BEDÎHE (BEDĪHE)

bedîheten, bedîge-gû, bedîhe-gûy


* Şairin önceden hazırlanmadan, içinde bulunulan durum, meclis, karşılaşma veya ani duygulanma üzerine irticâlen söylediği güzel söz, beyit yahut manzumeyi ifade eden bir terimdir.



Sözlük Anlamı

Arapça kökenli olan bedîhe kelimesi sözlüklerde “önceden hazırlanmadan irticâlen söylenen güzel söz” ve “hazırcevaplık” anlamlarıyla açıklanır. Önceden hazırlanmadan irticâlen söylenen güzel söz, hazırcevaplık (Kubbealtı Lugatı) Bedîhe-gû ise Farsça gū “söyleyen” unsuru ile kurulmuş birleşik sıfat olup “hazırlıksız olarak, irticâlen güzel söz söyleyen kimse” anlamına gelir. Şemseddin Sâmî de Kâmûs-ı Türkî’de bedîheyi “ansızın ve düşünmeden söylenilen güzel söz, hazırcevaplık” olarak tanımlar; ber-bedîhe biçimini de “bedâheten, irticâlen” karşılığıyla verir (Şemseddin Sâmî, 2017, s. 224).

Tahir Olgun ise “İrticâlen bir mısra’ bir beyt, nihâyet bir kıt’a yazılabileceğini kabul ederim. Çünkü bittecribe anladım. Lâkin bir gazel yahut bir kasîde yazılabileceğini aklım kesmez. Bundan dolayı Nef’î’nin Dördüncü Murâd huzurunda irticalen okumuş olduğu söylenilen müsammat kasîdesinin, bedâheten tanzimi hakkındaki rivâyete masal derim. Eğer hakîkaten böyle bir hâdise olmuş ise Nef’î o kasîdeyi evvelce düşünmek, taşınmak ve bozmak, yazmak suretiyle tanzim ve hıfz etmiş, sonra fevkalâdelik göstermek için o mârifeti ibrâz eylemişdir” şeklinde tanımlar (Tahir olgun Edebiyat Lugatı, 1973:70-71).




Terim Anlamı

Bedîhe, şairin herhangi bir hazırlık yapmadan, içinde bulunduğu durumun etkisiyle irticâlen söylediği güzel söz, beyit veya manzumeyi ve tabii bir söyleyiş kudretini ifade eden terimdir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkirelerde bedîhe, yalnızca sözlük anlamıyla “ansızın söylenen güzel söz”ü değil, şairlik kudretini gösteren özel bir edebî kabiliyeti de ifade eder. Bu kullanımda bedîhe, şairin bir olay karşısında hemen şiir söyleyebilmesini, hazırcevaplığını, tabiatındaki şiir yaratma gücünü ve meclis içindeki söz ustalığını gösterir. Bu sebeple kelime, tezkire dilinde bir söyleyiş tarzı olmanın yanında şairin mizacını ve edebî yeteneğini niteleyen bir değerlendirme terimi hâline gelmiştir. Anadolu sahası tezkirelerinde ilk kez Sehî Bey'in Heşt Behişt'inde bir kez bedîhe şeklinde bir de bedîhe-gûy şeklinde kullanılmıştır.

