı ebkâr-ı tab‘-ı zehhâr”, “ma’ânî-i ebkâr” terkipleri içinde daha çok, çoğul; Mahmûd Paşa’dan bahsederken de “bikr sözleri çok” şeklinde tekil olarak kullanır. Bütün kullanımlarda özgün ve yeni şairane fikir ve anlamların kastedildiği söylenebilir.

Latîfî  terimi “bikr-i fikr, bikr ma’nâ, bikr-i pâkize mahbûb, bikr-i fikr-i hayâl, fikr-i bikr, güzîde-i ebkâr-ı efkâr, ma’ânî-i bikr” şekillerinde düşünce ve anlamla ilişkilendirerek sıkça kullanır. Bazı şairler el değmemiş fikir, anlam ve hayalleri sebebiyle övülürken bazı şairler de bikre mahrem olmadıkları için yerilir. Enverî-i Midâdî, Bezmî, Zâtî, Zeyneb, Şâhî-i Şarkî, Kâdirî, Mesihî, Mihrî gibi şairler yeni ve özgün fikir, mana ve hayâlleri olan şairlerdir (Canım, 2018, s. 139, 146, 233, 256, 292, 425, 483, 496); Hüseynî “bikr-i fikre mahrem” değildir (s. 192), Kebîrî ise kabiliyetli olmadığından “mâ’ânî-i bikri kıllet üzre”dir (s. 441). Zeynep Hatun ve Şâhî-i Şarkî’nin bikre örnek olarak verilen şiirleri dikkat çekicidir. Şâhî-i Şarkî’nin örnek olarak verilen şiirleri gerçekten orijinal bir düşünüş ve hayal ürünüdür. Sözgelimi örnek gazelin matla beytinde gül, bülbüle kast ettiği için goncayı kendine bir ok; gonca da açılan gülü yüzüne kalkan eylemiştir. Dolayısıyla bülbüle kast eden okun diken değil gonca olması ve açılmış gülün de şekil olarak goncayı koruyan bir kalkana benzetilmiş olması yeni ve özgün bir söyleyişi yansıtmaktadır (Kaplan, 2018, s. 188) (Örnek 2). 

Tezkireler içinde terime en fazla yer veren Âşık Çelebi, terimi “bikr edâ, bikr-i ma’nâ/bikr ma’nâ; ebkâr-ı efkâr (on bir yerde), ebkâr-ı ma’ânî” terkipleri içinde özgün tarz, anlam ve düşünceyi ifade anacıyla kullanır. Bâkî’nin kıvrak zekası kusursuz bir usta gibi düşünce bakirelerinin kulaklarındaki incileri kazımaktadır (Kılıç, 2018, s. 174) (Örnek 3). Necâtî’nin “ekser-i hayâlleri bikr”dir (Kılıç, 2018, s. 362), Ahmed Çelebi (Kemâl Paşa-zâde)’nin Yûsuf u Züleyhâ’sında “bikr edâlar” vardur (s. 121), Vâlihî “bikr-i ma’nâya kâdir”dir (s. 238), Mecdî ve Azîzî  “bikr-i ma’nâya” dest vurmuştur (s. 333, 466), Emrî Çelebi “ebkâr-ı efkâr”ı cem etmiştir (s. 149), Zînetî “ebkâr-ı efkâr cemâlin” görmüştür (s. 254). Mihrî, Hayâlî bikr mana; Rahmî, Nişânî, Şâh Çelebi, Zâtî ve Sultan Selim de bikr fikirleriyle övülmüş şairlerdir. 

Hasan Çelebi, terimi “bikr-i fikr; ebkâr-ı efkâr (on üç yerde), ebkâr-ı ma’ânî ve ma’ânî-ebkâr” şekillerinde kullanır. Tezkirede bazı şiir örneklerinden önce kullanılan bikr/ebkâr terimi kastedilenin ne olduğu hususunda ipuçları verir. Ulvî,  Amrî, Fikrî ve Fikrî-i Dîger bahislerinde (Eyduran, 2009, s. 74, 116, 182, 181) bakir söyleyişlere örnek olarak verilen beyit ve şiirlerde atasözü, deyim ve sanatlı söyleyişlerin dikkat çektiği; çarpıcı ve yeni söylemlerin söz konusu olduğu görülür (Örnek 4).

