âteş-bâr, âteşîn, âteş-rîz, âteş-te’sîr
* Sözlüklerde “ateş saçan, ateşli, ateş döken, ateş etkili” anlamlarına gelen ve tezkirelerde heyecan, coşku, elem duygusunu okuyucuya hissettiren bir üslupla kaleme alınmış şiir, söz, beyit için genellikle olumlu anlamda kullanılan terimler.
Süryaniceden Farsçaya oradan da Türkçeye geçen âteş kelimesi “maddelerin tutuşup yanması ile beliren ışık”, “maddelerin yandıktan sonraki sıcak ve kırmızı durumu” şeklinde verilen temel anlamının yanında pek çok yan ve mecaz anlamlara sahiptir. Bunun yanında bazı kelimelerin başına gelerek Farsça birleşik sıfatlar yapar ve bu sıfatlara ateşin çeşitli anlamlarından birini katar. Kelimenin bu çerçevede “âteş-bâr, âteş-bâz, âteş-efrûz, âteş-efşân, âteş-engîz, âteş-hîz, âteş-nisâr, âteş-rîz, âteş-zen, âteş-te’sîr; âteşîn, âteş-nâk; âteş-gâh, âteş-gede, âteş-zâr şeklinde çok çeşitli kullanımları söz konusudur (Ayverdi, 2006, s. 200-202).
âteş-bâr: Farsça âteş kelimesi ile bârîden (yağmak, yağdırmak) mastarının muzari gövdesi “-bâr”dan oluşan “ateş yağdıran, ateş saçan; yakıcı, kızgın” anlamlarında birleşik sıfat (Ayverdi, 2006, s. 201).
âteşîn: Farsça âteş ve “-în” (-lı/li) yapım ekiyle türetilmiş “ateşli; ateş gibi yakıcı, ışıklı; parlak; coşkun, heyecanlı” anlamlarına gelen türemiş kelime (Ayverdi, 2006, s. 203).
Sözlüklerde âteş-bâr ve âteşîn kelimeleri yer alsa da birleşik sıfat yapısındaki “âteş-rîz” ve “âteş-te’sîr” kelimelerine doğrudan yer verilmediği görülür.
âteş-rîz: Farsça âteş kelimesi ile rîhten (dökmek) mastarının muzari gövdesi “-rîz”den (döken, akan, saçan) (Devellioğlu, 2012, s. 1046) oluşan “ateş döken, ateş akıtan; coşkun, heyecanlı” anlamlarında kullanılan birleşik sıfat.
âteş-te’sîr: Farsça âteş kelimesi ile Arapça eser kelimesinden tef’îl vezninde türetilmiş “alâmet, nişan bırakma; işleme, dokunma, içe işleme” (Devellioğlu, 2012, s. 1271) anlamlarına gelen te’sîr kelimesi ile oluşan “ateş etkili, ateş tesiri veren; çok etkili” anlamlarında birleşik sıfat.
Farsça sözlüklerde ateş ve bu kelimeden hareketle oluşturulmuş çok sayıda türemiş ve birleşik yapılı kelime ve kalıp söz bulunmaktadır. Tietze, “âteş-bâr” kelimesine [âtiş ‘âteş’ ve bâr ‘yağdıran’] “ateş yağdıran” (2016, s. 477); Steingass, “ateş yağdıran, alevli; ateş kilidi; çıra kutusu” (1998, s. 13); Dihhuda, “ateş döken (1998, s. 68); Kanar, “topçu taburu, top tüfek, çakmak, ateş döken, ateş yakan” (2016, s. 20) karşılıklarını vermiştir. Tietze, “âteşîn” kelimesine [âtiş 'âteş' ve isimden sıfat yapan -în eki] “ateşli, ateş saçan” (s. 477); Afîfî, “çok özleyenden kinaye” (1391, s. 54); Steingass, “yakıcı” (s. 14); Kanar, “ateşli, öfkeli, hararetli, ateş rengi, sert” (2016, s. 22) karşılıklarını vermiştir. Steingass, “âteş-rîz” kelimesine “ateş saçan, yakıcı” (s. 14); Dihhuda, “ateşten, ateşe ait olan” (s. 71) anlamını vermiştir.