Kelime, tezkirelerde başlıca üç bağlamda kullanılmaktadır. İlk olarak, şairin bir olay, karşılaşma veya ani duygulanma üzerine önceden hazırlanmadan beyit, matla, ferd, rubâî ya da kısa manzume söylemesini belirtir. Bu kullanımda bedîhe, şiirin ortaya çıkış tarzını gösterir. İkinci olarak kelime, şairin hazırcevaplığını, nükte kurma yeteneğini, hızlı kavrayışını ve meclis içindeki söz ustalığını niteleyen bir değerlendirme terimi olarak kullanılır. Bu bağlamda bedîhe, yalnızca şiir söyleme eylemini değil, şairin tabiatındaki söz üretme kabiliyetini de gösterir. Üçüncü olarak ise bedîhe, sohbet, meclis, musâhabet, latife ve şiir yarışması gibi sosyal-edebî ortamlarda şairin performansını görünür kılan bir kavramdır. Bu şiirler halk şiirindeki gibi çoğunlukla karşılıklı atışma biçiminde değil, daha çok bir olay, meclis, karşılaşma, ölüm, hiciv, övgü yahut latife bağlamında ortaya çıkmaktadır. Tezkirelerde irticâl anlam alanında “bi’l-bedâhe, bedîheci, bedîhe-gû, bedâheten, ale’l-fevr” gibi kelimelerin de kullanıldığı; özellikle şairin şiir yeteneğinin değerlendirildiği yerlerde “bedîhe-gû” tabirine başvurulduğu görülmektedir. Bu bakımdan bedîhe, tezkirelerde yalnızca hazırlıksız söylenen şiiri değil, şairin ani durumlar karşısında şiir üretebilme kudretini, hazırcevaplığını ve edebî çevikliğini gösteren bir terim olarak değerlendirilmelidir. Kısaca şairin bir güzelle karşılaşması, bir devlet büyüğünün huzurunda bulunması, kendisine yöneltilen bir söze cevap vermesi, bir olaydan etkilenmesi veya başka bir şairle karşılıklı şiir söylemesi gibi durumlarda bedîhe olarak kaydedilen sözler, onun edebî çevikliğini ve hazır bulunuş hâlini gösterir.

Bedîhe, anlam bakımından irticâl ve bedâheten söyleme ile yakından ilişkilidir. İrticâl, sözün veya şiirin hiçbir hazırlık yapılmadan söylenmesini ifade eder. Bedîhe de çoğu zaman aynı anlam alanı içinde kullanılır. Ancak tezkirelerdeki örnekler dikkate alındığında bedîhe kelimesi, tamamen hazırlıksız söylemenin yanı sıra, çok kısa bir düşünme süresi içinde söylenen beyit, matla, kıt‘a veya latife için de kullanılabilmektedir. Bu yönüyle bedîhe, irticâle yakın fakat ondan biraz daha geniş bir kullanım alanına sahip görünmektedir.

Bedîhe, tezkirelerde hem bir söyleyiş tarzı hem de şairi değerlendirme ölçütü olarak işlev görür. “Bedîhe demek/söylemek” kalıpları genellikle şairin o anda söylediği beyit veya manzumeyi ifade ederken, “bedîhe-gû” ve “bedîhe-gûy” biçimleri bu kabiliyete sahip şairleri niteleyen sıfatlar olarak kullanılır. “Bedîheten” ise eylemin gerçekleşme biçimini gösteren zarf değerindedir. Tezkirelerdeki örnekler dikkate alındığında bedîhe, irticâl ve bedâheten söyleme ile aynı anlam alanında yer almakla birlikte, yalnızca tamamen hazırlıksız söz söylemeyi değil, çok kısa bir düşünme süresi içinde söylenen beyit, matla, kıt‘a veya latifeyi de kapsayabilmektedir. Bu nedenle bedîhe, irticâle yakın fakat ondan daha geniş bağlamlarda kullanılan bir terim görünümündedir. 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Kelime terim anlamıyla Anadolu sahasında ilk kez Sehî Bey'in Heşt Behişt'inde kullanılmıştır. Tezkirelerde bedîhe ve ona bağlı kullanımların toplam sayısı 69’dur. Bedîhe kelimesi ve buna bağlı bedîheten, bedîhe-gû ve bedîhe-gûy biçimleri toplam 69 kez tespit edilmiştir. Bu kullanımların eserlere göre dağılımı şöyledir: Sehî Bey’in Heşt Behişt adlı tezkiresinde bedîhe 1, bedîhe-gûy 1 kez; Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şuarâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ adlı eserinde bedîhe 1, bedîhe-gûy 2, bedîheten 1 kez; Ahdî’nin Gülşen-i Şuarâ adlı tezkiresinde bedîhe 6, bedîheten 2 kez; Âşık Çelebi’nin Meşâ‘irü’ş-şuarâ adlı eserinde bedîhe 16 kez; Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-şuarâ adlı tezkiresinde bedîhe 3 kez; Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l-ahbâr adlı eserinin tezkire kısmında bedîhe 26, bedîhe-gû 2 kez; Riyâzî Mehmed Efendi’nin Riyâzü’ş-şuarâ adlı tezkiresinde bedîhe-gûy 1 kez; Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim’in Tezkiretü’ş-şuarâ adlı eserinde bedîheten 2, bedîhe-gûy 3 kez; Esrar Dede’nin Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye adlı eserinde bedîhe-gû 1 kez; Kafile-i Şuarâ’da ise bedîhe 1 kez kullanılmıştır. Bu dağılım, kelimenin özellikle 16. yüzyıl tezkirelerinde şairlerin irticâlen söz ve şiir söyleme kudretini ifade eden yaygın bir değerlendirme terimi hâline geldiğini, Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’l-ahbâr’ında ise kullanım yoğunluğunun belirgin biçimde arttığını göstermektedir.