Ahdî, terimi “fikr-i bikr (altı yerde), maʿânî-i/ma’ânâ-yı bikr; şekeristân-ı ebkâr, ebkâr-ı dil-efrûz, teshîr-i ebkâr-ı maʿânî, ebkâr-ı maʿânî” şeklinde yeni ve etkileyici düşünce ve anlam bağlamında kullanır. Fikrî Bey bahsinde bakir söyleyişleri yansıtmak için verilen örneklerde özgün söyleyişlerin ve ince hayallerin dikkat çektiği görülür (Solmaz, 2018, s. 96) (Örnek 5). 

Sadece bir yerde terime yer veren Beyânî, Mahremî bahsinde onun “harem-serây-ı belâgatda ebkâr-ı me’ânînün mahremî” (Sungurhan, 2017, s. 178) olduğunu belirterek özgün anlamlar ürettiğine işaret eder.

Gelibolulu Ali,  terimi “bikr-i fikr, bikr-i ma’nâ, bikr-i mazmûn” şeklinde daha çok, isim tamlaması içinde kullanır. Diğer tezkirelerde fazla geçmeyen “bikr mazmûn, bikr-i mazmûn” terkibine Cemîlî, Monlâ Gazâlî  (Deli Birader) ve Figânî’den bahsederken yer verir. Monlâ Gazâlî’nin şiirlerine örnek olarak verilen bir kıta “bikr-i mazmunla meşhûn”dur. Örnek olarak verilen bu kıta ve bir beyit müstehcen içeriklidir (İsen, 2017, s. 180). 

Riyâzî, terimi sadece Cafer Çelebi bahsinde “bikr-i fikr-i ma‘nâ” (Açıkgöz, 2017, s. 101) şeklinde bir yerde kullanır.

Güftî, bahsettiği şairlerin şiirlerini “bikr-i hayâl, bikr-i mazmûn, bikr-i nazm” açısından yeterli bulmaz. Dolayısıyla yazar, terimi bahsi geçen şairlerde olmayan bir özellik olarak dile getirip eleştirel/mizahi bir yaklaşım sergiler. (Örnek 6).

Sâfayî terimi “ebkâr-ı ma’ânî” şeklinde Ânî, Dürrî, Rüşdî, Sâmi’î, Mâdih ve Nâdî mahlaslı şairlerin şiirlerindeki yeni ve benzersiz anlam özelliklerini ifade etmek için kullanır. “Safâyî’ye göre dönemin kadın şairlerinden Ânî’nin emsalsiz şiirlerindeki anlama dayalı yenilikler, güzel ve belâgatli söyleyiş ürünü olan örneklerdir” (Polat, 2023, s. 47). (Örnek 7).

Sâlim, terimi “bikr-i hayâl, ebkâr-ı mezâmîn, ebkâr-ı efkâr” şeklinde kullanır. Sa’dî-i Dîger’den bahsederken terimi, diğer tezkirelerde rastlanmayan hayâl kavramı ile ilişkilendirerek “ruhsâr-ı bikr-i hayâl” şeklinde özgün şairane tasavvurlar için kullanır (İnce, 2018, s. 249). Devrin zeki ve hazır cevap isimlerinden Dürrî-i Dîger, orijinal düşünceleriyle bilinmekte, Rüşdî-i Sahhâf, latif düşüncelerindeki yeniliklerle bu sahada kapılar açan ve özgün düşünce iklimiyle öne çıkmakta, Selîm Efendi ise şiirsel düşüncelerinden zuhur eden orijinallikle dönemin hünerli kişileri tarafından iftihar sebebi olarak gösterilmektedir (Altuner, 1989, s. 102).