âteş-bâr, âteşîn, âteş-rîz, âteş-te’sîr, okuyucuya şiirdeki duygu ve hâlin sıcaklığını, heyecanını, elemini hissettiren ve metindeki incelik taşıyan duygu ve hâli etkileyici, âdeta ateşin dış dünyadaki yakıcı etkisi gibi insanın iç dünyasına yönelik yakıcı bir üslupla anlatan şiirler için olumlu anlamda kullanılırlar (Kaplan, 2018, s. 162).
Mecaz anlam ifade eden “âteş-bâr, âteşîn, âteş-rîz, âteş-te’sîr” kelimelerinin, tezkirelerde ve divanlarda gazellerin makta beyitlerinde ”beyit, şairlik tabiatı, söz, şiir" gibi unsurları nitelerken “etkileyici, tesirli, duyguları bütün sıcaklığıyla yansıtan, coşkulu” anlamlarında terimleştiği söylenebilir.
Latîfî, Şem‘î’nin şiirlerinden örnek vermeden önce “Bu birkaç metâli-i matbû‘a anun eş‘ârından ve cümle-i güftâr-ı âteş-bârından ve ebyât-ı dür-feşân ve eş‘âr-ı güher-nisârındandur.” (Canım, 2018, s. 305). şeklinde bir açıklama yapmıştır (Örnek 1). Beyitte somut olarak ateş ve mum mazmunu olduğundan şair, aşk yolunun yakıcılığına göndermede bulunmaktadır. Yakıcı ibarelerin yer aldığı beyitte, aşk yolunun yakıcı bir yol olduğu ve bu yolda yanmanın âşığa aşk yolunu gösteren parlak bir bir delil olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Latîfî, güftâr-ı âteş-bâr terkibiyle aşk yolunda çekilen çileleri, insanın iç dünyasında yakıcı etkisi olan hâlleri etkileyici bir üslûpla ifade eden şiir üslubunu göstermek için kullanmıştır (Kaplan, 2018, s. 161).
Ahdî; Yümnî, Bedrî, Zâtî, Nihânî ve Nâlişî’den bahsederken şairlik tabiatı ve şiirler için “âteş-bâr” terimini kullanır (Solmaz, 2005). Yümnî Bey’in şairlik tabiatı için tab’-ı âteş-bâr (s.182), Bedrî Çelebi’nin şiirleri için eş’âr-ı âteş-bâr (s. 232), Zâtî’nin sözleri için güftâr-ı âteş-bâr (s.304), Nihânî’nin beyitleri için beyt-i âteş-bâr (s. 561), Nâlişî’nin iki matlaı için matla’-ı âteş-bâr (s. 564) terkiplerini kullanır. Yümnî’nin İstanbul’da pek çok evi harabeye çeviren yangın dolayısıyla düştüğü tarihten bahsedilirken onun şairlik tabiatını ifade etmek için kullanılan tab’-ı âteş-bâr terkibi Yümnî’nin bu dehşetli hadise karşısındaki şairane tepkisini ifade etmektedir (Örnek 2). Nâlişî dışındaki şairlerden bahsedilirken bu terkiplerle beraber tezat oluşturan âb-dâr teriminin kullanılması dikkat çekmektedir. Yine örnek olarak verilen şiirlerde “yanmak, âh, dûd, sirişk” sözcüklerinin yoğun kullanımı da Ahdî’nin bu terkiple şiirlerdeki ateş mazmununa göndermede bulunduğunu göstermektedir (Solmaz, 2009, s. 241-242).