Örnekler

Örnek 1:

Bīmār olup mevt zamānında cism-i zerdine baķup bedīhe bu beyti dimişler.

Sarardı cism-i zārum oldı altun
Bizi harçlanmak ister gibi gerdūn (Solmaz, 2018, 110).

Örnek 2:

Hâverî-i Acem adlı şair için:

... vādī-i nazmda bedihe dimege hāzırdur. (Solmaz, 2018, 151).

 

Örnek 3:

Oğlan Şeyh’ün Atmeydanı’nda boynın urduklarında Enverî ile fakir anda bile hazır idüm bedîheten bu matla‘ı söyledi.

Matla şöyledir:

Dil uzatdı sen şeh-i mülk-i cemâle gördiler
Şem‘-i bezm-ârânun ey meh-pâre boynın urdılar (Kılıç, 2018, 166).

Örnek 4: 

Künhü’l-ahbâr’da Nişânî adlı şairin bir beyti verilirken “Bedîhe” başlığı kullanılmıştır:

Bedîhe:

Fazl ehli haylī mu‘teber ü kāmrān imiş
Rüşvet yoġ imiş anda zamān ol zamān imiş (İsen, 2017, Nişânî maddesi).

Örnek 5: 

Burusada peydâ olmış şâ'ir-i bedîhe-gûy nâmı ile kadr u i'tilâ bulmış ya'ni ki Ebu’l-feth-i merhûma karîn ve meclis-i iltifâtına yakîn olup henüz edâsı nâ-puhte vü ham ve güftâr-ı garâbetnümâsı muhtâc-ı ıslâh-ı tâm iken ol sulṭân-ı keremkâr mahz-ı luṭf-ı kereminden mezbûru şâ'ir a'dâdında olmasına rızâ virmiş (İsen, 2017, Mehdî maddesi).




Kaynaklar

Açıkgöz, N. (hzl.) (2017). Riyâzü’ş-Şu’arâ (Tezkiretü’ş-Şu’arâ). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Canım, R. (hzl.) (2018). Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Erdoğan, K. ve Uludüz, E. O. (2019). “İrtical Kavramı ve Şu‘arâ Tezkirelerine Göre İrticalen Şiir Söyleyen Şairler”. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 66, 1-25.

Genç, İ. (hzl.) (2000). Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

İpekten, H.; Kut, G.; İsen, M.; Ayan, H. ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Heşt Bihişt. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Kutlar Oğuz, F. S.; Koncu, H. ve Çakır, M. (hzl.) (2017). Kafile-i Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Olgun, T. (1973). Edebiyat Lügati. Kemâl Edib Kürkçüoğlu (hzl.). İstanbul: Enderun Kitabevi.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Gülşen-i Şuʿarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-Şu’arâ). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü.

Şemseddin Sâmî. Gündoğdu, R.; Önal, E. F. ve Adıgüzel, N. (drl.) (2017). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İdeal Kültür Yayıncılık.

Arab Dictionary. https://www.arabdict.com 

Kubbealtı Lugati. https://lugatim.com

Vajehyab. https://vajehyab.com




Yazım Tarihi:
13/10/2026
logo-img