Râmiz, terimi tek başına ve “efkâr-ı ebkâr-ı maʿânî-şikâr (beş yerde), ebkâr-ı hâtır, ebkâr-ı ma’ânî, ebkâr-ı muhteriʿ-i zihn-i nakkâd” terkipleri içinde kullanır ve kelimeyi hâtır ve zihin kavramlarıyla da ilişkilendirir. Refi’ Efendi’nin ve Zîver’in şiirlerindeki orijinal anlamlar devrin hüner sahiplerini kıskandırmaktadır (Erdem, 1994, s. 139, 145). “Râgıb Paşa, Sâlim Efendi ve ‘İffet, mana ikliminde yarattıkları özgünlükle dönemin taze söyleme sahip diğer şairleridir.” (Polat, 2023, s. 103). “Özgün hayal ve manalarla bezeli incelikli şiirleriyle dönemin söz ehlini kıskandıran Arpa Emîni-zâde Sâmî, hoşa giden ve beğenilen anlatım tarzıyla seçkinler arasına giren biridir.” (s. 103). Burada, bikr kelimesi “taze hayal ve mana” ile ilişkilendirerek bir bakıma terimin anlamına da açıklık getirilir (Örnek 8).

Âkif, Nedîm bahsinde terimi “bikr-i fikr-i mazâmîn” (Kılcı, 2001, s. 68), Ali Emîrî, Cedîdî bahsinde “bikr-i mazmûn”  (Kadıoğlu, 2018, s. 175), Ârif Hikmet, Ârif Müderris-zâde bahsinde “bikr-i fikr” şeklinde kullanır (Çınarcı, 2007, s. 82). Her üç eserde de özgün, daha önce kullanılmamış mazmun ve düşünce anlamı söz konusudur.

Bikr/ebkâr, terim olarak divanlarda özellikle makta ve kasidelerin fahriye beyitlerinde özgün ve yeni anlam, düşünce ve mazmunları ifade saadedinde kullanılmıştır. Sözgelimi terimi bikr-i fikr ve ebkâr-ı efkâr şeklinde üç yerde kullanan Ahmedî şairane düşüncesinin özgünlüğüne işaret eder (Kadaş, 2022, s.185, 389, 590). Gelibolulu Ali, bir gazelinin makta beytinde meânînin bikrinde tasarruf ettiğini söyleyerek kendini söz eri olarak tanımlar (Yakar, 2009, s. 27). Şeyhülislam Yahya, bir gazelinde nazm erbabının “ebkâr-ı ma’ânî” beslemediğini söyleyerek kendini “üstâd-ı sühan-perver” olarak gösterir  (Kavruk, ty. s. 205). Leylâ Hanım, terimi bikr-i fikr-i suhan ve bikr-i mazmûn şeklinde övgü sadedinde bir kasidesinde kullanır (Arslan, 2018, s. 33-34). Kelimeyi iki yerde terim anlamında kullanan Nedîm, bir kasidesinde göktekilerin yıldız olmadığını bunların ilahi varlık tarafından “bikr-i fikr”ini takdir için verilen altın işlemeli bir örtü olduğunu söyler (Macit, 2017, s. 36).

Tezkirelerde bazen isim, bazen de sıfat ve çoğu zaman da terkip/tamlama içinde kullanılan bikr/ebkâr kelimesine Anadolu sahası tezkirelerinden yer vermeyen tezkire yok gibidir. Oldukça sık kullanılan kelimenin terim anlamı işaretlenmemiş olsa da tezkire yazarlarının terimin anlamını iyi bildikleri ve daha çok, yeni ve özgün fikir, anlam, hayal, mazmun ve  sözleri ifade etmek için kullandıkları anlaşılmaktadır. Safâyî ve çoğu tezkireci “bu sözcüğü ‘arûs, hacle, hacle-pîra’ gibi sözcüklerle bir arada kullanarak ilgili sözcüğün temel anlamından destek alır ve böylece mananın özgünlüğünü, bekaretini ve el değmemiş hâlini vurgular.” (Polat, 2023, s. 102). Dolayısıyla bikr/ebkâr terimi ile fikir, düşünce ve hayalin yeni, kendine özgü, başka hiçbir kimsede görülmeyen, şairin kendi muhayyilesinin malı olması özellikleri dile getirilmiştir (Tolasa, 1983, s. 368). Bikr/ebkâr nitelikli şiirlere örnek olarak verilen metinlerin farklı, yeni ve özgün hayaller ve kurgular içerdikleri; deyim, atasözü, edebî sanat vb. unsurlarla süslendikleri görülmektedir. Tezkirelerde bikr/ebkâr terimi, örnek olarak verilen şiirlerde de sıkça geçmektedir. Örneğin Safâyî’de ondan fazla yerde terim, örnek beyitler içinde de geçmektedir. Latîfî’de Mehmed Çelebî’ye ait bir beyitte “bikr”in hem temel anlamı olan bakireliğe hem de daha önce başkası tarafından ifade edilmemiş anlama göndermede bulunulmuştur (Canım, 2018, s. 522).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Terime tekil ve çoğul olarak Sehî’de 4, Latîfî’de 12, Âşık Çelebi’de 19, Hasan Çelebi’de 16, Ahdî’de 14, Beyânî’de 1, Gelibolulu Ali’de 8, Riyâzî’de 1, Güftî’de 6, Safâyî’de 6, Sâlim’de 5, Râmiz’de 9; Âkif, Ali Emîrî ve Ârif Hikmet’te birer defa yer verilmiştir.