Hasan Çelebi, Şem’î’yi tasvir ederken birkaç cümle boyunca “çerâg, rûşen, şu’le, sûz u güdâz, şem, nûr, rûşen, sûznâk, âteş, sûzân u giryân” göstergelerini sıkça kullanır. Bu cümleler ve ikinci cümlede geçen şu’le-i eş’âr-ı âteş-bârı hırmen-i sûz-ı sıgâr u kibâr ifadesi hem Şem’î’nin mahlasına hem de şiirlerindeki etkileyiciliğe göndermede bulunmaktadır (Sungurhan-Eyduran, 2009, s. 431). Hasan Çelebi, şairin ateş yağdıran şiir kıvılcımlarının küçük ve büyük herkesin harmanlarını yaktığı ifadesiyle Şem’î’nin etkili üslubuyla ıstırabını okuyucularına aktarıp onları derinden etkilediğini dile getirmektedir (Örnek 3).
Latîfî, Şem‘î’nin şiirlerinden bahsederken “rengîn ve âteşîn ebyâtı çokdur” der ve devamında eş‘âr-ı âteşîni cihet-i sûz u güdâzda okuyanlarun zebânın fitîle-i şem‘ gibi yakar (Canım, 2000, s. 304). Burada, Şem‘î’nin âteşîn beyitlerinin çok olduğu ve bu âteşîn beyitlerin yakıcılık yönüyle okuyanların dilini mumun ipi gibi yaktığı ifade edilmiştir. Dolayısıyla eş‘âr-ı âteşîn terkibi ile yakıcılık yönü yüksek, okuyanın iç dünyasını ateş gibi yakıp eriten şiir kastedilmiştir (Kaplan, 2018, s. 161) (Örnek 4).
Güftî, “âteşîn” kelimesini kendi eseri için “âteşîn hayâl-i eser” şeklinde sıfat olarak kullanır (Yılmaz, 2019, s. 11). İzzetî Çelebi’nin şiirinden bahsederken iki yerde “âteşîn-libâs” (s. 120), Mevlânâ Fâ’izî’nin şiirlerinde mazmundan bahsederken “âteşîn-me’âl” (s. 143), Fethî-i Sofyavî’nin şiiri için “şi’r-i âteşîn-meşreb” (s.141), Abdî’nin şiiri için “şi’r-i âteşîn-harf” (s. 126), İshak Tâli’î Çelebi’nin şiiri için de “şi’r-i âteşîn-îrâd” (s. 115) ibarelerini kullanır. Bütün bu kullanımlarda yapı veya anlamın etkileyici gücü ve tesiri vurgulanmaktadır. Güftî, olumsuz değerlendirmelerde bulunduğu Bezmî için “Boş şeyler için uğraşan yaratılışı, âteşîn-nüktelerin elbisesini yontar” der (s.38), Haylî’nin garip nazmı için de “âteşîn-rakam” (s. 56) ibaresini kullanır. Çok belirgin olmasa da Güftî burada şiirin çekiciliğinden ziyade iticiliğinden âdeta okuyanı yakan bir özellikte olduğundan bahsetmiştir (Örnek 5)
Latîfî, Şeyhî’nin “Kıssa-i Hüsrev”ini değerlendirdiği bölümde eserin beyitleri hakkında “ol feyz-bahş u hâlet-engîz ü mev‘ızet-me’âl ü âteş-rîz mutasavvıfâne ebyât” şeklinde âteş-rîz tabirini de kullanır (Canım, 2000, s. 311). Olumlu vasıflarla anılan beyitlerin bir özelliği de âteş-rîz olmasıdır (Örnek 6). Bu ibare ile bahsi geçen şiirlerin okuyanda derin tesir bırakan, anlatılan duygu ve hâlin sıcaklık ve heyecanını yansıtan özellikte olduğu ifade edilmeye çalışılmaktadır (Kaplan, 2018, s. 162 ).
