* Şiirin veya şairin tasavvufi nitelikte olduğunu, sufiyane hâllerden bahsettiğini belirten terim.
Baba kelimesine Farsça benzerlik ve tarz belirten -âne ekinin gelmesiyle oluşan babayâne, “babaca, bir büyüğe yakışır şekilde; dervişçe, kalenderce” (Ayverdi, 2011, s. 253) anlamlarındadır. Tasavvuf büyükleri, tekke şeyhleri için de “baba” tabiri kullanılır: “Tasavvufta, süluk yoluna giren, nefsini yenmiş, topluma yararlı hâle gelmiş, yani nefsinde ölmüş, ruhunda dirilmiş kişiye baba denir. Bir sufinin mürşidi onun manevi babasıdır. Bu tabir özellikle Bektaşi şeyhlerinin büyükleri için unvan olarak kullanılmıştır.” (Cebecioğlu, 2014, s. 61). Ahmed Vefik Paşa’nın “babayâne” için verdiği “şeyhâne, pîrâne-reftâr, vakûrâne” (Toparlı, 2000, s. 33) anlamları da bu tabirin Osmanlı Türkçesindeki genel kullanımını belirtir.
Babayâne ifadesi bir edebî değerlendirme terimi olarak şiirle ilgili kullanıldığında söz konusu şiirin tasavvufi nitelikte, insan-ı kâmil olma yolundaki hâllerden bahseden bir üslup ve muhtevaya sahip olduğunu belirtir. Şairi nitelediği durumda ise söz konusu şairin tasavvufi derinliğe sahip birine has, vakur bir tavrı taşıdığına işaret eder.
Şiir tarzını ifade eden “babâyâne” tabiri Türkçe şair tezkireleri içinde ilk kez Latîfî’nin eserinde görülür. Latîfî tasavvufi çevredeki bir menkıbesini naklettiği Kemâl Ümmî’nin (Canım, 2018, s. 453) babayâne beyitleri ve dervişane sözleri olduğunu söyler (Örnek 1). Devamında verilen “dervişâne” şiir örneği de (Örnek 1) “babayâne” beyitlerin tasavvufi niteliğini göstermektedir. Aynı bölümde anlatılan menkıbede Sultan Şücâ Dede’den Baba Sultan diye bahsedilmesi (Canım, 2018, s. 453) “baba” tabirinin tasavvuf büyüklerine hürmeten kullanılışına yine güzel bir örnektir.
Kınalızâde Hasan Çelebi, Rızâyî'nin “babayâne” şiirleri ve “muhakkıkâne” sözleri (Örnek 2); Sırrî'nin ise babayâne şiirleri ve hâl-engîz beyitleri (Örnek 3) olduğunu söyler. Hasan Çelebi, Rızâyî'nin şiirini “babayane” ve “muhakkıkane” olarak nitelediği hâlde ondan verdiği şiir örneklerinin genellikle aşıkane beyitler olması, bu örneklerin söz konusu hükümden bağımsız olduğunu düşündürür.Son beyitteki “girdâb-ı hayret” ifadesi ise beyti tasavvufi ve dolayısıyla “babayane” niteliğe yaklaştıran bir örnek olarak düşünülebilir (Örnek-2). Hakeza, Sırrî'den verilen şiir örnekleri de (Sungurhan, 2017, s. 435-436) genellikle sevgilinin güzelliğini öven aşıkane beyitlerdir. Son iki beyti hariç tutarsak Hasan Çelebi'nin bunları tasavvufi nitelikli ”babayâne"den ziyade "hâl-engîz" beyti örneklendirmek gayesiyle seçtiği düşünülebilir. Bir yandan da her iki örnekten yola çıkarak Hasan Çelebi'de "babayane"liğin tasavvufi beyitlerin yanında aşkın ve ayrılığın hâllerini anlatan, hâl açısından zengin (hâl-engîz) ve hakikat arayışındaki (muhakkıkâne) sözler için genel bir ifade olarak da kullanıldığı düşünülebilir. Hasan Çelebi'nin Sırrî'den verdiği son iki beyit ise “babayâne”nin tasavvufi sözlük anlamına örnek olabilecek nitelikte olup kalp temizliğini ve gönül zenginliğini anlatır (Örnek 3).
Gelibolulu Âlî de -tıpkı Latîfî gibi- babayâne tabirini Kemâl Ümmî’nin şiirini nitelerken kullanır (Örnek 4). Şairin sözlerinin ekserisinin dünyanın geçiciliğini anlatan şiirler olması “babayâne” tabirinin tasavvufla ilgisini gösterir. Zaten “babayâne”nin yanında “dervîşâne” sıfatının kullanılması da “babayâne”nin tasavvufi bilgeliği ve irfanı yansıtan şiirlerin niteleyicisi olduğunu bir kez daha belirginleştirir.
XVIII. yüzyılın önde gelen tezkire müelliflerinden Sâlim Efendi ise Tezkiretü’ş-Şuarâ’sında ise “babayâne” tabirini iki kez kullanır. Ancak bunlar şiiri nitelemezler. Tâib-i Diger’in atının eyer takımının babayane ve haydari olarak nitelenmesi, onun azade tavırlı derviş meşrebini anlatan bir betimleme ifadesi olmuştur: “Dervîş-meşreb bir mîr ve ol kadar bî-kayd u âzâde bir dilîr idi kim rahş-suvâr-ı azîmet olup bir canibe hareket etmek lâzım gelse esb-i sabâ-reftârına babayâne bir raht urup […]” (İnce, 2018, s. 149). Sâlim, Kâmî-i Diğer maddesinde ise babayâne tabirini şairin tavrını nitelemek için kullanır (Örnek 5). Sâlim’in bu ifadeleri önceki örneklerde şiiri nitelediğini gördüğümüz “babayâne”nin bir şairin tarzını ve tavrını niteleyen tek örnek olması yönüyle değerlidir. “Babayâne”nin ”şeyhâne" ile birlikte kullanılamsı da onun tasavvufi anlam alanına ait bir tabir olduğunu bir kez daha göz önüne koyar.