Örnekler

Örnek 1:
Dürer-i gurer-i şi‘r ki zâde-i sadef-i sîne-i gevher-bâr ve perverde-i bahr-ı zehhâr-ı ebkâr-ı efkârdur zîver-i nev-‘arûs-ı bedî‘ ü beyân ve ârâyiş-i muhaddere-i me‘ânî-i feyezân ile hilye-i cemîl ü cemâl ve zînet-i celîl ü celâl bulup müzeyyen ü muhallâ olmışdur (İpekten vd., 2017, s. 4).

Örnek 2:
Tarzında muhteri‘-i sâhir ve bikr-i fikr ü hayâl-i hâssa kâdirdür. Üslûb-ı nazmı Nevâyî tarzın ohşar vâdî-i mu‘teberdür. Kudret-i mahâreti bu şi‘rlerden ma‘lûmdur. Şi‘r:

Goncayı gül bülübülün kasdıga peykân eylemiş
Gonca açılgan güli yüziga kalkân eylemiş  (Canım, 2018, s. 292).

Örnek 3:
Cevdet-i zihn-i derrâki hakkâk-i dürr-i gûşvâre-i ebkâr-ı efkârdur ve hiddet-i tab’-ı çâlâki sekkâk-i dirhem ü dînâr-ı bâzâr-ı eş’âr-ı belâgat-şi’ârdur (Kılıç, 2018, s. 574).

Örnek 4:
Geçdiler ben bendesin yâre münâfıklar meded
Yandum odlara münâfıklardan ‘âşıklar meded

Bahtum uyanmaz göz açdurmaz elem nâvekleri
Bir nazar eylen bana hey gözi açıklar meded

Kef-i pây-ı seg-i yâre şu denlü gözlerüm sürdüm
Kabarmış göz göz olmış ol kef-i pâ sonradan gördüm (Eyduran, 2009, s. 181).

Örnek 5:
Bu bir nice ebyât anlarun zâde-i fikr-i bikridür sebt oldı.

Didüm sen mû-miyânı der-kenâr itsem n’ola bir kez
Gülüp nâz ile ol gül-ruh didi Fikrî hayâlündür

Her kaçan kılsan güzer ey şûh benden cânibe
Cân u dil karşu varur şevk ile senden cânibe

Kimün helâkisin diyü nâ-gâh sorsa yâr
Gel söyle Fikrî nice virürsün cevâbını   (Solmaz 2018, s. 96-97).

Örnek 6:
Leşker-i nazma eyleyüp şeb-hûn
Eylemez hîç gâret-i mazmûn

Eylemez bikr-i nazm-ı meh-sıfatı
İrtikâb-ı libâs-ı ‘ariyyeti  (Yılmaz, 2019, s. 64).

Örnek 7:
…nev-‘arûs-ı zîr-i perde-i fikri tedkîk ile mümtâz-ı cihân ve ebkâr-ı ma’ânî-i nazm-ı bedî‘i hacle-pîrâ-yı belâgat ü ân olan şâ‘ire-i sâhire-i sâhib-’ismetdür (Altuner, 1989, s. 59).