Latîfî, Mevlânâ Hamdî Çelebî’nin Kıssa-i Yûsuf’undan bahsederken kelâm-ı âteş-te’sîr (Canım, 2018, s. 199) ibaresini kullanır. Sûzî’nin şiirleri şi‘r-i âteş-te’sîr-i sûz-nâk (s.280). Mevlânâ Şem‘î’nin şiirleri güftâr-ı âteş-te’sîr (s. 304) (Örnek 4), Vasfî’nin şiirleri “eşʿâr-ı âbdâr-ı âteş-te’sîr” (s.552) özelliği taşır. Dolayısıyla ateş-tesir şiirler, ateş gibi yakıcı bir etkiye sahip, okuyucuda ıstırap hissi uyandıran, dert ve elemin insanın iç dünyasındaki yakıcılığını hissettiren özellikteki şiirlerdir (Kaplan, 2018, s. 162).
Divanlarda “âteş-bâr” ve “âteşîn” kelimelerinin terim anlamıyla makta beyitlerinde bir niteleme sıfatı olarak nazım, şiir, nükte, kelam, söz gibi kelimelerle kullanıldığı görülür. Şeyh Gâlib’in “Gâlib sözüm âteşîndir hep/Hâmem bana hem-zebân-ı dildir” (Gürer, 1993, s. 416), Hayretî’nin “Mülk-i dilde âteşüm üstine âteşler yakan/Oda yansun Hayretî eş'âr-ı âteş-bâr imiş” (Çavuşoğlu-Tanyeri, 2023, s. 157) beyitlerinde görüldüğü üzere kelimenin “güçlü, etkili ve tesirli” anlamları göz önünde bulundurulmuştur.
Âteş-bâr, âteşîn, âteş-rîz ve âteş-te’sîr kelimeleri divan ve tezkirelerde daha çok, “âh, şemşîr, ebr, rûy” gibi çeşitli kelimeleri nitelemek amacıyla sıfat olarak kullanılmıştır. “âteş-bâr, âteş-rîz, âteş-te’sîr” kelimeleri 18. yy. tezkirelerinde yer almaz (Polat, 2023, s. 21).
Terim anlamıyla “âteş-bâr” kelimesi Ahdî’de 5, Hasan Çelebi’de 1, Latîfî’de 1; “âteşîn” kelimesi Güftî’de 9, Latîfî’de 2; “âteş-rîz” kelimesi Latîfî’de 1; “âteş-te’sîr” kelimesi Latîfî’de 3 defa kullanılmıştır.
Örnek 1:
Egerçi nazm-ı âbdâr-ı revân-bahşı selâset-i elfâzda âb-ı revân gibi akar ammâ eşʿâr-ı âteşîni cihet-i sûz u güdâzda okuyanlarun zebânın fitîle-i şemʿ gibi yakar. Meger ki cihet-i sûz-ı çerâğı sûz-ı Ḫusrevden yakar. Bu birkaç metâliʿ-i matbûʿa anun eşʿârından ve cümle-i güftâr-ı âteş-bârından ve ebyât-ı dür-feşân u eşʿâr-ı güher-nisârındandur. Matlaʿ:
Şemʿun ki yandı cismi serâser fitîl ile
Gösterdi râh-ı ʿaşkunı rûşen delîl ile (Canım, 2018, s. 305)
Örnek 2:
Yümnî Beg: Sene sebʿîn ve tisʿâ mi’ede şehr-i İstanbûl’da vâkıʿ olan Ağustos zamânında berk ü bârân u seyl-i firâvân gelüp nice nice maʿmûr evleri virân itdükde bu târîh-i âbdârı tabʿ-ı âteş-bârdan zuhûra getirüp ketb itmiş (Solmaz, 2005, s. 182).
Örnek 3:
Şem’î: Üsküb yanında olan kasaba-i Prizrindendür. Çerâg-ı efrûz-ı bezm-i şu’arâ-rûşeni bahş-ı encümen-i bülegâ çerb-zebân rûşen-beyân bir şâ’ir-i belâgat-’unvândur ki şu’le-i eş’âr-ı âteş-bârı hırmen-i sûz-ı sıgâr u kibâr ve kelimât-ı şevk-simâtun sûz u güdâzı şu’le-i şem’-i pür-nûr gibi nezdik ü dûr yanında rûşen ü âşkârdur. Eş’âr-ı sûznâkı ‘âşıkâne her beyti gûyâ âteş-i ‘ışkdan bir zebânedür. Şem’dâr zerd ü nizâr olup encümen-i pîr ü cevânda dem’-i âteş-nişânı cereyân idüp zâhirde handân hakîkatde sûzân u giryân olmak münâsebeti ile kendüyi şem’e nisbet itmiş idi (Sungurhan-Eyduran, 2009, s. 431).