Sonuç olarak tezkirelerde bir edebi değerlendirme ifadesi olarak "babayâne" tabirinin tasavvufi eda ve muhtevaya sahip şiirleri nitelediği söylenebilir. Bunun yanında şairin hayatı yaşayış tarzını, başka bir ifadeyle meşrebini “babayâne” olarak niteleyen bir örnek de mevcuttur. Kınalızade Hasan Çelebi'nin verdiği örneklerdeki çeşitlilik ise babayâne ifadesini beşeri hâlleri, aşk ve ayrılıktan doğan hüzünleri anlatan şiirlerle de ilişkilendirme hususunda dikkat çekici bir kapı açar.
Babayâne tabiri tezkire yazarlarınca sık kullanılan terimler arasında değildir. Latîfî 1 kez, Kınalızade Hasan Çelebi 2 kez, Gelibolulu Âlî 1 kez, Sâlim 2 kez babayâne ifadesine tezkirlerinde yer vermişlerdir.
Örnek 1:
Fenâya müte'allık babayâne ebyâtı ve dervîşâne kelimâtı vardur. Müddet-i ‘ömr-i fânî serî'u'l-fenâ ve kalîlü'l-bekâ olup bu ribât-gehin ve güzer-gâh-ı hazm-ı bî-sürûdın dâr-ı ‘ubûr ve cisr-i mürûr oldugı beyânında anun ebyâtından anı inbâ ve inhâ ve i’lâm ider dervîşâne kelimâtındandur. Şi'r ber-vech-i mev'ıze.
Bu hân içre nice cân kondı göçdi
Bu tahta nice Sultân kondı göçdi
Bu dünyâ köhne bir kârbân-serâdur
Ki nice nice kârvân kondı göçdi
Bu dünyâ tekyesinde bir konuksun
Ki bunda nice mihmân kondı göçdi
Kamusı ağlayurak geldi gitdi
Eyit kankısı handân kondı göçdi
Bulımadı ecel zehrine tiryâk
Bu şehre nice Lokmân kondı göçdi (Canım, 2018, s. 454).
Örnek 2:
Babayâne eş’ârı ve muhakkıkâne güftârı vardur. Bu eş’âr mezbûrundur.
Şi'r : Kaşlarunla nâme-i hüsnün ‘aceb ‘unvânı var
Saltanat menşûrıdur tugrâ-yı ‘âlî-şânı var
Velehû : Beni hicr odına yakdun cihânsuz oldı âhum âh
Benüm dûd-ı siyâhumdan siyeh-rûz oldı mâhum âh
Velehû : Bize uykuyı harâm itdi ‘aceb vâkı’adur
Ki görinmek dilemez ‘âlem-i rü’yâda dahı
(Diger) : İtmeyen fülk-i dili girdâb-ı hayretden halâs
Rûzgâr eksükligidür rûzgâr eksükligi (Sungurhan, 2017, s. 387).
Örnek 3:
Babayâne kelimâtı ve hâl-engîz ebyâtı vardur. Bu mecelle-i cemîleyi tertîb ü tezyîn içün bu eş’âr-ı bî-nazîr ü karîni tahrîr olındı.
Şi'r : Ne hâlüm anmaga kudret ne sabra tâkat var
Efendi hâl mükedder ziyâde hayret var
(Diger) : Âdemler öldürür gözün ey şûh-ı şîvekâr
Dirlerse vechi var sana şehbâz-ı cân-şikâr
[…]
Velehû : Pâkdur âyîneveş jeng-i hasedden sînemüz
Cilvegâh-ı şâhid-i maksûddur âyînemüz
Biz ma’ârif kânıyuz noksân-pezîr olmak degül
Harc ile ısrâf ile artar bizüm gencînemüz" (Sungurhan, 2017, s. 434-436).
Örnek 4:
Ebyâtı dervîşâne nazm-ı vâridâtı babayâne bir sâlik imiş. Ekser-i kelimâtı ‘âlemün hudûs u fenâsına müte‘allık olan hâlât ile vârid olmışdur (İsen, 2017, s. 45).
Örnek 5:
Ekser evkâtı ders ile güzâr eder perhîzkâr fikri çok harcı az ‘âkıbet-endîş bir merd-i rûzgâr olup etvârı şeyhâne ve reftârı babayâne idi (İnce, 2018, s. 382).
Ayverdi, İ. (2011). Misalli Büyük Türkçe Sözlük (3 cilt) -Kubbealtı Lugatı-. İstanbul: Kubbealtı İktisadi İşletmesi.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî - Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Cebecioğlu, Ethem (2014). Tasavvuf terimleri ve deyimleri sözlüğü. Otto Yayınları.
İnce, A. (hzl.) (2018). Mirzâ-zâde Mehmed Sâlim Efendi - Tezkiretü’ş-Şu‘arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
İsen, M. (hzl.) (2017). Gelibolulu Mustafa Âlî - Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi - Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Toparlı, Recep (hzl.) (2000). Ahmet Vefik Paşa - Lehçe-i Osmânî, Ankara: TDK Yayınları.