Örnek 8:
Merhûm-ı merkûm dâniş ü ‘irfân ve ma‘ârif-i bî-pâyân ile karîn-i şöhret ü şân ve şu‘arâ-yı ‘asrdan fikr ü bikr-i tâze-hayâl ü ma‘nâları olan güftâr-ı nâzik-reftârları reşk-endâz-ı sühan-verân pür-gû ve latîfe-cû-yı müsellem ü mümtâz ve beyne’1-akrân kasabü’s-sabakı’l-i’câz bir şâ‘ir-i mâhir-i ser-efrâz olup... (Erdem, 1994, s. 157).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şuara (Tezkiretü’ş-Şuara). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-191371/riyazi-riyazus-suaratezkiretus-suara.html  

Altuner, N. (1989). Safayî ve Tezkiresi İnceleme-Tenkitli Metin-İndeks. Doktorta Tezi. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Arslan, M. (hzl.). (2018). Leylâ Hanım Dîvânı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.  Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-215361/leyla-hanim-divani.html 

Ayverdi, İ. (2006). Kubbealtı Lügati Misalli Büyük Türkçe Sözlük. C.2.  İstanbul: Kubbealtı Neşriyat.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Çınarcı, N. (2007). Şeyhülislâm Ârif Hikmet Beyin Tezkiretü’ş-Şu’ârâsı ve Transkripsiyonlu Metni. Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. 

Devellioğlu, F. (2012). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. 29. Baskı. Ankara: Aydın Kitabevi.

Dihhuda, A. E. (1998). Lugat-nâme. C. VII. Tahran: Müessese-i İntişarat ve Çap-ı Danişgâh-i Tahran.

Eyduran, A. (hzl.) (2009). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. 

İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html 

İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html 

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html 

Kadaş, S. (2022). Ahmed Paşa Divanı: Tenkitli Metin-Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük. Doktora Tezi. Ankara Hacı Bayram Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü.

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html  

Kanar, M. (2016). Büyük Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.

Kaplan, F. (2018). Latîfî Tezkiresi’nde Edebî Eleştiri Terimleri ve Edebiyat Eleştirisi. Doktora Tezi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Kavruk, H. (hzl.). Şeyhülislam Yahyâ Dîvânı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.  Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78405/seyhulislam-yahya-divani.html 

Kılcı, M. (hzl.) (2001). Enderunlu Mehmet Âkif, Mir’ât-ı Şi’r. Yüsek Lisans Tezi. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Küçük, S. (t.y.). Bâkî Dîvânı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.  https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78361/baki-divani.html 

Macit, M. (hzl.). (2017). Nedîm Dîvânı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.  Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-196897/nedim-divani.html 

Mütercim Âsım (2013). el-Okyânûsu’l-Basît fî Tercemeti’l-Kâmûsu’l-Muhît Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi. (hzl. Mustafa Koç-Eyyüp Tanrıverdi). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.

Polat, K. (2023). XVIII. Yüzyıl Tezkirelerinde Edebiyat Eleştirisi. Doktora Tezi. Ankara Hacı Bayram Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü.

Redhouse, J. W. (1987). Turkish and English Lexicon. Beyrut: Librairie du Liban.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html

Steingass, F. (1998). Persian-English Dictionary. Beyrut: Librairie du Liban.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html

Tietze, A. (2016). Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati. C. I. Ankara: TÜBA.

Tolasa, H. (1983). Sehî, Latifî ve Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi. Ankara: Akçağ Yayınları. 

Tulum, M. (2023). Alıntılar Sözlüğü. C.2. İstanbul: Ketebe Yayınları.

Vankulu Mehmed (2014). Vankulu Lügati. (hzl. Mustafa Koç-Eyyüp Tanrıverdi). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. 

Yakar, H. İ. (hzl.). (2009). Gelibolulu Sun‘î Dîvânı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi:   https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-204115/gelibolulu-suni-divani.html 

Yılmaz, K. (hzl.) (2019). Güftî Teşrîfâtü'ş-Şuʿarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
12/09/2025
logo-img