Örnek 4:
Elfâz u edâsı dahi gâyetde rûşen ü pâk ve güftâr-ı âteş-teʿsîri nihâyetde sûz-nâk ü derdmendânedür. Eşʿârınun sûz u selâsetine vechen mine’l-vücûh söz yokdur ve şi‘r-i pür-sûzunun âşıkâne ve müstemandâne rengîn ve âteşîn ebyâtı çokdur. Egerçi nazm-ı âb-dâr-ı revân-bahşı selâset-i elfâzda âb-ı revân gibi akar ammâ eş‘âr-ı âteşîni cihet-i sûz u güdâzda okuyanlarun zebânın fitîle-i şem‘ gibi yakar (Canım, 2018, s. 304).
Örnek 5:
Bü’l-ʿaceb nazmı âteşîn-rakam
Ki ola hâṣiyetde böyle ʿalem
Habbezâ Güftî-i şakâ-muʿtâd
Besdür itdün şakâyı pîş-nihâd
Hâfızî ʿillet-i şaka itdün
Metn-i tahkîk-i mâcerâ itdün
Vasf-ı dîger gibi idüp tavsîf
Râst-gûyâne itmedün taʿrîf
Meclis-ârâlığın idüp îrâd
İtmedün dâğ-ı sîneyi taʿdâd (Yılmaz, 2019, s. 56)
Örnek 6:
Fe-keyfe ki ol feyz-bahş u hâlet-engîz ü mev‘ızet-me’âl ü âteş-rîz mutasavvıfâne ebyât ve meşâyıhane mevâ‘ızât her biri âdeme gınâ ve fenâ virür kelimât ki mumâ-ileyhin kitâb-ı müstetâbındadur mesnevî-guyân-ı Rûm’dan birinün nazmında vâki‘ olmamışdur (Canım, 2018, s. 311-312).
Afîfî, R. (1391). Ferheng-nâme-i Şi’rî. C. I. Tahran.
Ayverdi, İ. (2006). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. C. I. 2. Baskı. İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latifi Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html.
Çavuşoğlu, M. ve Tanyeri M. A. (hzl.) (2023). Hayretî Divânı. e-kitap. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-356054/hayreti-divani.html.
Çetin, M. (2019). 16. Yüzyıl Tezkirelerinden Gülşen-i Şu’arâ’da Eseri Bakımından Şâir (Dil ve Üslup). Yüksek Lisans Tezi. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Devellioğlu, F. (2012). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. 29. Baskı. Ankara: Aydın Kitabevi.
Dihhuda, A. E. (1998). Lugat-nâme. C. I. Tahran: Müessese-i İntişarat ve Çap-ı Danişgah-i Tahran.
Gürer, A. (hzl.) (1993). Şeyh Gâlib Dîvânı (İnceleme-Metin). Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Kanar, M. (2016). Büyük Farsça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Say Yayınları.
Kaplan, F. (2018). Latîfî Tezkiresi’nde Edebî Eleştiri Terimleri ve Edebiyat Eleştirisi. Doktora Tezi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Polat, K. (2023). XVIII. Yüzyıl Tezkirelerinde Edebiyat Eleştirisi. Doktora Tezi. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü.
Solmaz, S. (hzl.) (2009). Gülşen-i Şu’arâ (Bağdatlı Ahdî). e-kitap. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html.
Steingass, F. (1998). Persian-English Dictionary. Beyrut: Librairie du Liban.
Tietze, A. (2016). Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati. C. I. Ankara: TÜBA.
Yılmaz, K. (hzl.) (2019). Güftî Teşrifâtü’ş-şu’arâ. e-kitap. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html.